Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
‘Eserleri Sözlerinin Ötesinde Bir Eğitimci Sıtkı Alp’in Kaleminden’
Özel Arı Eğitim Kurumları ve Sıtkı Alp Eğitim Vakfının Kurucusu, Çankaya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Sıtkı Alp’in 80 yıllık yaşamından ve yarım asrı aşan meslek hayatından kesitler sunulan “Eserleri Sözlerinin Ötesinde Bir Eğitimci Sıtkı Alp’in Kaleminden” kitabı yayınlandı.
Özel Arı Eğitim Kurumlarının 50, Özel Arı Okullarının 35. yılının kutlandığı bu özel senede çıkan kitabın lansmanı Özel Arı Okulları tarafından 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde düzenlenen “35. Yıl Öğretmenler Günü Balosu”nda yapıldı.
Öğrencileri, öğretmenleri ve tüm eğitimcileri bir eğitim tarihi yolculuğuna çıkaracak olan bu kitap, yarım asrı aşan bir sürede eğitimde iz bırakacak çalışmalara imza atan Alp’in yalnızca yaşam öyküsünü değil, aynı zamanda inandığı eğitim felsefesini, vizyon ve misyonunu, yaşama bakış açısı ile eğitim sisteminde değer verilmesi gerekenleri de anlatıyor. Ve onun eğitim felsefesini, değerlerini ve öngörülerini yeni nesillere aktarmada önemli bir kaynak niteliği taşıyor.
Ömrünü eğitime adayan, eğitimden kazandığını her zaman eğitime harcayan Sıtkı Alp’in yaşamı aslında tam bir ‘girişimcilik’ örneği… 1969 yılında Kızılay Selanik Caddesi’nde bir salon, 3 odalı dairede Arı Dershanesini kurarak eğitim sektörüne adım atan eğitim çınarı Alp, 1984’te Arı Anadolu Lisesi, 1985’te Arı İlkokulu, 1991’de Arı Fen Lisesi, 1997’de Çankaya Üniversitesini, 2000’de ise Arı Önokulu açtı. Büyümenin etkisiyle Kızılay’da başlanılan eğitim yolculuğu, şu an 100. Yıl ve Eskişehir Yolu 29. Km’deki kampüslerde sürdürülüyor.
58 yıllık eğitim hayatında önokuldan üniversiteye kadar binlerce öğrencinin hayatına dokunan Alp’in kaleme aldığı kitabın editörlüğünü, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Fatma Türkyılmaz üstlendi.
Kitap yedi bölümden oluşuyor. Kitabı oluşturan bölümler ise şunlar: “Yaşam Öyküm”, “Eğitim Kurumlarının Vizyonu-Misyonu”, “Yaşamımdaki En Özel Anlarımdan”, “Geleceğe ve Gençlere Dair”, “Ailesinin ve Çevresindekilerin Gözünden Sıtkı Alp”, “Erzurum Şenkaya Anadolu Lisesi Tarafından 2013 Yılında Yayımlanan ‘Eğitimde Bir Çınar: Sıtkı Alp’ Albümü”, “Basında Sıtkı Alp”.
Ömrünü Türk milletine, Türk gençliğine ve Türk eğitimini geliştirmeye adayan, Atatürk ilke ve devrimlerini içselleştirerek çıktığı uzun, güçlüklerle dolu yolda büyük başarı sağlayan Sıtkı Alp’in otobiyografisi tüm eğitim gönüllüleri için bir rehber niteliği taşıyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
‘Eserleri Sözlerinin Ötesinde Bir Eğitimci Sıtkı Alp’in Kaleminden’
Özel Arı Eğitim Kurumları ve Sıtkı Alp Eğitim Vakfının Kurucusu, Çankaya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Sıtkı Alp’in 80 yıllık yaşamından ve yarım asrı aşan meslek hayatından kesitler sunulan “Eserleri Sözlerinin Ötesinde Bir Eğitimci Sıtkı Alp’in Kaleminden” kitabı yayınlandı.
Özel Arı Eğitim Kurumlarının 50, Özel Arı Okullarının 35. yılının kutlandığı bu özel senede çıkan kitabın lansmanı Özel Arı Okulları tarafından 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde düzenlenen “35. Yıl Öğretmenler Günü Balosu”nda yapıldı.
Öğrencileri, öğretmenleri ve tüm eğitimcileri bir eğitim tarihi yolculuğuna çıkaracak olan bu kitap, yarım asrı aşan bir sürede eğitimde iz bırakacak çalışmalara imza atan Alp’in yalnızca yaşam öyküsünü değil, aynı zamanda inandığı eğitim felsefesini, vizyon ve misyonunu, yaşama bakış açısı ile eğitim sisteminde değer verilmesi gerekenleri de anlatıyor. Ve onun eğitim felsefesini, değerlerini ve öngörülerini yeni nesillere aktarmada önemli bir kaynak niteliği taşıyor.
Ömrünü eğitime adayan, eğitimden kazandığını her zaman eğitime harcayan Sıtkı Alp’in yaşamı aslında tam bir ‘girişimcilik’ örneği… 1969 yılında Kızılay Selanik Caddesi’nde bir salon, 3 odalı dairede Arı Dershanesini kurarak eğitim sektörüne adım atan eğitim çınarı Alp, 1984’te Arı Anadolu Lisesi, 1985’te Arı İlkokulu, 1991’de Arı Fen Lisesi, 1997’de Çankaya Üniversitesini, 2000’de ise Arı Önokulu açtı. Büyümenin etkisiyle Kızılay’da başlanılan eğitim yolculuğu, şu an 100. Yıl ve Eskişehir Yolu 29. Km’deki kampüslerde sürdürülüyor.
58 yıllık eğitim hayatında önokuldan üniversiteye kadar binlerce öğrencinin hayatına dokunan Alp’in kaleme aldığı kitabın editörlüğünü, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Fatma Türkyılmaz üstlendi.
Kitap yedi bölümden oluşuyor. Kitabı oluşturan bölümler ise şunlar: “Yaşam Öyküm”, “Eğitim Kurumlarının Vizyonu-Misyonu”, “Yaşamımdaki En Özel Anlarımdan”, “Geleceğe ve Gençlere Dair”, “Ailesinin ve Çevresindekilerin Gözünden Sıtkı Alp”, “Erzurum Şenkaya Anadolu Lisesi Tarafından 2013 Yılında Yayımlanan ‘Eğitimde Bir Çınar: Sıtkı Alp’ Albümü”, “Basında Sıtkı Alp”.
Ömrünü Türk milletine, Türk gençliğine ve Türk eğitimini geliştirmeye adayan, Atatürk ilke ve devrimlerini içselleştirerek çıktığı uzun, güçlüklerle dolu yolda büyük başarı sağlayan Sıtkı Alp’in otobiyografisi tüm eğitim gönüllüleri için bir rehber niteliği taşıyor.
Son Güncelleme: Cuma, 21 Aralık 2018 12:45
Gösterim: 1957
Türkiye Vodafone Vakfı’nın Türkiye’nin dört bir yanında yürüttüğü “Yarını Kodlayanlar” projesi katılımcılarından, Adana Vakıfbank Ortaokulu öğrencilerinin oluşturduğu “XSun Team” takımı, Çin’de düzenlenen MakeX Robotik Yarışması 2018 Dünya Finali’nde dünya üçüncüsü oldu.
QTürkiye Vodafone Vakfı, Habitat Derneği işbirliği ile hayata geçirdiği “Yarını Kodlayanlar” projesiyle genç nesilleri dijital geleceğe hazırlamaya devam ediyor. Proje kapsamında Adana’da düzenlenen kodlama eğitimine ve çocuk hackathon’una katılan Adana Vakıfbank Ortaokulu öğrencilerinin oluşturduğu “XSun Team” takımı, Türkiye Vodafone Vakfı ve Habitat Derneği'nin desteğiyle gittiği Çin’den ödülle döndü. Takım koçluğunu Abdurrahman Gündeşlioğlu ve Muhammet Yılmaz’ın yaptığı, Onur Ata Özyiğit ve Deniz Gündeşlioğlu’ndan oluşan “XSun Team”, 20 ülkeden 350 takımın katıldığı MakeX Robotik Yarışması 2018 Dünya Finali’nde 56 takımın yarıştığı “Junior High School” kategorisinde dünya üçüncüsü oldu. Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, şunları söyledi: “Teknoloji üretebilmek için dijital dünyanın dili olarak kabul edilen kodlamayı öğrenmek gerekiyor. Kodlama eğitimlerimizde çocuklarımız, programlama hakkında fikir sahibi oluyor, yaratıcılıklarını ortaya çıkaracak çalışmalar yapıyor, kendi hayal dünyalarını oluşturuyor, kendi oyunlarını üretebiliyorlar. Onlara yenilikçi düşünmenin kapılarını açıyoruz. Projemizi iki yıldır başarıyla sürdürüyoruz. Bu süreçte 12 bini aşkın çocuğa kodlama öğrettik. Yeni dönemde hedefimiz, 20 bin çocuğa daha ulaşmak. Bu hedefle, ‘Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı’ ile yola çıktık. Köy köy, kasaba kasaba dolaşarak mümkün olduğunca çok sayıda çocuğumuza ulaşmak istiyoruz. Bir yandan da projemizin meyve vermeye başladığını görmekten mutluluk duyuyoruz. Proje katılımcılarımızdan, Adana Vakıfbank Ortaokulu öğrencilerinin oluşturduğu ‘XSun Team’ takımı, Çin’de 20 ülkeden 350 takımın katılımıyla düzenlenen MakeX Robotik Yarışması 2018 Dünya Finali’nde kendi kategorisinde dünya üçüncüsü olarak bize büyük bir gurur yaşattı. Kendilerini kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.”
Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır, şöyle konuştu: “‘Yarını Kodlayanlar’ ile bilişim odaklı dönüşümümüzü çocuklar aracılığıyla gerçekleştirmek istiyoruz. Kodlama bilmek artık okuma yazma bilmek kadar önemli. Bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kodlamanın ders olarak yer almamasının önündeki en büyük engel, bunu verecek yetişmiş insan gücünün olmaması. Bunun için biz de projemiz kapsamında gençleri eğitiyoruz ve onlar da aldıkları eğitimi çocuklara ulaştırıyorlar. Yola çıkan ‘Yarını Kodlayanlar Kodlama Eğitim Tırı’mız ile birlikte ülkemizin dezavantajlı bölgelerinde bu teknoloji eğitimlerine ulaşamayan çocuklara ulaşmayı hedefliyoruz. Projemizin katılımcılarından ‘XSun Team’ takımı, Adana’da gerçekleştirdiğimiz kodlama eğitimlerimize katıldı, çocuk hackathon’unda başarılı bir çalışma gerçekleştirdi ve gönüllü öğretmenlerimiz aracılığı ile bu yarışmaya hazırlandı. Sistemli çalışarak ilerledikleri bu yolda kodlama ile aydınlık geleceğe ulaşacaklarını umuyoruz. Çin’deki finalde de ülkemizi en iyi şekilde temsil ederek dünya üçüncüsü olmaları bizlere gurur veriyor. Kendilerini ve öğretmenlerini kutluyorum.”
Vakıfbank Ortaokulu Müdürü Alper Teke ise şunları söyledi: “XSun Team takımımız 20 ülke ve 350 takım arasından finale kalmış olup, final müsabakalarında tam puan almış, ancak saniye farkıyla dünya üçüncüsü olmuştur. Okulumuz adına yarışan öğretmen ve öğrencilerimizi kutluyor, Türkiye'yi ve Adanamızı en iyi şekilde temsil ettikleri için tebrik ediyorum.”
Hedef 30 bin çocuk
“Yarını Kodlayanlar” projesiyle Türkiye’nin dört bir yanında yaşları 7-14 arasında değişen çocuklara kodlama eğitimi veriliyor. Gönüllü eğitmenlerin yönetiminde programlamaya giriş, uygulama yapma, hikâye oluşturma ve oyun yapma gibi konularda teorik ve uygulamalı eğitimlerin verildiği projeyle, Ağustos 2016’dan bu yana 30 ilde 12 bini aşkın çocuğa ulaşıldı. Projenin yeni döneminde kodlama eğitimini Türkiye’nin köy ve kasabalarına da taşımak üzere yola çıkan “Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı”, yaklaşık 7 ayda 6 bin km’nin üzerinde yol kat ederek 12 ilde 2 bin 500 çocuğa ulaşacak. Projeyle, Nisan 2019 sonuna kadar tüm Türkiye’de toplam 60 ilde 30 binin üzerinde çocuğun kodlama ile tanışması hedefleniyor.
Bilgi için: Medyaevi İletişim / Güven Adalı / 0542 511 54 93 / Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. "> Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Türkiye Vodafone Vakfı’nın Türkiye’nin dört bir yanında yürüttüğü “Yarını Kodlayanlar” projesi katılımcılarından, Adana Vakıfbank Ortaokulu öğrencilerinin oluşturduğu “XSun Team” takımı, Çin’de düzenlenen MakeX Robotik Yarışması 2018 Dünya Finali’nde dünya üçüncüsü oldu.
QTürkiye Vodafone Vakfı, Habitat Derneği işbirliği ile hayata geçirdiği “Yarını Kodlayanlar” projesiyle genç nesilleri dijital geleceğe hazırlamaya devam ediyor. Proje kapsamında Adana’da düzenlenen kodlama eğitimine ve çocuk hackathon’una katılan Adana Vakıfbank Ortaokulu öğrencilerinin oluşturduğu “XSun Team” takımı, Türkiye Vodafone Vakfı ve Habitat Derneği'nin desteğiyle gittiği Çin’den ödülle döndü. Takım koçluğunu Abdurrahman Gündeşlioğlu ve Muhammet Yılmaz’ın yaptığı, Onur Ata Özyiğit ve Deniz Gündeşlioğlu’ndan oluşan “XSun Team”, 20 ülkeden 350 takımın katıldığı MakeX Robotik Yarışması 2018 Dünya Finali’nde 56 takımın yarıştığı “Junior High School” kategorisinde dünya üçüncüsü oldu. Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, şunları söyledi: “Teknoloji üretebilmek için dijital dünyanın dili olarak kabul edilen kodlamayı öğrenmek gerekiyor. Kodlama eğitimlerimizde çocuklarımız, programlama hakkında fikir sahibi oluyor, yaratıcılıklarını ortaya çıkaracak çalışmalar yapıyor, kendi hayal dünyalarını oluşturuyor, kendi oyunlarını üretebiliyorlar. Onlara yenilikçi düşünmenin kapılarını açıyoruz. Projemizi iki yıldır başarıyla sürdürüyoruz. Bu süreçte 12 bini aşkın çocuğa kodlama öğrettik. Yeni dönemde hedefimiz, 20 bin çocuğa daha ulaşmak. Bu hedefle, ‘Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı’ ile yola çıktık. Köy köy, kasaba kasaba dolaşarak mümkün olduğunca çok sayıda çocuğumuza ulaşmak istiyoruz. Bir yandan da projemizin meyve vermeye başladığını görmekten mutluluk duyuyoruz. Proje katılımcılarımızdan, Adana Vakıfbank Ortaokulu öğrencilerinin oluşturduğu ‘XSun Team’ takımı, Çin’de 20 ülkeden 350 takımın katılımıyla düzenlenen MakeX Robotik Yarışması 2018 Dünya Finali’nde kendi kategorisinde dünya üçüncüsü olarak bize büyük bir gurur yaşattı. Kendilerini kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.”
Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır, şöyle konuştu: “‘Yarını Kodlayanlar’ ile bilişim odaklı dönüşümümüzü çocuklar aracılığıyla gerçekleştirmek istiyoruz. Kodlama bilmek artık okuma yazma bilmek kadar önemli. Bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kodlamanın ders olarak yer almamasının önündeki en büyük engel, bunu verecek yetişmiş insan gücünün olmaması. Bunun için biz de projemiz kapsamında gençleri eğitiyoruz ve onlar da aldıkları eğitimi çocuklara ulaştırıyorlar. Yola çıkan ‘Yarını Kodlayanlar Kodlama Eğitim Tırı’mız ile birlikte ülkemizin dezavantajlı bölgelerinde bu teknoloji eğitimlerine ulaşamayan çocuklara ulaşmayı hedefliyoruz. Projemizin katılımcılarından ‘XSun Team’ takımı, Adana’da gerçekleştirdiğimiz kodlama eğitimlerimize katıldı, çocuk hackathon’unda başarılı bir çalışma gerçekleştirdi ve gönüllü öğretmenlerimiz aracılığı ile bu yarışmaya hazırlandı. Sistemli çalışarak ilerledikleri bu yolda kodlama ile aydınlık geleceğe ulaşacaklarını umuyoruz. Çin’deki finalde de ülkemizi en iyi şekilde temsil ederek dünya üçüncüsü olmaları bizlere gurur veriyor. Kendilerini ve öğretmenlerini kutluyorum.”
Vakıfbank Ortaokulu Müdürü Alper Teke ise şunları söyledi: “XSun Team takımımız 20 ülke ve 350 takım arasından finale kalmış olup, final müsabakalarında tam puan almış, ancak saniye farkıyla dünya üçüncüsü olmuştur. Okulumuz adına yarışan öğretmen ve öğrencilerimizi kutluyor, Türkiye'yi ve Adanamızı en iyi şekilde temsil ettikleri için tebrik ediyorum.”
Hedef 30 bin çocuk
“Yarını Kodlayanlar” projesiyle Türkiye’nin dört bir yanında yaşları 7-14 arasında değişen çocuklara kodlama eğitimi veriliyor. Gönüllü eğitmenlerin yönetiminde programlamaya giriş, uygulama yapma, hikâye oluşturma ve oyun yapma gibi konularda teorik ve uygulamalı eğitimlerin verildiği projeyle, Ağustos 2016’dan bu yana 30 ilde 12 bini aşkın çocuğa ulaşıldı. Projenin yeni döneminde kodlama eğitimini Türkiye’nin köy ve kasabalarına da taşımak üzere yola çıkan “Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı”, yaklaşık 7 ayda 6 bin km’nin üzerinde yol kat ederek 12 ilde 2 bin 500 çocuğa ulaşacak. Projeyle, Nisan 2019 sonuna kadar tüm Türkiye’de toplam 60 ilde 30 binin üzerinde çocuğun kodlama ile tanışması hedefleniyor.
Bilgi için: Medyaevi İletişim / Güven Adalı / 0542 511 54 93 / Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. "> Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Son Güncelleme: Cumartesi, 15 Aralık 2018 12:28
Gösterim: 1293
Prof. Dr. Sinan Alçın, İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi, Danışman
Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk tarafından 23 Ekim’de açıklanan “2023 Eğitim Vizyonu” belgesi her ne kadar somut hedef ve uygulama takvimi içermese de yeni eğitim felsefesinin deklere edilmesi nedeniyle önemli bir belgedir.
Belgede “2023 Eğitim Vizyonu Felsefesi” başlığındaki bölümde şöyle bir kısım var:
“Son yıllarda ise “21. yüzyıl becerileri” diye adlandırılan ve bugün olmazsa olmaz küresel bir norm olarak görülen eğitim yaklaşımı; yaratıcılık, iletişim, takım çalışması, eleştirel düşünce gibi “yumuşak becerilerin kazanılması” adı altında, insanın maddi dünyada başarabildikleri ışığında, gelişimi ve olgunlaşması anlayışını dayatmaktadır. Hatta bu anlayış artık dünyanın her köşesine ithal edilen bir stratejik kavramsal çerçevedir. Tam da bu noktada kadim çağlardan modernleşmeye, sanayi devriminden dijital çağa, teknolojik gelişmelerin vardığı son nokta olan siber-fiziksel sistemlerin her alanda konuşulmaya başlandığı günümüze uzanan bu devamlılıkta, eğitim ve felsefe arasındaki bağın irdelenmesi çok daha önemli bir hâl almıştır.”
Belgedeki bu ifade ile Sayın Bakan Ziya Selçuk’un geçtiğimiz ay bir toplantıda Eğitim 4.0 üzerine söylediklerini de dikkate alırsak aslında daha net bir resim ortaya çıkıyor:
“… ‘insanlık’ denildiğinde sadece kendi toplumunu anlayan bir uygarlık ile karşı karşıya olunuyor. Biz, 'insanlık' dediğimizde, endemik bitkilerimiz dâhil hepsini çocuklarımız, evlatlarımız olarak görüyoruz. Bütün insanları, çocukları, göz pırıltılarını hanemize kaydediyoruz. O sebeple, bizim insanlık olarak neden bahsettiğimizi yeniden tasavvur etmemize ihtiyacımız var". Aynı konuşmada eğitimin sadece endüstrinin ihtiyaçlarına odaklanmaması gerektiğini vurgulayan Bakan, "Endüstri 4.0 veya Eğitim 4.0 diyorlar. Eğer biz insanlığı bu şekilde algılarsak, eğitim sadece endüstrinin ihtiyaçlarını içerirse, endüstrinin ihtiyaçlarını eğitimin beceri seti diye kurgularsak, Eğitim 4.0 da, Eğitim 5.0 da deseniz, bu sadece eğitimin kaç sıfır yenik olduğunu gösterir" diyerek konuşmasını sürdürdü.
2023 Eğitim Vizyonu Felsefesi belgesine tekrar dönersek ‘insan’ vurgusu biraz daha belirgin hale geliyor:
“2023 Eğitim Vizyonu’nun en temel felsefi önermesi, insanın ontolojik birlik ve bütünlüğü içinde yeniden ele alınması gerektiğidir. İnsanı tekrar hak ettiği biçimde eğitimin gündemine taşımaktır. Medeniyetimizin kutsallık atfettiği insan düşünen, sosyal bir canlı sınırlarına hapsedilmekten azat edilmeli; somato-psikospiritüel (beden-psişe-ruh) fıtratıyla kabul görmelidir. 2023 Eğitim Vizyonu, insanı maddi manevi tüm varlık unsurlarıyla bir bütün olarak gören bakışı temsil etmektedir. Zira insan; duyumsal, duygusal ve bilişsel ihtiyaçları olan bir beşerdir. Beşerin evrensel bilince ulaştığı insana erme, insan olma yolculuğunun başkahramanıdır.”
Yunanlılar için bilimin amacı olguların metafiziksel “niçin”ini sormaktı. Bacon ise bilimin olguların “nasıl”ına adanması gerektiğini düşünüyordu. Descartes’e göre ise Dünya karmaşa değil, bir kesinlik taşımaktadır. İnsan doğaya hükmedip onun efendisi olabilir fikri Descartes ile birlikte yaygın bilim anlayışının temelini oluşturmaya başladı. Aslında insanın doğayı dönüştürerek bir yönüyle kendi doğasını ortaya çıkarttığı bu süreç sanayi devriminin de temel itici gücünü oluşturdu.
Bilim ile tekniğin eşsiz biçimde bir araya geldiği mühendislik, bilimi bir “yapma” aracına dönüştürürken bilimin çıktılarının da en geniş kesimlere ulaştırılması ödevini ortaya çıkarttı. Sanayi devrimiyle birlikte kitlesel çalışmanın olanaklı olduğu fabrikaların işçileri asgari düzeyde de olsa temel okuma-yazma ve temel bazı teknik bilgilerle donanmalıydı. İşte batıdan başlayarak kitlesel ya da yaygın eğitimin ortaya çıkışı için sanayi devrimi bir milattır.
Günümüz ekonomileri ve geleceğin ekonomik ilişkilerinin çerçevesini çizen Sanayi 4.0 süreci ise kitlesel eğitim ile bireyin bilgisine sahip olamayacağı bir derinlikte. Üniversite diplomalarının kullanım süreleri hızla kısalırken, yaşam boyu öğrenme modelleri gün geçtikçe artıyor. Yerinizden bile kalkmadan M.I.T.’de bir hocanın dersini takip edebilir ya da İngilizce dil pratiğini bir telefon uygulamasıyla çözebilirsiniz. Eğitim teknik ve araçlarının bu kadar geliştiği bir dönemde kitlesel eğitimin ‘tek araç’ olarak kalması elbette beklenemez. Belki belgede de vurgu yapıldığı gibi merkezinde insanın olduğu yeni bir eğitim anlayışına ihtiyaç var. Böyle bir ihtiyaç var ama bu ihtiyacı temel becerileri kazandırmaya yönelik teknik ağırlıklı eğitimden uzaklaşarak nasıl karşılayacağız?
Belgede bir yandan ‘modern’ eğitimin açmazları sıralanır ve bu eğitim sisteminin bilinçli biçimde emperyal devletler tarafından ihraç edildiği vurgulanırken diğer yanda ‘dijitalleşme’ vurgusu içerisinde büyük ölçüde çelişki barındırıyor.
2023 Eğitim Vizyonu belgesinde ‘Öğrenme Süreçlerinde Dijital İçerik ve Beceri Destekli Dönüşüm’ başlığında, dijital veri tabanının oluşturulması, öğretmenlerin dijital öğretim yetkinliklerinin artırılmasına yönelik meslek içi eğitime tabi tutulacakları ve öğrenciler için de 3D destekli tasarım uygulamalarının geliştirileceği vurgulanıyor.
Belge içerisinde öne çıkartılan yeni eğitim felsefesi bir yandan insanı odağına alacağını söylerken öte yanda dijitalizasyon üzerinden öğrenme becerileri tanımlaması esasen ‘insan dijital bir varlık mı?’ sorusunu akla getiriyor.
Kabaca sıfır (0) ve bir (1) olarak ifade edilen dijitlerin farklı kombinasyonlu yazılımıyla elde edilen dijital kodlar ile gerçek yaşamda somut olarak gördüğümüz ya da hissettiğimiz resim, görüntü, ses ve doküman kayıtları internet aracılığıyla sınırsız ve zamandan bağımsız bir biçimde dolaşıma giriyor. Dijitalleşmenin ve dijital verilerin dolaşım hızının eriştiği seviye gerçekten baş döndürücü boyutta.
İyi ama dijitlere indirgenmiş bir yaşam içerisinde beşer nerede durmaktadır?
2023 Eğitim Vizyonu belgesinde bir taraftan sanayinin, modernleşmenin, dijital çağın unuttuğu insana vurgu yapılırken diğer taraftan bu sarmaldan çıkış için yeniden dijitalizasyona referans verilmesi bu konuda toplum olarak henüz zihnimizin net olmadığını gösteriyor.
Eğitimi insanın kendini tanıma süreci olarak yorumladığımızda, modern yaşamdaki insanın ‘işin gerektirdiği’ becerileri kazanması da önemsiz olarak düşünülebilir. Öyleyse eğitim sistemimize ilişkin gelecek tahayyülünde kitlesel eğitimden vazgeçmeyi mi düşünüyoruz?
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Prof. Dr. Sinan Alçın, İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi, Danışman
Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk tarafından 23 Ekim’de açıklanan “2023 Eğitim Vizyonu” belgesi her ne kadar somut hedef ve uygulama takvimi içermese de yeni eğitim felsefesinin deklere edilmesi nedeniyle önemli bir belgedir.
Belgede “2023 Eğitim Vizyonu Felsefesi” başlığındaki bölümde şöyle bir kısım var:
“Son yıllarda ise “21. yüzyıl becerileri” diye adlandırılan ve bugün olmazsa olmaz küresel bir norm olarak görülen eğitim yaklaşımı; yaratıcılık, iletişim, takım çalışması, eleştirel düşünce gibi “yumuşak becerilerin kazanılması” adı altında, insanın maddi dünyada başarabildikleri ışığında, gelişimi ve olgunlaşması anlayışını dayatmaktadır. Hatta bu anlayış artık dünyanın her köşesine ithal edilen bir stratejik kavramsal çerçevedir. Tam da bu noktada kadim çağlardan modernleşmeye, sanayi devriminden dijital çağa, teknolojik gelişmelerin vardığı son nokta olan siber-fiziksel sistemlerin her alanda konuşulmaya başlandığı günümüze uzanan bu devamlılıkta, eğitim ve felsefe arasındaki bağın irdelenmesi çok daha önemli bir hâl almıştır.”
Belgedeki bu ifade ile Sayın Bakan Ziya Selçuk’un geçtiğimiz ay bir toplantıda Eğitim 4.0 üzerine söylediklerini de dikkate alırsak aslında daha net bir resim ortaya çıkıyor:
“… ‘insanlık’ denildiğinde sadece kendi toplumunu anlayan bir uygarlık ile karşı karşıya olunuyor. Biz, 'insanlık' dediğimizde, endemik bitkilerimiz dâhil hepsini çocuklarımız, evlatlarımız olarak görüyoruz. Bütün insanları, çocukları, göz pırıltılarını hanemize kaydediyoruz. O sebeple, bizim insanlık olarak neden bahsettiğimizi yeniden tasavvur etmemize ihtiyacımız var". Aynı konuşmada eğitimin sadece endüstrinin ihtiyaçlarına odaklanmaması gerektiğini vurgulayan Bakan, "Endüstri 4.0 veya Eğitim 4.0 diyorlar. Eğer biz insanlığı bu şekilde algılarsak, eğitim sadece endüstrinin ihtiyaçlarını içerirse, endüstrinin ihtiyaçlarını eğitimin beceri seti diye kurgularsak, Eğitim 4.0 da, Eğitim 5.0 da deseniz, bu sadece eğitimin kaç sıfır yenik olduğunu gösterir" diyerek konuşmasını sürdürdü.
2023 Eğitim Vizyonu Felsefesi belgesine tekrar dönersek ‘insan’ vurgusu biraz daha belirgin hale geliyor:
“2023 Eğitim Vizyonu’nun en temel felsefi önermesi, insanın ontolojik birlik ve bütünlüğü içinde yeniden ele alınması gerektiğidir. İnsanı tekrar hak ettiği biçimde eğitimin gündemine taşımaktır. Medeniyetimizin kutsallık atfettiği insan düşünen, sosyal bir canlı sınırlarına hapsedilmekten azat edilmeli; somato-psikospiritüel (beden-psişe-ruh) fıtratıyla kabul görmelidir. 2023 Eğitim Vizyonu, insanı maddi manevi tüm varlık unsurlarıyla bir bütün olarak gören bakışı temsil etmektedir. Zira insan; duyumsal, duygusal ve bilişsel ihtiyaçları olan bir beşerdir. Beşerin evrensel bilince ulaştığı insana erme, insan olma yolculuğunun başkahramanıdır.”
Yunanlılar için bilimin amacı olguların metafiziksel “niçin”ini sormaktı. Bacon ise bilimin olguların “nasıl”ına adanması gerektiğini düşünüyordu. Descartes’e göre ise Dünya karmaşa değil, bir kesinlik taşımaktadır. İnsan doğaya hükmedip onun efendisi olabilir fikri Descartes ile birlikte yaygın bilim anlayışının temelini oluşturmaya başladı. Aslında insanın doğayı dönüştürerek bir yönüyle kendi doğasını ortaya çıkarttığı bu süreç sanayi devriminin de temel itici gücünü oluşturdu.
Bilim ile tekniğin eşsiz biçimde bir araya geldiği mühendislik, bilimi bir “yapma” aracına dönüştürürken bilimin çıktılarının da en geniş kesimlere ulaştırılması ödevini ortaya çıkarttı. Sanayi devrimiyle birlikte kitlesel çalışmanın olanaklı olduğu fabrikaların işçileri asgari düzeyde de olsa temel okuma-yazma ve temel bazı teknik bilgilerle donanmalıydı. İşte batıdan başlayarak kitlesel ya da yaygın eğitimin ortaya çıkışı için sanayi devrimi bir milattır.
Günümüz ekonomileri ve geleceğin ekonomik ilişkilerinin çerçevesini çizen Sanayi 4.0 süreci ise kitlesel eğitim ile bireyin bilgisine sahip olamayacağı bir derinlikte. Üniversite diplomalarının kullanım süreleri hızla kısalırken, yaşam boyu öğrenme modelleri gün geçtikçe artıyor. Yerinizden bile kalkmadan M.I.T.’de bir hocanın dersini takip edebilir ya da İngilizce dil pratiğini bir telefon uygulamasıyla çözebilirsiniz. Eğitim teknik ve araçlarının bu kadar geliştiği bir dönemde kitlesel eğitimin ‘tek araç’ olarak kalması elbette beklenemez. Belki belgede de vurgu yapıldığı gibi merkezinde insanın olduğu yeni bir eğitim anlayışına ihtiyaç var. Böyle bir ihtiyaç var ama bu ihtiyacı temel becerileri kazandırmaya yönelik teknik ağırlıklı eğitimden uzaklaşarak nasıl karşılayacağız?
Belgede bir yandan ‘modern’ eğitimin açmazları sıralanır ve bu eğitim sisteminin bilinçli biçimde emperyal devletler tarafından ihraç edildiği vurgulanırken diğer yanda ‘dijitalleşme’ vurgusu içerisinde büyük ölçüde çelişki barındırıyor.
2023 Eğitim Vizyonu belgesinde ‘Öğrenme Süreçlerinde Dijital İçerik ve Beceri Destekli Dönüşüm’ başlığında, dijital veri tabanının oluşturulması, öğretmenlerin dijital öğretim yetkinliklerinin artırılmasına yönelik meslek içi eğitime tabi tutulacakları ve öğrenciler için de 3D destekli tasarım uygulamalarının geliştirileceği vurgulanıyor.
Belge içerisinde öne çıkartılan yeni eğitim felsefesi bir yandan insanı odağına alacağını söylerken öte yanda dijitalizasyon üzerinden öğrenme becerileri tanımlaması esasen ‘insan dijital bir varlık mı?’ sorusunu akla getiriyor.
Kabaca sıfır (0) ve bir (1) olarak ifade edilen dijitlerin farklı kombinasyonlu yazılımıyla elde edilen dijital kodlar ile gerçek yaşamda somut olarak gördüğümüz ya da hissettiğimiz resim, görüntü, ses ve doküman kayıtları internet aracılığıyla sınırsız ve zamandan bağımsız bir biçimde dolaşıma giriyor. Dijitalleşmenin ve dijital verilerin dolaşım hızının eriştiği seviye gerçekten baş döndürücü boyutta.
İyi ama dijitlere indirgenmiş bir yaşam içerisinde beşer nerede durmaktadır?
2023 Eğitim Vizyonu belgesinde bir taraftan sanayinin, modernleşmenin, dijital çağın unuttuğu insana vurgu yapılırken diğer taraftan bu sarmaldan çıkış için yeniden dijitalizasyona referans verilmesi bu konuda toplum olarak henüz zihnimizin net olmadığını gösteriyor.
Eğitimi insanın kendini tanıma süreci olarak yorumladığımızda, modern yaşamdaki insanın ‘işin gerektirdiği’ becerileri kazanması da önemsiz olarak düşünülebilir. Öyleyse eğitim sistemimize ilişkin gelecek tahayyülünde kitlesel eğitimden vazgeçmeyi mi düşünüyoruz?
Son Güncelleme: Çarşamba, 05 Aralık 2018 16:29
Gösterim: 1519
2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nin kapsamlı ve bütüncül bir anlayışa sahip olmasına karşın geliştirilmesi ve iyileştirilmesi gereken özellikleri bulunan bir belge olduğunu belirten Özel Öğretim Derneği (ÖZDER)Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akça, “Ancak her şeye rağmen yenileşme talebinin Milli Eğitim Bakanlığının kendi içerisinden gelmesini önemli ve değerli buluyorum.” diye konuştu. Akça ile Vizyon Belgesi’nin detaylarını ve özel okullara yönelik yapılması gerekenleri konuştuk.
Ahmet Bey, MEB’in açıkladığı 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’ni genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin eğitim konusu uzun yıllardır sürekli tartışılan bir alan olmuştur. Eğitime ilişkin toplumsal beklenti ve talepler eğitim sistemimizi değişim ve dönüşüme zorlamaktadır. Ancak eğitim alanı, kamu hizmeti olarak tek doğrulu, tek seçenekli ve mutlak geçerli çözümlerin rahatlıkla sunulabileceği bir alan değildir. Bu nedenle, eğitimin niteliğinin artırılması konusunda nelerin yapılabileceğine ilişkin sürekli bir arayış söz konusudur. Bu arayış ve çabanın sonucu olarak 2023 Eğitim Vizyonu, toplumsal talep ve beklentileri karşılama iddiasıyla hazırlanmış bir politika metnidir.
Hiçbir politika metni bütün sorunlara tek başına çözüm bulmaya yetmez. İyinin daha iyisini ve daha etkili uygulama ve yaklaşımları sürekli aramak zorundayız. Bu arayış açısından vizyon belgesini doğru yere konumlandırmalıyız. Emek ve çaba ürünü bir eser, iyi ve nitelikli taraflarını kabul ve takdir ederken geliştirilmesi gereken noktaları da uygun ve bilimsel bir yaklaşımla dile getirmek zorundayız. Belgeye ilişkin genel değerlendirmem kapsamlı ve bütüncül bir anlayışa sahip olmasına karşın geliştirilmesi ve iyileştirilmesi gereken özellikleri bulunan bir belge olduğu şeklindedir. Ancak her şeye rağmen yenileşme talebinin milli eğitim bakanlığının kendi içerisinden gelmesini önemli ve değerli buluyorum.
Eğitim reformları toplumsal mutabakat, siyasi kararlılık ve milli bir heyecana ihtiyaç duyar. Sayın Cumhurbaşkanımızın eğitim vizyon belgesini sahiplenmesi bu bakımdan önemli bir siyasi kararlılık ve toplumsal bağlılık oluşturmaya katkıda bulunacaktır.
DEĞİŞİM SABIR GEREKTİRİR
Size göre eğitimin öncelikli sorunları neler? Bu çerçevede vizyon belgesi beklentilere yanıt verebilecek mi?
Eğitimin öncelikli sorunu ya da sorunları nelerdir şeklinde bir soruya doyurucu cevap vermek oldukça zordur. Okul öncesi eğitimden yükseköğretime, öğretmen eğitiminden sınav sistemine, öğrencilerin temel becerileri kazanma düzeylerinden okullarda sunulan sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere kadar geniş bir yelpazede onlarca sorundan söz edebilirsiniz. Ancak bunları önceliklendirecek olursak, okul yöneticisi ve öğretmen yetiştirmede nitelik sorunu, uzun erimli politika yetersizliği ve sürdürülebilir bir sisteme olan ihtiyaç daha fazla ön plana çıkmaktadır. Vizyon belgesinin bu sorunlara ya da bunlara ilişkin beklentilere yanıt vereceğini umut etmek istiyorum. Bu beklentileri tamamen karşılar demek oldukça zor ve iddialı olur. Zira Sayın Bakan bugün vizyon belgesini açıklıyoruz. Yarın bir günde okullarda her şeyin değişeceğini beklemeyelim. Şapkadan tavşan çıkaracak değiliz gibi şeyler söyledi. Değişim uzun erimli ve bağlanma gerektiren bir süreçtir. İyi ve doğru uygulamaların sabırla sürdürülmesi gerekir.
ÖĞRETMENİN İNANMADIĞI EĞİTİM REFORMUNUN BAŞARILI OLMASI ZOR
Vizyon belgesinde öğretmenlere yönelik kararların ağırlıkta olduğu görülüyor. Sizce eğitimin temel taşı olan öğretmenlere yönelik neler hayata geçirilmeli?
Vizyon belgesinin ana öznesinin insan olarak vurgulanması oldukça sevindirici. İnsanın anlam ve doğasına yönelik bu olumlu bakış açısı mutluluk verici diye düşünüyorum. Vizyon belgesinin dört temel unsurundan biri olarak kabul edilen öğretmenler için önemli kararların alınmış olduğunu görüyoruz.
Sertifikaya dayalı pedagojik formasyon yerine öğretmenlik mesleki uzmanlık programının açılacak olması yeni bir anlayış olmasına karşın yeterince anlaşılamayan bir yenilik olarak görülebilir. Öğretmen adaylarının mesleğe atandıktan sonra uzmanlık programı eğitimi alacakları anlaşılıyor. Ancak bunun ne şekilde ve nerelerde yapılacağı çok net değil.
Yükseköğretimle iş birliğinin güçlendirilmesi ve daha başarılı öğrencilerin öğretmenliğe yönlendirilmesi, Öğretmenlerin kariyer basamaklarının ve uzmanlıklarının geliştirilmesi, Mesleki becerilerin geliştirilmesi için lisansüstü mesleki gelişim programlarının açılacak olması, Öğretmen yetiştirmede öğretmenlik uygulamasının merkeze alınması, öğretmenlik uygulamasının etkililiğinin geliştirilmesine yönelik tedbirlerin alınması, Sözleşmeli öğretmenlerin görev sürelerinin kısaltılması, ücretli öğretmenlerin ücretlerinin iyileştirilmesi, Okulöncesi ve sınıf öğretmenlerinin hizmet öncesinde yetişme programlarının yapılandırılması, Öğretmenlik meslek kanunun çıkarılması, şeklinde özetlenecek kararlar öğretmenlerin yetişme süreçlerinin iyileştirilmesine ve niteliklerinin artırılmasına katkıda bulunacaktır.
Türkiye’de 2017-18 verilerine göre bir milyon 30 bin öğretmen bulunmaktadır. Sistemin bu kadar fazla öğretmene aynı anda eğitim vermesi oldukça zor olacaktır. Ancak öğretmen eğitiminin önemi asla yadsınamaz. Öğretmenler, sistemin en önemli aktörlerindendir. Öğretmen niteliğini artırmadan sistemin sorunları çözülemez. Ayrıca vizyon belgesinin amacına ulaşması için öğretmenlerin bağlılığına ve desteğine büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Öğretmenin inanmadığı, destek olmadığı bir eğitim reformunun başarılı olması oldukça zordur.
Vizyon belgesi detaylı incelendiğinde öğretmenin nerede, hangi becerilere sahip olarak yetiştirileceğine ilişkin fazla detay görülemiyor. Başka bir anlatımla, öğretmen yetiştirmeye ilişkin ontolojik sorunlarımızı ortadan kaldıracak daha somut önerilere ihtiyaç bulunmaktadır. Yani öğretmen yetiştirmede niteliği nasıl artıracağız? Üniversite-okul iş birliği hangi doğrultuda iyileştirilip geliştirilecek? Öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerinde öğretim elemanlarının uygulama becerileri nasıl geliştirilecek ve öğretmenlik uygulamasının geliştirilmesi için nasıl bir denetim ve değerlendirme mekanizması oluşturulacaktır? Bütün bu sorular yakın gelecekte öğretmen yetiştirme konusunu, özellikle de nitelikli öğretmenin nasıl yetiştirileceği sorusunu tartışmaya devam edeceğimizi gösteriyor.
ÖZEL OKULLARA YÖNELİK DAHA CİDDİ DÜZENLEMELER YAPILMALI
Vizyon belgesinde özel okullara yeterince vurgu yapıldığını düşünüyor musunuz? Bu alanda yönetici ve karar vericilere neler önerirsiniz?
Vizyon belgesinde özel öğretim bağlamında özel okullara da vurgu yapıldığını görüyoruz. Ancak özel öğretim kurumlarının geliştirilmesi ve desteklenmesine ilişkin yeterli bir vurgu yapıldığını söylemek zor. Alınan kararlardan bazıları şöyle:
1. Özel öğretimde haksız rekabetin önlenmesi,
2. Teftiş ve rehberlik sistemlerini güçlendirilmesi,
3. Özel ve resmi okulların iş birliğinin artırılması,
4. Özel öğretimde nitelik ve kalitenin geliştirilmesi,
5. Özel okulların muhatap olduğu ve karşılaştığı bürokratik işlerin azaltılması,
6. Kişisel gelişim kurslarının vereceği bitirme belgelerine uluslararası geçerlik kazandırılması,
Şeklinde özel öğretimle ilgili konular özetlenebilir. Özel öğretimde nitelik ve niceliğin birlikte düşünülmesi sevindiricidir. Özel okullar, sistemimizin temel dinamiklerinden biridir. Bu sistemin bir parçasıdır. Bu bağlamda özel okulların sorunlarını gidermeye ve okullaşma oranlarında özel okulların payını artırmaya yönelik daha ciddi ve sistemli düzenlemeler yapılmalıdır.
Şunu ifade etmekte yarar var. Sadece kamu üzerinden verilebilecek bir eğitimin ailelerin farklı tercihlerine ve piyasanın sıklıkla değişen ihtiyaçlarına karşılık verebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle eğitim vizyonumuz, kamunun icra ettiği değil, koordine ettiği, denetlediği, yönlendirdiği nitelikte olmalıdır. Hali hazırdaki, eğitimde sivil toplumun ve özel sektörün yerini artırma trendi hızlandırılmalıdır. (Bu model sağlık sektöründe başarıyla uygulanmaktadır). Sivil toplumun, özel sektörün yanlışlarından bahsedilebilir. Bu eleştiriler çok haklı olabilir. Ama bizim medeniyetimiz bir vakıf medeniyetidir. İbni Sina, Gazali, Mevlana, Harezmi, Molla Fenari, Kuşçu Ali gibi pek çok ilim ve düşünce insanı hep vakıf medeniyetinin unsurları olan kuruluşların yetiştirdiği isimlerdir. Kurumaya yüz tutmuş olsa da bu ırmağa su taşımalı, bu ocağı küllerinden yeninden inşa etmeliyiz. Diğer taraftan Türkiye gibi genç nüfusun fazla olduğu ama nüfus artış hızının düştüğü ülkelerde yeni okul, öğretmen, bina gibi eğitime dair ihtiyaçların ve harcamaların sadece devlet üzerinden karşılanması maliyet açısından sürdürülebilir değildir. Doğurganlık oranındaki düşüş nedeniyle, bir süre sonra yeni yapılan okullar ve dersliklere ihtiyaç duyulmayacak, öğretmenler ders verilebilecek öğrenci bulamayacaklardır. Bu nedenle bu maliyeti şimdiden özel sektörle paylaşmak rasyonel aklın bir gereğidir.
Bu nedenle Özel okulların eğitim sistemimizdeki yeri, üstlendiği rol ve sorumluluklar ile misyonu dikkate alındığında özel okulların sistemli ve sürdürülebilir bir yaklaşımla ele alınması gerekir. Özel okulların gelişiminin önündeki engeller kaldırılmalı ve başarılı özel okulların resmi okullarla iş birliği yapması ve iyi örneklerini paylaşması sağlanmalıdır. Açık, şeffaf ve hakkaniyet ölçüsünde özel okulların rekabet etmelerini sağlayacak sağlıklı bir değerlendirme sistemi oluşturulmalıdır. Özel okulların istihdam ve yatırım olanaklarının geliştirilmesi amacıyla devlet destekleri artırılmalıdır.
“Vizyon belgesi oldukça kapsamlı olan ancak geliştirilmesi gereken yönler de ihtiva eden bir metindir. Bu metnin bir politika metni olarak ele alınması ve iyi yapılandırılmış bir takvim içinde maliyet ve etkililik konuları da dikkate alınarak hayata geçirilmelidir. Elbette değişim kolay başarılabilir bir süreç değildir. Kişilerin tek tek çabalarının ötesinde kolektif bir yaklaşım ve bütüncül bir çaba gerektirir. Sistemin değişim başarısını sağlayabilmek adına ciddi ve kararlı bir anlayış sürdürülmeli, okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin değişim ve gelişmeye olan inanç ve bağlılıkları pekiştirilmelidir.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nin kapsamlı ve bütüncül bir anlayışa sahip olmasına karşın geliştirilmesi ve iyileştirilmesi gereken özellikleri bulunan bir belge olduğunu belirten Özel Öğretim Derneği (ÖZDER)Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akça, “Ancak her şeye rağmen yenileşme talebinin Milli Eğitim Bakanlığının kendi içerisinden gelmesini önemli ve değerli buluyorum.” diye konuştu. Akça ile Vizyon Belgesi’nin detaylarını ve özel okullara yönelik yapılması gerekenleri konuştuk.
Ahmet Bey, MEB’in açıkladığı 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’ni genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin eğitim konusu uzun yıllardır sürekli tartışılan bir alan olmuştur. Eğitime ilişkin toplumsal beklenti ve talepler eğitim sistemimizi değişim ve dönüşüme zorlamaktadır. Ancak eğitim alanı, kamu hizmeti olarak tek doğrulu, tek seçenekli ve mutlak geçerli çözümlerin rahatlıkla sunulabileceği bir alan değildir. Bu nedenle, eğitimin niteliğinin artırılması konusunda nelerin yapılabileceğine ilişkin sürekli bir arayış söz konusudur. Bu arayış ve çabanın sonucu olarak 2023 Eğitim Vizyonu, toplumsal talep ve beklentileri karşılama iddiasıyla hazırlanmış bir politika metnidir.
Hiçbir politika metni bütün sorunlara tek başına çözüm bulmaya yetmez. İyinin daha iyisini ve daha etkili uygulama ve yaklaşımları sürekli aramak zorundayız. Bu arayış açısından vizyon belgesini doğru yere konumlandırmalıyız. Emek ve çaba ürünü bir eser, iyi ve nitelikli taraflarını kabul ve takdir ederken geliştirilmesi gereken noktaları da uygun ve bilimsel bir yaklaşımla dile getirmek zorundayız. Belgeye ilişkin genel değerlendirmem kapsamlı ve bütüncül bir anlayışa sahip olmasına karşın geliştirilmesi ve iyileştirilmesi gereken özellikleri bulunan bir belge olduğu şeklindedir. Ancak her şeye rağmen yenileşme talebinin milli eğitim bakanlığının kendi içerisinden gelmesini önemli ve değerli buluyorum.
Eğitim reformları toplumsal mutabakat, siyasi kararlılık ve milli bir heyecana ihtiyaç duyar. Sayın Cumhurbaşkanımızın eğitim vizyon belgesini sahiplenmesi bu bakımdan önemli bir siyasi kararlılık ve toplumsal bağlılık oluşturmaya katkıda bulunacaktır.
DEĞİŞİM SABIR GEREKTİRİR
Size göre eğitimin öncelikli sorunları neler? Bu çerçevede vizyon belgesi beklentilere yanıt verebilecek mi?
Eğitimin öncelikli sorunu ya da sorunları nelerdir şeklinde bir soruya doyurucu cevap vermek oldukça zordur. Okul öncesi eğitimden yükseköğretime, öğretmen eğitiminden sınav sistemine, öğrencilerin temel becerileri kazanma düzeylerinden okullarda sunulan sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere kadar geniş bir yelpazede onlarca sorundan söz edebilirsiniz. Ancak bunları önceliklendirecek olursak, okul yöneticisi ve öğretmen yetiştirmede nitelik sorunu, uzun erimli politika yetersizliği ve sürdürülebilir bir sisteme olan ihtiyaç daha fazla ön plana çıkmaktadır. Vizyon belgesinin bu sorunlara ya da bunlara ilişkin beklentilere yanıt vereceğini umut etmek istiyorum. Bu beklentileri tamamen karşılar demek oldukça zor ve iddialı olur. Zira Sayın Bakan bugün vizyon belgesini açıklıyoruz. Yarın bir günde okullarda her şeyin değişeceğini beklemeyelim. Şapkadan tavşan çıkaracak değiliz gibi şeyler söyledi. Değişim uzun erimli ve bağlanma gerektiren bir süreçtir. İyi ve doğru uygulamaların sabırla sürdürülmesi gerekir.
ÖĞRETMENİN İNANMADIĞI EĞİTİM REFORMUNUN BAŞARILI OLMASI ZOR
Vizyon belgesinde öğretmenlere yönelik kararların ağırlıkta olduğu görülüyor. Sizce eğitimin temel taşı olan öğretmenlere yönelik neler hayata geçirilmeli?
Vizyon belgesinin ana öznesinin insan olarak vurgulanması oldukça sevindirici. İnsanın anlam ve doğasına yönelik bu olumlu bakış açısı mutluluk verici diye düşünüyorum. Vizyon belgesinin dört temel unsurundan biri olarak kabul edilen öğretmenler için önemli kararların alınmış olduğunu görüyoruz.
Sertifikaya dayalı pedagojik formasyon yerine öğretmenlik mesleki uzmanlık programının açılacak olması yeni bir anlayış olmasına karşın yeterince anlaşılamayan bir yenilik olarak görülebilir. Öğretmen adaylarının mesleğe atandıktan sonra uzmanlık programı eğitimi alacakları anlaşılıyor. Ancak bunun ne şekilde ve nerelerde yapılacağı çok net değil.
Yükseköğretimle iş birliğinin güçlendirilmesi ve daha başarılı öğrencilerin öğretmenliğe yönlendirilmesi, Öğretmenlerin kariyer basamaklarının ve uzmanlıklarının geliştirilmesi, Mesleki becerilerin geliştirilmesi için lisansüstü mesleki gelişim programlarının açılacak olması, Öğretmen yetiştirmede öğretmenlik uygulamasının merkeze alınması, öğretmenlik uygulamasının etkililiğinin geliştirilmesine yönelik tedbirlerin alınması, Sözleşmeli öğretmenlerin görev sürelerinin kısaltılması, ücretli öğretmenlerin ücretlerinin iyileştirilmesi, Okulöncesi ve sınıf öğretmenlerinin hizmet öncesinde yetişme programlarının yapılandırılması, Öğretmenlik meslek kanunun çıkarılması, şeklinde özetlenecek kararlar öğretmenlerin yetişme süreçlerinin iyileştirilmesine ve niteliklerinin artırılmasına katkıda bulunacaktır.
Türkiye’de 2017-18 verilerine göre bir milyon 30 bin öğretmen bulunmaktadır. Sistemin bu kadar fazla öğretmene aynı anda eğitim vermesi oldukça zor olacaktır. Ancak öğretmen eğitiminin önemi asla yadsınamaz. Öğretmenler, sistemin en önemli aktörlerindendir. Öğretmen niteliğini artırmadan sistemin sorunları çözülemez. Ayrıca vizyon belgesinin amacına ulaşması için öğretmenlerin bağlılığına ve desteğine büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Öğretmenin inanmadığı, destek olmadığı bir eğitim reformunun başarılı olması oldukça zordur.
Vizyon belgesi detaylı incelendiğinde öğretmenin nerede, hangi becerilere sahip olarak yetiştirileceğine ilişkin fazla detay görülemiyor. Başka bir anlatımla, öğretmen yetiştirmeye ilişkin ontolojik sorunlarımızı ortadan kaldıracak daha somut önerilere ihtiyaç bulunmaktadır. Yani öğretmen yetiştirmede niteliği nasıl artıracağız? Üniversite-okul iş birliği hangi doğrultuda iyileştirilip geliştirilecek? Öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerinde öğretim elemanlarının uygulama becerileri nasıl geliştirilecek ve öğretmenlik uygulamasının geliştirilmesi için nasıl bir denetim ve değerlendirme mekanizması oluşturulacaktır? Bütün bu sorular yakın gelecekte öğretmen yetiştirme konusunu, özellikle de nitelikli öğretmenin nasıl yetiştirileceği sorusunu tartışmaya devam edeceğimizi gösteriyor.
ÖZEL OKULLARA YÖNELİK DAHA CİDDİ DÜZENLEMELER YAPILMALI
Vizyon belgesinde özel okullara yeterince vurgu yapıldığını düşünüyor musunuz? Bu alanda yönetici ve karar vericilere neler önerirsiniz?
Vizyon belgesinde özel öğretim bağlamında özel okullara da vurgu yapıldığını görüyoruz. Ancak özel öğretim kurumlarının geliştirilmesi ve desteklenmesine ilişkin yeterli bir vurgu yapıldığını söylemek zor. Alınan kararlardan bazıları şöyle:
1. Özel öğretimde haksız rekabetin önlenmesi,
2. Teftiş ve rehberlik sistemlerini güçlendirilmesi,
3. Özel ve resmi okulların iş birliğinin artırılması,
4. Özel öğretimde nitelik ve kalitenin geliştirilmesi,
5. Özel okulların muhatap olduğu ve karşılaştığı bürokratik işlerin azaltılması,
6. Kişisel gelişim kurslarının vereceği bitirme belgelerine uluslararası geçerlik kazandırılması,
Şeklinde özel öğretimle ilgili konular özetlenebilir. Özel öğretimde nitelik ve niceliğin birlikte düşünülmesi sevindiricidir. Özel okullar, sistemimizin temel dinamiklerinden biridir. Bu sistemin bir parçasıdır. Bu bağlamda özel okulların sorunlarını gidermeye ve okullaşma oranlarında özel okulların payını artırmaya yönelik daha ciddi ve sistemli düzenlemeler yapılmalıdır.
Şunu ifade etmekte yarar var. Sadece kamu üzerinden verilebilecek bir eğitimin ailelerin farklı tercihlerine ve piyasanın sıklıkla değişen ihtiyaçlarına karşılık verebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle eğitim vizyonumuz, kamunun icra ettiği değil, koordine ettiği, denetlediği, yönlendirdiği nitelikte olmalıdır. Hali hazırdaki, eğitimde sivil toplumun ve özel sektörün yerini artırma trendi hızlandırılmalıdır. (Bu model sağlık sektöründe başarıyla uygulanmaktadır). Sivil toplumun, özel sektörün yanlışlarından bahsedilebilir. Bu eleştiriler çok haklı olabilir. Ama bizim medeniyetimiz bir vakıf medeniyetidir. İbni Sina, Gazali, Mevlana, Harezmi, Molla Fenari, Kuşçu Ali gibi pek çok ilim ve düşünce insanı hep vakıf medeniyetinin unsurları olan kuruluşların yetiştirdiği isimlerdir. Kurumaya yüz tutmuş olsa da bu ırmağa su taşımalı, bu ocağı küllerinden yeninden inşa etmeliyiz. Diğer taraftan Türkiye gibi genç nüfusun fazla olduğu ama nüfus artış hızının düştüğü ülkelerde yeni okul, öğretmen, bina gibi eğitime dair ihtiyaçların ve harcamaların sadece devlet üzerinden karşılanması maliyet açısından sürdürülebilir değildir. Doğurganlık oranındaki düşüş nedeniyle, bir süre sonra yeni yapılan okullar ve dersliklere ihtiyaç duyulmayacak, öğretmenler ders verilebilecek öğrenci bulamayacaklardır. Bu nedenle bu maliyeti şimdiden özel sektörle paylaşmak rasyonel aklın bir gereğidir.
Bu nedenle Özel okulların eğitim sistemimizdeki yeri, üstlendiği rol ve sorumluluklar ile misyonu dikkate alındığında özel okulların sistemli ve sürdürülebilir bir yaklaşımla ele alınması gerekir. Özel okulların gelişiminin önündeki engeller kaldırılmalı ve başarılı özel okulların resmi okullarla iş birliği yapması ve iyi örneklerini paylaşması sağlanmalıdır. Açık, şeffaf ve hakkaniyet ölçüsünde özel okulların rekabet etmelerini sağlayacak sağlıklı bir değerlendirme sistemi oluşturulmalıdır. Özel okulların istihdam ve yatırım olanaklarının geliştirilmesi amacıyla devlet destekleri artırılmalıdır.
“Vizyon belgesi oldukça kapsamlı olan ancak geliştirilmesi gereken yönler de ihtiva eden bir metindir. Bu metnin bir politika metni olarak ele alınması ve iyi yapılandırılmış bir takvim içinde maliyet ve etkililik konuları da dikkate alınarak hayata geçirilmelidir. Elbette değişim kolay başarılabilir bir süreç değildir. Kişilerin tek tek çabalarının ötesinde kolektif bir yaklaşım ve bütüncül bir çaba gerektirir. Sistemin değişim başarısını sağlayabilmek adına ciddi ve kararlı bir anlayış sürdürülmeli, okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin değişim ve gelişmeye olan inanç ve bağlılıkları pekiştirilmelidir.”
Son Güncelleme: Perşembe, 06 Aralık 2018 16:52
Gösterim: 2507
artı eğitim dergisi ve egitimtercihi.com tarafından ilki 2014 yılında gerçekleştirilen ve eğitim dünyasının beğenisini kazanan Yılın Eğitimde Başarı Ödülleri’nin beşincisi 7 Kasım 2018 tarihinde İstanbul Şişli Marriott Otel’de gerçekleştirildi.
17 kategoride eğitim dünyasından isim ve kurumların ödüllendirildiği gece İstanbul Milli Eğitim Müdürü Levent yazıcı, TÖDER Başkanı İbrahim Taşel, Milliyet Gazetesi Yazarı Abbas Güçlü’nün açılış konuşmalarıyla başladı. Eğitim dünyasının daha sık bir araya gelerek sorunlarının tartışılması ve çözüm yollarının ortaya konulması gerektiğini vurgulandığı konuşmalarda, eğitimin güncel sorunlarına dikkat çekildi.
Enstitü Koleji’nin desteğinde düzenlenen gecenin açılış konuşmalarının ardından ödül törenine geçilerek, 5. Yılın Eğitimde Başarı Ödülleri sahipleriyle buluştu.
5. YILIN EĞİTİMDE BAŞARI ÖDÜLLERİNİ KAZANANLAR
- Yılın Eğitimci Bürokratı / Levent Yazıcı / MEB İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü
- Yılın Eğitim Girişimcisi / Metin Özer / Sınav Eğitim Kurumları Kurucusu
- Yılın Eğitimde Türkiye Markası / Bilfen Eğitim Kurumları
- Yılın Milli Eğitim Müdürü / Hasan Tevke / Van İl Milli Eğitim Müdürü
- Yılın Yaşam Boyu Eğitim Ödülü / Sıtkı Alp / Arı Eğitim Kurumları Kurucusu
- Yılın Eğitime Katkı Ödülü / Dr. Turay Kesler / Vatan Okulları Kurucusu
- Yılın Eğitim Profesyoneli / Biriz Kutoğlu / İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü
- Yılın Sınırları Aşan Eğitim Ödülü / Mektebim Okulları
- Yılın Geçmişten Geleceğe Eğitim Mirası Ödülü / Terakki Vakfı Okulları
- Yılın Eğitim Mimarisi / Ada Kent Üniversitesi
- Yılın Eğitim Yayını Ödülü / Prof. Dr. İrfan Erdoğan / Cumhuriyetçi Muhafazakar İsmail Hakkı Baltacıoğlu
- Yılın Eğitimci Akademisyeni / Prof. Dr. Cemil Öztürk
- Yılın Eğitim Gazetecisi / Nuran Çakmakçı / Hürriyet Gazetesi
- Yılın Sosyal Sorumluluk Projesi / Gezici STEM Otobüsü Projesi / Çizgi Kolejleri
- Yılın Öğretmeni / Selçuk Yusuf Arslan Ankara Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
- Yılın Eğitim Çözümleri Şirketi / MET Okul Mobilyaları
- Yılın Sivil Toplum Kurumu / Eğitim Reformu Girişimi
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
artı eğitim dergisi ve egitimtercihi.com tarafından ilki 2014 yılında gerçekleştirilen ve eğitim dünyasının beğenisini kazanan Yılın Eğitimde Başarı Ödülleri’nin beşincisi 7 Kasım 2018 tarihinde İstanbul Şişli Marriott Otel’de gerçekleştirildi.
17 kategoride eğitim dünyasından isim ve kurumların ödüllendirildiği gece İstanbul Milli Eğitim Müdürü Levent yazıcı, TÖDER Başkanı İbrahim Taşel, Milliyet Gazetesi Yazarı Abbas Güçlü’nün açılış konuşmalarıyla başladı. Eğitim dünyasının daha sık bir araya gelerek sorunlarının tartışılması ve çözüm yollarının ortaya konulması gerektiğini vurgulandığı konuşmalarda, eğitimin güncel sorunlarına dikkat çekildi.
Enstitü Koleji’nin desteğinde düzenlenen gecenin açılış konuşmalarının ardından ödül törenine geçilerek, 5. Yılın Eğitimde Başarı Ödülleri sahipleriyle buluştu.
5. YILIN EĞİTİMDE BAŞARI ÖDÜLLERİNİ KAZANANLAR
- Yılın Eğitimci Bürokratı / Levent Yazıcı / MEB İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü
- Yılın Eğitim Girişimcisi / Metin Özer / Sınav Eğitim Kurumları Kurucusu
- Yılın Eğitimde Türkiye Markası / Bilfen Eğitim Kurumları
- Yılın Milli Eğitim Müdürü / Hasan Tevke / Van İl Milli Eğitim Müdürü
- Yılın Yaşam Boyu Eğitim Ödülü / Sıtkı Alp / Arı Eğitim Kurumları Kurucusu
- Yılın Eğitime Katkı Ödülü / Dr. Turay Kesler / Vatan Okulları Kurucusu
- Yılın Eğitim Profesyoneli / Biriz Kutoğlu / İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü
- Yılın Sınırları Aşan Eğitim Ödülü / Mektebim Okulları
- Yılın Geçmişten Geleceğe Eğitim Mirası Ödülü / Terakki Vakfı Okulları
- Yılın Eğitim Mimarisi / Ada Kent Üniversitesi
- Yılın Eğitim Yayını Ödülü / Prof. Dr. İrfan Erdoğan / Cumhuriyetçi Muhafazakar İsmail Hakkı Baltacıoğlu
- Yılın Eğitimci Akademisyeni / Prof. Dr. Cemil Öztürk
- Yılın Eğitim Gazetecisi / Nuran Çakmakçı / Hürriyet Gazetesi
- Yılın Sosyal Sorumluluk Projesi / Gezici STEM Otobüsü Projesi / Çizgi Kolejleri
- Yılın Öğretmeni / Selçuk Yusuf Arslan Ankara Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
- Yılın Eğitim Çözümleri Şirketi / MET Okul Mobilyaları
- Yılın Sivil Toplum Kurumu / Eğitim Reformu Girişimi
Son Güncelleme: Perşembe, 08 Kasım 2018 14:13
Gösterim: 2039

