Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sisteminde tercih yapmayan öğrencilerin imam hatip liselerine yönlendirildiği iddialarına ilişkin "Hiç kimsenin arzu etmediği bir okula zorla yönlendirilmesi katiyen söz konusu olmaz, olmamıştır bugüne kadar" dedi.
Bakan Avcı, Nezihe Yalvaç Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde branş öğretmenlerinin katılımıyla düzenlenen toplantı öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin "TEOG'da tercih yapmayan öğrencilerin otomatik olarak imam hatip liselerine yönlendirildiğine" dair iddialar olduğunu hatırlatması üzerine Avcı, tercihlerin nasıl yapılacağını, öğrenciler, veliler ve öğretmenlerin çok iyi bildiğini söyledi.
Bu tür söylentilerin 1 milyon 300 bin öğrenci ile velilerini tedirgin etmek için özellikle çıkartılan spekülasyonlar olduğunu ifade eden Avcı, şunları kaydetti:
"Hangi öğrencinin hangi tercihler doğrultusunda hangi okullara gideceğini en iyi velilerimiz bilir. Hiç kimsenin arzu etmediği bir okula zorla yönlendirilmesi katiyen söz konusu olmaz, olmamıştır bugüne kadar. Kaldı ki en büyük kontenjan meslek liselerinde, sonra anadolu liselerimizde, sonra anadolu imam hatip liselerinde, sonra sosyal bilimler liselerinde... Dolayısıyla kontenjanlar müracaatlara uygun. Öğrencilerimiz de kendilerine en uygun olan tercihlerini seçimlerini yapacak ve okullarına yerleşecekler. Özellikle velilerimizden rica ediyorum. Bu konularda çok dikkatli olsunlar çünkü onları tedirgin etmek için çok sistematik bir çaba olduğunu müteakip defalar söyledim. Onlara karşı da duyarlı olmalarını özellik rica ediyorum."
Avcı, daha sonra ildeki değişik branşlardan 30 öğretmen ile bir araya geldi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sisteminde tercih yapmayan öğrencilerin imam hatip liselerine yönlendirildiği iddialarına ilişkin "Hiç kimsenin arzu etmediği bir okula zorla yönlendirilmesi katiyen söz konusu olmaz, olmamıştır bugüne kadar" dedi.
Bakan Avcı, Nezihe Yalvaç Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde branş öğretmenlerinin katılımıyla düzenlenen toplantı öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin "TEOG'da tercih yapmayan öğrencilerin otomatik olarak imam hatip liselerine yönlendirildiğine" dair iddialar olduğunu hatırlatması üzerine Avcı, tercihlerin nasıl yapılacağını, öğrenciler, veliler ve öğretmenlerin çok iyi bildiğini söyledi.
Bu tür söylentilerin 1 milyon 300 bin öğrenci ile velilerini tedirgin etmek için özellikle çıkartılan spekülasyonlar olduğunu ifade eden Avcı, şunları kaydetti:
"Hangi öğrencinin hangi tercihler doğrultusunda hangi okullara gideceğini en iyi velilerimiz bilir. Hiç kimsenin arzu etmediği bir okula zorla yönlendirilmesi katiyen söz konusu olmaz, olmamıştır bugüne kadar. Kaldı ki en büyük kontenjan meslek liselerinde, sonra anadolu liselerimizde, sonra anadolu imam hatip liselerinde, sonra sosyal bilimler liselerinde... Dolayısıyla kontenjanlar müracaatlara uygun. Öğrencilerimiz de kendilerine en uygun olan tercihlerini seçimlerini yapacak ve okullarına yerleşecekler. Özellikle velilerimizden rica ediyorum. Bu konularda çok dikkatli olsunlar çünkü onları tedirgin etmek için çok sistematik bir çaba olduğunu müteakip defalar söyledim. Onlara karşı da duyarlı olmalarını özellik rica ediyorum."
Avcı, daha sonra ildeki değişik branşlardan 30 öğretmen ile bir araya geldi.
Son Güncelleme: Pazartesi, 04 Ağustos 2014 13:05
Gösterim: 1619
Akademisyenlerin yüzde 37’si mobbing mağduru. Yüzde 84’ü gördüğü baskı nedeniyle yurtdışına gitmek istiyor. Sadece yüzde 12’si çalışma şartlarından memnun. Yüzde 61’i ise çocuğunun akademisyen olmasını istemiyor.
Hürriyet Gazetesi’nden Gönül Koca’nın haberine göre, Akademisyenlerin yüzde 37’si mobbing mağduru. Yüzde 84’ü gördüğü baskı nedeniyle yurtdışına gitmek istiyor. Sadece yüzde 12’si çalışma şartlarından memnun. Yüzde 61’i ise çocuğunun akademisyen olmasını istemiyor.
Maaşların düşüklüğü, kadro alma sorunu, araştırma burslarının kesilmesi akademisyenlerin yakındığı başlıca sorunlar arasında yer alıyor. Bu sorunlar zaman zaman hem kendileri, hem de meslek örgütleri tarafından dile getirilirken, YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya da katıldığı toplantılarda yaptığı açıklamalarda bu konulara değinerek, akademisyenlerin özlük hakları, çalışma koşulları konusunda yeni düzenlemeler yapılması gerektiğini vurguladı.
Bu arada Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN) de ‘Akademisyenlik Tanımı’ başlıklı bir anket yaptı. 1.955 akademisyenin katıldığı anketten ilginç sonuçlar çıktı. Bunlardan yüzde 37’si mobbinge uğradığını açıkladı. “Kısmen mobbinge maruz kaldım” diyenlerin oranı yüzde 28 olurken, mobbinge uğramadığını belirtenlerin oranı ise yüzde 35 olarak tespit edildi.
Gördüğü baskı sonucunda öğretim elemanlarının yüzde 84’ünün yurtdışına gitmek istediği ortaya çıktı. Kendi kurumundan ayrılmak isteyenlerin oranı yüzde 59 olurken, yüzde 41’inin de üniversitesini değiştirmek istemediği görüldü. Öğretim elemanlarının yüzde 84’ü ise Türkiye dışında bir üniversitede görev yapmak istediğini açıkladı.
Akademisyenlere çalışma şartlarının da sorulduğu ankette, “Çalışma şartlarından memnun musunuz?” sorusuna yüzde 12’si “memnunum” dedi. Yüzde 45’i de memnun olmadığını söyledi. Ankette, akademisyenlerin sorunlarının başında ekonomik nedenlerin geldiği vurgulandı. Maaşından memnun olmayanların oranı yüzde 88 iken, aldığı maaştan memnun olduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 1’de kaldı. Akademisyenliğin birçok sorunu olduğunu aktaran öğretim üyeleri çocuklarının aynı mesleği seçmesini istemediklerini açıkladı. Ankete katılanların yüzde 61’i “Çocuğumun akademisyen olmasını istemiyorum” derken, “Neden olmasın” diyenlerin oranı yüzde 39 oldu.
Mobbingle ilgili farkındalık yok
ÖGEDER Genel Başkanı Vahdet Özkoçak: YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya da mobbing konusunu katıldığı hemen hemen her toplantıda dile getiriyor. Akademisyenlerimizin bize ulaştırdığı ve belgelere dayanan mobbing olaylarını biz YÖK’ün özel kalemine bildiriyoruz. Bunların hepsi belgelere dayalı. Ancak burada YÖK’ün yapabileceği hiçbir şey yok. Bunun üniversitelerde çözülmesi gerekiyor. Hukuk fakültelerinden, psikoloji ve sosyoloji bölümlerinden hocaların biraraya gelerek üniversitelerde mobbing birimi kurması lazım. Bir de bizim ülkemizde mobbing kavramı yeni gelişti. Mobbing genel olarak sürekli ve sistematik olarak yapılan bezdiri hareketi olarak tanımlanıyor. Ancak hocalarımızın çoğu ne mobbinge uğradığını anlayabiliyor, ne de mobbing yaptığının farkında. Ben bir sunumumda 200’den fazla akademisyene mobbingden bahsettim. Salonun yarısı o anda mobbinge uğradığını, yarısı da mobbing yaptığını fark etti. Hocalarımızda farkındalık yok. Bu nedenle üniversitelerde birimler kurulması ve hizmetiçi eğitim şeklinde bilgi verilmesi gerekiyor. Akademisyenlerin maaşları konusunda da çalışmalarımız devam ediyor. Biz birçok milletvekili ile görüştük. Hem muhalefet hem de hükümetten. Görüşmelerimizin tamamında akademik zammın fazlasıyla geç kaldığını söylüyor. Yasama hazır ancak yürütmeden bir karar çıkmadığı, yeni YÖK yasası beklendiği için zam durumu maalesef gündeme gelemiyor.
AKADEMİSYENLERİN MAAŞLARI
Öğretim Elemanları (Araş. Gör. -Öğr. Gör.-Okutman-Uzman): 2 bin 200 TL
Yardımcı Doçent: 2 bin 900 TL
Doçent: 3 bin 300 TL
Profesör: 4 bin 200 TL
En çok sağlık ve eğitim alanlarında görülüyor
Mobbinge maruz kalanlar, gördükleri zararın büyüklüğü ve etkisiyle, işlerini yapamaz duruma geliyorlar. Konu ile ilgili yapılan araştırmalar gösteriyor ki, en kısa mobbing süresi 6 ay, genelde ortalama süre 15 ay, sürecin kalıcı ağır etkilerinin ortaya çıktığı dönem ise, 29-46 aydır. Hangi işyerlerinde ve kimlerin mobbinge uğradığına bakıldığında araştırmalara göre kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, öncelikle sağlık ve eğitim sektöründe yaygın olduğu ve özellikle de üniversitelerde bunun çok daha sıklıkla yaşandığı görülüyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Akademisyenlerin yüzde 37’si mobbing mağduru. Yüzde 84’ü gördüğü baskı nedeniyle yurtdışına gitmek istiyor. Sadece yüzde 12’si çalışma şartlarından memnun. Yüzde 61’i ise çocuğunun akademisyen olmasını istemiyor.
Hürriyet Gazetesi’nden Gönül Koca’nın haberine göre, Akademisyenlerin yüzde 37’si mobbing mağduru. Yüzde 84’ü gördüğü baskı nedeniyle yurtdışına gitmek istiyor. Sadece yüzde 12’si çalışma şartlarından memnun. Yüzde 61’i ise çocuğunun akademisyen olmasını istemiyor.
Maaşların düşüklüğü, kadro alma sorunu, araştırma burslarının kesilmesi akademisyenlerin yakındığı başlıca sorunlar arasında yer alıyor. Bu sorunlar zaman zaman hem kendileri, hem de meslek örgütleri tarafından dile getirilirken, YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya da katıldığı toplantılarda yaptığı açıklamalarda bu konulara değinerek, akademisyenlerin özlük hakları, çalışma koşulları konusunda yeni düzenlemeler yapılması gerektiğini vurguladı.
Bu arada Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN) de ‘Akademisyenlik Tanımı’ başlıklı bir anket yaptı. 1.955 akademisyenin katıldığı anketten ilginç sonuçlar çıktı. Bunlardan yüzde 37’si mobbinge uğradığını açıkladı. “Kısmen mobbinge maruz kaldım” diyenlerin oranı yüzde 28 olurken, mobbinge uğramadığını belirtenlerin oranı ise yüzde 35 olarak tespit edildi.
Gördüğü baskı sonucunda öğretim elemanlarının yüzde 84’ünün yurtdışına gitmek istediği ortaya çıktı. Kendi kurumundan ayrılmak isteyenlerin oranı yüzde 59 olurken, yüzde 41’inin de üniversitesini değiştirmek istemediği görüldü. Öğretim elemanlarının yüzde 84’ü ise Türkiye dışında bir üniversitede görev yapmak istediğini açıkladı.
Akademisyenlere çalışma şartlarının da sorulduğu ankette, “Çalışma şartlarından memnun musunuz?” sorusuna yüzde 12’si “memnunum” dedi. Yüzde 45’i de memnun olmadığını söyledi. Ankette, akademisyenlerin sorunlarının başında ekonomik nedenlerin geldiği vurgulandı. Maaşından memnun olmayanların oranı yüzde 88 iken, aldığı maaştan memnun olduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 1’de kaldı. Akademisyenliğin birçok sorunu olduğunu aktaran öğretim üyeleri çocuklarının aynı mesleği seçmesini istemediklerini açıkladı. Ankete katılanların yüzde 61’i “Çocuğumun akademisyen olmasını istemiyorum” derken, “Neden olmasın” diyenlerin oranı yüzde 39 oldu.
Mobbingle ilgili farkındalık yok
ÖGEDER Genel Başkanı Vahdet Özkoçak: YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya da mobbing konusunu katıldığı hemen hemen her toplantıda dile getiriyor. Akademisyenlerimizin bize ulaştırdığı ve belgelere dayanan mobbing olaylarını biz YÖK’ün özel kalemine bildiriyoruz. Bunların hepsi belgelere dayalı. Ancak burada YÖK’ün yapabileceği hiçbir şey yok. Bunun üniversitelerde çözülmesi gerekiyor. Hukuk fakültelerinden, psikoloji ve sosyoloji bölümlerinden hocaların biraraya gelerek üniversitelerde mobbing birimi kurması lazım. Bir de bizim ülkemizde mobbing kavramı yeni gelişti. Mobbing genel olarak sürekli ve sistematik olarak yapılan bezdiri hareketi olarak tanımlanıyor. Ancak hocalarımızın çoğu ne mobbinge uğradığını anlayabiliyor, ne de mobbing yaptığının farkında. Ben bir sunumumda 200’den fazla akademisyene mobbingden bahsettim. Salonun yarısı o anda mobbinge uğradığını, yarısı da mobbing yaptığını fark etti. Hocalarımızda farkındalık yok. Bu nedenle üniversitelerde birimler kurulması ve hizmetiçi eğitim şeklinde bilgi verilmesi gerekiyor. Akademisyenlerin maaşları konusunda da çalışmalarımız devam ediyor. Biz birçok milletvekili ile görüştük. Hem muhalefet hem de hükümetten. Görüşmelerimizin tamamında akademik zammın fazlasıyla geç kaldığını söylüyor. Yasama hazır ancak yürütmeden bir karar çıkmadığı, yeni YÖK yasası beklendiği için zam durumu maalesef gündeme gelemiyor.
AKADEMİSYENLERİN MAAŞLARI
Öğretim Elemanları (Araş. Gör. -Öğr. Gör.-Okutman-Uzman): 2 bin 200 TL
Yardımcı Doçent: 2 bin 900 TL
Doçent: 3 bin 300 TL
Profesör: 4 bin 200 TL
En çok sağlık ve eğitim alanlarında görülüyor
Mobbinge maruz kalanlar, gördükleri zararın büyüklüğü ve etkisiyle, işlerini yapamaz duruma geliyorlar. Konu ile ilgili yapılan araştırmalar gösteriyor ki, en kısa mobbing süresi 6 ay, genelde ortalama süre 15 ay, sürecin kalıcı ağır etkilerinin ortaya çıktığı dönem ise, 29-46 aydır. Hangi işyerlerinde ve kimlerin mobbinge uğradığına bakıldığında araştırmalara göre kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, öncelikle sağlık ve eğitim sektöründe yaygın olduğu ve özellikle de üniversitelerde bunun çok daha sıklıkla yaşandığı görülüyor.
Son Güncelleme: Pazartesi, 04 Ağustos 2014 08:30
Gösterim: 1344
ÖSYM, üniversite yerleştirmelerinde, bazı sağlık meslek lisesi öğrencilerinin okul tür kodunun hatalı olması nedeniyle açıkta kaldığı yönündeki iddialara ilişkin, MEB ve YÖK’le hatalı tür kodu için çalışma başlattı
ÖSYM, üniversite yerleştirmelerinde, bazı sağlık meslek lisesi öğrencilerinin okul tür kodunun hatalı olması nedeniyle açıkta kaldığı yönündeki iddialara ilişkin, MEB ve YÖK ile birlikte sorunun en kısa sürede çözülmesi için çalışma yürütüldüğünü bildirdi. İlgili lise müdürlüklerini okul tür kodundaki değişikliği ÖSYM’ye bildirmediğini savundu.
ÖSYM’den yapılan açıklamada, son günlerde sosyal medyadaki tartışmalarda ve bazı medya kurumları tarafından yapılan yayınlarda ÖSYM’deki hatalı kod uygulamasından dolayı Anadolu Sağlık Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin mağdur edildiğine yönelik gerçek dışı bir yorum ile topluma yanıltıcı bilgiler sunulduğu belirtildi. ÖSYM sistemlerinde her okulunun bir kodu bulunduğu ifade edilen açıklamada, zaman zaman okulların adlarının, türlerinin değiştiği, okulların dönüşüme tabi tutulduğu vurgulandı. Bu nedenle ÖSYM’nin, her yılın başında tüm okul müdürlüklerinden okul kodlarını kontrol etmesi ve varsa bir değişiklik ilgili düzeltmelerin yapılmasını istediğine yer verilen açıklamada, 2013 yılı başında da ÖSYM tarafından diğerlerinde olduğu gibi Türkiye’deki tüm Anadolu sağlık meslek lisesi müdürlerinin de okul kodlarını kontrol edip yanlışlık varsa düzeltmesini talep ettiğine işaret edildi.
Okul müdürlüğü ÖSYM’ye bildirmedi
Bu kapsamda 300’ün üzerinde lise müdürlüğünün okul kodlarını ÖSYM sistemine doğru girmiş olmasına rağmen bazı Anadolu sağlık meslek lisesi müdürlüklerinin ilgili düzeltmeyi yapmadıklarına dikkat çekilen açıklamaya şöyle devam edildi:
“ÖSYM sistemlerinde herhangi bir hata söz konusu olmayıp söz konusu sağlık meslek liselerinin Anadolu sağlık meslek lisesi türüne dönüştürüldüğü ÖSYM sistemine ilgili okul müdürlükleri tarafından bildirilmediğinden doğal olarak bu okullarda okuyan öğrenciler sağlık meslek lisesi mezunu olarak görülmüşlerdir. Aynı şekilde söz konusu olan bu okullarda okuyan öğrenciler de başvuru sırasında bu yanlışlığı düzeltmemişlerdir. Kendileri başvuru formu üzerindeki sağlık meslek lisesi öğrencisi oldukları bilgisini doğrulamış ve kayıtlarını tamamlamışlardır. ÖSYM sistemine kayıtlı çok sayıda sağlık meslek lisesi mezunu öğrenci de bulunuyor. O nedenle bir okulun ve öğrencinin Anadolu sağlık meslek lisesi veya öğrencisi olup olmadığını sistemin belirleme şansı bulunmuyor. Söz konusu sorunun çözülmesi için ÖSYM, MEB ve YÖK birlikte en kısa sürede bir çözüm üretilmesi için bir çalışma yürütmektedirler.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
ÖSYM, üniversite yerleştirmelerinde, bazı sağlık meslek lisesi öğrencilerinin okul tür kodunun hatalı olması nedeniyle açıkta kaldığı yönündeki iddialara ilişkin, MEB ve YÖK’le hatalı tür kodu için çalışma başlattı
ÖSYM, üniversite yerleştirmelerinde, bazı sağlık meslek lisesi öğrencilerinin okul tür kodunun hatalı olması nedeniyle açıkta kaldığı yönündeki iddialara ilişkin, MEB ve YÖK ile birlikte sorunun en kısa sürede çözülmesi için çalışma yürütüldüğünü bildirdi. İlgili lise müdürlüklerini okul tür kodundaki değişikliği ÖSYM’ye bildirmediğini savundu.
ÖSYM’den yapılan açıklamada, son günlerde sosyal medyadaki tartışmalarda ve bazı medya kurumları tarafından yapılan yayınlarda ÖSYM’deki hatalı kod uygulamasından dolayı Anadolu Sağlık Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin mağdur edildiğine yönelik gerçek dışı bir yorum ile topluma yanıltıcı bilgiler sunulduğu belirtildi. ÖSYM sistemlerinde her okulunun bir kodu bulunduğu ifade edilen açıklamada, zaman zaman okulların adlarının, türlerinin değiştiği, okulların dönüşüme tabi tutulduğu vurgulandı. Bu nedenle ÖSYM’nin, her yılın başında tüm okul müdürlüklerinden okul kodlarını kontrol etmesi ve varsa bir değişiklik ilgili düzeltmelerin yapılmasını istediğine yer verilen açıklamada, 2013 yılı başında da ÖSYM tarafından diğerlerinde olduğu gibi Türkiye’deki tüm Anadolu sağlık meslek lisesi müdürlerinin de okul kodlarını kontrol edip yanlışlık varsa düzeltmesini talep ettiğine işaret edildi.
Okul müdürlüğü ÖSYM’ye bildirmedi
Bu kapsamda 300’ün üzerinde lise müdürlüğünün okul kodlarını ÖSYM sistemine doğru girmiş olmasına rağmen bazı Anadolu sağlık meslek lisesi müdürlüklerinin ilgili düzeltmeyi yapmadıklarına dikkat çekilen açıklamaya şöyle devam edildi:
“ÖSYM sistemlerinde herhangi bir hata söz konusu olmayıp söz konusu sağlık meslek liselerinin Anadolu sağlık meslek lisesi türüne dönüştürüldüğü ÖSYM sistemine ilgili okul müdürlükleri tarafından bildirilmediğinden doğal olarak bu okullarda okuyan öğrenciler sağlık meslek lisesi mezunu olarak görülmüşlerdir. Aynı şekilde söz konusu olan bu okullarda okuyan öğrenciler de başvuru sırasında bu yanlışlığı düzeltmemişlerdir. Kendileri başvuru formu üzerindeki sağlık meslek lisesi öğrencisi oldukları bilgisini doğrulamış ve kayıtlarını tamamlamışlardır. ÖSYM sistemine kayıtlı çok sayıda sağlık meslek lisesi mezunu öğrenci de bulunuyor. O nedenle bir okulun ve öğrencinin Anadolu sağlık meslek lisesi veya öğrencisi olup olmadığını sistemin belirleme şansı bulunmuyor. Söz konusu sorunun çözülmesi için ÖSYM, MEB ve YÖK birlikte en kısa sürede bir çözüm üretilmesi için bir çalışma yürütmektedirler.”
Son Güncelleme: Cuma, 01 Ağustos 2014 14:24
Gösterim: 2055
Araştırmalara göre dünya çocuk nüfusunun yaklaşık yüzde 2'si üstün zekalı. Türkiye'de tahmini 648 bin üstün zekalı çocuk bulunuyor. Bu çocukların tespiti ve uygun eğitim süreçlerinden geçirilmesi ise en önemli sorunlarından biri olmaya devam ediyor.
Tüm Üstün Zekalılar Derneği (TÜZDER) Başkanı Tunahan Coşkun, "üstün zekalılık" kavramı ve üstün zekalı çocukların tespiti konusunda AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İslam medeniyetinin insan odaklılığının zaman içerisinde yok olduğunu anlatan Coşkun, özellikle Osmanlı'da enderun mekteplerinin yetiştirme tekniğinin önemini vurguladı.
Mimar Sinan'ın da aynı yolla keşfedildiğini ve insanlığa kazandırıldığını kaydeden Coşkun, üstün zekalı insanların eğitiminin bir plan dahilinde olması gerektiğine işaret etti.
Coşkun, Türkiye'de üstün zekalı çocukların tespitinin bir politika haline gelmesi gerektiğini söyledi.
Devletin üstün zekalı öğrenciler için iki okul açma projesinin olduğu ve çocukların bu okullara 5. sınıftan itibaren kabul edileceği bilgisini veren Coşkun, bu yaş grubunun çocuklar için çok geç olacağını dile getirdi.
Coşkun, "Bize gelen zeka testi sonuçlarına göre, okuldaki sınıf seviyesi arttıkça zeka seviyesi azalıyor. Maalesef çocukları kalıba sokuyoruz. Orta okula geçen bir çocuk için çok geç kalıyoruz. Üstün zekalıların eğitimi için kritik dönem 4-12 yaş aralığıdır. Buraya ne kadar çok yatırım yapılırsa o derece sonuç alınır. Bu noktada ciddi bir eksiklik var. Devletin 3 yaştan itibaren çalışmalara başlaması gerekir, orta okuldan sonra ise çocuğun ilgili alanlara yoğunlaşması gerekir" diye konuştu.
Almanya ve İsrail başta olmak üzere birçok ülkenin 4 yaştan itibaren çocukları takibe aldıklarını belirten Coşkun, şunları kaydetti:
"Devlet her doğan çocuğun aşılarını takip ediyor. Kendi çocuğumda gözlemledim, defalarca aradılar beni. Keşke 'Çocuğunuzun 3 yaşında zeka testini yaptırın" deseler. Çünkü en önemli şeyi atlıyoruz. Devlet bunu politika haline getirmeli, her çocuğunu taramalı. Belki Diyarbakır'ın, Niğde'nin bir ilçesinde bir dahi vardır. Devlet bunları tespit etmeli, çünkü en önemli aşama bu. Ölçemediğiniz bir şeyi nasıl geliştirebilirsiniz?"
"Türkiye'de 648 bin üstün zekalı var"
TÜZDER Başkanı Coşkun, Türkiye'de tahmini 648 bin üstün zekalı olduğunu belirterek, bu rakamın çan eğrisi yöntemiyle tahmin edildiğini söyledi. Bu çan eğrisine göre ortalama yüzde 2 sonucundan hareket edildiğini dile getiren Coşkun, "Bu her yerde aynı değildir ki. Bu yöntem yanıltabilir. Bizim bunu sistematik bir şekilde tespit etmemiz lazım" dedi.
Coşkun, üstün zekalıların karma eğitimden geçirilmesi, dahilerin ise farklı kurumlarda eğitim alması gerektiğini ifade etti.
"Hiperaktif çocuk, zeki çocuktur anlayışı yanlış"
Türkiye'de üstün zeka algısının yanlış olduğunu belirten Coşkun, "eşit olmayana eşit eğitim verilmesinin en büyük eşitsizlik" olduğunu söyledi.
Coşkun, IQ puanı 153 olan bir çocuğun karma eğitime katılmasının ardından skorunun 124'e düştüğünü aktararak, şunları kaydetti:
"Bu, çok lüks bir spor arabaya sahip olmanız ama yolunuzun olmaması demektir. Bir zaman sonra motorun rölantide kalması kaçınılmaz olur. Her hiperaktif çocuğun üstün zekalı olarak algılanması Türkiye'nin kanayan yarasıdır. Hiperaktiviteyle üstün zekalılık hep karıştırılıyor. 10 dakika yerinde duramayan bir çocuğa robot verdiğimizde onu 2 saat yerinden kaldıramıyoruz.
Burada aklımıza şu gelmeli, acaba çocuğun dikkatini mi çekemiyoruz? Aileler burada yanılıyor. Dikkat eksikliği var denilen çocuk aralıksız 2 saat bilgisayarda oyun oynayabiliyor. Üstün zekalıların en önemli özelliklerinden biri yüksek motivasyona sahip olmalarıdır. O zaman hiperaktivite eşit değildir üstün zekalılık."
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Araştırmalara göre dünya çocuk nüfusunun yaklaşık yüzde 2'si üstün zekalı. Türkiye'de tahmini 648 bin üstün zekalı çocuk bulunuyor. Bu çocukların tespiti ve uygun eğitim süreçlerinden geçirilmesi ise en önemli sorunlarından biri olmaya devam ediyor.
Tüm Üstün Zekalılar Derneği (TÜZDER) Başkanı Tunahan Coşkun, "üstün zekalılık" kavramı ve üstün zekalı çocukların tespiti konusunda AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İslam medeniyetinin insan odaklılığının zaman içerisinde yok olduğunu anlatan Coşkun, özellikle Osmanlı'da enderun mekteplerinin yetiştirme tekniğinin önemini vurguladı.
Mimar Sinan'ın da aynı yolla keşfedildiğini ve insanlığa kazandırıldığını kaydeden Coşkun, üstün zekalı insanların eğitiminin bir plan dahilinde olması gerektiğine işaret etti.
Coşkun, Türkiye'de üstün zekalı çocukların tespitinin bir politika haline gelmesi gerektiğini söyledi.
Devletin üstün zekalı öğrenciler için iki okul açma projesinin olduğu ve çocukların bu okullara 5. sınıftan itibaren kabul edileceği bilgisini veren Coşkun, bu yaş grubunun çocuklar için çok geç olacağını dile getirdi.
Coşkun, "Bize gelen zeka testi sonuçlarına göre, okuldaki sınıf seviyesi arttıkça zeka seviyesi azalıyor. Maalesef çocukları kalıba sokuyoruz. Orta okula geçen bir çocuk için çok geç kalıyoruz. Üstün zekalıların eğitimi için kritik dönem 4-12 yaş aralığıdır. Buraya ne kadar çok yatırım yapılırsa o derece sonuç alınır. Bu noktada ciddi bir eksiklik var. Devletin 3 yaştan itibaren çalışmalara başlaması gerekir, orta okuldan sonra ise çocuğun ilgili alanlara yoğunlaşması gerekir" diye konuştu.
Almanya ve İsrail başta olmak üzere birçok ülkenin 4 yaştan itibaren çocukları takibe aldıklarını belirten Coşkun, şunları kaydetti:
"Devlet her doğan çocuğun aşılarını takip ediyor. Kendi çocuğumda gözlemledim, defalarca aradılar beni. Keşke 'Çocuğunuzun 3 yaşında zeka testini yaptırın" deseler. Çünkü en önemli şeyi atlıyoruz. Devlet bunu politika haline getirmeli, her çocuğunu taramalı. Belki Diyarbakır'ın, Niğde'nin bir ilçesinde bir dahi vardır. Devlet bunları tespit etmeli, çünkü en önemli aşama bu. Ölçemediğiniz bir şeyi nasıl geliştirebilirsiniz?"
"Türkiye'de 648 bin üstün zekalı var"
TÜZDER Başkanı Coşkun, Türkiye'de tahmini 648 bin üstün zekalı olduğunu belirterek, bu rakamın çan eğrisi yöntemiyle tahmin edildiğini söyledi. Bu çan eğrisine göre ortalama yüzde 2 sonucundan hareket edildiğini dile getiren Coşkun, "Bu her yerde aynı değildir ki. Bu yöntem yanıltabilir. Bizim bunu sistematik bir şekilde tespit etmemiz lazım" dedi.
Coşkun, üstün zekalıların karma eğitimden geçirilmesi, dahilerin ise farklı kurumlarda eğitim alması gerektiğini ifade etti.
"Hiperaktif çocuk, zeki çocuktur anlayışı yanlış"
Türkiye'de üstün zeka algısının yanlış olduğunu belirten Coşkun, "eşit olmayana eşit eğitim verilmesinin en büyük eşitsizlik" olduğunu söyledi.
Coşkun, IQ puanı 153 olan bir çocuğun karma eğitime katılmasının ardından skorunun 124'e düştüğünü aktararak, şunları kaydetti:
"Bu, çok lüks bir spor arabaya sahip olmanız ama yolunuzun olmaması demektir. Bir zaman sonra motorun rölantide kalması kaçınılmaz olur. Her hiperaktif çocuğun üstün zekalı olarak algılanması Türkiye'nin kanayan yarasıdır. Hiperaktiviteyle üstün zekalılık hep karıştırılıyor. 10 dakika yerinde duramayan bir çocuğa robot verdiğimizde onu 2 saat yerinden kaldıramıyoruz.
Burada aklımıza şu gelmeli, acaba çocuğun dikkatini mi çekemiyoruz? Aileler burada yanılıyor. Dikkat eksikliği var denilen çocuk aralıksız 2 saat bilgisayarda oyun oynayabiliyor. Üstün zekalıların en önemli özelliklerinden biri yüksek motivasyona sahip olmalarıdır. O zaman hiperaktivite eşit değildir üstün zekalılık."
Son Güncelleme: Pazar, 03 Ağustos 2014 12:41
Gösterim: 1646
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Ağustos ayında yapacağı öğretmen atamalarında en çok kadroyu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile İngilizce öğretmenliğine ayırdığı belirtildi.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2014-2015 eğitim öğretim yılı için yapacağı 40 bin öğretmen ataması alan çalışmalarını tamamladı. Buna göre atamalarda ilk sırayı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile İngilizce öğretmenliği aldı. Bakanlık, 28 Şubat mağduru olan öğrenmenden bin 17’sini yeniden atandı.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmen atamalarında son on yılda büyük atak yaptı. Bakanlık, yaptığı atama sayısında her yıl artışa giderek son on yılda 417 bin 996 öğretmenin atamasını gerçekleştirdi. Yapılan atama sayılarına bakıldığında ise atamaların 666’sı milli sporcu kontenjanından yapılırken bin 582’si ise engelli kontenjanından atandı. Atamalarda, 28 Şubat döneminde zor günler geçiren ve görevinden ayrılan ya da atılan öğretmenlere de fırsat tanındı. Hükümetin aralarında çok sayıda başörtülülerin de 28 Şubat mağdurlarına tanıdığı geri dönüş hakkından yararlanarak yeniden öğretmen olarak atananların sayısı bin 17 olarak kayıtlara geçti.
Din Kültürü ve İngilizce
Öte yandan Bakanlığın ağustos ayında yapacağı atamalarda duyulan ihtiyaç alanları ise belirlendi. Buna göre en çok ihtiyaç duyulan alan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği oldu. İngilizce ve Özel Eğitim ve Rehberlik, Sınıf ve İlköğretim Matematik öğretmenlikleri de en çok ihtiyaç duyulan diğer alanlar arasında yer aldı. Diğer alanlar ise şöyle: “Türkçe, Beden Eğitimi, Okul Öncesi Öğretmenliği, Bilişim Teknolojileri, Fen Bilimleri, Matematik, Biyoloji.”
En çok Türkmen, Azeri ve İranlı öğrenciler geliyor
Türkiye’de eğitim gören 48 bin 183 yabancı öğrenciler içinde ilk sırayı 6 bin 941 kişiyle Türkmenistan aldı. İkinciliği ise 6 bin 901 ile Azerbaycan ve 4 bin 343 ile İran en fazla öğrenci gönderen ülkeler arasında üçüncü sırada yer aldı. Tek öğrencisi olan ülkeler ise Barbados, Burkina Faso, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Grenada, Küba, Ukrayna, Umman olarak sıralandı. LYabancı uyruklu öğrencilerin en çok tercih edildiği üniversitelerde ise ilk sırayı 3 bin 51 ile İstanbul Üniversitesi aldı. 2 bin 146 öğrenci Marmara Üniversitesi’ni, 2 bin 78 öğrenci Anadolu Üniversitesi’ni, 2 bin 18 öğrenci Ankara Üniversitesi’ni, bin 695 öğrenci Gazi Üniversitesi’ni, bin 424 öğrenci ise Atatürk Üniversitesi’ni tercih etti. En az tercih edilen üniversiteler sıralamasında ise bir öğrenci ile Tunceli Üniversitesi, 4 öğrenci ile Artvin Çoruh Üniversitesi ve 8 öğrenciyle Bozok Üniversitesi yer aldı.
Kaynak: STAR
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Ağustos ayında yapacağı öğretmen atamalarında en çok kadroyu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile İngilizce öğretmenliğine ayırdığı belirtildi.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2014-2015 eğitim öğretim yılı için yapacağı 40 bin öğretmen ataması alan çalışmalarını tamamladı. Buna göre atamalarda ilk sırayı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile İngilizce öğretmenliği aldı. Bakanlık, 28 Şubat mağduru olan öğrenmenden bin 17’sini yeniden atandı.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmen atamalarında son on yılda büyük atak yaptı. Bakanlık, yaptığı atama sayısında her yıl artışa giderek son on yılda 417 bin 996 öğretmenin atamasını gerçekleştirdi. Yapılan atama sayılarına bakıldığında ise atamaların 666’sı milli sporcu kontenjanından yapılırken bin 582’si ise engelli kontenjanından atandı. Atamalarda, 28 Şubat döneminde zor günler geçiren ve görevinden ayrılan ya da atılan öğretmenlere de fırsat tanındı. Hükümetin aralarında çok sayıda başörtülülerin de 28 Şubat mağdurlarına tanıdığı geri dönüş hakkından yararlanarak yeniden öğretmen olarak atananların sayısı bin 17 olarak kayıtlara geçti.
Din Kültürü ve İngilizce
Öte yandan Bakanlığın ağustos ayında yapacağı atamalarda duyulan ihtiyaç alanları ise belirlendi. Buna göre en çok ihtiyaç duyulan alan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği oldu. İngilizce ve Özel Eğitim ve Rehberlik, Sınıf ve İlköğretim Matematik öğretmenlikleri de en çok ihtiyaç duyulan diğer alanlar arasında yer aldı. Diğer alanlar ise şöyle: “Türkçe, Beden Eğitimi, Okul Öncesi Öğretmenliği, Bilişim Teknolojileri, Fen Bilimleri, Matematik, Biyoloji.”
En çok Türkmen, Azeri ve İranlı öğrenciler geliyor
Türkiye’de eğitim gören 48 bin 183 yabancı öğrenciler içinde ilk sırayı 6 bin 941 kişiyle Türkmenistan aldı. İkinciliği ise 6 bin 901 ile Azerbaycan ve 4 bin 343 ile İran en fazla öğrenci gönderen ülkeler arasında üçüncü sırada yer aldı. Tek öğrencisi olan ülkeler ise Barbados, Burkina Faso, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Grenada, Küba, Ukrayna, Umman olarak sıralandı. LYabancı uyruklu öğrencilerin en çok tercih edildiği üniversitelerde ise ilk sırayı 3 bin 51 ile İstanbul Üniversitesi aldı. 2 bin 146 öğrenci Marmara Üniversitesi’ni, 2 bin 78 öğrenci Anadolu Üniversitesi’ni, 2 bin 18 öğrenci Ankara Üniversitesi’ni, bin 695 öğrenci Gazi Üniversitesi’ni, bin 424 öğrenci ise Atatürk Üniversitesi’ni tercih etti. En az tercih edilen üniversiteler sıralamasında ise bir öğrenci ile Tunceli Üniversitesi, 4 öğrenci ile Artvin Çoruh Üniversitesi ve 8 öğrenciyle Bozok Üniversitesi yer aldı.
Kaynak: STAR
Son Güncelleme: Cuma, 01 Ağustos 2014 09:56
Gösterim: 1363

