Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
İstanbul’da intörn doktor olarak tıp eğitimine devam eden Enis Çağatay Yılmaz’ın, 24 yaşında olmasına rağmen, geliştirilmesinde emek verdiği bir su kaynağının kullanılabilirliğini normal metotların aksine yapay zekayı kullanarak çok daha hızlı ve ucuz değerlendiren yöntem, İngiltere’de yayınlanan “Nature Light: Science & Application” adlı dünyaca ünlü bilim dergisinde makale olarak yer aldı.
Yalnızca en üst düzey bilimsel çalışmaların yayınlandığı dergiye girmeyi başaran Yılmaz, “Geliştirdiğimiz yöntem, dünyada halk sağlığı için çok önemli bir çalışma. Bir su kaynağının ne kadar temiz olduğunu yapay zekayı kullanarak kısa sürede ortaya çıkarıyoruz. Koronavirüs riski yaşadığımız şu günlerde ve benzer süreçlerde insan sağlığına katkıda bulunacak önemli bir çalışmaya imza atmanın mutluluğunu yaşıyorum” dedi.
1996 yılında İzmir’de doğan Enis Çağatay Yılmaz, kentteki Fen Lisesinden mezun olduktan sonra girdiği 2014 yılı LYS MF-3 alanında Türkiye üçüncüsü oldu. Araştırma merakı nedeniyle önceleri mühendis olmak isteyen sonraları rotasını tıp alanına çeviren Yılmaz, hayallerine ulaşmak için Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesinin yolunu tuttu. Daha hazırlık yılında ABD’ye giden Yılmaz, dokuz ay boyunca ABD’de dil eğitimi aldı. Tıp eğitiminin birinci yılında okul içinde ve dışında sosyal aktivitelerden kopmayıp öğrenci kongreleri düzenleyen Yılmaz, ikinci senesinde Harvard’da laboratuvarı bulunan Dr. Teng’in laboratuvarında yaz stajı için kabul aldı. Nörodejeneratif hastalıklar ve travmatik beyin hasarıyla ilgilenen laboratuvarda konfokal mikroskopla çalışma imkanı bulan Yılmaz, üçüncü sınıfta, Dünya Tıp Öğrencileri Federasyonunun bir üyesi olan TURKMSIC’in düzenlemiş olduğu Türkiye geneli sınav sonucunda İtalya’da bir ay boyunca kardiyoloji bölümünde staj yapma hakkı kazandı.
TEK TIP ÖĞRENCİSİ OLDU
Cenova’daki eğitimin ardından Yılmaz, diğer üyeleri çoğunlukla mühendis olan, mikroskoplar ve yapay zeka üzerine odaklanan Prof. Dr. Aydoğan Özcan’ın rehberliğinde University of California Los Angeles’taki laboratuvarda tek tıp öğrencisi olarak üç ay geçirdi. Dördüncü sınıfın yaz döneminde, Prof. Dr. Özcan’ın laboratuvarı UCLA’da proje çalışması ve Tayvan’daki Kulak-Burun-Boğaz ve Dermatoloji bölümlerinde staj yaparak geçiren Yılmaz, şimdilerde ise intörn doktor olarak hedeflediği Radyoloji uzmanlığı yolunda emin adımlarla ilerliyor.
DÜNYACA ÜNLÜ DERGİDE YER ALDI
Yılmaz, henüz genç yaşına rağmen dünyanın dört bir tarafında verdiği emeklerinin ilk karşılığını 10 Temmuz 2020’de aldı. Yılmaz’ın, geliştirilmesinde emek verdiği bir su kaynağının kullanılabilirliğini normal metotların aksine yapay zekayı kullanarak çok daha hızlı ve ucuz değerlendiren yöntem, İngiltere’de yayınlanan ve o gün çıkan “Nature Light: Science & Application” adlı dünyaca ünlü bilim dergisinde yer aldı. Başarısıyla ailesini ve hocalarını gururlandıran Yılmaz, “Geliştirdiğimiz yöntem, dünyada halk sağlığı için çok önemli bir çalışma. Şöyle düşünelim, ortada bir su kaynağı var. Suyun ne kadar temiz olduğunu anlamak için tetkikler yapılıyor. Bunlar uzun süreli oluyor. Sonuçlar 2-3 günde çıkabiliyor. Bizim yöntemimiz ise, bir su kaynağının ne kadar temiz olduğunu yapay zekayı kullanarak kısa sürede ortaya çıkarıyor. Standart yöntemlere göre hem daha ucuz hem de daha kolay. Önü çok açık bir yöntem. İlk adımda çok büyük bir başarı elde ettiğim için çok mutluyum. Özellikle Koronavirüs riski yaşadığımız şu günlerde ve benzer süreçlerde insan sağlığına katkıda bulunacak önemli bir çalışma olması beni ayrıca sevindirdi” diye konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
İstanbul’da intörn doktor olarak tıp eğitimine devam eden Enis Çağatay Yılmaz’ın, 24 yaşında olmasına rağmen, geliştirilmesinde emek verdiği bir su kaynağının kullanılabilirliğini normal metotların aksine yapay zekayı kullanarak çok daha hızlı ve ucuz değerlendiren yöntem, İngiltere’de yayınlanan “Nature Light: Science & Application” adlı dünyaca ünlü bilim dergisinde makale olarak yer aldı.
Yalnızca en üst düzey bilimsel çalışmaların yayınlandığı dergiye girmeyi başaran Yılmaz, “Geliştirdiğimiz yöntem, dünyada halk sağlığı için çok önemli bir çalışma. Bir su kaynağının ne kadar temiz olduğunu yapay zekayı kullanarak kısa sürede ortaya çıkarıyoruz. Koronavirüs riski yaşadığımız şu günlerde ve benzer süreçlerde insan sağlığına katkıda bulunacak önemli bir çalışmaya imza atmanın mutluluğunu yaşıyorum” dedi.
1996 yılında İzmir’de doğan Enis Çağatay Yılmaz, kentteki Fen Lisesinden mezun olduktan sonra girdiği 2014 yılı LYS MF-3 alanında Türkiye üçüncüsü oldu. Araştırma merakı nedeniyle önceleri mühendis olmak isteyen sonraları rotasını tıp alanına çeviren Yılmaz, hayallerine ulaşmak için Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesinin yolunu tuttu. Daha hazırlık yılında ABD’ye giden Yılmaz, dokuz ay boyunca ABD’de dil eğitimi aldı. Tıp eğitiminin birinci yılında okul içinde ve dışında sosyal aktivitelerden kopmayıp öğrenci kongreleri düzenleyen Yılmaz, ikinci senesinde Harvard’da laboratuvarı bulunan Dr. Teng’in laboratuvarında yaz stajı için kabul aldı. Nörodejeneratif hastalıklar ve travmatik beyin hasarıyla ilgilenen laboratuvarda konfokal mikroskopla çalışma imkanı bulan Yılmaz, üçüncü sınıfta, Dünya Tıp Öğrencileri Federasyonunun bir üyesi olan TURKMSIC’in düzenlemiş olduğu Türkiye geneli sınav sonucunda İtalya’da bir ay boyunca kardiyoloji bölümünde staj yapma hakkı kazandı.
TEK TIP ÖĞRENCİSİ OLDU
Cenova’daki eğitimin ardından Yılmaz, diğer üyeleri çoğunlukla mühendis olan, mikroskoplar ve yapay zeka üzerine odaklanan Prof. Dr. Aydoğan Özcan’ın rehberliğinde University of California Los Angeles’taki laboratuvarda tek tıp öğrencisi olarak üç ay geçirdi. Dördüncü sınıfın yaz döneminde, Prof. Dr. Özcan’ın laboratuvarı UCLA’da proje çalışması ve Tayvan’daki Kulak-Burun-Boğaz ve Dermatoloji bölümlerinde staj yaparak geçiren Yılmaz, şimdilerde ise intörn doktor olarak hedeflediği Radyoloji uzmanlığı yolunda emin adımlarla ilerliyor.
DÜNYACA ÜNLÜ DERGİDE YER ALDI
Yılmaz, henüz genç yaşına rağmen dünyanın dört bir tarafında verdiği emeklerinin ilk karşılığını 10 Temmuz 2020’de aldı. Yılmaz’ın, geliştirilmesinde emek verdiği bir su kaynağının kullanılabilirliğini normal metotların aksine yapay zekayı kullanarak çok daha hızlı ve ucuz değerlendiren yöntem, İngiltere’de yayınlanan ve o gün çıkan “Nature Light: Science & Application” adlı dünyaca ünlü bilim dergisinde yer aldı. Başarısıyla ailesini ve hocalarını gururlandıran Yılmaz, “Geliştirdiğimiz yöntem, dünyada halk sağlığı için çok önemli bir çalışma. Şöyle düşünelim, ortada bir su kaynağı var. Suyun ne kadar temiz olduğunu anlamak için tetkikler yapılıyor. Bunlar uzun süreli oluyor. Sonuçlar 2-3 günde çıkabiliyor. Bizim yöntemimiz ise, bir su kaynağının ne kadar temiz olduğunu yapay zekayı kullanarak kısa sürede ortaya çıkarıyor. Standart yöntemlere göre hem daha ucuz hem de daha kolay. Önü çok açık bir yöntem. İlk adımda çok büyük bir başarı elde ettiğim için çok mutluyum. Özellikle Koronavirüs riski yaşadığımız şu günlerde ve benzer süreçlerde insan sağlığına katkıda bulunacak önemli bir çalışma olması beni ayrıca sevindirdi” diye konuştu.
Son Güncelleme: Cumartesi, 08 Ağustos 2020 13:03
Gösterim: 2078
Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile TKİ Genel Müdürlüğü arasında, Bakanlık binasında protokol imza töreni düzenlendi.
"Milli ekonomiye de önemli bir katkı sağlayacak"
MEB Destek Hizmetleri Genel Müdürü İsmail Çolak törendeki konuşmasında, geçmiş yıllarda özellikle kömür alımlarında çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalındığı değerlendirmesinde bulunarak, yapılacak iş birliği sonucunda hem kurumlarının yükünün azalacağını hem de kömür fiyatında yaşanan fiyat dalgalanmalarının bertaraf edilebileceğini söyledi. Aynı zamanda yerli kaynakların kullanılacak olmasının önemine işaret eden Çolak, "Yerli kaynaklarımızın kullanılacak olması, milli ekonomiye de önemli bir katkı sağlayacaktır. Hem istihdam hem vergi geliri hem de piyasanın canlanması açısından önemli bir ivme kazandıracaktır. Ayrıca döviz çıkışına önemli bir engel teşkil edecek, dövizin ülkemizde kalmasına önemli katkıda bulunacağı aşikar. Okullarımızın ısınma ihtiyacının karşılanmasıyla birlikte milli ve yerli kaynağa da öncelik ve özellik atfedilmesi, bizi son derece mutlu kılıyor." şeklinde konuştu.
TKİ Genel Müdürü Hasan Hüseyin Erdoğan ise, Bakanlığa bağlı 81 ildeki tüm kurum ve okulların kömür ihtiyacının, Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından karşılanması amacıyla MEB ile iş birliği yapılacağını belirtti. Kurum tarafından 2003'ten itibaren Türkiye'deki muhtaç ailelere dağıtılmak üzere Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına bugüne kadar yaklaşık 30 milyon ton kömür dağıtımı yapıldığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "İmzalayacağımız protokol kapsamındaki iş birliğiyle, Kurumumuzun bu konuda sahip olduğu tecrübe kapsamında, aynı hassasiyet ve aynı özveriyle, ülkemizin geleceği evlatlarımızın yetiştirildiği Milli Eğitim Bakanlığımızın okullarının da ısınma amaçlı kömür ihtiyacını inşallah karşılayacağız. 81 ilimizde, 20 binin üzerindeki kurum ve okula toplamda 610 bin ton kömür dağıtılmasına imkan sağlayacak bu kıymetli iş birliğinin, yerli kaynaklarımızın kullanılması ile ülkemiz cari açığının kapatılması adına olumlu katkı sağlayacak olmasının çok değerli olduğunu düşünüyoruz. Protokolün ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum."
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile TKİ Genel Müdürlüğü arasında, Bakanlık binasında protokol imza töreni düzenlendi.
"Milli ekonomiye de önemli bir katkı sağlayacak"
MEB Destek Hizmetleri Genel Müdürü İsmail Çolak törendeki konuşmasında, geçmiş yıllarda özellikle kömür alımlarında çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalındığı değerlendirmesinde bulunarak, yapılacak iş birliği sonucunda hem kurumlarının yükünün azalacağını hem de kömür fiyatında yaşanan fiyat dalgalanmalarının bertaraf edilebileceğini söyledi. Aynı zamanda yerli kaynakların kullanılacak olmasının önemine işaret eden Çolak, "Yerli kaynaklarımızın kullanılacak olması, milli ekonomiye de önemli bir katkı sağlayacaktır. Hem istihdam hem vergi geliri hem de piyasanın canlanması açısından önemli bir ivme kazandıracaktır. Ayrıca döviz çıkışına önemli bir engel teşkil edecek, dövizin ülkemizde kalmasına önemli katkıda bulunacağı aşikar. Okullarımızın ısınma ihtiyacının karşılanmasıyla birlikte milli ve yerli kaynağa da öncelik ve özellik atfedilmesi, bizi son derece mutlu kılıyor." şeklinde konuştu.
TKİ Genel Müdürü Hasan Hüseyin Erdoğan ise, Bakanlığa bağlı 81 ildeki tüm kurum ve okulların kömür ihtiyacının, Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından karşılanması amacıyla MEB ile iş birliği yapılacağını belirtti. Kurum tarafından 2003'ten itibaren Türkiye'deki muhtaç ailelere dağıtılmak üzere Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına bugüne kadar yaklaşık 30 milyon ton kömür dağıtımı yapıldığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "İmzalayacağımız protokol kapsamındaki iş birliğiyle, Kurumumuzun bu konuda sahip olduğu tecrübe kapsamında, aynı hassasiyet ve aynı özveriyle, ülkemizin geleceği evlatlarımızın yetiştirildiği Milli Eğitim Bakanlığımızın okullarının da ısınma amaçlı kömür ihtiyacını inşallah karşılayacağız. 81 ilimizde, 20 binin üzerindeki kurum ve okula toplamda 610 bin ton kömür dağıtılmasına imkan sağlayacak bu kıymetli iş birliğinin, yerli kaynaklarımızın kullanılması ile ülkemiz cari açığının kapatılması adına olumlu katkı sağlayacak olmasının çok değerli olduğunu düşünüyoruz. Protokolün ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum."
Son Güncelleme: Çarşamba, 22 Temmuz 2020 14:50
Gösterim: 3414
YÖK onayıyla faaliyete başlayan Ticaret TÖMER, bir yandan yabancılara Türkçe öğretirken bir yandan da Türkçe öğretim çalışmalarını desteklemeyi ve Türk kültür ve sanatının uluslararası alanda tanınması için çalışmalar yapmayı hedefliyor.
İstanbul Ticaret Üniversitesi tarafından kurulan Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (Ticaret TÖMER) Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından onaylandı. Ticaret TÖMER, yurtiçinde ve yurtdışında yaşayanlara Türkçe öğretmeyi ve Türkçe öğretimi çalışmalarını destekleyerek bu alandaki birikimini ulusal ve uluslararası alanlarda çeşitli faaliyetlerle paylaşacak.
Ticaret TÖMER, Türkçeyi hem anadili hem de bir yabancı dil olarak en doğru ve en etkili şekilde öğrenme imkânı sunmanın yanı sıra; Türkiye’yi, Türk kültür ve sanatını uluslararası alanda hak ettiği saygınlıkta temsil etmeye katkı sağlamayı hedefliyor. Merkez bünyesinde, Türkiye’deki üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, Halk Bilimi, Dil Bilimi ve Yabancı Diller bölümleri son sınıf öğrencileri ve mezunları ile yurt dışındaki üniversitelerin Türkoloji bölümü öğrencileri ve mezunlarına mesleki tecrübeye yönelik uygulama programları düzenlenebilecek, staj yaptırılabilecek ve gerektiğinde sertifika verilebilecek.
Ticaret TÖMER’in faaliyetleri arasında yabancılara Türkçe öğretmek amacıyla Türkiye’den yurt dışına gidecek öğretim elemanlarını ve öğretmenleri yetiştirmek, onlar için kurslar düzenlemek ve gerektiğinde sertifika vermek de yer alıyor.
Ticaret TÖMER’de ayrıca, kamu ve özel kuruluşlara danışmanlık ya da bilirkişilik hizmeti de verilebilecek; yurtiçi ve yurtdışında dil yeterlilik seviyesini ölçen sınavlar düzenlenebilecek, Türkçe öğretiminin yaygınlaşması için uzaktan eğitim ve uzaktan sınav uygulamaları yapılabilecek.
YÖK’ün kuruluşuna onay verdiği Ticaret TÖMER, 2020 – 2021 eğitim döneminde faaliyetlerine başlayacak.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
YÖK onayıyla faaliyete başlayan Ticaret TÖMER, bir yandan yabancılara Türkçe öğretirken bir yandan da Türkçe öğretim çalışmalarını desteklemeyi ve Türk kültür ve sanatının uluslararası alanda tanınması için çalışmalar yapmayı hedefliyor.
İstanbul Ticaret Üniversitesi tarafından kurulan Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (Ticaret TÖMER) Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından onaylandı. Ticaret TÖMER, yurtiçinde ve yurtdışında yaşayanlara Türkçe öğretmeyi ve Türkçe öğretimi çalışmalarını destekleyerek bu alandaki birikimini ulusal ve uluslararası alanlarda çeşitli faaliyetlerle paylaşacak.
Ticaret TÖMER, Türkçeyi hem anadili hem de bir yabancı dil olarak en doğru ve en etkili şekilde öğrenme imkânı sunmanın yanı sıra; Türkiye’yi, Türk kültür ve sanatını uluslararası alanda hak ettiği saygınlıkta temsil etmeye katkı sağlamayı hedefliyor. Merkez bünyesinde, Türkiye’deki üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, Halk Bilimi, Dil Bilimi ve Yabancı Diller bölümleri son sınıf öğrencileri ve mezunları ile yurt dışındaki üniversitelerin Türkoloji bölümü öğrencileri ve mezunlarına mesleki tecrübeye yönelik uygulama programları düzenlenebilecek, staj yaptırılabilecek ve gerektiğinde sertifika verilebilecek.
Ticaret TÖMER’in faaliyetleri arasında yabancılara Türkçe öğretmek amacıyla Türkiye’den yurt dışına gidecek öğretim elemanlarını ve öğretmenleri yetiştirmek, onlar için kurslar düzenlemek ve gerektiğinde sertifika vermek de yer alıyor.
Ticaret TÖMER’de ayrıca, kamu ve özel kuruluşlara danışmanlık ya da bilirkişilik hizmeti de verilebilecek; yurtiçi ve yurtdışında dil yeterlilik seviyesini ölçen sınavlar düzenlenebilecek, Türkçe öğretiminin yaygınlaşması için uzaktan eğitim ve uzaktan sınav uygulamaları yapılabilecek.
YÖK’ün kuruluşuna onay verdiği Ticaret TÖMER, 2020 – 2021 eğitim döneminde faaliyetlerine başlayacak.
Son Güncelleme: Çarşamba, 22 Temmuz 2020 11:20
Gösterim: 2020
18 Mart’ta Yükseköğretim Kurulu’nun aldığı kararla Mart ayının sonunda itibaren tüm Türkiye’de üniversitelerin uzaktan eğitime geçmesi kararlaştırılmıştı. Üsküdar Üniversitesi, Türkiye genelinde 350 üniversite öğrencisi ile gerçekleştirdiği araştırmada gençlerin uzaktan eğitime bakış açısını değerlendirdi. Covid Gençlik isimli araştırma, katılımcıların yüzde 48’inin bazı derslerin yüz yüze sınıf ortamında bazı derslerin ise online olarak uygulanacağı hibrid modelini tercih ettiğini ortaya koydu.
Pandemi sürecinde toplumda büyük ilgi uyandıran birçok sosyolojik ve psikolojik araştırmaya imza atan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tuğba Aydın Öztürk tarafından yürütülen Covid Gençlik isimli bir araştırma gerçekleştirdi.
Öğrencilerin fikir ve beklentileri analiz edildi
Haziran 2020’de Türkiye genelinde 350 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilen ‘Covid Gençlik’ isimli araştırma, üniversite öğrencilerinin bu süreçte devam eden uzaktan eğitim hakkındaki olumlu ve olumsuz fikirleri ile beklentilerini anlamak için uygulandı. Araştırmaya Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tuğba Aydın Öztürk öncülük etti.
Araştırmaya katılanların yüzde 18’inin üniversite 1. sınıf, yüzde 21’inin üniversite 2. sınıf, yüzde 28’inin üniversite 3. sınıf, yüzde 22’sinin üniversite 4. sınıf, yüzde 6’sının yüksek lisans ve yüzde 2’sinin doktora öğrencisi oldukları görüldü. Katılımcıların yüzde 35’i devlet ve yüzde 65’i vakıf üniversitesi öğrencisi olup, yüzde 95’i Covid-19 sürecinde derslerin online olarak uzaktan eğitim olarak devam ettiğini belirtti.
Hibrid eğitim modeli beğenildi
Katılımcılardan yüzde 48’inin bazı derslerin yüzyüze sınıf ortamında bazı derslerin ise online olarak uygulanacağı hibrid modeli tercih ettiklerini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Aydın Öztürk, “Hibrid modeli melez, karışık ya da harmanlanmış öğrenme olarak düşünebilir. Bu metodda geleneksel öğrenme yöntemi ile çevrimiçi sınıflar bir araya geliyor. Çalışmaya katılan öğrencilerin yüzde 46’sı derslere yüzyüze geleneksel yani kampüs ortamında devam etmek istediklerini belirttiler. Arkadaş ve okul ortamını özleme, yüzyüze eğitimde daha iyi konsantre olma ve daha fazla etkileşim imkanı vermesi gibi sebeplerle öğrenciler geleneksel öğrenme metodunu tercih ettiler. Katılımcıların yalnızca %6’sı sadece online gerçekleşecek derslere devam etmek istediğini ifade etti. Uzaktan eğitim, lisansüstü öğrenciler ve hem üniversite okuyup hem de çalışmak durumunda kalan öğrenciler için faydalı bir model olarak öne çıkıyor. Diğer taraftan sanat, tıp alanları ya da fen bilimleri gibi uygulamalı alanlarda online eğitim uygulamaları yeterince verimli bulunmadı” dedi.
Trafikte zaman kaybını önlemesi avantaj sağlıyor
Öztürk, katılımcılara göre uzaktan eğitimin verimini etkileyen olumlu faktörlerin başında yüzde 62’lik oran ile asenkron derslere katılmanın geldiğini söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Asenkronize derslerde öğrenciler, eğitmen tarafından kaydedilen ders içeriğine istedikleri zaman ve istedikleri kadar erişim sağlayabildikleri için tekrar yapabilme imkanına sahip oluyorlar. Öğrencilerin yüzde 61’i derslere istedikleri yerden devam edebilmenin ve fiziksel sınırların ortadan kalkmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirtti. Öğrencilerin yüzde 58’i uzaktan eğitim sayesinde ulaşım, barınma ve dışarıda beslenme için harcanan ekonomik giderlerin azalmasını ve yüzde 49’u özellikle büyükşehirler başta olmak üzere trafikte vakit kaybetmek zorunda kalmamayı eğitimin verimliliğini arttıran unsurlar olarak görüyor. Uzaktan eğitimin verimini arttıran diğer olumlu özellikler ise; yüzde 45 oranında ortamın daha esnek ve konforlu olması, yüzde 38 oranında öğrencilerin kendisine daha çok vakit ayırabilmesi, yüzde 33 oranında ise sanal toplantı tecrübesi kazanma olarak sıralandı.”
Covid – 19 ders verimliliğini düşürdü
Covid-19 sürecinde öğrencilerin yüzde 55’inin bu süreçte kendilerini isteksiz ve mutsuz hissettiklerini ve bu sebeple derslerden gerekli verimi alamadıklarını belirten Öztürk, “Özellikle 20 yaş altındaki gençlerin 3 aya yakın bir süre evden çıkamadığı, diğer öğrencilerin ise mümkün olduğunca az dışarı çıktıkları düşünüldüğünde, motivasyon eksikliğinin eğitimin içeriğinden çok salgın şartlarıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine de eğitimin verimini olumsuz yönde etkileyen ilk faktör olarak karşımıza çıkar. Salgının ülkemizde görülmesinin hemen ardından sanal sınıflarda eğitime çok hızlı bir biçimde geçildi ve bu süreçte eğitmenler ve öğrencilerin sisteme çok hızlı adapte olması beklentisi oluştu. Ancak sonuçlar, katılımcı öğrencilerin yüzde 40’a yakınının sanal sınıfta dersi anlamakta güçlük çektiğini ortaya koydu” dedi.
Kurumlar uzaktan eğitim altyapısını güçlendirmeli
Katılımcıların yüzde 24’ünün eğitmenlerin sanal teknolojilere uyum sağlayamadığını belirttiklerini ifade eden Öztürk, “Dersin devamlılığı, bağlantının zayıf olması ve ekranın donması gibi sebeplerle kesintiye uğrayabiliyor. Öğrencilerin yüzde 33’ü bağlantı hızının düşük olması sebebiyle derslerde konsantrasyon sorunu yaşadığını belirtti. Bu sebeple önümüzdeki eğitim dönemlerinde hibrid eğitim modeline hazırlanan tüm eğitim kurumlarının altyapı konusunda hazırlıklı olması bekleniyor. Öğrenciler açısından uzaktan eğitimin verimini olumsuz etkileyen kişisel etkenler de araştırma sonuçlarında görüldü. Kişisel etkenler; yüzde 28 ev işleriyle ilgilenmek zorunda olmak, yüzde 21 sınıf arkadaşlarından ayrı kalmak, yüzde 20 evde kendine ayıracak zaman olmaması, yüzde 11 evde kendine ayıracak mekan olmaması ve internet paketinin yetmemesi olarak sıralandı” dedi.
Dr. Tuğba Aydın Öztürk: “Çoklu iş birliği dönemine girmeliyiz”
Dr. Tuğba Aydın Öztürk, eğitmenlerin ve öğrencilerin sanal teknolojileri kullanma konusunda eğitim alması gerektiğini söyledi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Covid-19 pandemisinin dünya genelinde belirsiz bir süre daha devam edeceği, çok sayıda büyük şirketin ve üniversitenin uzaktan çalışma, uzaktan eğitim modellerine geçiş yaptığı göz önünde bulundurulduğunda bu konuda hazırlıklı olmak gerektiği görülüyor. Anaokulundan üniversiteye kadar her seviyede eğitim kurumu altyapısal olarak hibrid eğitim için gereken kaynakları geliştirmeli ve GSM operatörleri sanal video, konferans, toplantı uygulamaları için dijital altyapılarını yeni normale uyumlu hale getirmelidir. Kısa süreçte harcanacak emek ve maddi kaynaklar, uzun vadede Türkiye'nin yüksek öğretim kalitesine olumlu katkılar sağlayacaktır.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
18 Mart’ta Yükseköğretim Kurulu’nun aldığı kararla Mart ayının sonunda itibaren tüm Türkiye’de üniversitelerin uzaktan eğitime geçmesi kararlaştırılmıştı. Üsküdar Üniversitesi, Türkiye genelinde 350 üniversite öğrencisi ile gerçekleştirdiği araştırmada gençlerin uzaktan eğitime bakış açısını değerlendirdi. Covid Gençlik isimli araştırma, katılımcıların yüzde 48’inin bazı derslerin yüz yüze sınıf ortamında bazı derslerin ise online olarak uygulanacağı hibrid modelini tercih ettiğini ortaya koydu.
Pandemi sürecinde toplumda büyük ilgi uyandıran birçok sosyolojik ve psikolojik araştırmaya imza atan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tuğba Aydın Öztürk tarafından yürütülen Covid Gençlik isimli bir araştırma gerçekleştirdi.
Öğrencilerin fikir ve beklentileri analiz edildi
Haziran 2020’de Türkiye genelinde 350 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilen ‘Covid Gençlik’ isimli araştırma, üniversite öğrencilerinin bu süreçte devam eden uzaktan eğitim hakkındaki olumlu ve olumsuz fikirleri ile beklentilerini anlamak için uygulandı. Araştırmaya Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tuğba Aydın Öztürk öncülük etti.
Araştırmaya katılanların yüzde 18’inin üniversite 1. sınıf, yüzde 21’inin üniversite 2. sınıf, yüzde 28’inin üniversite 3. sınıf, yüzde 22’sinin üniversite 4. sınıf, yüzde 6’sının yüksek lisans ve yüzde 2’sinin doktora öğrencisi oldukları görüldü. Katılımcıların yüzde 35’i devlet ve yüzde 65’i vakıf üniversitesi öğrencisi olup, yüzde 95’i Covid-19 sürecinde derslerin online olarak uzaktan eğitim olarak devam ettiğini belirtti.
Hibrid eğitim modeli beğenildi
Katılımcılardan yüzde 48’inin bazı derslerin yüzyüze sınıf ortamında bazı derslerin ise online olarak uygulanacağı hibrid modeli tercih ettiklerini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Aydın Öztürk, “Hibrid modeli melez, karışık ya da harmanlanmış öğrenme olarak düşünebilir. Bu metodda geleneksel öğrenme yöntemi ile çevrimiçi sınıflar bir araya geliyor. Çalışmaya katılan öğrencilerin yüzde 46’sı derslere yüzyüze geleneksel yani kampüs ortamında devam etmek istediklerini belirttiler. Arkadaş ve okul ortamını özleme, yüzyüze eğitimde daha iyi konsantre olma ve daha fazla etkileşim imkanı vermesi gibi sebeplerle öğrenciler geleneksel öğrenme metodunu tercih ettiler. Katılımcıların yalnızca %6’sı sadece online gerçekleşecek derslere devam etmek istediğini ifade etti. Uzaktan eğitim, lisansüstü öğrenciler ve hem üniversite okuyup hem de çalışmak durumunda kalan öğrenciler için faydalı bir model olarak öne çıkıyor. Diğer taraftan sanat, tıp alanları ya da fen bilimleri gibi uygulamalı alanlarda online eğitim uygulamaları yeterince verimli bulunmadı” dedi.
Trafikte zaman kaybını önlemesi avantaj sağlıyor
Öztürk, katılımcılara göre uzaktan eğitimin verimini etkileyen olumlu faktörlerin başında yüzde 62’lik oran ile asenkron derslere katılmanın geldiğini söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Asenkronize derslerde öğrenciler, eğitmen tarafından kaydedilen ders içeriğine istedikleri zaman ve istedikleri kadar erişim sağlayabildikleri için tekrar yapabilme imkanına sahip oluyorlar. Öğrencilerin yüzde 61’i derslere istedikleri yerden devam edebilmenin ve fiziksel sınırların ortadan kalkmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirtti. Öğrencilerin yüzde 58’i uzaktan eğitim sayesinde ulaşım, barınma ve dışarıda beslenme için harcanan ekonomik giderlerin azalmasını ve yüzde 49’u özellikle büyükşehirler başta olmak üzere trafikte vakit kaybetmek zorunda kalmamayı eğitimin verimliliğini arttıran unsurlar olarak görüyor. Uzaktan eğitimin verimini arttıran diğer olumlu özellikler ise; yüzde 45 oranında ortamın daha esnek ve konforlu olması, yüzde 38 oranında öğrencilerin kendisine daha çok vakit ayırabilmesi, yüzde 33 oranında ise sanal toplantı tecrübesi kazanma olarak sıralandı.”
Covid – 19 ders verimliliğini düşürdü
Covid-19 sürecinde öğrencilerin yüzde 55’inin bu süreçte kendilerini isteksiz ve mutsuz hissettiklerini ve bu sebeple derslerden gerekli verimi alamadıklarını belirten Öztürk, “Özellikle 20 yaş altındaki gençlerin 3 aya yakın bir süre evden çıkamadığı, diğer öğrencilerin ise mümkün olduğunca az dışarı çıktıkları düşünüldüğünde, motivasyon eksikliğinin eğitimin içeriğinden çok salgın şartlarıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine de eğitimin verimini olumsuz yönde etkileyen ilk faktör olarak karşımıza çıkar. Salgının ülkemizde görülmesinin hemen ardından sanal sınıflarda eğitime çok hızlı bir biçimde geçildi ve bu süreçte eğitmenler ve öğrencilerin sisteme çok hızlı adapte olması beklentisi oluştu. Ancak sonuçlar, katılımcı öğrencilerin yüzde 40’a yakınının sanal sınıfta dersi anlamakta güçlük çektiğini ortaya koydu” dedi.
Kurumlar uzaktan eğitim altyapısını güçlendirmeli
Katılımcıların yüzde 24’ünün eğitmenlerin sanal teknolojilere uyum sağlayamadığını belirttiklerini ifade eden Öztürk, “Dersin devamlılığı, bağlantının zayıf olması ve ekranın donması gibi sebeplerle kesintiye uğrayabiliyor. Öğrencilerin yüzde 33’ü bağlantı hızının düşük olması sebebiyle derslerde konsantrasyon sorunu yaşadığını belirtti. Bu sebeple önümüzdeki eğitim dönemlerinde hibrid eğitim modeline hazırlanan tüm eğitim kurumlarının altyapı konusunda hazırlıklı olması bekleniyor. Öğrenciler açısından uzaktan eğitimin verimini olumsuz etkileyen kişisel etkenler de araştırma sonuçlarında görüldü. Kişisel etkenler; yüzde 28 ev işleriyle ilgilenmek zorunda olmak, yüzde 21 sınıf arkadaşlarından ayrı kalmak, yüzde 20 evde kendine ayıracak zaman olmaması, yüzde 11 evde kendine ayıracak mekan olmaması ve internet paketinin yetmemesi olarak sıralandı” dedi.
Dr. Tuğba Aydın Öztürk: “Çoklu iş birliği dönemine girmeliyiz”
Dr. Tuğba Aydın Öztürk, eğitmenlerin ve öğrencilerin sanal teknolojileri kullanma konusunda eğitim alması gerektiğini söyledi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Covid-19 pandemisinin dünya genelinde belirsiz bir süre daha devam edeceği, çok sayıda büyük şirketin ve üniversitenin uzaktan çalışma, uzaktan eğitim modellerine geçiş yaptığı göz önünde bulundurulduğunda bu konuda hazırlıklı olmak gerektiği görülüyor. Anaokulundan üniversiteye kadar her seviyede eğitim kurumu altyapısal olarak hibrid eğitim için gereken kaynakları geliştirmeli ve GSM operatörleri sanal video, konferans, toplantı uygulamaları için dijital altyapılarını yeni normale uyumlu hale getirmelidir. Kısa süreçte harcanacak emek ve maddi kaynaklar, uzun vadede Türkiye'nin yüksek öğretim kalitesine olumlu katkılar sağlayacaktır.”
Son Güncelleme: Çarşamba, 22 Temmuz 2020 11:46
Gösterim: 2767
YÖK örgün programlar için (uzaktan öğretim dahil, okul birincisi kontenjanları hariç olmak üzere) belirlenen toplam kontenjanın 845 bin 909 olduğunu açıkladı.
İşte YÖK Başkanı Yekta Saraç'ın kontenjan sayıları ile ilgili yaptığı açıklama.
Ülkenin ihtiyacı, istihdam imkânları, yükseköğretim kurumlarının kapasitesi, öğrenci temayülleri ve yükseköğretimde niteliği artırma önceliği ve benzeri dikkate alınan çok sayıda parametre doğrultusunda (uzaktan öğretim dahil, olmak üzere), önlisans ve lisans düzeyinde örgün öğretim programları için 2019 yılında 834 bin 509 kontenjan belirlenmiş idi. Bu yıl ise örgün programlar için (uzaktan öğretim dahil, okul birincisi kontenjanları hariç olmak üzere) belirlenen toplam kontenjan 845 bin 909 oldu. 2020 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda (YKS) örgün programlarda: Devlet üniversitelerinde okul birincisi kontenjanları hariç 282 bin 402 ön lisans, 345 bin 997 lisans, 23 bin 486 özel yetenek olmak üzere toplam 651 bin 885 kontenjan ayrıldı. Vakıf yükseköğretim kurumlarında 76 bin 268 ön lisans, 87 bin 838 lisans, 4 bin 44 özel yetenek olmak üzere toplam 168 bin 150, KKTC ve diğer üniversitelerde 3 bin 643 ön lisans, 11 bin 211 lisans, 294 özel yetenek olmak üzere toplam 15 bin 148 kontenjan verildi. Devlet Üniversitelerinde örgün programların kontenjanları geçen seneye göre aynı düzeyde kalmış iken vakıf üniversitelerinde kontenjanlar kayda değer bir oranda artmıştır. Buna göre; örgün programlarda ön lisansta 362 bin 313, lisansta 445 bin 246, özel yetenekte 27 bin 824 olmak üzere toplamda 835 bin 383 kontenjan bulunmaktadır. Açıköğretim Fakültelerindeki programlara ise 2020 yılında 151.350 kontenjan verilmiştir. 2019 yılındaki açıköğretim kontenjanları 172.125, 2018 yılında ise 193.250 idi. YÖK’ün açık öğretim programlarında tedrici bir şekilde azaltmaya gittiği görülmektedir. Yeni YÖK konseptiyle, açıköğretim kontenjanlarında da örgünde olduğu gibi yeni bir planlamaya geçilmiştir. Bunda istihdam ve taleplerin dikkate alınması kadar Yeni YÖK’ün açıköğretim ile ilgili başlatmış olduğu ve son dört senedir sürdürülen nitelik artırıcı politikası da rol oynamıştır. Geçen sene kamuoyuna beyan ettiğimiz gibi her yıl açıköğretimin özünde olan “hayat boyu öğrenme” fonksiyonu daha fazla belirgin hale getirilecek ve açıköğretim programlarıyla ilgili son yıllarda artan olumlu algı daha da üst düzeye çıkarılacaktır. Açıköğretim kontenjanları dahil olmak üzere tüm kontenjanların toplamı 997.259 olmuştur.
- Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu’nda Programlara Verilecek Kontenjanlar Değerlendirildi Ülkemizin insan gücü ihtiyaç projeksiyonlarının incelendiği, istihdam odaklı yaklaşımların tartışıldığı Yükseköğretim Eğitim Programları Kurulunda, önlisans ve lisans programları, kontenjanlar belirlenmeden önce değerlendirilmiştir. Geçen sene Sağlık Bakanlığı yetkililerinin, sağlık programlarının tedrici olarak azaltılması yönündeki görüş ve önerileri doğrultusunda sağlık alanı ile ilgili programlarda yeni bir planlamaya geçilmiş idi. Aynı yaklaşım bu sene de devam ettirilmiş ve Kurul, bu sene sağlık alanındaki önlisans programları kontenjanlarında birinci ve ikinci öğretim için üst limitler olmasını ve tedrici olarak bu programların kontenjanlarının düşürülmesine devam edilmesini YÖK’e önermiş YÖK Genel Kurulu da bu öneriyi hayata geçirmeye karar vermiştir. Uygulama ağırlıklı sağlık programlarının Vakıf Yükseköğretim Kurumlarında ve KKTC Üniversitelerinde ikiden fazla aynı isimli programların farklı statü (Türkçe birinci öğretim, Türkçe ikinci öğretim, İngilizce birinci öğretim,…) ile açılmış olması durumu ile aynı üniversitenin farklı birimlerinde (hem fakülte hem yüksekokul) aynı programın çoğaltılması durumları da Kurul’da görüşülmüştür. Bu durumdaki program sayısının en fazla iki olması, ayrıca aynı üniversitenin farklı birimlerinde (fakülte ve yüksekokul) aynı isimli ve aynı muhtevalı program bulunması durumunda Kurul’un, sadece birisindeki programa kontenjan verilmesi yönündeki önerileri dikkate alınmıştır. Önümüzdeki sene bu yaklaşım diğer programlar için de “genişleyerek devam edecek” ve Kurul’un kontenjanları belirlemeye ilişkin rolü artarak sürecektir. (Doğru olan da memleketimizin kalkınması ve refahı ile doğrudan ilişkili olan kontenjan belirleme sürecinin geniş katılımı hedefleyen yetki paylaşımı çerçevesinde sürdürülmesidir.) Ayrıca Kurul, mühendislik programlarına ilişkin de bazı önerilerde bulunmuş ve bu öneriler de YÖK tarafından dikkate alınarak kabul edilmiş, mühendislik programlarının kontenjanı geçen sene 77.460 iken bu sene 71.244 olarak belirlenmiştir. Örneğin geçen seneki inşaat mühendisliği toplam kontenjanları 12070 iken bu sene 8271 olarak belirlenmiştir. Yükseköğretim programlarının kontenjanlarının belirlenmesinde istihdam faktörü dışında programdaki öğretim üyesi/elemanı sayıları, doluluk oranı, bölgesel farklılıklar, hasta sayısı ve hastalık çeşitliliği, kültürel ortamlar ve yurt imkanları, vakıf üniversiteleri için AR-GE harcamaları gibi parametreler de dikkate alınarak rasyonel bir planlama yapılmıştır.
Bazı sağlık programlarındaki kontenjanlar ise şu şekilde gerçekleşmiştir: Tıp programında 16 bin 448, Diş Hekimliği’nde 7 bin 752, Eczacılık’ta 3 bin 893, Ebelik’te 4 bin 74 , Hemşirelik’te ise 16 bin 239.
-TYT’den 200 ve Üzeri Puan Alan Adaylar Geçen Yılki Puanlarını Kullanabilecek 2018 YKS ’de duyurulan ve ilk defa 2018 yılında uygulanan TYT ’den 200 ve üzeri puan alan adayların YKS ’ye başvuru yapması şartıyla, 2020-YKS’de TYT ’ye girmeden 2019 yılı puanlarını kullanabilmeleri ile ilgili uygulama bu yıl da devam ediyor. 2020 YKS ’de TYT ’den 200 ve üzeri puan alan adayların YKS ’ye başvuru yapması şartıyla TYT ’ye girmeden bir önceki seneye ait yani 2019 TYT puanlarını kullanabilmeleri ile ilgili uygulama kapsamında 12.239 aday başvuru yapmıştır. Yine aynı uygulama çerçevesinde, hem 2019 YKS hem de 2020 YKS ’ye giren adaylar için bu kuralın nasıl uygulanacağı 2020 YKS Başvuru Kılavuzu’nda yer almaktadır. - Özel Yetenek Sınavıyla Öğrenci Alan Öğretmenlik Programlarında Başarı Sırası İlk Kez Bu Yıl Uygulanıyor... Bilindiği üzere geçtiğimiz yıllarda merkezi yerleştirme ile öğrenci alan Öğretmenlik programlarında başarı sırası şartı, ilgili puan türünde 300 bin olarak belirlenmişti. Ancak özel yetenek sınavı ile öğrenci alan öğretmenlik programları için merkezi yerleştirme sınavı ile öğrenci alanların aksine başarı sırası şartı bulunmuyordu. 2018 ve 2019 YKS kılavuzlarında diğer öğretmenlik programlarında olduğu gibi özel yetenek sınavı ile öğrenci alan öğretmenlik programlarına da başarı sırası şartı getirileceği bu sene sınava girecek öğrenciler için 2 sene önce duyurulmuştu. Geçen seneki YKS sonuçlarına göre özel yetenek sınavı ile öğrenci alan bazı öğretmenlik programlarında en düşük başarı sırası maalesef 1 milyon 761 bin civarındadır. Öğretmenlik programlarının büyük çoğunluğu en düşük 300 bininci sıradan öğretmen adayı kaydederken yine öğretmen adayı yetiştirecek olan bazı programlar için geçen sene 1 milyon 761 bininci sıradan öğrenci alınmasının pedagojik bakımdan izahı zordur. Özel yeteneğin “müzik, resim gibi alanlardaki önemi de dikkate alınarak makul ve rasyonel bir oran belirlenmeye çalışılmış ve bu asgari başarı sırası şartı (diğer merkezi sınavlar ile öğrenci alan öğretmenlik programlarındaki 300 bine mukabil) 800 bin olarak belirlenmiştir. Zira bu programlar sadece müzik, resim,… programları değil aynı zamanda da öğretmenlik programlarıdır. Bu programlar 800 bini aşma şartıyla yine “özel yetenek sınavı ile öğrenci almaya devam edeceklerdir”. Diğer bir ifade ile 2020-YKS’de özel yetenek sınavı ile öğrenci alan öğretmenlik programlarına başvuru yapabilmeleri için TYT’de en düşük 800 bininci başarı sırası şartı uygulamaya konulmuştur. Bu başarı sıralamasını aşan adaylar için özel yetenek şartı yine devam edecektir. Böylece kaliteli eğitim için başarıyı ve niteliği önceleyen tedrici ve daimi tekamül esaslı düzenlemelerle sistemde olumlu sonuçların alınması hedeflenmiştir.
- Eczacılık ve Diş Hekimliğinde ilk kez Başarı Sırası Şartı Uygulanıyor Yeni YÖK’ün yükseköğretim sistemine kazandırdığı ve toplumda geniş bir mutabakat kabul gören bazı programlar için getirdiği “başarı sıralaması şartı” son yıllarda akademinin ve paydaşların tasvibini ve takdirini kazanacak nitelikte olumlu sonuçlar üretmektedir. Bu sene başarı sıralaması şartının kapsamı, akademinin ve paydaşların görüşleri ve ısrarlı teklifleri doğrultusunda genişletildi. Bu kapsamda bu yıl için ilk kez başarı sırası şartı getirilen iki program Eczacılık ve Diş hekimliği programları oldu. Eczacılık için en düşük başarı sırası şartı 100 bin, Diş Hekimliği içinse 80 bin olarak belirlenmiş ve bu karar sınavlardan makul bir süre önce kamuoyuna duyurulmuştu. Bu aynı zamanda kendi içinde bir kontenjan planlaması amacını da barındırmaktadır.
-Hukuk Fakültelerinde Başarı Sırası Şartı Güncellendi Başta Adalet Bakanlığımız olmak üzere paydaşlarımızın görüşleri dikkate alınarak Hukuk fakültesine kaydolabilmek için geçen sene 190 bin olan başarı sıralaması şartı bu sene için 125 bin olarak kabul edilmiş ve sınavdan makul bir süre önce kamuoyuna duyurulmuştu. Bu sene Hukuk fakültelerine kayıt olacaklar için önemli bir değişiklik daha söz konusudur. Yeni YÖK’ün son beş yıldır üzerinde durduğu ve gündemde tuttuğu “meslek icra sınavı” da Yargı Reformu kapsamında yasal zemine kavuşmuştur. Dolayısıyla hukuk eğitimi artık hem girdi hem çıktı esaslı bir değerlendirmeye kavuşmuştur ki bu hukuk eğitimine Yeni YÖK anlayışının sağladığı önemli bir kazanımdır. Önümüzdeki yıldan itibaren meslek icra sınavının diğer bazı programlar için de getirilmesine yönelik yasal düzenleme yapılmasının sistem için kalite bağlamında olumlu sonuçlar üreteceğine inandığımızı tekraren ifade ediyoruz. Hukuk fakültelerinin kontenjanları bu yıl 16 bin 327 olarak belirlenmiştir.
- Diğer Bazı Programlarda Kontenjanların Durumu Yapılan değerlendirmeler ve rasyonel planlamalarla diğer bazı programlar için belirlenen örgün öğretim kontenjanları ise şöyledir: Ziraat-Tarım ve Doğa Bilimleri fakültelerinin mühendislik dışı programlarının kontenjanı 6 bin 467. Mimarlık programlarının kontenjanı 7 bin 985. Mühendislik programlarının kontenjanı 71 bin 244. Temel Bilimlerde kontenjan 10 bin 622. İlahiyat-İslami İlimler Fakültelerinde kontenjan 19 bin 353.
-YÖK’ün Girişimiyle Bu Sene Daha Fazla Öğrenci Burslu Okuyacak Bilindiği üzere YÖK kararı ile vakıf üniversitelerinin tüm programlarına ilk yüzde on dilimde yerleşen öğrenciler, burslu olarak okutulmakta idi. Bu yıl YÖK’ün girişimi ile başlatılan bir süreç ile bu oran yüzde %15’e çıkarıldı ve daha da önemlisi bu oran yasal güvence altına alındı. Öğrenci dostu YÖK’ün bu girişimi öğrencilere önemli bir kazanım sağladı ve bu sene yaklaşık 11 bini aşkın öğrenci daha YÖK’ün girişimi ile ücretsiz eğitim imkanına sahip oldu. Yeni YÖK olarak eğitimin başarıyla ilişkili olarak fırsat eşitliği ve sosyal adalet anlayışı üzerinde yükselmesi ve başarılı öğrencilerin desteklenmesi gerektiğine inanıyor ve kararlarımızda buna dikkat ediyoruz.
- YKS Tercih Kılavuzunda Bu Yıl da Geleceğin Meslekleri Bulunuyor Yükseköğretim Kurulu tarafından 2019-YKS tercih kılavuzunda üniversitelerimizde geleceğin meslekleri olarak kabul edilen “Bilgi Güvenliği Teknolojisi, Yapay Zeka Mühendisliği, Yazılım Geliştirme, Dijital Medya ve Pazarlama, Hibrid ve Elektrikli Taşıtlar Teknolojisi, Çok Boyutlu Modelleme ve Animasyon gibi lisans ve önlisans programlarına da yer verilmiş idi. Bu yıl bu listeye İnsansız Hava Aracı Teknolojileri ve Operatörlüğü, Engelliler İçin Destek Programı, Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği gibi programlar da eklendi. YÖK, yetki devri ve paylaşımını önceleyen, şeffaflık ve hesap verebilirliği ilke edinen, düzenleyici kararlarında fırsat eşitliği ve sosyal adalet kavramlarına dikkate alan, sisteme değer katan projeleri ile yükseköğretim politikaları oluşturan ve uygulayan, yükseköğretim sistemine öncelikli alanlar kavramını sonuç üretir tarzda fiilen getiren, Türkiye'nin üniversite sistemine çeşitlilik, tematik üniversite ve misyon farklılaşmasını kazandıran anayasal bir kurum olarak; kontenjan planlamasında da ülke ihtiyaçlarını ve kamu yararını önde tutmaya ve rasyonel kontenjan planlamasına devam edecektir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
YÖK örgün programlar için (uzaktan öğretim dahil, okul birincisi kontenjanları hariç olmak üzere) belirlenen toplam kontenjanın 845 bin 909 olduğunu açıkladı.
İşte YÖK Başkanı Yekta Saraç'ın kontenjan sayıları ile ilgili yaptığı açıklama.
Ülkenin ihtiyacı, istihdam imkânları, yükseköğretim kurumlarının kapasitesi, öğrenci temayülleri ve yükseköğretimde niteliği artırma önceliği ve benzeri dikkate alınan çok sayıda parametre doğrultusunda (uzaktan öğretim dahil, olmak üzere), önlisans ve lisans düzeyinde örgün öğretim programları için 2019 yılında 834 bin 509 kontenjan belirlenmiş idi. Bu yıl ise örgün programlar için (uzaktan öğretim dahil, okul birincisi kontenjanları hariç olmak üzere) belirlenen toplam kontenjan 845 bin 909 oldu. 2020 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda (YKS) örgün programlarda: Devlet üniversitelerinde okul birincisi kontenjanları hariç 282 bin 402 ön lisans, 345 bin 997 lisans, 23 bin 486 özel yetenek olmak üzere toplam 651 bin 885 kontenjan ayrıldı. Vakıf yükseköğretim kurumlarında 76 bin 268 ön lisans, 87 bin 838 lisans, 4 bin 44 özel yetenek olmak üzere toplam 168 bin 150, KKTC ve diğer üniversitelerde 3 bin 643 ön lisans, 11 bin 211 lisans, 294 özel yetenek olmak üzere toplam 15 bin 148 kontenjan verildi. Devlet Üniversitelerinde örgün programların kontenjanları geçen seneye göre aynı düzeyde kalmış iken vakıf üniversitelerinde kontenjanlar kayda değer bir oranda artmıştır. Buna göre; örgün programlarda ön lisansta 362 bin 313, lisansta 445 bin 246, özel yetenekte 27 bin 824 olmak üzere toplamda 835 bin 383 kontenjan bulunmaktadır. Açıköğretim Fakültelerindeki programlara ise 2020 yılında 151.350 kontenjan verilmiştir. 2019 yılındaki açıköğretim kontenjanları 172.125, 2018 yılında ise 193.250 idi. YÖK’ün açık öğretim programlarında tedrici bir şekilde azaltmaya gittiği görülmektedir. Yeni YÖK konseptiyle, açıköğretim kontenjanlarında da örgünde olduğu gibi yeni bir planlamaya geçilmiştir. Bunda istihdam ve taleplerin dikkate alınması kadar Yeni YÖK’ün açıköğretim ile ilgili başlatmış olduğu ve son dört senedir sürdürülen nitelik artırıcı politikası da rol oynamıştır. Geçen sene kamuoyuna beyan ettiğimiz gibi her yıl açıköğretimin özünde olan “hayat boyu öğrenme” fonksiyonu daha fazla belirgin hale getirilecek ve açıköğretim programlarıyla ilgili son yıllarda artan olumlu algı daha da üst düzeye çıkarılacaktır. Açıköğretim kontenjanları dahil olmak üzere tüm kontenjanların toplamı 997.259 olmuştur.
- Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu’nda Programlara Verilecek Kontenjanlar Değerlendirildi Ülkemizin insan gücü ihtiyaç projeksiyonlarının incelendiği, istihdam odaklı yaklaşımların tartışıldığı Yükseköğretim Eğitim Programları Kurulunda, önlisans ve lisans programları, kontenjanlar belirlenmeden önce değerlendirilmiştir. Geçen sene Sağlık Bakanlığı yetkililerinin, sağlık programlarının tedrici olarak azaltılması yönündeki görüş ve önerileri doğrultusunda sağlık alanı ile ilgili programlarda yeni bir planlamaya geçilmiş idi. Aynı yaklaşım bu sene de devam ettirilmiş ve Kurul, bu sene sağlık alanındaki önlisans programları kontenjanlarında birinci ve ikinci öğretim için üst limitler olmasını ve tedrici olarak bu programların kontenjanlarının düşürülmesine devam edilmesini YÖK’e önermiş YÖK Genel Kurulu da bu öneriyi hayata geçirmeye karar vermiştir. Uygulama ağırlıklı sağlık programlarının Vakıf Yükseköğretim Kurumlarında ve KKTC Üniversitelerinde ikiden fazla aynı isimli programların farklı statü (Türkçe birinci öğretim, Türkçe ikinci öğretim, İngilizce birinci öğretim,…) ile açılmış olması durumu ile aynı üniversitenin farklı birimlerinde (hem fakülte hem yüksekokul) aynı programın çoğaltılması durumları da Kurul’da görüşülmüştür. Bu durumdaki program sayısının en fazla iki olması, ayrıca aynı üniversitenin farklı birimlerinde (fakülte ve yüksekokul) aynı isimli ve aynı muhtevalı program bulunması durumunda Kurul’un, sadece birisindeki programa kontenjan verilmesi yönündeki önerileri dikkate alınmıştır. Önümüzdeki sene bu yaklaşım diğer programlar için de “genişleyerek devam edecek” ve Kurul’un kontenjanları belirlemeye ilişkin rolü artarak sürecektir. (Doğru olan da memleketimizin kalkınması ve refahı ile doğrudan ilişkili olan kontenjan belirleme sürecinin geniş katılımı hedefleyen yetki paylaşımı çerçevesinde sürdürülmesidir.) Ayrıca Kurul, mühendislik programlarına ilişkin de bazı önerilerde bulunmuş ve bu öneriler de YÖK tarafından dikkate alınarak kabul edilmiş, mühendislik programlarının kontenjanı geçen sene 77.460 iken bu sene 71.244 olarak belirlenmiştir. Örneğin geçen seneki inşaat mühendisliği toplam kontenjanları 12070 iken bu sene 8271 olarak belirlenmiştir. Yükseköğretim programlarının kontenjanlarının belirlenmesinde istihdam faktörü dışında programdaki öğretim üyesi/elemanı sayıları, doluluk oranı, bölgesel farklılıklar, hasta sayısı ve hastalık çeşitliliği, kültürel ortamlar ve yurt imkanları, vakıf üniversiteleri için AR-GE harcamaları gibi parametreler de dikkate alınarak rasyonel bir planlama yapılmıştır.
Bazı sağlık programlarındaki kontenjanlar ise şu şekilde gerçekleşmiştir: Tıp programında 16 bin 448, Diş Hekimliği’nde 7 bin 752, Eczacılık’ta 3 bin 893, Ebelik’te 4 bin 74 , Hemşirelik’te ise 16 bin 239.
-TYT’den 200 ve Üzeri Puan Alan Adaylar Geçen Yılki Puanlarını Kullanabilecek 2018 YKS ’de duyurulan ve ilk defa 2018 yılında uygulanan TYT ’den 200 ve üzeri puan alan adayların YKS ’ye başvuru yapması şartıyla, 2020-YKS’de TYT ’ye girmeden 2019 yılı puanlarını kullanabilmeleri ile ilgili uygulama bu yıl da devam ediyor. 2020 YKS ’de TYT ’den 200 ve üzeri puan alan adayların YKS ’ye başvuru yapması şartıyla TYT ’ye girmeden bir önceki seneye ait yani 2019 TYT puanlarını kullanabilmeleri ile ilgili uygulama kapsamında 12.239 aday başvuru yapmıştır. Yine aynı uygulama çerçevesinde, hem 2019 YKS hem de 2020 YKS ’ye giren adaylar için bu kuralın nasıl uygulanacağı 2020 YKS Başvuru Kılavuzu’nda yer almaktadır. - Özel Yetenek Sınavıyla Öğrenci Alan Öğretmenlik Programlarında Başarı Sırası İlk Kez Bu Yıl Uygulanıyor... Bilindiği üzere geçtiğimiz yıllarda merkezi yerleştirme ile öğrenci alan Öğretmenlik programlarında başarı sırası şartı, ilgili puan türünde 300 bin olarak belirlenmişti. Ancak özel yetenek sınavı ile öğrenci alan öğretmenlik programları için merkezi yerleştirme sınavı ile öğrenci alanların aksine başarı sırası şartı bulunmuyordu. 2018 ve 2019 YKS kılavuzlarında diğer öğretmenlik programlarında olduğu gibi özel yetenek sınavı ile öğrenci alan öğretmenlik programlarına da başarı sırası şartı getirileceği bu sene sınava girecek öğrenciler için 2 sene önce duyurulmuştu. Geçen seneki YKS sonuçlarına göre özel yetenek sınavı ile öğrenci alan bazı öğretmenlik programlarında en düşük başarı sırası maalesef 1 milyon 761 bin civarındadır. Öğretmenlik programlarının büyük çoğunluğu en düşük 300 bininci sıradan öğretmen adayı kaydederken yine öğretmen adayı yetiştirecek olan bazı programlar için geçen sene 1 milyon 761 bininci sıradan öğrenci alınmasının pedagojik bakımdan izahı zordur. Özel yeteneğin “müzik, resim gibi alanlardaki önemi de dikkate alınarak makul ve rasyonel bir oran belirlenmeye çalışılmış ve bu asgari başarı sırası şartı (diğer merkezi sınavlar ile öğrenci alan öğretmenlik programlarındaki 300 bine mukabil) 800 bin olarak belirlenmiştir. Zira bu programlar sadece müzik, resim,… programları değil aynı zamanda da öğretmenlik programlarıdır. Bu programlar 800 bini aşma şartıyla yine “özel yetenek sınavı ile öğrenci almaya devam edeceklerdir”. Diğer bir ifade ile 2020-YKS’de özel yetenek sınavı ile öğrenci alan öğretmenlik programlarına başvuru yapabilmeleri için TYT’de en düşük 800 bininci başarı sırası şartı uygulamaya konulmuştur. Bu başarı sıralamasını aşan adaylar için özel yetenek şartı yine devam edecektir. Böylece kaliteli eğitim için başarıyı ve niteliği önceleyen tedrici ve daimi tekamül esaslı düzenlemelerle sistemde olumlu sonuçların alınması hedeflenmiştir.
- Eczacılık ve Diş Hekimliğinde ilk kez Başarı Sırası Şartı Uygulanıyor Yeni YÖK’ün yükseköğretim sistemine kazandırdığı ve toplumda geniş bir mutabakat kabul gören bazı programlar için getirdiği “başarı sıralaması şartı” son yıllarda akademinin ve paydaşların tasvibini ve takdirini kazanacak nitelikte olumlu sonuçlar üretmektedir. Bu sene başarı sıralaması şartının kapsamı, akademinin ve paydaşların görüşleri ve ısrarlı teklifleri doğrultusunda genişletildi. Bu kapsamda bu yıl için ilk kez başarı sırası şartı getirilen iki program Eczacılık ve Diş hekimliği programları oldu. Eczacılık için en düşük başarı sırası şartı 100 bin, Diş Hekimliği içinse 80 bin olarak belirlenmiş ve bu karar sınavlardan makul bir süre önce kamuoyuna duyurulmuştu. Bu aynı zamanda kendi içinde bir kontenjan planlaması amacını da barındırmaktadır.
-Hukuk Fakültelerinde Başarı Sırası Şartı Güncellendi Başta Adalet Bakanlığımız olmak üzere paydaşlarımızın görüşleri dikkate alınarak Hukuk fakültesine kaydolabilmek için geçen sene 190 bin olan başarı sıralaması şartı bu sene için 125 bin olarak kabul edilmiş ve sınavdan makul bir süre önce kamuoyuna duyurulmuştu. Bu sene Hukuk fakültelerine kayıt olacaklar için önemli bir değişiklik daha söz konusudur. Yeni YÖK’ün son beş yıldır üzerinde durduğu ve gündemde tuttuğu “meslek icra sınavı” da Yargı Reformu kapsamında yasal zemine kavuşmuştur. Dolayısıyla hukuk eğitimi artık hem girdi hem çıktı esaslı bir değerlendirmeye kavuşmuştur ki bu hukuk eğitimine Yeni YÖK anlayışının sağladığı önemli bir kazanımdır. Önümüzdeki yıldan itibaren meslek icra sınavının diğer bazı programlar için de getirilmesine yönelik yasal düzenleme yapılmasının sistem için kalite bağlamında olumlu sonuçlar üreteceğine inandığımızı tekraren ifade ediyoruz. Hukuk fakültelerinin kontenjanları bu yıl 16 bin 327 olarak belirlenmiştir.
- Diğer Bazı Programlarda Kontenjanların Durumu Yapılan değerlendirmeler ve rasyonel planlamalarla diğer bazı programlar için belirlenen örgün öğretim kontenjanları ise şöyledir: Ziraat-Tarım ve Doğa Bilimleri fakültelerinin mühendislik dışı programlarının kontenjanı 6 bin 467. Mimarlık programlarının kontenjanı 7 bin 985. Mühendislik programlarının kontenjanı 71 bin 244. Temel Bilimlerde kontenjan 10 bin 622. İlahiyat-İslami İlimler Fakültelerinde kontenjan 19 bin 353.
-YÖK’ün Girişimiyle Bu Sene Daha Fazla Öğrenci Burslu Okuyacak Bilindiği üzere YÖK kararı ile vakıf üniversitelerinin tüm programlarına ilk yüzde on dilimde yerleşen öğrenciler, burslu olarak okutulmakta idi. Bu yıl YÖK’ün girişimi ile başlatılan bir süreç ile bu oran yüzde %15’e çıkarıldı ve daha da önemlisi bu oran yasal güvence altına alındı. Öğrenci dostu YÖK’ün bu girişimi öğrencilere önemli bir kazanım sağladı ve bu sene yaklaşık 11 bini aşkın öğrenci daha YÖK’ün girişimi ile ücretsiz eğitim imkanına sahip oldu. Yeni YÖK olarak eğitimin başarıyla ilişkili olarak fırsat eşitliği ve sosyal adalet anlayışı üzerinde yükselmesi ve başarılı öğrencilerin desteklenmesi gerektiğine inanıyor ve kararlarımızda buna dikkat ediyoruz.
- YKS Tercih Kılavuzunda Bu Yıl da Geleceğin Meslekleri Bulunuyor Yükseköğretim Kurulu tarafından 2019-YKS tercih kılavuzunda üniversitelerimizde geleceğin meslekleri olarak kabul edilen “Bilgi Güvenliği Teknolojisi, Yapay Zeka Mühendisliği, Yazılım Geliştirme, Dijital Medya ve Pazarlama, Hibrid ve Elektrikli Taşıtlar Teknolojisi, Çok Boyutlu Modelleme ve Animasyon gibi lisans ve önlisans programlarına da yer verilmiş idi. Bu yıl bu listeye İnsansız Hava Aracı Teknolojileri ve Operatörlüğü, Engelliler İçin Destek Programı, Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği gibi programlar da eklendi. YÖK, yetki devri ve paylaşımını önceleyen, şeffaflık ve hesap verebilirliği ilke edinen, düzenleyici kararlarında fırsat eşitliği ve sosyal adalet kavramlarına dikkate alan, sisteme değer katan projeleri ile yükseköğretim politikaları oluşturan ve uygulayan, yükseköğretim sistemine öncelikli alanlar kavramını sonuç üretir tarzda fiilen getiren, Türkiye'nin üniversite sistemine çeşitlilik, tematik üniversite ve misyon farklılaşmasını kazandıran anayasal bir kurum olarak; kontenjan planlamasında da ülke ihtiyaçlarını ve kamu yararını önde tutmaya ve rasyonel kontenjan planlamasına devam edecektir.
Son Güncelleme: Salı, 21 Temmuz 2020 13:07
Gösterim: 2212

