Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Hürriyet Gazetesi Yazarı İsmet Berkan’ın bugünkü yazısı
ÖZDEMİR Asaf’ın meşhur şiiri, ‘Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler’ der.
Aslında, üniversiteye giriş sınavları, o sonuçları adam gibi matematiksel bir analizden geçirip okumasını bilenlere ülkemizin geleceği hakkında çok şey söyler.
Çünkü bugün üniversiteye girenler dört yıl sonra büyük olasılıkla başka bir hayata başlayacak, giremeyenler ise bugünden başlayarak çok daha farklı bir hayatı yaşayacaklar.
Bu yıl, üniversiteye girişte aslında birkaç yıl önce ufak ufak başlamış olan (ama zamanında doğru analiz edilip önlemler alınmayan) bir durum artık gizlenemez hale geldi: Artık üniversite kontenjanlarımız öyle arttı ki, üniversite sınavlarını başarabilen aday sayısı, üniversitelerimizde açılan yerleri dolduramıyor.
Yani, üniversitelerimiz var ama onu kazanacak kadar donanımlı ve bilgili yeterince öğrencimiz yok!
Özellikle bu yıl, baraj kabul edilen 180 puanın altında kalan öğrenci sayısı çok ama çok fazla.
Aslına bakacak olursanız geçmişte de, ezici çoğunluk üniversite sınavını başaramıyordu. Ama sınav odaklı eğitim sistemimiz ve üniversite kontenjanlarının sınava katılanlara göre çok az olması bu sorunu gizliyor, bizim üniversite sınavının bir bilgi ölçme sınavı olmaktan çok bir eleme sınavı olduğuna inanmamızı sağlıyordu.
Ama bugün görüyoruz ki başarısızlık saklanamayacak kadar ciddi oranda.
Kabaca özeti şu: ÖSYM’nin yaptığı sınavda ‘baraj’ kabul edilen 180 puanı alamayan öğrenci sayısında bu yıl geçen yıla göre bir artış yaşandı, bu yüzden de devlet ve vakıf üniversitelerinde ciddi miktarda kontenjan doldurulamayacak
Peki ne yapmalı? Türklerin aklına gelen ilk çözüm, 180 olarak belirlenen barajı düşürmek, mesela 150’ye indirmek, böylece kontenjanların boş kalmamasını sağlamak. (Malum, kontenjanın boş kalması demek kaynak ısrafı demek, ısraf da günah. Peki 180 baraj puanı bile alamayan çocukları 12 yıl ‘yetiştirmek’ ne ısrafı? Soran yok.)
Aslına bakarsanız 180 zaten düşük bir baraj. Çünkü ÖSYM, puanı hesaplanabilir kadar soru yapabilmiş adayları en az 100, en yüksek 500 puan arasında sıralıyor. O yüzden 180, 100 ile 500’ün ortası olan 300’den bir hayli düşük bir noktaya kurulmuş bir baraj zaten. (4 üzerinden nota çevirecek olursak 0.8 alanın sınıf geçmesi demek.) Zaten olması gereken yerin bir hayli altında olan çıtayı daha da aşağı çekmek, üniversiteye gidecek öğrencilerin bilgi ortalamasını aşağı çekmek demektir.
Üniversite sınavı liselerimizden ‘mezuniyet sınavı’ olarak uygulansaydı kaç kişi gerçekten liseden mezun olabilirdi, varın siz hesaplayın. Veya 4 üzerinden 1 bile değil 0.8 almış öğrencinin mezun olmasını ister miydiniz, karar verin.
Sonra bir de dört yıl sonrasını hesaplamaya çalışın: Bugün 180 alamamış çocukların ‘Üniversite mezunuyum ama işsizim’ isyanlarını duyun şimdiden...
‘Geçen yıl yoktu bu sorun, birden zekâları mı geriledi bu çocukların?’
BU kontenjanların boş kalacak olması sorunu ortaya çıktığından beri yapılan yorumlardan bir tanesi şu: Geçmişte böyle büyük bir sorun yoktu, ne oldu da bu yıl çok sayıda çocuk 180 puanın altında kaldı?
Aslına bakacak olursanız bu sorun gümbür gümbür geliyordu. Her yıl ÖSYM sınavla ilgili temel verileri yayınlıyor. Biz gazeteciler epey bir süredir sınavda sıfır puan alanlar meselesine ağırlık veriyoruz.
Ama bir mesele daha var ki, gazetelerin fazla dikkatini çekmiyor, maalesef ‘uzman’ geçinenler de bu konuyu gündeme getirmiyorlar.
Birkaç rakam vereceğim izninizle:
Bu yıl YGS’de (Yüksek Öğrenime Giriş) yani üniversite sınavının ilk basamağında 40 soruluk Türkçe sınavında ortalama doğru cevap sayısı 18.02 olmuş. Bunun bir de standart sapması var: 10.1.
Burada esas bakmamız gereken rakam standart sapma. Bakın 2010 ve 2011’de aynı sınavda standart sapma nasılmış: 9.20 ve 9.30...
Bilmemiz gereken şey şu: Standart sapma rakamı 0’a ne kadar yakınsa adaylar arasında o kadar AZ fark var, 0’dan ne kadar büyükse fark da o kadar FAZLA.
Standart sapması 10.1 olan bir sınavda, bazı adaylar 40’da 40 yaparken çok sayıda adayın da 18.02’lik ortalamanın altında doğru cevap veriyor olması gerek. (Keşke ÖSYM tam rakamsal dağılımı da ‘uzman’lar için zaman serileriyle yayınlasa.)
Ben Milli Eğitim Bakanı olsam, kendime iki öncelik veririm: 1. Her sınav türünde ortalama doğru cevap sayısını yükseltmek; 2. Standart sapma rakamını azaltmak.
Yani hem 12 yıl boyunca eğitip elinden geçirdiği öğrencilerin bilgilerini arttırmak hem de onların arasındaki farkları azaltmaya çalışmak.
Çünkü üniversite sınavı sadece öğrencilerin katıldığı ve boylarının ölçüsünü aldığı bir sınav değil. Asıl biz Milli Eğitim Bakanlığı’nın son 12 yılının performansını ölçüyoruz bu sınavda.
Siz hiç benim söylediğim türden gerçekçi hedefler koyup bunu başaran bir Milli Eğitim Bakanı ve bakanlığı duydunuz mu?
Bakın bu yıl sosyal bilimler sınavında ortalama doğru cevap sayısı 11.3, matematik sınavında doğru cevap sayısı ortalaması 7.27 ve fen bilimleri sınavında ortala doğru cevap 4.43 olmuş.
Hadi yükseltin bu ortalamaları. Yükseltin ki ülke de yükselsin.
Sınıflı toplumun altyapısı eğitimde atılıyor
ÜNİVERSİTE sınavı, haksızlıkların yapıldığı yer değil aslında. Haksızlık daha önce, çocukların 12 yıllık eğitim hayatlarında yapılıyor, yapılmış ve sınav bunu saptıyor.
Çok az sayıda çocuk, kendi anne babasından daha iyi bir hayatı yaşamak üzere bu sınavı başarıyor, ezici bir çoğunluk ise kendi anne-babasıyla aynı hayata mahkum oluyor.
Bu yıl sınavı başarmış ve hayatta da ortalamanın üzerinde gelir elde edeceklerin çocukları da başarılı olacaklar o sınavda. Kazanamayanların çocukları ise çok tesadüfi örnekler dışında yine başarısız olacaklar.
Bu kısır döngüyü devlet kırabilir ancak. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlayarak, devlet okullarını yüksek başarı elde edilen okullar haline getirerek.
Üniversite harcını kaldırana kadar o kaynağı ilköğretim ve liseye aktarsınlar; dersane ihtiyacını azaltsınlar.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Hürriyet Gazetesi Yazarı İsmet Berkan’ın bugünkü yazısı
ÖZDEMİR Asaf’ın meşhur şiiri, ‘Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler’ der.
Aslında, üniversiteye giriş sınavları, o sonuçları adam gibi matematiksel bir analizden geçirip okumasını bilenlere ülkemizin geleceği hakkında çok şey söyler.
Çünkü bugün üniversiteye girenler dört yıl sonra büyük olasılıkla başka bir hayata başlayacak, giremeyenler ise bugünden başlayarak çok daha farklı bir hayatı yaşayacaklar.
Bu yıl, üniversiteye girişte aslında birkaç yıl önce ufak ufak başlamış olan (ama zamanında doğru analiz edilip önlemler alınmayan) bir durum artık gizlenemez hale geldi: Artık üniversite kontenjanlarımız öyle arttı ki, üniversite sınavlarını başarabilen aday sayısı, üniversitelerimizde açılan yerleri dolduramıyor.
Yani, üniversitelerimiz var ama onu kazanacak kadar donanımlı ve bilgili yeterince öğrencimiz yok!
Özellikle bu yıl, baraj kabul edilen 180 puanın altında kalan öğrenci sayısı çok ama çok fazla.
Aslına bakacak olursanız geçmişte de, ezici çoğunluk üniversite sınavını başaramıyordu. Ama sınav odaklı eğitim sistemimiz ve üniversite kontenjanlarının sınava katılanlara göre çok az olması bu sorunu gizliyor, bizim üniversite sınavının bir bilgi ölçme sınavı olmaktan çok bir eleme sınavı olduğuna inanmamızı sağlıyordu.
Ama bugün görüyoruz ki başarısızlık saklanamayacak kadar ciddi oranda.
Kabaca özeti şu: ÖSYM’nin yaptığı sınavda ‘baraj’ kabul edilen 180 puanı alamayan öğrenci sayısında bu yıl geçen yıla göre bir artış yaşandı, bu yüzden de devlet ve vakıf üniversitelerinde ciddi miktarda kontenjan doldurulamayacak
Peki ne yapmalı? Türklerin aklına gelen ilk çözüm, 180 olarak belirlenen barajı düşürmek, mesela 150’ye indirmek, böylece kontenjanların boş kalmamasını sağlamak. (Malum, kontenjanın boş kalması demek kaynak ısrafı demek, ısraf da günah. Peki 180 baraj puanı bile alamayan çocukları 12 yıl ‘yetiştirmek’ ne ısrafı? Soran yok.)
Aslına bakarsanız 180 zaten düşük bir baraj. Çünkü ÖSYM, puanı hesaplanabilir kadar soru yapabilmiş adayları en az 100, en yüksek 500 puan arasında sıralıyor. O yüzden 180, 100 ile 500’ün ortası olan 300’den bir hayli düşük bir noktaya kurulmuş bir baraj zaten. (4 üzerinden nota çevirecek olursak 0.8 alanın sınıf geçmesi demek.) Zaten olması gereken yerin bir hayli altında olan çıtayı daha da aşağı çekmek, üniversiteye gidecek öğrencilerin bilgi ortalamasını aşağı çekmek demektir.
Üniversite sınavı liselerimizden ‘mezuniyet sınavı’ olarak uygulansaydı kaç kişi gerçekten liseden mezun olabilirdi, varın siz hesaplayın. Veya 4 üzerinden 1 bile değil 0.8 almış öğrencinin mezun olmasını ister miydiniz, karar verin.
Sonra bir de dört yıl sonrasını hesaplamaya çalışın: Bugün 180 alamamış çocukların ‘Üniversite mezunuyum ama işsizim’ isyanlarını duyun şimdiden...
‘Geçen yıl yoktu bu sorun, birden zekâları mı geriledi bu çocukların?’
BU kontenjanların boş kalacak olması sorunu ortaya çıktığından beri yapılan yorumlardan bir tanesi şu: Geçmişte böyle büyük bir sorun yoktu, ne oldu da bu yıl çok sayıda çocuk 180 puanın altında kaldı?
Aslına bakacak olursanız bu sorun gümbür gümbür geliyordu. Her yıl ÖSYM sınavla ilgili temel verileri yayınlıyor. Biz gazeteciler epey bir süredir sınavda sıfır puan alanlar meselesine ağırlık veriyoruz.
Ama bir mesele daha var ki, gazetelerin fazla dikkatini çekmiyor, maalesef ‘uzman’ geçinenler de bu konuyu gündeme getirmiyorlar.
Birkaç rakam vereceğim izninizle:
Bu yıl YGS’de (Yüksek Öğrenime Giriş) yani üniversite sınavının ilk basamağında 40 soruluk Türkçe sınavında ortalama doğru cevap sayısı 18.02 olmuş. Bunun bir de standart sapması var: 10.1.
Burada esas bakmamız gereken rakam standart sapma. Bakın 2010 ve 2011’de aynı sınavda standart sapma nasılmış: 9.20 ve 9.30...
Bilmemiz gereken şey şu: Standart sapma rakamı 0’a ne kadar yakınsa adaylar arasında o kadar AZ fark var, 0’dan ne kadar büyükse fark da o kadar FAZLA.
Standart sapması 10.1 olan bir sınavda, bazı adaylar 40’da 40 yaparken çok sayıda adayın da 18.02’lik ortalamanın altında doğru cevap veriyor olması gerek. (Keşke ÖSYM tam rakamsal dağılımı da ‘uzman’lar için zaman serileriyle yayınlasa.)
Ben Milli Eğitim Bakanı olsam, kendime iki öncelik veririm: 1. Her sınav türünde ortalama doğru cevap sayısını yükseltmek; 2. Standart sapma rakamını azaltmak.
Yani hem 12 yıl boyunca eğitip elinden geçirdiği öğrencilerin bilgilerini arttırmak hem de onların arasındaki farkları azaltmaya çalışmak.
Çünkü üniversite sınavı sadece öğrencilerin katıldığı ve boylarının ölçüsünü aldığı bir sınav değil. Asıl biz Milli Eğitim Bakanlığı’nın son 12 yılının performansını ölçüyoruz bu sınavda.
Siz hiç benim söylediğim türden gerçekçi hedefler koyup bunu başaran bir Milli Eğitim Bakanı ve bakanlığı duydunuz mu?
Bakın bu yıl sosyal bilimler sınavında ortalama doğru cevap sayısı 11.3, matematik sınavında doğru cevap sayısı ortalaması 7.27 ve fen bilimleri sınavında ortala doğru cevap 4.43 olmuş.
Hadi yükseltin bu ortalamaları. Yükseltin ki ülke de yükselsin.
Sınıflı toplumun altyapısı eğitimde atılıyor
ÜNİVERSİTE sınavı, haksızlıkların yapıldığı yer değil aslında. Haksızlık daha önce, çocukların 12 yıllık eğitim hayatlarında yapılıyor, yapılmış ve sınav bunu saptıyor.
Çok az sayıda çocuk, kendi anne babasından daha iyi bir hayatı yaşamak üzere bu sınavı başarıyor, ezici bir çoğunluk ise kendi anne-babasıyla aynı hayata mahkum oluyor.
Bu yıl sınavı başarmış ve hayatta da ortalamanın üzerinde gelir elde edeceklerin çocukları da başarılı olacaklar o sınavda. Kazanamayanların çocukları ise çok tesadüfi örnekler dışında yine başarısız olacaklar.
Bu kısır döngüyü devlet kırabilir ancak. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlayarak, devlet okullarını yüksek başarı elde edilen okullar haline getirerek.
Üniversite harcını kaldırana kadar o kaynağı ilköğretim ve liseye aktarsınlar; dersane ihtiyacını azaltsınlar.
Son Güncelleme: Cuma, 27 Temmuz 2012 08:57
Gösterim: 1969
YÖK’ün ikinci öğretimde öğretmenlik programlarını kaldırması, fen edebiyat fakültelerinde de formasyon hakkını iptal etmesi bu yıl eğitim fakültelerinin puanlarını artıracak.
Öğretmenlik, 2001 krizinden sonra “en garanti ve gözde” mesleklerden biri olurken, eğitim fakültelerinin puanları da hızla yükseldi. Bazı üniversitelerde bu programların puanları mühendislikler ve tıplarla yarışır hale geldi. Ancak eğitim fakültelerinin sayısının son 10 yılda 63’ten 97’ye ulaşması, sayıları 184’ü bulan fen edebiyat fakülteleri öğrencilerine de öğretmenlik için pedagojik formasyon hakkının tanınmasıyla sayıları hızla artan öğretmen ordusu oluştu. Bugün atanamayan öğretmenlerin sayısı da 300 bini aştı. Sonunda işsiz öğretmenler ordusunun sayısının daha fazla artmaması için gereken önlemler alındı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Milli Eğitim Bakanlığı’nın talebiyle geçtiğimiz nisan ayında Okul Öncesi Öğretmenliği, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Özel Eğitim Bölümü öğretmenlikleri ve İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği ikinci öğretim programları hariç, eğitim fakülteleri bünyesinde yer alan diğer alanlardaki mevcut ikinci öğretim programlarının kapatılmasına ve kapatılan alanlarda yeni ikinci öğretim programlarının açılmamasına karar verdi. YÖK, aynı zamanda başka bir karar aldı. Bu da fen ve edebiyat fakültesi öğrencilerinin öğretmenlik yapması için verilen pedagojik formasyonun kaldırılması oldu. Bu yıldan itibaren fen edebiyat fakültelerine girecek öğrenciler artık öğretmenlik yapma hakkına sahip olmayacak.
13 BİNİ AŞKIN KONTENJAN GİTTİ
Kararların yaşama geçmesiyle birlikte ikinci öğretim ile uzaktan eğitim veren programlara bu yıl öğrenci alınmayacak. Bu programların kontenjanları da 13 bin 542’yi buluyor. Öğretmenlik için ikinci ya da uzaktan eğitimi tercih edecek adaylar ile fen edebiyat fakültelerine öğretmenlik hakkına da sahip olmak için giden adayların önünde bundan sonra tek yol kalıyor: Eğitim Fakülteleri. Bu nedenle bu yıl eğitim fakültelerini tercih edecek öğrencilerin geçmiş yıllara göre sayılarının daha fazla olacağına dikkat çeken uzmanlar, öğretmenlik programlarının puanlarının ve başarı sıralarının yükseleceğine işaret ediyor.
İŞLETME PROGRAMINDA REKOR
YÖK bu yıl toplam 36 programda kontenjan artırdı ya da düşürdü. Kontenjanı en fazla artan iki program İşletme ve Sosyoloji. İşletme’de kontenjan artışı 37 bin 792 oldu ve 64 bin 652’ye çıktı. İkinci sıra 10 bin 359 kişilik artışla Sosyoloji’de. Bu programın geçen yıl 19 bin 828 olan kontenjanı bu yıl 30 bin 187’ye ulaştı. Kontenjan artışında üçüncü sıra 7 bin 447 kişiyle Uluslararası İlişkiler programında. Bu programın kontenjanı da bu yıl 13 bin 551’e ulaştı. Kontenjanı artan bir başka program da 6 bin 762 kişi ile İktisat.
KONTENJANI EN FAZLA DÜŞEN SINIF ÖĞRETMENLİĞİ
EĞİTİM fakültelerinde kontenjanların öğretmenlik programlarının özellikle 6 branşında toplandıkları dikkat çekiyor. Matematik, Sınıf, Okul Öncesi, Sosyal Bilgiler, Fen Bilgisi ve İngilizce öğretmenlikleri. Bu programlar arasında en fazla kontenjanı azalan ise sınıf öğretmenliği. Bu programda bu yıl kontenjan 3 bin 390 kişi azaldı ve 10 bin 821 olan bu programın kontenjanı bu yıl 6 bin 431’e indi. Fen Bilgisi Öğretmenliği programında ise kontenjan 2 bin 968 kişi azaldı. Öğretmenlik programlarında kontenjan bir tek İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’nde arttı. Geçen yıl 3 bin 340 kişi olan programın kontenjanı 3 bin 940’a çıktı.
REKTÖRLERDEN TERCİH TAVSİYELERİ
Önce bölümü sonra üniversiteyi seçin
Prof. Dr. Ethem Tolga Galatasaray Üniversitesi Rektörü:
GENÇLERİN yaptıkları hataların başında puanlarına göre bölüm seçmeleri geliyor. Yüksek puan alanlar “Yazık olmasın” anlayışıyla bazen hiç ilgi duymadıkları alanlara yönelebiliyorlar. Sonra da mutsuz oluyorlar. Puandan çok gencin istek, yetenek ve ilgi alanlarına göre tercih yapılmalı. Önce ilgi duyulan alan belirlenmeli ve bu alana uygun bölümler saptanmalı. Sonra bu bölümü en iyi hangi üniversitede okuyacağı araştırılmalı. Üniversite seçiminde akademisyen kadrosundan yurtdışı ilişkilerine kadar tüm konular araştırılmalı. Üniversitenin sunduğu olanaklar, diplomasının gücü, mezunları değerlendirilmeli. Klasik olarak nitelendirilen ve her zaman geçerli bölümler seçilmeli tıp, hukuk gibi. Tercihlerinde tüm bunları göz önünde bulundurmalılar.
İLAN TARTIŞMA YARATTI
"Hesaplamalar değil boş kontenjanlar önemli"
Vakıf Üniversiteleri Birliği'nin ÖSYM'nin puanlamada hata yapıp yapmadığı tartışmalarının bırakılmasını istemesine üniversitelerden "İlan bizi temsil etmiyor" yanıtı geldi.
5 üniversitenin üye göründüğü Vakıf Üniversiteleri Birliği’nin dün gazetelerde yayımlanan ve “ÖSYM’nin puanlarda hata yapıp yapmadığı yönündeki” kısır tartışmalar yerine, boş kalacak üniversite kontenjanlarının gündeme getirilmesini isteyen ilanı tartışma yarattı. Bazı üniversitelerin yöneticileri birliğin tüm üniversiteleri temsil etmediğini ve puanla ilgili tartışmaların çözülmesi gerektiğini söyledi. Vakıf Üniversiteleri Birliği “Değerli Kamuoyunun Bilgisine” başlığıyla verdiği ilanda, geçen yıla göre 4 yıllık bölümlerde kontenjanların yüzde 23 artışla 547 bine yükseldiği ama tercih yapacak aday sayısının 762 binden 426 bine düştüğü, 400 bin öğrencinin açıkta kalacağı vurgulandı. İlanda şunlar dile getirildi:
KISIR TARTIŞMA BUNLAR:
Bugünlerde oluşan kısır tartışmalarda; ÖSYM puanlamada hata yapıp yapmadığı yerine, bunca devlet ve vakıf üniversitesinin boş sıralara eğitim verecek olması gerçeğini gündeme getirmelidir.
BARAJLAR KALKSIN:
Giriş barajlarının hafifletilmesi, hatta kaldırılması nitelikli insan sayısında da artışı getirecekken, tersine uygulama ülkemizin gelişmesine de engel teşkil edecektir. Çağrımıza karşılık verilmez ise, hem gençlerimizin en az bir yılı daha heba edilecek hem de vakıf ve devlet üniversitelerinde yüz binlerce boş kontenjan ortaya çıkacak, yükseköğrenime telafisi olmayan zararlar verecektir.
SENEYE ÇÖZÜLÜR:
Önümüzdeki dönemde de hem sistemden hem de diğer dışsal etkenlerden doğabilecek sorunlara karşı karar verici mekanizmaların acilen gerekeni yaparak sorunların üstesinden gelmesini umut ve arz ederiz. ‘Hesaplamalar değil boş kontenjanlar önemli
İlan onayımız dışında
Birlik içindeki üniversitelerden TED Üniversitesi’nin Mütevelli Heyet Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu bu ilanda onayı olmadığını söyleyerek, şöyle dedi: “Boş kontenjan ayrı bir sorun. Ama ortada üniversite sınav puanlanıyla ilgili bir sorun olduğunu gösteren tartışma var. Önce bunun açıklığa kavuşması gerek. Bir ülkede bu tür tartışmalar adalet duygusunun sarsılmamasına yol açar. Puanlarla ilgili durum budur. Nasıl hesaplama yapıldığının şaibesiz ve şeffaf olması gerekir. Sivil toplum örgütü olarak görüşlerini açıklamalarını onaylarım. ‘Ne olduysa olmuş, geçmişte kalmıştır’ anlayışını doğru bulmam. Üniversitelerin tek derdi kontenjan doldurmak değil.” Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Enver Yücel de “Tek derdimiz boş kontenjanlar olamaz. Bir sorun varsa ‘Bunu bırakın’ diyemezsiniz” dedi.
‘Tek derdimiz boş kontenjan mı?’
İsmini açıklamak istemeyen 3 vakıf üniversitesi mütevelli heyet ile rektörlerinin görüşleri de şöyle: “Tek derdimiz kontenjan doldurmak mı? Ayrıca otel miyiz biz? Biz iyi ve nitelikli insan yetiştirme hedefindeyiz. Birlik tüm üniversiteleri temsil etmiyor. Ne olduysa olmuştur, ‘Yapılan hata varsa geride kalsın’ anlayışını onaylamak mümkün değil. Yapılan hata ya da hukuksuzluğun üstünün örtülmesine ya da bunun önemsiz gösterilmesine karşı çıkarız. Hukuk fakültelerimizde de öğrencilerimize bunu öğretiyoruz” dedi.
Hesaplama sistemini habersiz değiştirdiler
LİSANS Yerleştirme Sınavları’nda (LYS) puan hesaplamasıyla ilgili tartışmalar sürüyor. Uzmanlar ÖSYM’nin 2012 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS) Kılavuzu’nda LYS’lere katılan adayların puanlarının nasıl hesaplanacağının açık ve net biçimde yazdığını belirterek, “ÖSYM bu kılavuzu dikkate almadan, başka bir hesaplama sistemi uyguladı. Testleri değil, sınavları dikkate aldı” diyor. Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Danışmanı Turgay Polat “Ne kılavuz değişti, ne sınav sistemi. Ama ÖSYM, bu sınavda farklı hesaplama sistemi kullandı. Çocuklara ‘Sen MF öğrencisisin, senin Fen ve Matematik sınavlarını dikkate alırım, senin TM puanını hesaplamam’ diyor. Buna hakkı yok” derken eğitimci Sait Gürsoy da bu yıl ÖSYM’nin önceki yıllardan farklı olarak kural değiştirdiğini söyleyerek, “Bu değişikliği de kimseyle paylaşmadılar ama herkese uygulamışlar, o yüzden sorun yok. Hataları bunu söylememeleri” diyor.
(habertürk)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
YÖK’ün ikinci öğretimde öğretmenlik programlarını kaldırması, fen edebiyat fakültelerinde de formasyon hakkını iptal etmesi bu yıl eğitim fakültelerinin puanlarını artıracak.
Öğretmenlik, 2001 krizinden sonra “en garanti ve gözde” mesleklerden biri olurken, eğitim fakültelerinin puanları da hızla yükseldi. Bazı üniversitelerde bu programların puanları mühendislikler ve tıplarla yarışır hale geldi. Ancak eğitim fakültelerinin sayısının son 10 yılda 63’ten 97’ye ulaşması, sayıları 184’ü bulan fen edebiyat fakülteleri öğrencilerine de öğretmenlik için pedagojik formasyon hakkının tanınmasıyla sayıları hızla artan öğretmen ordusu oluştu. Bugün atanamayan öğretmenlerin sayısı da 300 bini aştı. Sonunda işsiz öğretmenler ordusunun sayısının daha fazla artmaması için gereken önlemler alındı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Milli Eğitim Bakanlığı’nın talebiyle geçtiğimiz nisan ayında Okul Öncesi Öğretmenliği, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Özel Eğitim Bölümü öğretmenlikleri ve İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği ikinci öğretim programları hariç, eğitim fakülteleri bünyesinde yer alan diğer alanlardaki mevcut ikinci öğretim programlarının kapatılmasına ve kapatılan alanlarda yeni ikinci öğretim programlarının açılmamasına karar verdi. YÖK, aynı zamanda başka bir karar aldı. Bu da fen ve edebiyat fakültesi öğrencilerinin öğretmenlik yapması için verilen pedagojik formasyonun kaldırılması oldu. Bu yıldan itibaren fen edebiyat fakültelerine girecek öğrenciler artık öğretmenlik yapma hakkına sahip olmayacak.
13 BİNİ AŞKIN KONTENJAN GİTTİ
Kararların yaşama geçmesiyle birlikte ikinci öğretim ile uzaktan eğitim veren programlara bu yıl öğrenci alınmayacak. Bu programların kontenjanları da 13 bin 542’yi buluyor. Öğretmenlik için ikinci ya da uzaktan eğitimi tercih edecek adaylar ile fen edebiyat fakültelerine öğretmenlik hakkına da sahip olmak için giden adayların önünde bundan sonra tek yol kalıyor: Eğitim Fakülteleri. Bu nedenle bu yıl eğitim fakültelerini tercih edecek öğrencilerin geçmiş yıllara göre sayılarının daha fazla olacağına dikkat çeken uzmanlar, öğretmenlik programlarının puanlarının ve başarı sıralarının yükseleceğine işaret ediyor.
İŞLETME PROGRAMINDA REKOR
YÖK bu yıl toplam 36 programda kontenjan artırdı ya da düşürdü. Kontenjanı en fazla artan iki program İşletme ve Sosyoloji. İşletme’de kontenjan artışı 37 bin 792 oldu ve 64 bin 652’ye çıktı. İkinci sıra 10 bin 359 kişilik artışla Sosyoloji’de. Bu programın geçen yıl 19 bin 828 olan kontenjanı bu yıl 30 bin 187’ye ulaştı. Kontenjan artışında üçüncü sıra 7 bin 447 kişiyle Uluslararası İlişkiler programında. Bu programın kontenjanı da bu yıl 13 bin 551’e ulaştı. Kontenjanı artan bir başka program da 6 bin 762 kişi ile İktisat.
KONTENJANI EN FAZLA DÜŞEN SINIF ÖĞRETMENLİĞİ
EĞİTİM fakültelerinde kontenjanların öğretmenlik programlarının özellikle 6 branşında toplandıkları dikkat çekiyor. Matematik, Sınıf, Okul Öncesi, Sosyal Bilgiler, Fen Bilgisi ve İngilizce öğretmenlikleri. Bu programlar arasında en fazla kontenjanı azalan ise sınıf öğretmenliği. Bu programda bu yıl kontenjan 3 bin 390 kişi azaldı ve 10 bin 821 olan bu programın kontenjanı bu yıl 6 bin 431’e indi. Fen Bilgisi Öğretmenliği programında ise kontenjan 2 bin 968 kişi azaldı. Öğretmenlik programlarında kontenjan bir tek İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’nde arttı. Geçen yıl 3 bin 340 kişi olan programın kontenjanı 3 bin 940’a çıktı.
REKTÖRLERDEN TERCİH TAVSİYELERİ
Önce bölümü sonra üniversiteyi seçin
Prof. Dr. Ethem Tolga Galatasaray Üniversitesi Rektörü:
GENÇLERİN yaptıkları hataların başında puanlarına göre bölüm seçmeleri geliyor. Yüksek puan alanlar “Yazık olmasın” anlayışıyla bazen hiç ilgi duymadıkları alanlara yönelebiliyorlar. Sonra da mutsuz oluyorlar. Puandan çok gencin istek, yetenek ve ilgi alanlarına göre tercih yapılmalı. Önce ilgi duyulan alan belirlenmeli ve bu alana uygun bölümler saptanmalı. Sonra bu bölümü en iyi hangi üniversitede okuyacağı araştırılmalı. Üniversite seçiminde akademisyen kadrosundan yurtdışı ilişkilerine kadar tüm konular araştırılmalı. Üniversitenin sunduğu olanaklar, diplomasının gücü, mezunları değerlendirilmeli. Klasik olarak nitelendirilen ve her zaman geçerli bölümler seçilmeli tıp, hukuk gibi. Tercihlerinde tüm bunları göz önünde bulundurmalılar.
İLAN TARTIŞMA YARATTI
"Hesaplamalar değil boş kontenjanlar önemli"
Vakıf Üniversiteleri Birliği'nin ÖSYM'nin puanlamada hata yapıp yapmadığı tartışmalarının bırakılmasını istemesine üniversitelerden "İlan bizi temsil etmiyor" yanıtı geldi.
5 üniversitenin üye göründüğü Vakıf Üniversiteleri Birliği’nin dün gazetelerde yayımlanan ve “ÖSYM’nin puanlarda hata yapıp yapmadığı yönündeki” kısır tartışmalar yerine, boş kalacak üniversite kontenjanlarının gündeme getirilmesini isteyen ilanı tartışma yarattı. Bazı üniversitelerin yöneticileri birliğin tüm üniversiteleri temsil etmediğini ve puanla ilgili tartışmaların çözülmesi gerektiğini söyledi. Vakıf Üniversiteleri Birliği “Değerli Kamuoyunun Bilgisine” başlığıyla verdiği ilanda, geçen yıla göre 4 yıllık bölümlerde kontenjanların yüzde 23 artışla 547 bine yükseldiği ama tercih yapacak aday sayısının 762 binden 426 bine düştüğü, 400 bin öğrencinin açıkta kalacağı vurgulandı. İlanda şunlar dile getirildi:
KISIR TARTIŞMA BUNLAR:
Bugünlerde oluşan kısır tartışmalarda; ÖSYM puanlamada hata yapıp yapmadığı yerine, bunca devlet ve vakıf üniversitesinin boş sıralara eğitim verecek olması gerçeğini gündeme getirmelidir.
BARAJLAR KALKSIN:
Giriş barajlarının hafifletilmesi, hatta kaldırılması nitelikli insan sayısında da artışı getirecekken, tersine uygulama ülkemizin gelişmesine de engel teşkil edecektir. Çağrımıza karşılık verilmez ise, hem gençlerimizin en az bir yılı daha heba edilecek hem de vakıf ve devlet üniversitelerinde yüz binlerce boş kontenjan ortaya çıkacak, yükseköğrenime telafisi olmayan zararlar verecektir.
SENEYE ÇÖZÜLÜR:
Önümüzdeki dönemde de hem sistemden hem de diğer dışsal etkenlerden doğabilecek sorunlara karşı karar verici mekanizmaların acilen gerekeni yaparak sorunların üstesinden gelmesini umut ve arz ederiz. ‘Hesaplamalar değil boş kontenjanlar önemli
İlan onayımız dışında
Birlik içindeki üniversitelerden TED Üniversitesi’nin Mütevelli Heyet Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu bu ilanda onayı olmadığını söyleyerek, şöyle dedi: “Boş kontenjan ayrı bir sorun. Ama ortada üniversite sınav puanlanıyla ilgili bir sorun olduğunu gösteren tartışma var. Önce bunun açıklığa kavuşması gerek. Bir ülkede bu tür tartışmalar adalet duygusunun sarsılmamasına yol açar. Puanlarla ilgili durum budur. Nasıl hesaplama yapıldığının şaibesiz ve şeffaf olması gerekir. Sivil toplum örgütü olarak görüşlerini açıklamalarını onaylarım. ‘Ne olduysa olmuş, geçmişte kalmıştır’ anlayışını doğru bulmam. Üniversitelerin tek derdi kontenjan doldurmak değil.” Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Enver Yücel de “Tek derdimiz boş kontenjanlar olamaz. Bir sorun varsa ‘Bunu bırakın’ diyemezsiniz” dedi.
‘Tek derdimiz boş kontenjan mı?’
İsmini açıklamak istemeyen 3 vakıf üniversitesi mütevelli heyet ile rektörlerinin görüşleri de şöyle: “Tek derdimiz kontenjan doldurmak mı? Ayrıca otel miyiz biz? Biz iyi ve nitelikli insan yetiştirme hedefindeyiz. Birlik tüm üniversiteleri temsil etmiyor. Ne olduysa olmuştur, ‘Yapılan hata varsa geride kalsın’ anlayışını onaylamak mümkün değil. Yapılan hata ya da hukuksuzluğun üstünün örtülmesine ya da bunun önemsiz gösterilmesine karşı çıkarız. Hukuk fakültelerimizde de öğrencilerimize bunu öğretiyoruz” dedi.
Hesaplama sistemini habersiz değiştirdiler
LİSANS Yerleştirme Sınavları’nda (LYS) puan hesaplamasıyla ilgili tartışmalar sürüyor. Uzmanlar ÖSYM’nin 2012 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS) Kılavuzu’nda LYS’lere katılan adayların puanlarının nasıl hesaplanacağının açık ve net biçimde yazdığını belirterek, “ÖSYM bu kılavuzu dikkate almadan, başka bir hesaplama sistemi uyguladı. Testleri değil, sınavları dikkate aldı” diyor. Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Danışmanı Turgay Polat “Ne kılavuz değişti, ne sınav sistemi. Ama ÖSYM, bu sınavda farklı hesaplama sistemi kullandı. Çocuklara ‘Sen MF öğrencisisin, senin Fen ve Matematik sınavlarını dikkate alırım, senin TM puanını hesaplamam’ diyor. Buna hakkı yok” derken eğitimci Sait Gürsoy da bu yıl ÖSYM’nin önceki yıllardan farklı olarak kural değiştirdiğini söyleyerek, “Bu değişikliği de kimseyle paylaşmadılar ama herkese uygulamışlar, o yüzden sorun yok. Hataları bunu söylememeleri” diyor.
(habertürk)
Son Güncelleme: Perşembe, 26 Temmuz 2012 16:08
Gösterim: 2732
Öğretmenler en çok dil eğitimi istiyor
Milli Eğitim Bakanlığı'nın 57 bin 358 öğretmenin katılımıyla yaptığı ''Meslekiçi Eğitim İhtiyacını Belirleme Anketi''nin sonuçlarına göre, öğretmenlerin yüzde 66,6'sı İngilizce öğrenmek, yüzde 33,2'si de Türkçeyi etkin kullanmak istiyor.
Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı ''Meslekiçi Eğitim İhtiyacını Belirleme Anketi'' sonuçları açıklandı.
Haziran-Temmuz aylarında on-line olarak düzenlenen ankette öğretmenlere unvanı, branşı, meslek içi eğitim ihtiyacını belirlemeye yönelik mesleki gelişim konuları, dil eğitimleri, bilişim teknolojisi alanı konuları, kişisel gelişim konuları soruldu. Katılımcıların yüzde 45'ini kadın, yüzde 55'ini erkekler oluşturdu.
Görev yaptığı okul türü sorulan öğretmenlerin yüzde 74,15'i ilköğretim okulunda, geriye kalanlar ise diğer okullarda görev yaptığını belirtti.
Öğretmenlerin branşlarına bakıldığında sınıf öğretmenliği yüzde 42,58 ile başı çekerken, bu branşı yüzde 5,52 ile İngilizce, yüzde 4,46 ile Türkçe, yüzde 4,28 ile okul öncesi öğretmenliği takip etti.
Ankete katılanların yüzde 37,83'ü il merkezinde, yüzde 40,29'u ilçe merkezinde, yüzde 21,88'i ise köy-kasabada çalıştığını ifade etti.
Katılımcıların yarıya yakını (yüzde 43,94), mesleki gelişim için nelere ihtiyacı duyduklarına ilişkin soruya ''öğretim teknolojileri ve materyal geliştirmeyi'' yerleştirdi.
Öğretmenlerin yüzde 36'sı ise ''sınıfta ilk ders, sınıf içi davranışlar, öğrenci davranışlarını etkileyen etmenler'' konularında eğitim ihtiyacı duyduğu görüşünü bildirdi.
Öğretmenlerin yüzde 34'ü de ''rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, yeni gelişmeler ve araştırmalar, sınav kaygısıyla baş etme yolları'' konularında hizmet içi eğitim ihtiyacını vurguladı. ''Özel öğretim yöntemleri'' eğitimi almak isteyen öğretmenlerin oranı ise yüzde 33 olarak belirlendi.
''Gelişim psikolojisi'' konusunda eğitime ihtiyaç duyan katılımcıların oranı yüzde 29'da kalırken, bu seçeneği işaretleyenler, gelişimi etkileyen faktörler, gelişim kuramları, gelişim psikolojisi alanındaki son gelişmeler ve araştırmalara ilişkin ayrıntılı bilgi sahibi olmak istediğini belirtti.
Öğretmenlerin yüzde 25'i de ''öğrenme öğretme kuram ve yaklaşımları'', yüzde 21'i ''ölçme ve değerlendirme'', yüzde 19,7'si ise ''program geliştirme ve öğretim'' konularında mesleki gelişime ihtiyaç duyduklarını ortaya koydu.
En çok İngilizce öğrenmek ve Türkçeyi etkin kullanmak istiyorlar
Ankette katılımcılara ihtiyaç duydukları dil eğitimine yönelik sorular da soruldu. Öğretmenlerin yarıdan fazlası (yüzde 66,6) en çok İngilizce öğrenmek, yüzde 33,2'si de Türkçeyi etkin kullanmak istiyor.
Öğretmenlerin öğrenmek istediği diğer diller ise yüzde 15,20 ile Arapça, yüzde 15,09 ile Almanca, yüzde 8,32 ile Fransızca, yüzde 6,15 ile Rusça, yüzde 5,06 ile Çince, yüzde 4,82 ile İspanyolca, yüzde 4,54 ile İtalyanca ve yüzde 3,29 ile Japonca olarak sıralandı.
Etkileşimli tahta kullanımı eğitimi istiyorlar
Bilişim teknolojisinde eğitim ihtiyacı duyulan konular sorulduğunda öğretmenler önceliği etkileşimli tahta kullanımına verdi. Öğretmenlerin yüzde 30,2'si FATİH Projesi'nde kullanılacak etkileşimli tahta kullanımına ilişkin eğitim ihtiyacına vurgu yaptı.
Öğretmenlere ankette kişisel gelişim ihtiyacı duyduğu konular da soruldu. Katılımcıların yüzde 37,04'ü ilgili soruya ''Anlayarak Hızlı Okuma Teknikleri'' yanıtını verdi. Anket sonuçlarına göre, kişisel gelişimleri için öğretmenlerin yüzde 30,82'si ''Dikkat Artırma Teknikleri'', yüzde 24,02'si ''Diksiyon ve Güzel Konuşma'', yüzde 23,22'si ''Beden Dili Eğitimi'', yüzde 18,61'i ve ''Çatışma ve Stres Yönetimi'' eğitimi istedi.
Anketteki açık uçlu sorular öğretmenlerin verdiği yanıtlara göre, mesleki gelişim konusunda en çok eğitim ihtiyacı duydukları konular eğitim materyali hazırlama, mesleki alan eğitimleri, sınıf yönetimi rehberlik, mesleki teknik eğitim, bilişim teknolojisi alanı eğitimleri ve yaratıcı drama tiyatro oldu.
Açık uçlu sorulara verilen cevaplarda, öğretmenler kişisel gelişimde en çok mesleki teknik eğitimde kullanılan bilgi teknolojileri yazılımları konusunda eğitim ihtiyacını dile getirdi. Mesleki eğitimde atölye eğitimleri, bilgisayar konulu eğitimler, akıllı tahta kullanımı ve 4+4+4 mevzuatı katılımcıların kişisel gelişimi için ihtiyaç duyduğu diğer konular oldu.
'Sonucu sorguladık'
Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Ömer Balıbey, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bakanlık olarak öğretmenlerin ne istediğini anlamak amacıyla bir ihtiyaç analizi çıkardıklarını söyledi.
Ankete katılan öğretmenlerin kişisel gelişimleriyle ilgili ilk olarak İngilizce, ikinci olarak da Türkçeyi etkin kullanma eğitimine ihtiyaç duyduklarının anlaşıldığını belirten Balıbey, şöyle devam etti:
''Sonucun neden böyle olduğuna ilişkin sorgulama yaptık. Öğretmenler konuşma dili olarak değil, öğretim dili olarak Türkçe'yi istediklerini söyledi. Konuşmada elbette bir şekilde dertlerini anlatıyorlar ama öğretim dilinde Türkçe branşı dışında öğretmenlik yapanlar, ders anlatırken hem gramer hem de iletişim açısından daha iyi olmayı istiyor. Öğrenciye yaklaşımda dil çok önemli. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.''
Öğretmenlerin mesleki gelişimde sınıf yönetimi ve öfke yönetimi istediğini anlatan Balıbey, kişisel gelişimde de birçok istekle karşılaştıklarını, bütün bu istekleri değerlendirerek ilk 5 veya 8'de yer alanlar konusunda çalışma yapacaklarını dile getirdi.
Uzaktan eğitim yöntemiyle yapılacak dersleri uzman akademisyenlerin vereceğini belirten Balıbey, ''Bu anket ihtiyaçları doğrultusunda 15 saatlik bir seminer düzenleyeceğiz'' dedi.
Kişisel gelişim eğitimi daha sonra
Yabancı dil eğitimini daha sonra vereceklerini anlatan Balıbey, öğretmenlerin eğitimde aldığı bilgilerin ilk etapta sınıfa yansıması gerektiğini vurguladı.
Haziran ayında öğretmenlere verilen hizmet içi eğitimin sonuçlarını da değerlendiren Balıbey, öğretmenlerin yüzde 65'inin aldıkları eğitimden memnun olduğunu söyledi. Geri kalanların ise büyük bir kısmının günde 5 saat eğitim alınması nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını ilettiklerini anlatan Balıbey, ''Eğitimde Doğan Cüceloğlu, Ahmet Şerif İzgören gibi akademisyenler vardı. Onlardan çok memnun kalmışlardı. Bakanlık bürokratları değil de konusunda uzmanların öğretmenlerimizi mutlu ettiğini gördük'' diye konuştu.
Balıbey, 3-14 Eylül'de hizmet içi eğitim yapacaklarını ifade ederek, eğitimde öğretmenlerin anket sonuçlarına göre ortaya çıkan isteklerinin de dikkate alınacağını kaydetti.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Öğretmenler en çok dil eğitimi istiyor
Milli Eğitim Bakanlığı'nın 57 bin 358 öğretmenin katılımıyla yaptığı ''Meslekiçi Eğitim İhtiyacını Belirleme Anketi''nin sonuçlarına göre, öğretmenlerin yüzde 66,6'sı İngilizce öğrenmek, yüzde 33,2'si de Türkçeyi etkin kullanmak istiyor.
Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı ''Meslekiçi Eğitim İhtiyacını Belirleme Anketi'' sonuçları açıklandı.
Haziran-Temmuz aylarında on-line olarak düzenlenen ankette öğretmenlere unvanı, branşı, meslek içi eğitim ihtiyacını belirlemeye yönelik mesleki gelişim konuları, dil eğitimleri, bilişim teknolojisi alanı konuları, kişisel gelişim konuları soruldu. Katılımcıların yüzde 45'ini kadın, yüzde 55'ini erkekler oluşturdu.
Görev yaptığı okul türü sorulan öğretmenlerin yüzde 74,15'i ilköğretim okulunda, geriye kalanlar ise diğer okullarda görev yaptığını belirtti.
Öğretmenlerin branşlarına bakıldığında sınıf öğretmenliği yüzde 42,58 ile başı çekerken, bu branşı yüzde 5,52 ile İngilizce, yüzde 4,46 ile Türkçe, yüzde 4,28 ile okul öncesi öğretmenliği takip etti.
Ankete katılanların yüzde 37,83'ü il merkezinde, yüzde 40,29'u ilçe merkezinde, yüzde 21,88'i ise köy-kasabada çalıştığını ifade etti.
Katılımcıların yarıya yakını (yüzde 43,94), mesleki gelişim için nelere ihtiyacı duyduklarına ilişkin soruya ''öğretim teknolojileri ve materyal geliştirmeyi'' yerleştirdi.
Öğretmenlerin yüzde 36'sı ise ''sınıfta ilk ders, sınıf içi davranışlar, öğrenci davranışlarını etkileyen etmenler'' konularında eğitim ihtiyacı duyduğu görüşünü bildirdi.
Öğretmenlerin yüzde 34'ü de ''rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, yeni gelişmeler ve araştırmalar, sınav kaygısıyla baş etme yolları'' konularında hizmet içi eğitim ihtiyacını vurguladı. ''Özel öğretim yöntemleri'' eğitimi almak isteyen öğretmenlerin oranı ise yüzde 33 olarak belirlendi.
''Gelişim psikolojisi'' konusunda eğitime ihtiyaç duyan katılımcıların oranı yüzde 29'da kalırken, bu seçeneği işaretleyenler, gelişimi etkileyen faktörler, gelişim kuramları, gelişim psikolojisi alanındaki son gelişmeler ve araştırmalara ilişkin ayrıntılı bilgi sahibi olmak istediğini belirtti.
Öğretmenlerin yüzde 25'i de ''öğrenme öğretme kuram ve yaklaşımları'', yüzde 21'i ''ölçme ve değerlendirme'', yüzde 19,7'si ise ''program geliştirme ve öğretim'' konularında mesleki gelişime ihtiyaç duyduklarını ortaya koydu.
En çok İngilizce öğrenmek ve Türkçeyi etkin kullanmak istiyorlar
Ankette katılımcılara ihtiyaç duydukları dil eğitimine yönelik sorular da soruldu. Öğretmenlerin yarıdan fazlası (yüzde 66,6) en çok İngilizce öğrenmek, yüzde 33,2'si de Türkçeyi etkin kullanmak istiyor.
Öğretmenlerin öğrenmek istediği diğer diller ise yüzde 15,20 ile Arapça, yüzde 15,09 ile Almanca, yüzde 8,32 ile Fransızca, yüzde 6,15 ile Rusça, yüzde 5,06 ile Çince, yüzde 4,82 ile İspanyolca, yüzde 4,54 ile İtalyanca ve yüzde 3,29 ile Japonca olarak sıralandı.
Etkileşimli tahta kullanımı eğitimi istiyorlar
Bilişim teknolojisinde eğitim ihtiyacı duyulan konular sorulduğunda öğretmenler önceliği etkileşimli tahta kullanımına verdi. Öğretmenlerin yüzde 30,2'si FATİH Projesi'nde kullanılacak etkileşimli tahta kullanımına ilişkin eğitim ihtiyacına vurgu yaptı.
Öğretmenlere ankette kişisel gelişim ihtiyacı duyduğu konular da soruldu. Katılımcıların yüzde 37,04'ü ilgili soruya ''Anlayarak Hızlı Okuma Teknikleri'' yanıtını verdi. Anket sonuçlarına göre, kişisel gelişimleri için öğretmenlerin yüzde 30,82'si ''Dikkat Artırma Teknikleri'', yüzde 24,02'si ''Diksiyon ve Güzel Konuşma'', yüzde 23,22'si ''Beden Dili Eğitimi'', yüzde 18,61'i ve ''Çatışma ve Stres Yönetimi'' eğitimi istedi.
Anketteki açık uçlu sorular öğretmenlerin verdiği yanıtlara göre, mesleki gelişim konusunda en çok eğitim ihtiyacı duydukları konular eğitim materyali hazırlama, mesleki alan eğitimleri, sınıf yönetimi rehberlik, mesleki teknik eğitim, bilişim teknolojisi alanı eğitimleri ve yaratıcı drama tiyatro oldu.
Açık uçlu sorulara verilen cevaplarda, öğretmenler kişisel gelişimde en çok mesleki teknik eğitimde kullanılan bilgi teknolojileri yazılımları konusunda eğitim ihtiyacını dile getirdi. Mesleki eğitimde atölye eğitimleri, bilgisayar konulu eğitimler, akıllı tahta kullanımı ve 4+4+4 mevzuatı katılımcıların kişisel gelişimi için ihtiyaç duyduğu diğer konular oldu.
'Sonucu sorguladık'
Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Ömer Balıbey, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bakanlık olarak öğretmenlerin ne istediğini anlamak amacıyla bir ihtiyaç analizi çıkardıklarını söyledi.
Ankete katılan öğretmenlerin kişisel gelişimleriyle ilgili ilk olarak İngilizce, ikinci olarak da Türkçeyi etkin kullanma eğitimine ihtiyaç duyduklarının anlaşıldığını belirten Balıbey, şöyle devam etti:
''Sonucun neden böyle olduğuna ilişkin sorgulama yaptık. Öğretmenler konuşma dili olarak değil, öğretim dili olarak Türkçe'yi istediklerini söyledi. Konuşmada elbette bir şekilde dertlerini anlatıyorlar ama öğretim dilinde Türkçe branşı dışında öğretmenlik yapanlar, ders anlatırken hem gramer hem de iletişim açısından daha iyi olmayı istiyor. Öğrenciye yaklaşımda dil çok önemli. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.''
Öğretmenlerin mesleki gelişimde sınıf yönetimi ve öfke yönetimi istediğini anlatan Balıbey, kişisel gelişimde de birçok istekle karşılaştıklarını, bütün bu istekleri değerlendirerek ilk 5 veya 8'de yer alanlar konusunda çalışma yapacaklarını dile getirdi.
Uzaktan eğitim yöntemiyle yapılacak dersleri uzman akademisyenlerin vereceğini belirten Balıbey, ''Bu anket ihtiyaçları doğrultusunda 15 saatlik bir seminer düzenleyeceğiz'' dedi.
Kişisel gelişim eğitimi daha sonra
Yabancı dil eğitimini daha sonra vereceklerini anlatan Balıbey, öğretmenlerin eğitimde aldığı bilgilerin ilk etapta sınıfa yansıması gerektiğini vurguladı.
Haziran ayında öğretmenlere verilen hizmet içi eğitimin sonuçlarını da değerlendiren Balıbey, öğretmenlerin yüzde 65'inin aldıkları eğitimden memnun olduğunu söyledi. Geri kalanların ise büyük bir kısmının günde 5 saat eğitim alınması nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını ilettiklerini anlatan Balıbey, ''Eğitimde Doğan Cüceloğlu, Ahmet Şerif İzgören gibi akademisyenler vardı. Onlardan çok memnun kalmışlardı. Bakanlık bürokratları değil de konusunda uzmanların öğretmenlerimizi mutlu ettiğini gördük'' diye konuştu.
Balıbey, 3-14 Eylül'de hizmet içi eğitim yapacaklarını ifade ederek, eğitimde öğretmenlerin anket sonuçlarına göre ortaya çıkan isteklerinin de dikkate alınacağını kaydetti.
Son Güncelleme: Perşembe, 26 Temmuz 2012 11:59
Gösterim: 2567
Milli Eğitim Bakanlığı gelecek 10 yıl içindeki öğretmen ihtiyacını ve öne çıkan branşları belirledi!
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'den Öğrencilere;
2012 Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlan 23 Temmuz 2012 tarihinde açıklanmıştır. Bu sınav sürecinde disiplinli ve gayretli çalışmalarıyla başarılı olan öğrencilerimizi tebrik ediyorum. Bu gençlerimizin başarısı için fedakârca her türlü desteği verdiklerine inandığım velilerimizi, öğretmenlerimizi ve okul yöneticilerimizi de kutluyorum.
Üniversite adaylarımız meslek tercihlerini yaparken hayatlarını nasıl sürdürmek istediklerine de karar veriyorlar. Bu hem cesaret gerektiren hem de üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir karardır. Gençlerimizin, üniversite ve bölüm tercihlerini ilgi ve yeteneklerini, kişisel isteklerini ve gelecekten beklentilerini de dikkate alarak yapmalarını öneriyorum.
Öğrencilerimizin; bu tercih sürecinde büyük gayretlerle elde ettikleri puanları boş ve ihtiyaç yoğunluğunun olduğu alanlardan en uygun yükseköğretim programlarını tercih edeceklerine inanıyorum.
Eğitimin yaşı ve mekânı yoktur. Eğitim hayat boyu devam etmesi gereken bir süreçtir. Ülkemizde de artık bu bilinç giderek yaygınlaşmaktadır. Bu sebeple, sınavda başarılı olamamış veya istediği sonucu alamamış öğrencilerimizden ve ailelerinden ümitsizliğe kaplamamalarını, sınavların hayatın sonu olmadığını hatırlamalarını istiyorum.
Son yıllarda yapılan çalışmalarla üniversitelerimizin kontenjanlarında önemli oranda artışlar yapılmış olup, tüm alanlarda 2011 yılında 789.167 öğrenciye üniversiteli olabilme imkânı sağlanmıştır.
Öğrenci ve velilerimizin sınav sonuçlarını bu yönüyle de değerlendirmelerinde yarar vardır. Kaldı ki üniversitelerimize ilk yerleştirmenin ardından boş kontenjanlar için ek yerleştirme yapılmaktadır. Tüm öğrencilerimizin istediği bölümde okuyabilmelerini temenni ediyorum.
Geçen yıl tercihlere yönelik yaptığımız açıklamalarda öğretmenlik mesleğine gönül veren öğrencilerimizin, tercihlerini yapmadan önce, Bakanlığımızın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalarının mesleklerini icra edebilme fırsatı yakalamaları açısından faydalı olacağına dikkat çekmiştik. Ayrıca aynı açıklamada öğretmen ihtiyacı planlamalarına ilişkin Bakanlığımızca yürütülen öğretmen istihdam projeksiyonu çalışmasına da vurgu yapılmıştı.
Bakanlığımızın, öğretmenlik meslek seçimi ve mezuniyet sonrası istihdam konusunda kalıcı ve sistematik bir çözüm bulmak amacıyla yürüttüğü "Öğretmen İstihdam Projeksiyonları, Stratejileri ve Sistemlerinin Geliştirilmesi Projesi (MEB-IKOP)" çalışmasının ilk aşaması tamamladı.
Öğretmenlik mesleği arz-talep projeksiyonu çalışmasını da kapsayan MEB-İKOP proje çalışması, Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi gibi ülkemizin saygın üniversitelerinden akademisyenlerin içinde bulunduğu uzman bir ekip tarafından gerçekleştiriliyor.
31 Ekim 2011'de çalışmalarını başlattığımız Öğretmen istihdam Projeksiyonları, Stratejileri ve Sistemlerinin Geliştirilmesi Projesi; temel eğitim ve orta öğretim kademesinde kamu okullarında ve özel okullarda 2023 yılına kadar ihtiyaç duyulacak alanlardaki öğretmen sayılarının bilimsel yöntemlerle kestirimini amaçlıyor.
Proje kapsamında gerçekleştirilen öğretmen arz ve talep projeksiyonlarıyla;
MEB, 2023 vizyonu çerçevesinde ulusal öğretmen istihdam politikasını hazırlayarak öğretmenlik mesleğine ilişkin insan kaynakları politikasını ortaya koyacak ve bu alanda veriye dayalı etkili ve verimli planlama imkânına kavuşacak ve sistemin sürdürülebilirliğini sağlayacak BİT temelli sistem ile daha uzun vadeli yeni projeksiyonlar oluşturulacak,
YÖK ve öğretmen yetiştiren fakülteler, gelecek vizyonu ile bilgiye dayalı planlama ve yönetim imkânına kavuşacak, eğitimin tüm kademelerinde devlet okullarında ve özel okullarda istihdam edilebilecek öğretmen sayılarına göre belirlenecek üniversite öğretmenlik program kontenjanları yükseköğretimde arzın rasyonel verilere göre şekillenmesine yardımcı olacak,
Proje sonuçları, öğrenciye, ailesine ve bu alanda eğitim hizmeti veren üniversitelerin kullanımına sunulacak bu bilgi sayesinde gençlerimiz kariyer planlaması ve meslek seçimini güvenilir verilere dayalı olarak çok daha bilinçli yapabilecektir.
MEB, bu proje kapsamında 2023 yılını hedef alarak yaptığı projeksiyonlarla öğretmen ihtiyacının hangi alanlarda yoğunlaşacağına ilişkin ilk belirlemeleri yapmıştır. Yükseköğrenim tercihlerinde öğretmenlik mesleğine yer vermek isteyenlerin tercihlerini yapmadan önce, eğitim sistemimizin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalarının, mesleklerini icra edebilme fırsatı yakalamaları açısından faydalı olacağını düşünüyorum.
2012 Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarına göre öğretmenlik mesleğini tercih edecek öğrencilerimizin İKOP projesi kapsamında geliştirilen sistem kullanılarak hazırlanan öğretmen projeksiyonunda en çok ihtiyaç duyulan öğretmenlik alanlarını dikkate almaları gerekmektedir.
İlk projeksiyon sonuçlarına göre önümüzdeki yıllarda en çok ihtiyaç duyulan öğretmenlik alanları;
1-Rehber Öğretmen, 2-İlköğretim Matematik Öğretmenliği, 3-Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği, 4-Türkçe Öğretmenliği, 5-Beden Eğitimi Öğretmenliği, 6-Fen ve Teknoloji Öğretmenliği, 7-Sosyal Bilgiler Öğretmenliği, 8-İngilizce Öğretmenliği, 9-Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği, 10-Almanca Öğretmenliği, 11-Görsel Sanatlar/Resim Öğretmenliği, 12-Müzik Öğretmenliği, 13-Teknoloji ve Tasarım Öğretmenliği, 14-Biyoloji Öğretmenliği, 15-Matematik Öğretmenliği, 16-Coğrafya Öğretmenliği, 17-Kimya Öğretmenliği, 18-Fizik Öğretmenliği, 19-Felsefe Öğretmenliği, 20-Tarih Öğretmenliğidir.
Öğretmenlik kariyer mesleğinde arz ve talep boyutunu birlikte ele alarak yapılan bu gelecek kestirimi çalışması, Türkiye'de bir ilk olup, diğer meslek dalları için de örnek olacak nitelikte olan bu çalışmada gelinen aşamayı ve saptanan verilere dayalı olarak hazırlanan öğretmen arz-talep projeksiyonlarının ayrıntılı sonuçlarını, ilerleyen günlerde yapılacak proje tanıtım ve ilerleme toplantısında kamuoyu ile paylaşacağım.
Kamuoyunun bilgilerine sunarız.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanlığı gelecek 10 yıl içindeki öğretmen ihtiyacını ve öne çıkan branşları belirledi!
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'den Öğrencilere;
2012 Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlan 23 Temmuz 2012 tarihinde açıklanmıştır. Bu sınav sürecinde disiplinli ve gayretli çalışmalarıyla başarılı olan öğrencilerimizi tebrik ediyorum. Bu gençlerimizin başarısı için fedakârca her türlü desteği verdiklerine inandığım velilerimizi, öğretmenlerimizi ve okul yöneticilerimizi de kutluyorum.
Üniversite adaylarımız meslek tercihlerini yaparken hayatlarını nasıl sürdürmek istediklerine de karar veriyorlar. Bu hem cesaret gerektiren hem de üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir karardır. Gençlerimizin, üniversite ve bölüm tercihlerini ilgi ve yeteneklerini, kişisel isteklerini ve gelecekten beklentilerini de dikkate alarak yapmalarını öneriyorum.
Öğrencilerimizin; bu tercih sürecinde büyük gayretlerle elde ettikleri puanları boş ve ihtiyaç yoğunluğunun olduğu alanlardan en uygun yükseköğretim programlarını tercih edeceklerine inanıyorum.
Eğitimin yaşı ve mekânı yoktur. Eğitim hayat boyu devam etmesi gereken bir süreçtir. Ülkemizde de artık bu bilinç giderek yaygınlaşmaktadır. Bu sebeple, sınavda başarılı olamamış veya istediği sonucu alamamış öğrencilerimizden ve ailelerinden ümitsizliğe kaplamamalarını, sınavların hayatın sonu olmadığını hatırlamalarını istiyorum.
Son yıllarda yapılan çalışmalarla üniversitelerimizin kontenjanlarında önemli oranda artışlar yapılmış olup, tüm alanlarda 2011 yılında 789.167 öğrenciye üniversiteli olabilme imkânı sağlanmıştır.
Öğrenci ve velilerimizin sınav sonuçlarını bu yönüyle de değerlendirmelerinde yarar vardır. Kaldı ki üniversitelerimize ilk yerleştirmenin ardından boş kontenjanlar için ek yerleştirme yapılmaktadır. Tüm öğrencilerimizin istediği bölümde okuyabilmelerini temenni ediyorum.
Geçen yıl tercihlere yönelik yaptığımız açıklamalarda öğretmenlik mesleğine gönül veren öğrencilerimizin, tercihlerini yapmadan önce, Bakanlığımızın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalarının mesleklerini icra edebilme fırsatı yakalamaları açısından faydalı olacağına dikkat çekmiştik. Ayrıca aynı açıklamada öğretmen ihtiyacı planlamalarına ilişkin Bakanlığımızca yürütülen öğretmen istihdam projeksiyonu çalışmasına da vurgu yapılmıştı.
Bakanlığımızın, öğretmenlik meslek seçimi ve mezuniyet sonrası istihdam konusunda kalıcı ve sistematik bir çözüm bulmak amacıyla yürüttüğü "Öğretmen İstihdam Projeksiyonları, Stratejileri ve Sistemlerinin Geliştirilmesi Projesi (MEB-IKOP)" çalışmasının ilk aşaması tamamladı.
Öğretmenlik mesleği arz-talep projeksiyonu çalışmasını da kapsayan MEB-İKOP proje çalışması, Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi gibi ülkemizin saygın üniversitelerinden akademisyenlerin içinde bulunduğu uzman bir ekip tarafından gerçekleştiriliyor.
31 Ekim 2011'de çalışmalarını başlattığımız Öğretmen istihdam Projeksiyonları, Stratejileri ve Sistemlerinin Geliştirilmesi Projesi; temel eğitim ve orta öğretim kademesinde kamu okullarında ve özel okullarda 2023 yılına kadar ihtiyaç duyulacak alanlardaki öğretmen sayılarının bilimsel yöntemlerle kestirimini amaçlıyor.
Proje kapsamında gerçekleştirilen öğretmen arz ve talep projeksiyonlarıyla;
MEB, 2023 vizyonu çerçevesinde ulusal öğretmen istihdam politikasını hazırlayarak öğretmenlik mesleğine ilişkin insan kaynakları politikasını ortaya koyacak ve bu alanda veriye dayalı etkili ve verimli planlama imkânına kavuşacak ve sistemin sürdürülebilirliğini sağlayacak BİT temelli sistem ile daha uzun vadeli yeni projeksiyonlar oluşturulacak,
YÖK ve öğretmen yetiştiren fakülteler, gelecek vizyonu ile bilgiye dayalı planlama ve yönetim imkânına kavuşacak, eğitimin tüm kademelerinde devlet okullarında ve özel okullarda istihdam edilebilecek öğretmen sayılarına göre belirlenecek üniversite öğretmenlik program kontenjanları yükseköğretimde arzın rasyonel verilere göre şekillenmesine yardımcı olacak,
Proje sonuçları, öğrenciye, ailesine ve bu alanda eğitim hizmeti veren üniversitelerin kullanımına sunulacak bu bilgi sayesinde gençlerimiz kariyer planlaması ve meslek seçimini güvenilir verilere dayalı olarak çok daha bilinçli yapabilecektir.
MEB, bu proje kapsamında 2023 yılını hedef alarak yaptığı projeksiyonlarla öğretmen ihtiyacının hangi alanlarda yoğunlaşacağına ilişkin ilk belirlemeleri yapmıştır. Yükseköğrenim tercihlerinde öğretmenlik mesleğine yer vermek isteyenlerin tercihlerini yapmadan önce, eğitim sistemimizin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalarının, mesleklerini icra edebilme fırsatı yakalamaları açısından faydalı olacağını düşünüyorum.
2012 Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarına göre öğretmenlik mesleğini tercih edecek öğrencilerimizin İKOP projesi kapsamında geliştirilen sistem kullanılarak hazırlanan öğretmen projeksiyonunda en çok ihtiyaç duyulan öğretmenlik alanlarını dikkate almaları gerekmektedir.
İlk projeksiyon sonuçlarına göre önümüzdeki yıllarda en çok ihtiyaç duyulan öğretmenlik alanları;
1-Rehber Öğretmen, 2-İlköğretim Matematik Öğretmenliği, 3-Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği, 4-Türkçe Öğretmenliği, 5-Beden Eğitimi Öğretmenliği, 6-Fen ve Teknoloji Öğretmenliği, 7-Sosyal Bilgiler Öğretmenliği, 8-İngilizce Öğretmenliği, 9-Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği, 10-Almanca Öğretmenliği, 11-Görsel Sanatlar/Resim Öğretmenliği, 12-Müzik Öğretmenliği, 13-Teknoloji ve Tasarım Öğretmenliği, 14-Biyoloji Öğretmenliği, 15-Matematik Öğretmenliği, 16-Coğrafya Öğretmenliği, 17-Kimya Öğretmenliği, 18-Fizik Öğretmenliği, 19-Felsefe Öğretmenliği, 20-Tarih Öğretmenliğidir.
Öğretmenlik kariyer mesleğinde arz ve talep boyutunu birlikte ele alarak yapılan bu gelecek kestirimi çalışması, Türkiye'de bir ilk olup, diğer meslek dalları için de örnek olacak nitelikte olan bu çalışmada gelinen aşamayı ve saptanan verilere dayalı olarak hazırlanan öğretmen arz-talep projeksiyonlarının ayrıntılı sonuçlarını, ilerleyen günlerde yapılacak proje tanıtım ve ilerleme toplantısında kamuoyu ile paylaşacağım.
Kamuoyunun bilgilerine sunarız.
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Temmuz 2012 09:35
Gösterim: 3297
Penguen Başbakan Erdoğan’ın ‘üniversiteler ücretsiz olacak’ açıklamasını kapağına taşıdı
Başbakan Erdoğan tarafından, AK Parti’nin son MYK toplantısında gündeme getirilen üniversite harç paraları kalkacak ve üniversitelerin ücretsiz olacağı haberi kamuoyunda geniş yankı buldu. Ünlü mizah dergisi Penguen Başbakan Erdoğan’ın açıklamasına gönderme yaparak konuyu kapağına taşıdı.(eğitimtercihi)
İşte O Kapak

Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Penguen Başbakan Erdoğan’ın ‘üniversiteler ücretsiz olacak’ açıklamasını kapağına taşıdı
Başbakan Erdoğan tarafından, AK Parti’nin son MYK toplantısında gündeme getirilen üniversite harç paraları kalkacak ve üniversitelerin ücretsiz olacağı haberi kamuoyunda geniş yankı buldu. Ünlü mizah dergisi Penguen Başbakan Erdoğan’ın açıklamasına gönderme yaparak konuyu kapağına taşıdı.(eğitimtercihi)
İşte O Kapak

Son Güncelleme: Perşembe, 26 Temmuz 2012 11:08
Gösterim: 3060

