Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

İlkokul birinci sınıftan itibaren teşhis edilebilen özgül öğrenme güçlüğü, çocuğun akademik başarısını ve geleceğini etkileyebiliyor. Özgül öğrenme güçlüğünün çocuğun elinde olan bir isteksizlik ve reddetme durumu olmadığını vurgulayan uzmanlar, çocuğu suçlayıcı yaklaşımlardan uzak durulması gerektiğini belirtiyor. Özgül öğrenme güçlüğüne erken müdahalenin önemine işaret eden uzmanlar, tedavinin aksatılmaması gerektiğine dikkat çekiyor.

neriman_kilit_uskudarÜsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, özgül öğrenme güçlüğüne ilişkin önemli bilgiler paylaştı.

Özgül öğrenme güçlüğü bir rahatsızlıktır

Özgül öğrenme güçlüğünün öncelikle ebeveynler tarafından bir rahatsızlık olarak kabul edilmesi gerektiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Çocuğun elinde olan bir isteksizlik ve reddetme durumu değil. O yüzden bunu bilerek müdahale etmek lazım. Yalnız bu noktada yine unutulmaması gereken durum, çocuğun normal bir zekâya sahip olduğudur. Gerektiği şekilde tedavi edilir, dikkatli bir şekilde yardımcı olunur, desteklenirse çocuğun yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını mutlaka bilmek gerekiyor” dedi.

Ne suçlayıcı ne de kabullenici bir tarz benimseyin

Ailelerin dengeli ve ortalama bir yaklaşım tarzına sahip olması gerektiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “‘Sen istediğin için yapmıyorsun, istesen yaparsın’, ‘Tembel olduğun için yapmıyorsun, gerekli ilgiliyi ve dikkati vermediğin için böyle oluyor’ gibi cümlelerle çocuğa aşırı derecede suçlayıcı yaklaşılmamalı. ‘Çocuğum hiç çalışmıyor, bu zaten bir rahatsızlıkmış, notları düşük olsa da yavaş yavaş öğrenir’ gibi aşırı derecede kabullenici yaklaşım da doğru değil, daha arada bir tavırla yaklaşmak gerekiyor. Bu durumun tedavi edilebilen bir rahatsızlık olduğu, çocuğa kendisini de istekli olması, çaba göstermesi, belirli bir noktaya gelinceye kadar daha fazla çalışması gerektiği söylenebilir” diye konuştu.

İlkokul birinci sınıfta teşhis konuyor

Özgül öğrenme bozukluğunun nörogelişimsel bir rahatsızlık olduğunu aktaran Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, nörogelişimsel rahatsızlıkların beynin yapısal ve fonksiyonel farklılıklarından kaynaklanan ve genellikle ömür boyu az veya çok kalıcı olan rahatsızlıklar olduğunu söyledi.

Özgül öğrenme güçlüğünün aynı zamanda poligenik yani doğuştan gelen bir rahatsızlık olduğunu da vurgulayan Kilit, genel olarak kendini okuma ve yazma sıkıntıları ile ortaya koyduğu için en fazla ilkokul birinci veya ikinci sınıfta teşhis edildiğini ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit,“Özgül öğrenme güçlüğü, akademik anlamdaki sıkıntılardan ileri gelir ve özgül öğrenme güçlüğü olan çocuklar, normal zeka ve yüksek zekalı çocuklardır. Diğer alanlarda çok ciddi problemler yaşamazlar” diye konuştu.

Basit okuma ve yazma sıkıntıları uyarı kabul edilmeli

“Bu çocuklar derslerin, konuların daha fazla ve belki de farklı şekilde tekrar anlatılmasına, birebir anlatılmasına ihtiyaç duyan çocuklardır” diyen Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Bu çocuklar normal okullarına devam etmeli ama bunun yanında özel eğitim almalıdırlar. Çünkü disleksi ne kadar ömür boyu süren bir rahatsızlıktır demiş olsak da erken konulan teşhis ve erken başlatılan özgül öğrenme güçlüğü çalışmalarıyla bu çocukların hak ettiği eğitimi alabilmeleri ile hedefledikleri noktalara ulaşmaları, üniversiteler bitirmeleri, başarılı insanlar haline gelmeleri son derece mümkündür. Tedaviyle çok daha silik semptomlarla yetişkinliklerine geçip özel hayatlarında, iş hayatlarında belli başarıyı elde edebilmeleri mümkün bir durumdur. Unutulmaması gereken, öğretmenlerin ve ebeveynlerin iyi gözlem yapması, ilk başlangıçta zekasıyla uyumsuz derecede basit olabilecek okuma ve yazma sıkıntıları gördüklerinde uzmana danışmalarında fayda var” diye konuştu.

Disleksi, disgrafi ve diskalkuli birlikte görülebiliyor

Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, ilkokul birinci sınıfta okuma ve yazmanın başlaması ile birlikte bu çocuklarda okuma gecikmesi yaşanmaya başlandığını belirterek bu çocukların bazı harfleri hiç tanımayabileceklerini, imla hatalarına çok açık, harfleri birbirine karıştırmaya müsait ve okurken ya da yazarken hece atlamaya veya eklemeye yatkın olduklarını aktardı. Neriman Kilit, “Daha ileri süreçte özellikle çarpmadan sonra matematik problemleri ile de karşı karşıya kalırlar. Çünkü genel anlamda okuma zorluğu olan disleksi, yazma zorluğu olan disgrafi ve matematik ile ilgili olan diskalkuli beraber çok sık görülür. Bunların arasında en sık görülen disleksi olmasına rağmen az veya çok beraber görülmesi aslında bizim en sık karşılaştığımız tablodur” diye konuştu.

Özgül öğrenme güçlüğü mutlaka tedavi edilmeli

Özgül öğrenme güçlüğünün tedavi edilmediği durumda normal zeka hatta yüksek zekaya sahip olabilen çocukların okuma ve yazmayı bile öğrenemeyecek, basit para hesabı yapamayacak, günlük hayatını organize edemeyecek bir hale gelebileceği uyarısında bulunan Neriman Kilit, “Tabii ki bu durumun yarattığı özgüven düşüklüğünü, duygu durumla ilgili sıkıntıları da düşündüğümüz zaman bu çocuklar hak ettikleri yere gelemezler, ek psikiyatrik rahatsızlıklar geliştirebilirler. İşlevselliklerinde çok ciddi düşüş ortaya çıkabilir. Mutlaka tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlıktır” diye konuştu.

Tedavi çocuğun özgüveni için gerekli

Bu çocukların normal zeka hatta yüksek zekalı olabileceklerini belirten Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, müdahale edilmemesi halinde ilerleyen süreçlerde kaygı bozuklukları, depresyon gibi duygu durum bozuklukları yaşanabileceğini ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Bu tip sıkıntılar yaşayabileceği için bunların da tedavi edilmesi, çocuğun öz güveninin desteklenmesi çok gereklidir. Özel eğitimin yakalandığı an başlaması çok önemlidir. Çünkü okul reddine, erken okul bırakmalara kadar giden ve çocuğu depresyon, kaygı bozukluğu teşhisi alabilecek duruma sokan bir hale gelebilir” uyarısında bulundu.

Mutlaka uzman desteği alınmalı

Özgül öğrenme güçlüğünün tedavisinin bir parçasının da özel eğitim olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, ancak özel eğitimin de okullardaki okutulan matematik ve Türkçe derslerinin aynı şekilde anlatılması olmadığının altını çizdi. Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Özel eğitim, özel eğitmenler tarafından yani farklı algılayan, farklı şekilde anlayan çocuklara, farklı yöntemlerle anlatabilme kapasitesine sahip olan ve bu yönde eğitim almış özel eğitmenler tarafından verilecek olan eğitimdir. Çünkü zaten bu çocuklar normal derslerine arkadaşları ile birlikte girmeye devam edecekler. Onun yanında bu özel eğitim sunulmalıdır” diye konuştu.

> Özgül öğrenme güçlüğü hangi sorunlara yol açıyor?

İlkokul birinci sınıftan itibaren teşhis edilebilen özgül öğrenme güçlüğü, çocuğun akademik başarısını ve geleceğini etkileyebiliyor. Özgül öğrenme güçlüğünün çocuğun elinde olan bir isteksizlik ve reddetme durumu olmadığını vurgulayan uzmanlar, çocuğu suçlayıcı yaklaşımlardan uzak durulması gerektiğini belirtiyor. Özgül öğrenme güçlüğüne erken müdahalenin önemine işaret eden uzmanlar, tedavinin aksatılmaması gerektiğine dikkat çekiyor.

neriman_kilit_uskudarÜsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, özgül öğrenme güçlüğüne ilişkin önemli bilgiler paylaştı.

Özgül öğrenme güçlüğü bir rahatsızlıktır

Özgül öğrenme güçlüğünün öncelikle ebeveynler tarafından bir rahatsızlık olarak kabul edilmesi gerektiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Çocuğun elinde olan bir isteksizlik ve reddetme durumu değil. O yüzden bunu bilerek müdahale etmek lazım. Yalnız bu noktada yine unutulmaması gereken durum, çocuğun normal bir zekâya sahip olduğudur. Gerektiği şekilde tedavi edilir, dikkatli bir şekilde yardımcı olunur, desteklenirse çocuğun yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını mutlaka bilmek gerekiyor” dedi.

Ne suçlayıcı ne de kabullenici bir tarz benimseyin

Ailelerin dengeli ve ortalama bir yaklaşım tarzına sahip olması gerektiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “‘Sen istediğin için yapmıyorsun, istesen yaparsın’, ‘Tembel olduğun için yapmıyorsun, gerekli ilgiliyi ve dikkati vermediğin için böyle oluyor’ gibi cümlelerle çocuğa aşırı derecede suçlayıcı yaklaşılmamalı. ‘Çocuğum hiç çalışmıyor, bu zaten bir rahatsızlıkmış, notları düşük olsa da yavaş yavaş öğrenir’ gibi aşırı derecede kabullenici yaklaşım da doğru değil, daha arada bir tavırla yaklaşmak gerekiyor. Bu durumun tedavi edilebilen bir rahatsızlık olduğu, çocuğa kendisini de istekli olması, çaba göstermesi, belirli bir noktaya gelinceye kadar daha fazla çalışması gerektiği söylenebilir” diye konuştu.

İlkokul birinci sınıfta teşhis konuyor

Özgül öğrenme bozukluğunun nörogelişimsel bir rahatsızlık olduğunu aktaran Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, nörogelişimsel rahatsızlıkların beynin yapısal ve fonksiyonel farklılıklarından kaynaklanan ve genellikle ömür boyu az veya çok kalıcı olan rahatsızlıklar olduğunu söyledi.

Özgül öğrenme güçlüğünün aynı zamanda poligenik yani doğuştan gelen bir rahatsızlık olduğunu da vurgulayan Kilit, genel olarak kendini okuma ve yazma sıkıntıları ile ortaya koyduğu için en fazla ilkokul birinci veya ikinci sınıfta teşhis edildiğini ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit,“Özgül öğrenme güçlüğü, akademik anlamdaki sıkıntılardan ileri gelir ve özgül öğrenme güçlüğü olan çocuklar, normal zeka ve yüksek zekalı çocuklardır. Diğer alanlarda çok ciddi problemler yaşamazlar” diye konuştu.

Basit okuma ve yazma sıkıntıları uyarı kabul edilmeli

“Bu çocuklar derslerin, konuların daha fazla ve belki de farklı şekilde tekrar anlatılmasına, birebir anlatılmasına ihtiyaç duyan çocuklardır” diyen Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Bu çocuklar normal okullarına devam etmeli ama bunun yanında özel eğitim almalıdırlar. Çünkü disleksi ne kadar ömür boyu süren bir rahatsızlıktır demiş olsak da erken konulan teşhis ve erken başlatılan özgül öğrenme güçlüğü çalışmalarıyla bu çocukların hak ettiği eğitimi alabilmeleri ile hedefledikleri noktalara ulaşmaları, üniversiteler bitirmeleri, başarılı insanlar haline gelmeleri son derece mümkündür. Tedaviyle çok daha silik semptomlarla yetişkinliklerine geçip özel hayatlarında, iş hayatlarında belli başarıyı elde edebilmeleri mümkün bir durumdur. Unutulmaması gereken, öğretmenlerin ve ebeveynlerin iyi gözlem yapması, ilk başlangıçta zekasıyla uyumsuz derecede basit olabilecek okuma ve yazma sıkıntıları gördüklerinde uzmana danışmalarında fayda var” diye konuştu.

Disleksi, disgrafi ve diskalkuli birlikte görülebiliyor

Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, ilkokul birinci sınıfta okuma ve yazmanın başlaması ile birlikte bu çocuklarda okuma gecikmesi yaşanmaya başlandığını belirterek bu çocukların bazı harfleri hiç tanımayabileceklerini, imla hatalarına çok açık, harfleri birbirine karıştırmaya müsait ve okurken ya da yazarken hece atlamaya veya eklemeye yatkın olduklarını aktardı. Neriman Kilit, “Daha ileri süreçte özellikle çarpmadan sonra matematik problemleri ile de karşı karşıya kalırlar. Çünkü genel anlamda okuma zorluğu olan disleksi, yazma zorluğu olan disgrafi ve matematik ile ilgili olan diskalkuli beraber çok sık görülür. Bunların arasında en sık görülen disleksi olmasına rağmen az veya çok beraber görülmesi aslında bizim en sık karşılaştığımız tablodur” diye konuştu.

Özgül öğrenme güçlüğü mutlaka tedavi edilmeli

Özgül öğrenme güçlüğünün tedavi edilmediği durumda normal zeka hatta yüksek zekaya sahip olabilen çocukların okuma ve yazmayı bile öğrenemeyecek, basit para hesabı yapamayacak, günlük hayatını organize edemeyecek bir hale gelebileceği uyarısında bulunan Neriman Kilit, “Tabii ki bu durumun yarattığı özgüven düşüklüğünü, duygu durumla ilgili sıkıntıları da düşündüğümüz zaman bu çocuklar hak ettikleri yere gelemezler, ek psikiyatrik rahatsızlıklar geliştirebilirler. İşlevselliklerinde çok ciddi düşüş ortaya çıkabilir. Mutlaka tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlıktır” diye konuştu.

Tedavi çocuğun özgüveni için gerekli

Bu çocukların normal zeka hatta yüksek zekalı olabileceklerini belirten Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, müdahale edilmemesi halinde ilerleyen süreçlerde kaygı bozuklukları, depresyon gibi duygu durum bozuklukları yaşanabileceğini ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Bu tip sıkıntılar yaşayabileceği için bunların da tedavi edilmesi, çocuğun öz güveninin desteklenmesi çok gereklidir. Özel eğitimin yakalandığı an başlaması çok önemlidir. Çünkü okul reddine, erken okul bırakmalara kadar giden ve çocuğu depresyon, kaygı bozukluğu teşhisi alabilecek duruma sokan bir hale gelebilir” uyarısında bulundu.

Mutlaka uzman desteği alınmalı

Özgül öğrenme güçlüğünün tedavisinin bir parçasının da özel eğitim olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, ancak özel eğitimin de okullardaki okutulan matematik ve Türkçe derslerinin aynı şekilde anlatılması olmadığının altını çizdi. Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Özel eğitim, özel eğitmenler tarafından yani farklı algılayan, farklı şekilde anlayan çocuklara, farklı yöntemlerle anlatabilme kapasitesine sahip olan ve bu yönde eğitim almış özel eğitmenler tarafından verilecek olan eğitimdir. Çünkü zaten bu çocuklar normal derslerine arkadaşları ile birlikte girmeye devam edecekler. Onun yanında bu özel eğitim sunulmalıdır” diye konuştu.

Son Güncelleme: Çarşamba, 27 Ocak 2021 12:49

Gösterim: 5663

Pandeminin gölgesinde bir eğitim-öğretim döneminin daha sonuna gelinirken Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar, zillerin online çalıp karnelerin online alınacağı bu eğitim döneminin sonunda anne babaların çocuklarına yapıcı ve şefkatli yaklaşmalarının son derece önemli olduğunu vurguluyor. Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar, online karneye 9 doğru yaklaşımı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


dilara_yamanlarİyi notlara odaklanın

Zor bir süreçten geçiyoruz ve bu süreç en çok da çocuklara zor. Bunu fark ettiğinizi söylemek, bu süreci yönetmeye dair olan çabasını takdir ederek söze başlamak, bu zor dönemde onun yanında olduğunuzu hissettirecek ve ona iyi gelecektir. Öncelikle kötü notlara değil daha iyi olan notlara odaklanın. Bu tutum çocuğunuzun kendine olan güveninin biraz daha yerine gelmesini sağlayacaktır.

 

Etiketleme yapmaktan kaçının

“Tembelsin”, “başarısızsın” ya da “zekisin ama çalışmıyorsun” gibi etiketler çocuğunuzun da kendisini bu şekilde kabul etmesine ve bir şeyler için çabalamamasına sebep olabilir. Bunun yerine “ne kadar çabaladığını görüyorum ve bunu takdir ediyorum” ya da “yorulduğunun ve bunaldığının farkındayım ama bu dönemsel bir durum, çabaladığın ve azmettiğin birçok olaya şahit oldum, bu süreci de en güzel şekilde atlatacağına benim inancım tam” şeklinde motivasyonel konuşmalar çocuğunuzun kendisine inanmasını ve enerjisini yükseltmesini sağlayacaktır.

 

Kıyaslama yapmayın

Her çocuk anne ve babası için özel ve biricik olmak ister; kıyaslama çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine ve motivasyonunun kırılmasına sebep olabilir. Bu nedenle arkadaşlarıyla ya da yaşıtı başka çocuklarla kıyaslama yapmaktan kaçının. 

Kendinizden örnek verin

Geçmişte yaşadığınız benzer olumsuzluklardan söz edin; çocuklar bazen yaşadıkları olumsuzlukların sadece kendi başlarına geldiğini ve bu konuda yapayalnız olduklarını düşünebilirler. Sizin de benzer konularda zorlandığınızı aynı süreçlerden geçtiğinizi duymak ona yalnız olmadığını hissettirecek ve iyi gelecektir. Örneğin; tüm sınıfın iyi olduğu bir dersten kendisi çok kötü sonuçlar aldığında “benim de senin yaşlarındayken çok benzer bir olay başıma gelmişti, kendimi çok kötü hissetmiştim ama sonra toparlayabileceğime inandım ve bir şekilde toparladım, senin de bunu düzelteceğine inancım tam” gibi bir tutum hem çocuğunuz ile sizin aranızdaki bağı güçlendirecek hem de onun motivasyonunu arttıracaktır.

Ceza ve ödülden uzak durun

Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar “Karneye bağlı cezalardan veya ödülden uzak durmaya çalışın; çalışma ve başarı bir ödüle bağlandığında burada farklı bir koşullanma oluşturabiliriz ve bu durum çocuğun tüm hayatına etki edebilir. Sadece ceza almamak için bir şeyler yapan, istek ve azim gibi güçlü özellikleri kullanmayan, haliyle kendisini aktif bir mutsuzluğun içinde bulan bir birey haline dönüşebileceği gibi, sadece ödül alacağı konularda çaba gösteren ya da ödülü yetersiz bulduğunda çabalamayan bir birey haline dönüşmesine de sebep olabilir.” diyor. 

 

Okulla diyaloğunuzu artırın

Öğretmenlerle, rehberlik servisi ile ve okulla diyaloğunuzu arttırın; ilgili bir ebeveyn olmak, baskı yaratmadan arka fonda bir şeyleri takip etmek karne döneminde minik şoklar yaşamanızı engelleyecektir ve gelen karneyi tahmin edeceğiniz için vereceğiniz tepkiler daha ölçülü olacaktır.

 

‘Ben’ dilini kullanın

‘Ben’ dili suçlayıcı olmayan ve çözüm odaklı bir iletişim tekniğidir. Örneğin, çocuğunuzun karnesinde birden fazla düşük not gördüğünüzde “sen nasıl bu notları alırsın, hiç çalışmıyorsun, başaramayacaksın’ demek yerine ‘şu birkaç notu gördüğümde biraz üzüldüm ve şaşırdım, bu notları yükseltmek için ne yapılmasını öneriyorsun? Gel bu konuyu oturup birlikte konuşalım, ailen olarak bizim yapabileceğimiz bir şey var mı?” şeklinde yaklaşın. ‘Ben’ dilinin en önemli özelliği ilk olarak kendi duygularınızı dile getirmektir sonrasında sorundan bahsedip bu konuyla ilgili sizin yapabileceğiniz bir şey var mı diye sorup karşımızdaki kişiden bir çözüm önerisi istemek diyaloğun yapıcı bir şekilde gelişmesini ve çözüm önerilerine ulaşmanızı sağlayacaktır. 

 

Soruna değil çözüme odaklanın

Soruna odaklanmak karşımıza birçok sorun çıkartacak, çözüme odaklanmak ise bir şekilde bizi çözüme ulaştıracaktır. Örneğin; “2 tane zayıfın var, geçen sene de böyleydi zaten çalışmadığın için bunlar başına geliyor, ben bu zayıf notlardan çok sıkıldım’ derken bu konuşma üç sene önceki zayıf notlara kadar gider; dolayısıyla sadece sorunları konuşur ve çözümden hızla uzaklaşırız. Bunun yerine “Tamam 2 tane zayıf not var, bunlarla ilgili ne yapabiliriz, normal düzenimizdeki neyi değiştirirsek bu zayıf notlar yükselmeye başlar? Hadi sırayla birkaç öneride bulunalım sonrasında minik adımlarla başlamayı deneriz” şeklindeki yaklaşım ise bizi bir süre sonra çözüme götürecektir.

 

Yanında olduğunuzu hissettirin

Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar “Okul başarısı dışında çocuğunuzun pozitif yönlerinden bahsetmek ve her zaman yanında olduğunuzu hissettirmek ve ‘Hadi karneyi bir kenara bırakalım şimdi herkes birbirinin sevdiği bir özelliğini söylesin’  şeklinde basit bir oyun oynamak çok güçlü etkileri beraberinde getirecektir. Aile bağlarını güçlendiren, pozitif yönlerin fark edilmesini sağlayan ve pekiştiren bu oyunu sadece karne günü değil sık sık oynamanızı öneririm. Günün sonunda ‘kötü notların da olabilir iyi notların da, bir şekilde hepsi çözülür, en değerli şey sensin ve biz senin her zaman yanındayız’ ile kapanış yapmak hem size hem de çocuğunuza iyi geleceği gibi zorluklarla tek başına savaşmadığını, ailesinin desteğinin her zaman bir adım gerisinde olduğunu hissettirecektir.” diyor. 

> ONLINE KARNEYE 9 DOĞRU YAKLAŞIM

Pandeminin gölgesinde bir eğitim-öğretim döneminin daha sonuna gelinirken Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar, zillerin online çalıp karnelerin online alınacağı bu eğitim döneminin sonunda anne babaların çocuklarına yapıcı ve şefkatli yaklaşmalarının son derece önemli olduğunu vurguluyor. Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar, online karneye 9 doğru yaklaşımı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


dilara_yamanlarİyi notlara odaklanın

Zor bir süreçten geçiyoruz ve bu süreç en çok da çocuklara zor. Bunu fark ettiğinizi söylemek, bu süreci yönetmeye dair olan çabasını takdir ederek söze başlamak, bu zor dönemde onun yanında olduğunuzu hissettirecek ve ona iyi gelecektir. Öncelikle kötü notlara değil daha iyi olan notlara odaklanın. Bu tutum çocuğunuzun kendine olan güveninin biraz daha yerine gelmesini sağlayacaktır.

 

Etiketleme yapmaktan kaçının

“Tembelsin”, “başarısızsın” ya da “zekisin ama çalışmıyorsun” gibi etiketler çocuğunuzun da kendisini bu şekilde kabul etmesine ve bir şeyler için çabalamamasına sebep olabilir. Bunun yerine “ne kadar çabaladığını görüyorum ve bunu takdir ediyorum” ya da “yorulduğunun ve bunaldığının farkındayım ama bu dönemsel bir durum, çabaladığın ve azmettiğin birçok olaya şahit oldum, bu süreci de en güzel şekilde atlatacağına benim inancım tam” şeklinde motivasyonel konuşmalar çocuğunuzun kendisine inanmasını ve enerjisini yükseltmesini sağlayacaktır.

 

Kıyaslama yapmayın

Her çocuk anne ve babası için özel ve biricik olmak ister; kıyaslama çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine ve motivasyonunun kırılmasına sebep olabilir. Bu nedenle arkadaşlarıyla ya da yaşıtı başka çocuklarla kıyaslama yapmaktan kaçının. 

Kendinizden örnek verin

Geçmişte yaşadığınız benzer olumsuzluklardan söz edin; çocuklar bazen yaşadıkları olumsuzlukların sadece kendi başlarına geldiğini ve bu konuda yapayalnız olduklarını düşünebilirler. Sizin de benzer konularda zorlandığınızı aynı süreçlerden geçtiğinizi duymak ona yalnız olmadığını hissettirecek ve iyi gelecektir. Örneğin; tüm sınıfın iyi olduğu bir dersten kendisi çok kötü sonuçlar aldığında “benim de senin yaşlarındayken çok benzer bir olay başıma gelmişti, kendimi çok kötü hissetmiştim ama sonra toparlayabileceğime inandım ve bir şekilde toparladım, senin de bunu düzelteceğine inancım tam” gibi bir tutum hem çocuğunuz ile sizin aranızdaki bağı güçlendirecek hem de onun motivasyonunu arttıracaktır.

Ceza ve ödülden uzak durun

Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar “Karneye bağlı cezalardan veya ödülden uzak durmaya çalışın; çalışma ve başarı bir ödüle bağlandığında burada farklı bir koşullanma oluşturabiliriz ve bu durum çocuğun tüm hayatına etki edebilir. Sadece ceza almamak için bir şeyler yapan, istek ve azim gibi güçlü özellikleri kullanmayan, haliyle kendisini aktif bir mutsuzluğun içinde bulan bir birey haline dönüşebileceği gibi, sadece ödül alacağı konularda çaba gösteren ya da ödülü yetersiz bulduğunda çabalamayan bir birey haline dönüşmesine de sebep olabilir.” diyor. 

 

Okulla diyaloğunuzu artırın

Öğretmenlerle, rehberlik servisi ile ve okulla diyaloğunuzu arttırın; ilgili bir ebeveyn olmak, baskı yaratmadan arka fonda bir şeyleri takip etmek karne döneminde minik şoklar yaşamanızı engelleyecektir ve gelen karneyi tahmin edeceğiniz için vereceğiniz tepkiler daha ölçülü olacaktır.

 

‘Ben’ dilini kullanın

‘Ben’ dili suçlayıcı olmayan ve çözüm odaklı bir iletişim tekniğidir. Örneğin, çocuğunuzun karnesinde birden fazla düşük not gördüğünüzde “sen nasıl bu notları alırsın, hiç çalışmıyorsun, başaramayacaksın’ demek yerine ‘şu birkaç notu gördüğümde biraz üzüldüm ve şaşırdım, bu notları yükseltmek için ne yapılmasını öneriyorsun? Gel bu konuyu oturup birlikte konuşalım, ailen olarak bizim yapabileceğimiz bir şey var mı?” şeklinde yaklaşın. ‘Ben’ dilinin en önemli özelliği ilk olarak kendi duygularınızı dile getirmektir sonrasında sorundan bahsedip bu konuyla ilgili sizin yapabileceğiniz bir şey var mı diye sorup karşımızdaki kişiden bir çözüm önerisi istemek diyaloğun yapıcı bir şekilde gelişmesini ve çözüm önerilerine ulaşmanızı sağlayacaktır. 

 

Soruna değil çözüme odaklanın

Soruna odaklanmak karşımıza birçok sorun çıkartacak, çözüme odaklanmak ise bir şekilde bizi çözüme ulaştıracaktır. Örneğin; “2 tane zayıfın var, geçen sene de böyleydi zaten çalışmadığın için bunlar başına geliyor, ben bu zayıf notlardan çok sıkıldım’ derken bu konuşma üç sene önceki zayıf notlara kadar gider; dolayısıyla sadece sorunları konuşur ve çözümden hızla uzaklaşırız. Bunun yerine “Tamam 2 tane zayıf not var, bunlarla ilgili ne yapabiliriz, normal düzenimizdeki neyi değiştirirsek bu zayıf notlar yükselmeye başlar? Hadi sırayla birkaç öneride bulunalım sonrasında minik adımlarla başlamayı deneriz” şeklindeki yaklaşım ise bizi bir süre sonra çözüme götürecektir.

 

Yanında olduğunuzu hissettirin

Uzman Klinik Psikolog Dilara Yamanlar “Okul başarısı dışında çocuğunuzun pozitif yönlerinden bahsetmek ve her zaman yanında olduğunuzu hissettirmek ve ‘Hadi karneyi bir kenara bırakalım şimdi herkes birbirinin sevdiği bir özelliğini söylesin’  şeklinde basit bir oyun oynamak çok güçlü etkileri beraberinde getirecektir. Aile bağlarını güçlendiren, pozitif yönlerin fark edilmesini sağlayan ve pekiştiren bu oyunu sadece karne günü değil sık sık oynamanızı öneririm. Günün sonunda ‘kötü notların da olabilir iyi notların da, bir şekilde hepsi çözülür, en değerli şey sensin ve biz senin her zaman yanındayız’ ile kapanış yapmak hem size hem de çocuğunuza iyi geleceği gibi zorluklarla tek başına savaşmadığını, ailesinin desteğinin her zaman bir adım gerisinde olduğunu hissettirecektir.” diyor. 

Son Güncelleme: Çarşamba, 20 Ocak 2021 15:34

Gösterim: 4060

Yeni tip koronavirüs salgını her yaştan çocukların psikolojisini etkiledi. Uzmanlar kaygı ve stres kaynaklı olarak çocuklarda uykusuzluk, korkulu rüya, iştahsızlık, huzursuzluk görülebileceğini, pandemi dönemi yaşayan çocukların gelecekte kaygı düzeyleri yüksek bireylere dönüşebileceğini söylüyor.

sebla_gokceYeni tip koronavirüs (Covid-19) nedeniyle yaşanan pandemi dönemi her yaşta çocuk ve ergen başta olmak üzere tüm bireyleri farklı şekillerde etkiliyor. Kimi yaşamını, kimi sağlığını, kimi sevdiğini kaybetti. Kimi ekonomik kayıplarla karşılaştı kiminin sosyal yaşamı etkilendi. Bunca kayıp arasında ruh sağlığımızı korumak hiç kolay olmuyor. Çocuklar da ailelerin duyduğu kaygıdan, stresten, sokaklarda gördükleri maskeli yaşamdan, sosyal mesafeden etkileniyorlar. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nden Doç. Dr. Sebla Gökçe, çocuk ve ergenlerin pandemiden nasıl etkilendiğini her yaş grubu için ayrı ayrı anlattı:

 

0-1 YAŞ: Annenin, babanın bakım verenlerin kaygısı bebeklerde huzursuzluk, uyku ve beslenme problemleri şeklinde ortaya çıkıyor. Bebeğin bakım verene güvenli bağlanma geliştirmesi beklenirken, bu dönemde annede, bakım verende depresyon, kaygı, yüksek stres düzeyi bağlanmayı etkileyebiliyor. Bu durum çocuğun gelecekte hayatla ve diğer insanlarla kurduğu ilişkileri olumsuz etkileyebilir.

 

1-3 YAŞ: Konuşmaya başlayan, hareket özgürlüğü kazanan ve sosyalleşmeye başlayan çocuklar pandemi döneminde daha çok ailelerinin nasıl hissettiğine bağlı olarak ayrılık kaygısı, anneye, babaya yapışma, ayrılmak istememe, onların yokluğunda huzursuzluk, davranış problemleri gösterebiliyor. Kaygı ve stres düzeyine göre, kendinin veya yakınlarının hastalıkları uykuya dalamama, sık uyanma, korkulu rüya görme, iştahsızlık, huzursuzluk, öfkelilik hatta öfke nöbetleri, uyku ve beslenme problemleri de görülebiliyor. İnsanların sürekli maske ile gezmeleri, birbirlerinden uzak durmaları, dokundukları yerlerden mikrop, virüs bulaşır kaygısı nedeniyle gösterdikleri davranışları gözlemlemeleri, ailelerinin ve kreşe gidiyorsa öğretmenlerinin bu konularda sürekli uyarması dış dünyayı tehlikeli algılamalarına neden olabilir. Pandemide, dış dünyaya güvensizlik algılarının oluşması gelecekte onların kaygı düzeyi yüksek bireyler olarak gelişmelerine sebep olabilir.

 

3-6 YAŞ: Okul öncesi bu dönemde ailenin çocuğa yansıyan olumsuz duygularının yanı sıra, uyaran eksikliği, sosyal çevre eksikliği sebebi ile sosyal, bilişsel gelişimi beklenenden daha yavaş olabilir. Bu yaş grubunda çocuklar virüsleri onlara ve sevdiklerine zarar verebilecek canavarlar olarak algılayabilir, dış dünyadan bu sebeple daha çok korkabilirler. Özellikle onları korkutabilecek görsellerden, konuşmalardan korumak çok önemli. Bu korkular günlük hayatlarına tek başına kalmak istememe, bakım verenlerinden ayrılmak istememe, uykuya dalmakta güçlük, sık uyanma, korkulu rüyalar, gün içinde huzursuzluk, öfkelilik şeklinde kendini gösterebiliyor.

 

6-11 YAŞ: İlk ve ortaöğretim çocuklarında online eğitim döneminde sorumluluklarının yerine getirilmesinde zorluklar, fiziksel aktivite azlığı, akranları ile vakit geçirememeleri, ailelerin öğretmen rolüne geçmesi sebebi ile çocukların ve ailelerin kaygı, tükenmişlik, öfke gibi olumsuz duygu yoğunluğunda artış ve aile içi çatışmaların arttığı görülebiliyor. Ölümü algılayabilen bu yaştaki çocuklar bir yakınını kaybettiyse ya da bu dönemde sıkça çevresinden yakınını kaybedenleri duyuyorsa kaygıları daha da artar. Mutsuzluk, isteksizlik, derslere odaklanamama, öğrenme güçlüğü, uyku problemleri, aşırı yeme ya da iştahsızlık, beslenmeyi reddetme gibi yeme problemleri hatta bozukları görülebilir. 

 

11-14 YAŞ: Ergenliğin başlangıcı ve orta evrelerindeki bu çocuklar akranları ile görüşememeleri, sosyal hayatın eksikliği, sürekli aileleriyle birlikte ve onların kontrolünde olmaktan çok etkileniyorlar. Pandeminin varlığını inkar etme eğilimi, etkilenmiyor görünmelerine de bu grupta oldukça sık karşılaşılır. Bu dönemde sorumluluklardan kaçma, akademik kayıplar, odaklanma ve motivasyon güçlükleri, enerji azlığı, zevk aldığı aktivitelere ilgi kaybı, uyku ve yeme sorunları, öfkelilik hali, aile içi çatışmalar ile ekran, oyun, internet bağımlılığı şeklinde görülebilmektedir. 

 

15-18 YAŞ: Ergenliğin orta ve geç dönemlerindeki bu yaş grubunda normal dönemlerde de sıkça görülen gelecek kaygısının pandemi ile birlikte de daha sık ve ağırlaştığı görülebiliyor. Akranlarından uzak olmaları, aile ile daha fazla vakit geçirme ve sorumluluklarının daha fazla hatırlatılması, çatışmaları, gelecek kaygıları ve depresif bulguları arttırabiliyor. Bu grupta umutsuzluk, değersizlik, çaresizlik gibi depresif bulgularda, depresyon sıklığında artış, kendine zarar verme, intihar girişimleri bile görülebiliyor. 

 

UMUT ETMEYİ ÖĞRETİN

“Bütün bu zorlukları getirdiği tüm duygular ile birlikte kabul edebilmeli, işlevselliğimizi, enerjimizi mümkün olduğunca korumaya çalışmalıyız.” diyen Doç. Dr. Sebla Gökçe, pandemi sürecinde çocuk, ergen ve ailelere şu önerilerde bulundu: 

 

“Bize, çocuğumuza iyi gelen, keyif veren aktivitelere yönelmek elbette oyun oynamak, konuşmak, dinlemek, izlemek, yemek, içmek hareket etmek, sevmek, sevilmek, hatırlamak, unutmamak çok önemli. Zorluklarla başa çıkabilme becerisi, çocukların hayat boyu en çok ihtiyaç duyacakları becerilerdendir. Bu dönemi belki hasarsız değil ama en az hasarla atlatmaya çalışmalıyız.  Laboratuarlarda, hastanelerde, sokaklarda insanlık uğruna hayatını kaybedenlerin varlığına saygıyı unutmadan, bütün bu kayıplara rağmen yaşamaktan, iyilik halinden vazgeçmemek, umut etmek çocuklarımıza öğretebileceğimizin en önemlisidir.”

> Covid-19 çocukların psikolojisini nasıl etkiliyor?
Yeni tip koronavirüs salgını her yaştan çocukların psikolojisini etkiledi. Uzmanlar kaygı ve stres kaynaklı olarak çocuklarda uykusuzluk, korkulu rüya, iştahsızlık, huzursuzluk görülebileceğini, pandemi dönemi yaşayan çocukların gelecekte kaygı düzeyleri yüksek bireylere dönüşebileceğini söylüyor.

sebla_gokceYeni tip koronavirüs (Covid-19) nedeniyle yaşanan pandemi dönemi her yaşta çocuk ve ergen başta olmak üzere tüm bireyleri farklı şekillerde etkiliyor. Kimi yaşamını, kimi sağlığını, kimi sevdiğini kaybetti. Kimi ekonomik kayıplarla karşılaştı kiminin sosyal yaşamı etkilendi. Bunca kayıp arasında ruh sağlığımızı korumak hiç kolay olmuyor. Çocuklar da ailelerin duyduğu kaygıdan, stresten, sokaklarda gördükleri maskeli yaşamdan, sosyal mesafeden etkileniyorlar. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nden Doç. Dr. Sebla Gökçe, çocuk ve ergenlerin pandemiden nasıl etkilendiğini her yaş grubu için ayrı ayrı anlattı:

 

0-1 YAŞ: Annenin, babanın bakım verenlerin kaygısı bebeklerde huzursuzluk, uyku ve beslenme problemleri şeklinde ortaya çıkıyor. Bebeğin bakım verene güvenli bağlanma geliştirmesi beklenirken, bu dönemde annede, bakım verende depresyon, kaygı, yüksek stres düzeyi bağlanmayı etkileyebiliyor. Bu durum çocuğun gelecekte hayatla ve diğer insanlarla kurduğu ilişkileri olumsuz etkileyebilir.

 

1-3 YAŞ: Konuşmaya başlayan, hareket özgürlüğü kazanan ve sosyalleşmeye başlayan çocuklar pandemi döneminde daha çok ailelerinin nasıl hissettiğine bağlı olarak ayrılık kaygısı, anneye, babaya yapışma, ayrılmak istememe, onların yokluğunda huzursuzluk, davranış problemleri gösterebiliyor. Kaygı ve stres düzeyine göre, kendinin veya yakınlarının hastalıkları uykuya dalamama, sık uyanma, korkulu rüya görme, iştahsızlık, huzursuzluk, öfkelilik hatta öfke nöbetleri, uyku ve beslenme problemleri de görülebiliyor. İnsanların sürekli maske ile gezmeleri, birbirlerinden uzak durmaları, dokundukları yerlerden mikrop, virüs bulaşır kaygısı nedeniyle gösterdikleri davranışları gözlemlemeleri, ailelerinin ve kreşe gidiyorsa öğretmenlerinin bu konularda sürekli uyarması dış dünyayı tehlikeli algılamalarına neden olabilir. Pandemide, dış dünyaya güvensizlik algılarının oluşması gelecekte onların kaygı düzeyi yüksek bireyler olarak gelişmelerine sebep olabilir.

 

3-6 YAŞ: Okul öncesi bu dönemde ailenin çocuğa yansıyan olumsuz duygularının yanı sıra, uyaran eksikliği, sosyal çevre eksikliği sebebi ile sosyal, bilişsel gelişimi beklenenden daha yavaş olabilir. Bu yaş grubunda çocuklar virüsleri onlara ve sevdiklerine zarar verebilecek canavarlar olarak algılayabilir, dış dünyadan bu sebeple daha çok korkabilirler. Özellikle onları korkutabilecek görsellerden, konuşmalardan korumak çok önemli. Bu korkular günlük hayatlarına tek başına kalmak istememe, bakım verenlerinden ayrılmak istememe, uykuya dalmakta güçlük, sık uyanma, korkulu rüyalar, gün içinde huzursuzluk, öfkelilik şeklinde kendini gösterebiliyor.

 

6-11 YAŞ: İlk ve ortaöğretim çocuklarında online eğitim döneminde sorumluluklarının yerine getirilmesinde zorluklar, fiziksel aktivite azlığı, akranları ile vakit geçirememeleri, ailelerin öğretmen rolüne geçmesi sebebi ile çocukların ve ailelerin kaygı, tükenmişlik, öfke gibi olumsuz duygu yoğunluğunda artış ve aile içi çatışmaların arttığı görülebiliyor. Ölümü algılayabilen bu yaştaki çocuklar bir yakınını kaybettiyse ya da bu dönemde sıkça çevresinden yakınını kaybedenleri duyuyorsa kaygıları daha da artar. Mutsuzluk, isteksizlik, derslere odaklanamama, öğrenme güçlüğü, uyku problemleri, aşırı yeme ya da iştahsızlık, beslenmeyi reddetme gibi yeme problemleri hatta bozukları görülebilir. 

 

11-14 YAŞ: Ergenliğin başlangıcı ve orta evrelerindeki bu çocuklar akranları ile görüşememeleri, sosyal hayatın eksikliği, sürekli aileleriyle birlikte ve onların kontrolünde olmaktan çok etkileniyorlar. Pandeminin varlığını inkar etme eğilimi, etkilenmiyor görünmelerine de bu grupta oldukça sık karşılaşılır. Bu dönemde sorumluluklardan kaçma, akademik kayıplar, odaklanma ve motivasyon güçlükleri, enerji azlığı, zevk aldığı aktivitelere ilgi kaybı, uyku ve yeme sorunları, öfkelilik hali, aile içi çatışmalar ile ekran, oyun, internet bağımlılığı şeklinde görülebilmektedir. 

 

15-18 YAŞ: Ergenliğin orta ve geç dönemlerindeki bu yaş grubunda normal dönemlerde de sıkça görülen gelecek kaygısının pandemi ile birlikte de daha sık ve ağırlaştığı görülebiliyor. Akranlarından uzak olmaları, aile ile daha fazla vakit geçirme ve sorumluluklarının daha fazla hatırlatılması, çatışmaları, gelecek kaygıları ve depresif bulguları arttırabiliyor. Bu grupta umutsuzluk, değersizlik, çaresizlik gibi depresif bulgularda, depresyon sıklığında artış, kendine zarar verme, intihar girişimleri bile görülebiliyor. 

 

UMUT ETMEYİ ÖĞRETİN

“Bütün bu zorlukları getirdiği tüm duygular ile birlikte kabul edebilmeli, işlevselliğimizi, enerjimizi mümkün olduğunca korumaya çalışmalıyız.” diyen Doç. Dr. Sebla Gökçe, pandemi sürecinde çocuk, ergen ve ailelere şu önerilerde bulundu: 

 

“Bize, çocuğumuza iyi gelen, keyif veren aktivitelere yönelmek elbette oyun oynamak, konuşmak, dinlemek, izlemek, yemek, içmek hareket etmek, sevmek, sevilmek, hatırlamak, unutmamak çok önemli. Zorluklarla başa çıkabilme becerisi, çocukların hayat boyu en çok ihtiyaç duyacakları becerilerdendir. Bu dönemi belki hasarsız değil ama en az hasarla atlatmaya çalışmalıyız.  Laboratuarlarda, hastanelerde, sokaklarda insanlık uğruna hayatını kaybedenlerin varlığına saygıyı unutmadan, bütün bu kayıplara rağmen yaşamaktan, iyilik halinden vazgeçmemek, umut etmek çocuklarımıza öğretebileceğimizin en önemlisidir.”

Son Güncelleme: Pazartesi, 28 Aralık 2020 14:25

Gösterim: 1043

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, ergenlik döneminde özellikle sosyal medyada yaşanan akran zorbalığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Aziz_Gorkem_CetinErgenlik döneminde yaşanan akran zorbalığının çoğunlukla sanal ortamda ortaya çıktığını belirten uzmanlar, bu durumun gençte içe kapanıklık, depresif ruh hali ve özgüvene ilişkin sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, siber zorbalığa maruz kalan gençlerin kendilerini değersiz ve yetersiz hissettiğini vurguluyor. Siber zorbalıkla mücadelede ailelere önemli görevler düştüğünü belirten uzmanlar, çocuğun sosyal medya kullanımı konusunda bilgilendirilmesini ve takip edilmesini tavsiye ediyor.

Ergenlik döneminin çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olduğunu kaydeden Aziz Görkem Çetin, “Belki de başka bir açıdan bakarsak çocukluğumuza veda ettiğimiz ve gerçeklerle yüzleşmeye başladığımız dönemdir. Ergenlik teorik açıdan açıklarsak kızlarda 11-13 yaşlarında, erkeklerde 12-14 yaşlarında başlamaktadır. Bu dönemde kişi, kendinin bir birey olduğunu, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini düşünerek aileye mesafeli olabiliyor. Arkadaşlarına daha çok yaklaşıyor” dedi.

Siber zorbalığa karşı dikkatli olunmalı

Bu dönemde özellikle akran zorbalığının yaşanabileceğini belirten Aziz Görkem Çetin, özellikle sanal ortamda yaşanabilecek olaylara dikkat çekerek şunları söyledi: “Ergenlik döneminde arkadaşların ve grupların yıkıcı etkileri olabiliyor. Ergenlik sürecinde farklılık ve belirsizlik yoğun kaygı yaratmakta ve gençler birbirlerine oldukça acımasız davranabilmektedir. Bir davranışın zorbalık sayılabilmesi için yapılan eylemin kasıtlı olması ve güç dengesizliği olması gerekmektedir. Gündelik yaşantımızda teknolojik aletler ile birçok uygulamalar sayesinde iletişim sağlıyoruz.

Zorbalıkların yoğun olarak yapıldığı yerlerden biri de internet platformlarıdır. Bazı uygulamalar ise gençlerin arasındaki iletişimi sağlamaktadır. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler sosyal medyayı çok sık kullanmaktadır. Siber zorbalığın geleneksel zorbalıktan şu şekilde ayırabiliriz; anonim olması, kişinin internete erişebildiği her yerde olması, fiziksel etkileşimin olmaması ve güç dengesizliğine gerek olmaması, davranışları denetleyecek kimsenin olmaması ve yakalanma riskinin olmamasıdır. “

Özgüvene ilişkin sorunlar ortaya çıkıyor

Yapılan araştırmalarda siber zorbalığın bireyler üzerinde olumsuz sonuçlara sebebiyet verdiğinin anlaşıldığın belirten Aziz Görkem Çetin, “Siber zorbalığa maruz kalan kişilerde özgüvene dair ciddi sorunların yaşandığı, çekingen ve depresif bir ruh haline yol açtığını söyleyebiliriz. Siber zorbalık yapan bireyler genellikle sosyal hayatta güçsüz olduklarını düşündükleri kişileri hedef almaktadır. Bu nedenle zorbalığa maruz kalan bireyler kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmektedir. Siber zorbalığa maruz bireyler, diyete başlama, okula gitmeme, içine kapanma, özgüven eksikliği gibi problemler yaşayabiliyor” dedi.

Duygularını anlatmasına izin verilmeli

Çocuk ya da ergenlerin zorbalığa uğradıklarından bahsetmeyebilieceklerine dikkat çeken Aziz Görkem Çetin, “Okula gitmekle ilgili tedirginlik, iştahta azalma, kâbus görme, ağlama gibi belirtiler olabilir. Zorbalık uğrayan bireye durumu normalize edecek ifadeler kullanmaktan kaçınılmalıdır. Nelerin yaşandığını dinleyin ve açık uçlu sorularla diyaloğu başlatın. Benzer sorunlar yaşadığında güvendiği kişilere duygularını anlatabilmesi konusunda teşvik edin. Duygularını anladığınızı ve ona yardım edeceğinizi hissettirin. Ayrıca sanal zorbalık konusunda çocuğunuzu ve kendinizi eğiterek internetin kullanımı konusunda kontrol sağlayın” tavsiyesinde bulundu.

Doğru yaklaşım için bu tavsiyelere kulak verin

Ergenlik döneminde çeşitli sorunlar yaşayan bireylere doğru yaklaşımın önemli olduğunu belirten Aziz Görkem Çetin, şu önerilerde bulundu: 

* Ergenlik dönemindeki bireyler ailelerden uzaklaşma, arkadaşları ile yakınlaşma ihtiyacı hissederler. Ebeveynlerin bu sürecin geçici olduğunu anlaması ve çocuklarına saygı göstermeleri gerekmektedir. 

* Ebeveynlerin çocukların ilişkilerine müdahale ederek, görüşmesine engel olması uygun değildir. Çünkü bu dönemde birey çatışmaya oldukça açıktır. O nedenle çocuklarınızın seçimine saygı duyulmalıdır.
* Çocuklarınızın yaşadıkları sorunları sizinle paylaşabilmesi için sizden korkmaması gerekmektedir. * İlişkilerdeki sınır koyulmasını, korku ile karıştırmamalıyız ve çocuğumuza her hususta destek olacağımızı göstermeliyiz.
* Çocuğunuz ilişkisini sizinle paylaşmak istemiyorsa bu süreci anlayışla karşılayın ve ona anlatması için baskı kurmayın.
* Çocuğunuza saygılı davranın ki kurduğu ilişkilerde saygıyı kıstas olarak düşünebilsin.
* Çocuğunuza güvendiğinizi hissettirin, kuşkucu bir tutum izlemeyin.
* Çocuğunuzun cinsel eğitimi doğru kaynaklardan almasını sağlayın.
* Çocuğunuzun ilişkilere dair duygularını küçümsemeyin, yoğun olduğunu düşünüyorsanız psikolojik destek alın.
Bu belirtiler akran zorbalığına işaret edebilir

Akran zorbalığının bazı belirtilerle anlaşılabileceğini belirten Aziz Görkem Çetin, bunları şöyle sıraladı:

* Yaşanılan durumun etkisi olarak süreçte çıkan mutsuzluk
* Özgüvende azalma
* Sosyal ilişkilerde bozulma
* Okula gitmede isteksizlik
* Ders notlarında düşme
* Aynı davranışa maruz kalacağına dair kaygılar
Sosyal medya kullanımında ailelerin olası tehlikelere karşı çocuğu bilgilendirmelerinin önemine işaret eden Aziz Görkem Çetin, “Aileler çocuklarını sosyal medya kullanıma dair bilgilendirmeliler. Profil paylaşımlarından haberdar olmalarında fayda var. Ancak ebeveynler, bireyin sosyal medyasını gizlice kontrol etmek ve saygı göstermeden kısıtlayıcı müdahalede bulunmak gibi davranışlardan kaçınmalıdır” dedi.

Sosyal medya kullanımında bunlara dikkat!

Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, sosyal medya kullanımında dikkat edilmesi gereken konuları da şöyle sıraladı:

* Paylaşım yaparken sonradan pişman olmayacağı şekilde paylaşımlar yapmasını hatırlatın.
* Güvenlik ayarlarını doğru kullanmasını sağlayın.
* Tanımadığı kişileri sosyal medyada eklememesi ve arkadaş olmaması konusunda uyarın.
* Sosyal medya kullanımına dair kurallar listesi yapın.
* Süre ve kullanım şekline dair sınırlamalar getirin.

> Siber zorbalığa karşı ebeveynlerin 8 görevi

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, ergenlik döneminde özellikle sosyal medyada yaşanan akran zorbalığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Aziz_Gorkem_CetinErgenlik döneminde yaşanan akran zorbalığının çoğunlukla sanal ortamda ortaya çıktığını belirten uzmanlar, bu durumun gençte içe kapanıklık, depresif ruh hali ve özgüvene ilişkin sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, siber zorbalığa maruz kalan gençlerin kendilerini değersiz ve yetersiz hissettiğini vurguluyor. Siber zorbalıkla mücadelede ailelere önemli görevler düştüğünü belirten uzmanlar, çocuğun sosyal medya kullanımı konusunda bilgilendirilmesini ve takip edilmesini tavsiye ediyor.

Ergenlik döneminin çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olduğunu kaydeden Aziz Görkem Çetin, “Belki de başka bir açıdan bakarsak çocukluğumuza veda ettiğimiz ve gerçeklerle yüzleşmeye başladığımız dönemdir. Ergenlik teorik açıdan açıklarsak kızlarda 11-13 yaşlarında, erkeklerde 12-14 yaşlarında başlamaktadır. Bu dönemde kişi, kendinin bir birey olduğunu, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini düşünerek aileye mesafeli olabiliyor. Arkadaşlarına daha çok yaklaşıyor” dedi.

Siber zorbalığa karşı dikkatli olunmalı

Bu dönemde özellikle akran zorbalığının yaşanabileceğini belirten Aziz Görkem Çetin, özellikle sanal ortamda yaşanabilecek olaylara dikkat çekerek şunları söyledi: “Ergenlik döneminde arkadaşların ve grupların yıkıcı etkileri olabiliyor. Ergenlik sürecinde farklılık ve belirsizlik yoğun kaygı yaratmakta ve gençler birbirlerine oldukça acımasız davranabilmektedir. Bir davranışın zorbalık sayılabilmesi için yapılan eylemin kasıtlı olması ve güç dengesizliği olması gerekmektedir. Gündelik yaşantımızda teknolojik aletler ile birçok uygulamalar sayesinde iletişim sağlıyoruz.

Zorbalıkların yoğun olarak yapıldığı yerlerden biri de internet platformlarıdır. Bazı uygulamalar ise gençlerin arasındaki iletişimi sağlamaktadır. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler sosyal medyayı çok sık kullanmaktadır. Siber zorbalığın geleneksel zorbalıktan şu şekilde ayırabiliriz; anonim olması, kişinin internete erişebildiği her yerde olması, fiziksel etkileşimin olmaması ve güç dengesizliğine gerek olmaması, davranışları denetleyecek kimsenin olmaması ve yakalanma riskinin olmamasıdır. “

Özgüvene ilişkin sorunlar ortaya çıkıyor

Yapılan araştırmalarda siber zorbalığın bireyler üzerinde olumsuz sonuçlara sebebiyet verdiğinin anlaşıldığın belirten Aziz Görkem Çetin, “Siber zorbalığa maruz kalan kişilerde özgüvene dair ciddi sorunların yaşandığı, çekingen ve depresif bir ruh haline yol açtığını söyleyebiliriz. Siber zorbalık yapan bireyler genellikle sosyal hayatta güçsüz olduklarını düşündükleri kişileri hedef almaktadır. Bu nedenle zorbalığa maruz kalan bireyler kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmektedir. Siber zorbalığa maruz bireyler, diyete başlama, okula gitmeme, içine kapanma, özgüven eksikliği gibi problemler yaşayabiliyor” dedi.

Duygularını anlatmasına izin verilmeli

Çocuk ya da ergenlerin zorbalığa uğradıklarından bahsetmeyebilieceklerine dikkat çeken Aziz Görkem Çetin, “Okula gitmekle ilgili tedirginlik, iştahta azalma, kâbus görme, ağlama gibi belirtiler olabilir. Zorbalık uğrayan bireye durumu normalize edecek ifadeler kullanmaktan kaçınılmalıdır. Nelerin yaşandığını dinleyin ve açık uçlu sorularla diyaloğu başlatın. Benzer sorunlar yaşadığında güvendiği kişilere duygularını anlatabilmesi konusunda teşvik edin. Duygularını anladığınızı ve ona yardım edeceğinizi hissettirin. Ayrıca sanal zorbalık konusunda çocuğunuzu ve kendinizi eğiterek internetin kullanımı konusunda kontrol sağlayın” tavsiyesinde bulundu.

Doğru yaklaşım için bu tavsiyelere kulak verin

Ergenlik döneminde çeşitli sorunlar yaşayan bireylere doğru yaklaşımın önemli olduğunu belirten Aziz Görkem Çetin, şu önerilerde bulundu: 

* Ergenlik dönemindeki bireyler ailelerden uzaklaşma, arkadaşları ile yakınlaşma ihtiyacı hissederler. Ebeveynlerin bu sürecin geçici olduğunu anlaması ve çocuklarına saygı göstermeleri gerekmektedir. 

* Ebeveynlerin çocukların ilişkilerine müdahale ederek, görüşmesine engel olması uygun değildir. Çünkü bu dönemde birey çatışmaya oldukça açıktır. O nedenle çocuklarınızın seçimine saygı duyulmalıdır.
* Çocuklarınızın yaşadıkları sorunları sizinle paylaşabilmesi için sizden korkmaması gerekmektedir. * İlişkilerdeki sınır koyulmasını, korku ile karıştırmamalıyız ve çocuğumuza her hususta destek olacağımızı göstermeliyiz.
* Çocuğunuz ilişkisini sizinle paylaşmak istemiyorsa bu süreci anlayışla karşılayın ve ona anlatması için baskı kurmayın.
* Çocuğunuza saygılı davranın ki kurduğu ilişkilerde saygıyı kıstas olarak düşünebilsin.
* Çocuğunuza güvendiğinizi hissettirin, kuşkucu bir tutum izlemeyin.
* Çocuğunuzun cinsel eğitimi doğru kaynaklardan almasını sağlayın.
* Çocuğunuzun ilişkilere dair duygularını küçümsemeyin, yoğun olduğunu düşünüyorsanız psikolojik destek alın.
Bu belirtiler akran zorbalığına işaret edebilir

Akran zorbalığının bazı belirtilerle anlaşılabileceğini belirten Aziz Görkem Çetin, bunları şöyle sıraladı:

* Yaşanılan durumun etkisi olarak süreçte çıkan mutsuzluk
* Özgüvende azalma
* Sosyal ilişkilerde bozulma
* Okula gitmede isteksizlik
* Ders notlarında düşme
* Aynı davranışa maruz kalacağına dair kaygılar
Sosyal medya kullanımında ailelerin olası tehlikelere karşı çocuğu bilgilendirmelerinin önemine işaret eden Aziz Görkem Çetin, “Aileler çocuklarını sosyal medya kullanıma dair bilgilendirmeliler. Profil paylaşımlarından haberdar olmalarında fayda var. Ancak ebeveynler, bireyin sosyal medyasını gizlice kontrol etmek ve saygı göstermeden kısıtlayıcı müdahalede bulunmak gibi davranışlardan kaçınmalıdır” dedi.

Sosyal medya kullanımında bunlara dikkat!

Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, sosyal medya kullanımında dikkat edilmesi gereken konuları da şöyle sıraladı:

* Paylaşım yaparken sonradan pişman olmayacağı şekilde paylaşımlar yapmasını hatırlatın.
* Güvenlik ayarlarını doğru kullanmasını sağlayın.
* Tanımadığı kişileri sosyal medyada eklememesi ve arkadaş olmaması konusunda uyarın.
* Sosyal medya kullanımına dair kurallar listesi yapın.
* Süre ve kullanım şekline dair sınırlamalar getirin.

Son Güncelleme: Salı, 29 Aralık 2020 11:19

Gösterim: 5143

Tüm hızıyla devam eden Covid-19 enfeksiyonuna karşı önlem olarak okullarda ders zili 31 Ağustos’ta öncelikle ‘uzaktan’ çalacak. Peki, yaz döneminin rehaveti içerisinde olan çocukların, uzaktan eğitimde gerekli disiplini nasıl sağlayabilmesi ve uzaktan eğitimde başarılı olabilmeleri için nelere dikkat etmek gerekiyor?

cansu_ivecenAcıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Klinik Psikolog Cansu İvecen, yeni eğitim-öğretim dönemi ile birlikte ebeveynlerin online eğitim sürecini daha iyi yönetebilmek ve çocuklarına destek olabilmek adına dikkat etmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Cep telefonunu sınırlandırın
Öncelikle çocuklar yaş grubu itibariyle rutine ihtiyaç duymaktadırlar. Pandemi ile beraber çocuklarımızın bozulan rutinlerinde tatil döneminde telefon kullanımının sıklığının artması, tablet ile geçirilen zamanın fazlalaşması gibi bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkileyecek yeni ve bir takım farklı alışkanlıklar oluşturmuş olabilirler. Bu sebeple kimi çocuk online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir ve odaklanmakta güçlük yaşayabilir. Oluşan bu alışkanlığın velileri tarafından sınırlandırılması ve okul süreci ile beraber yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi ev içerisinde bu kullanımların süresi ve sınırlandırmanın devamlılığının sağlanması gerekmektedir.

Duygularını paylaşmasını sağlayın
Yüz yüze eğitim sürecinde çocukların okula devam ediyor olması, sosyal ve duygusal gelişimleri açısından önem taşımaktaydı. Bu süreç içerisinde akran grubundan uzak kalacak olması çeşitli duygusal problemlere yol açabilir. Bu noktada çocuğun duygusunu anlamanın ve bu duygusunu ona yansıtmanın faydası olacaktır. Aksi halde süreç içerisinde anlaşılmayan çocuk duygusal olarak farklı problemler yaşayacağından derse motivasyon ve ilgisini kaybedecektir.

cansu_ivecenKonuşmalarınız ve davranışlarınızla güven verin
Online eğitim sürecinde tatile girilmesiyle beraber evde geçirilen sürenin artmış olması ve bu sürecin yüz yüze eğitiminden uzak olacak şekilde devam edecek olması çocukların tatilin devam ettiği yönünde düşünmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuk, online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir. Bu noktada çocuğun yaş grubuna uygun olarak eğitim ve öğretim sürecinin neden böyle devam etmesi gerektiğini, farklı sektörlerde çeşitli alınan farklı tedbir yöntemlerini örnek göstererek anlatmalı ve online ders süreci ile ilgili kaygı, endişe, isteksizlik gibi herhangi bir olumsuz duygulanımı var ise konuşulmalı ve güven verilmelidir.

Birlikte çalışma düzeni oluşturun
Yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi online eğitim sürecinde de ders çalışma noktasında organize olamayan, zorlanan ve bu noktada desteğe ihtiyacı olan çocuklar için çalışma düzeni ve planı oluşturarak yardımcı olmak gerekmektedir. Plan ve düzen dahilinde çocuğun gerçekleştirebildiği her davranış adına olumlu geri bildirim vermek ve teşvik etmek plana uyum sağlama sürecinin hızlanmasına katkı sağlayacaktır.

Uyku ve beslenme düzenine dikkat edin
Klinik Psikolog Cansu İvecen “Çocukların derse olan dikkati ve devamlılığını sağlayabilmek adına uykusunu yeterli alması, beslenme öğününün atlanmaması önem taşımaktadır. Çocuğun ders öncesinde bu ihtiyaçlarının karşılandığından emin olmalı, bu süreç içerisinde olabildiğince derse hazır bir şekilde oturması noktasında teşvik etmek gerekmektedir. Bu sebeple uyku düzeni değişen ve bununla beraber yeme düzeni ve saati farklılaşan çocuklarımız var ise uyuması ve kahvaltısını yapması adına belirli zaman dilimleri belirlemek faydalı olacaktır” diyor.

Çalışma ortamında bunlara dikkat edin!
Online eğitim sürecinde çocuğun dikkat dağınıklığı yaşamaması için tıpkı okul ortamında olduğu gibi çalışma yerinin belli olması, bir çalışma masasının bulunması, masa, duvar vb yerlerde dikkat dağıtıcı unsurların olmaması, çocuğun ders öncesinde ders ile ilgili kalem, defter, kitap gibi materyallerinin hazır bulunuyor olması gerekmektedir. Ayrıca var ise çalışma ortamına uygun ayrı bir odası olması gerekmekte, farklı bir odanın bulunamadığı koşullarda çocuğun dikkatini dağıtabilecek evde küçük kardeş var ise eğitim ortamından farklı bir yerde bulunması ve ailelerin eğitim gerçekleşirken çeşitli ev faaliyetlerini gerçekleştirmemesi gerekmektedir.

Teneffüslerde cep telefonunu kullandırtmayın
Teneffüs aralarında telefon, tablet gibi çocuğun derse olan dikkatini ve ilgisini azaltacak aletler kullanmaması gerekmektedir. Bunun yerine okul ortamında olduğu gibi bu zaman dilimi içerisinde hareket etmeli ve buna teşvik edilmeli, varsa fizyolojik bir takım ihtiyaçlarını karşılamalı ve tekrar dersin başına oturmalıdır.

Destek olun
Derslerin takibi ve ödevlerin yapılması konusunda velilerin çocuklarına destekçi olması, anlamadığı noktalarda cesaretlendirmesi derse olan ilgisinin azalmaması noktasında önem taşımaktadır. Çocuğu anlamadığı ve yapamadığı noktalarda eleştirmek, kıyaslamak ya da ses yükseltmek gibi olumsuz tutumlar başarısızlık hissinin oluşmasına sebep olmakla beraber ders sürecinin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olacaktır.

Evde ailece etkinlikler yapın
Aile içi yapılabilecek etkinlikleri arttırmak ve programlamak bu dönem içerisinde akran grubundan ayrı kalan çocuklarımızın sosyal ve duygusal gelişimi açısından önem taşımaktadır. Bu noktada çocuk ile ebeveynin ortak kararı doğrultusunda ev içerisinde yapabilecekleri etkinlikler planlamak ve zamanını belirlemek, ev içerisinde bu anlamda rutin oluşturmak ve aile içi ilişkilerin olumlu yönde gelişimine katkısı olacaktır.

Çocuğunuzun öğrenme biçimine uygun hareket edin!

Klinik Psikolog Cansu İvecen “Tüm ebeveynlerin, çocuğunun akademik düzeyini doğru ve gerçekçi değerlendirerek, kendi beklentilerini çocuğun düzeyine indirgemesi gerekmektedir. Çocukların derse olan ilgisi ve isteği öğrenme biçiminin farklılığı sebebiyle etkilenmektedir. Bu gibi noktalarda çocuğunuzun öğrenme biçimini fark ederek uygun hareket etmek ve gösterdiği çabayı takdir ederek cesaretlendirerek geri bildirim vermek bu süreç içerisindeki öğrenme motivasyonunun artmasına olanak sağlayacaktır” diyor.

> Uzaktan eğitimde başarının 10 püf noktası!

Tüm hızıyla devam eden Covid-19 enfeksiyonuna karşı önlem olarak okullarda ders zili 31 Ağustos’ta öncelikle ‘uzaktan’ çalacak. Peki, yaz döneminin rehaveti içerisinde olan çocukların, uzaktan eğitimde gerekli disiplini nasıl sağlayabilmesi ve uzaktan eğitimde başarılı olabilmeleri için nelere dikkat etmek gerekiyor?

cansu_ivecenAcıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Klinik Psikolog Cansu İvecen, yeni eğitim-öğretim dönemi ile birlikte ebeveynlerin online eğitim sürecini daha iyi yönetebilmek ve çocuklarına destek olabilmek adına dikkat etmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Cep telefonunu sınırlandırın
Öncelikle çocuklar yaş grubu itibariyle rutine ihtiyaç duymaktadırlar. Pandemi ile beraber çocuklarımızın bozulan rutinlerinde tatil döneminde telefon kullanımının sıklığının artması, tablet ile geçirilen zamanın fazlalaşması gibi bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkileyecek yeni ve bir takım farklı alışkanlıklar oluşturmuş olabilirler. Bu sebeple kimi çocuk online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir ve odaklanmakta güçlük yaşayabilir. Oluşan bu alışkanlığın velileri tarafından sınırlandırılması ve okul süreci ile beraber yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi ev içerisinde bu kullanımların süresi ve sınırlandırmanın devamlılığının sağlanması gerekmektedir.

Duygularını paylaşmasını sağlayın
Yüz yüze eğitim sürecinde çocukların okula devam ediyor olması, sosyal ve duygusal gelişimleri açısından önem taşımaktaydı. Bu süreç içerisinde akran grubundan uzak kalacak olması çeşitli duygusal problemlere yol açabilir. Bu noktada çocuğun duygusunu anlamanın ve bu duygusunu ona yansıtmanın faydası olacaktır. Aksi halde süreç içerisinde anlaşılmayan çocuk duygusal olarak farklı problemler yaşayacağından derse motivasyon ve ilgisini kaybedecektir.

cansu_ivecenKonuşmalarınız ve davranışlarınızla güven verin
Online eğitim sürecinde tatile girilmesiyle beraber evde geçirilen sürenin artmış olması ve bu sürecin yüz yüze eğitiminden uzak olacak şekilde devam edecek olması çocukların tatilin devam ettiği yönünde düşünmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuk, online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir. Bu noktada çocuğun yaş grubuna uygun olarak eğitim ve öğretim sürecinin neden böyle devam etmesi gerektiğini, farklı sektörlerde çeşitli alınan farklı tedbir yöntemlerini örnek göstererek anlatmalı ve online ders süreci ile ilgili kaygı, endişe, isteksizlik gibi herhangi bir olumsuz duygulanımı var ise konuşulmalı ve güven verilmelidir.

Birlikte çalışma düzeni oluşturun
Yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi online eğitim sürecinde de ders çalışma noktasında organize olamayan, zorlanan ve bu noktada desteğe ihtiyacı olan çocuklar için çalışma düzeni ve planı oluşturarak yardımcı olmak gerekmektedir. Plan ve düzen dahilinde çocuğun gerçekleştirebildiği her davranış adına olumlu geri bildirim vermek ve teşvik etmek plana uyum sağlama sürecinin hızlanmasına katkı sağlayacaktır.

Uyku ve beslenme düzenine dikkat edin
Klinik Psikolog Cansu İvecen “Çocukların derse olan dikkati ve devamlılığını sağlayabilmek adına uykusunu yeterli alması, beslenme öğününün atlanmaması önem taşımaktadır. Çocuğun ders öncesinde bu ihtiyaçlarının karşılandığından emin olmalı, bu süreç içerisinde olabildiğince derse hazır bir şekilde oturması noktasında teşvik etmek gerekmektedir. Bu sebeple uyku düzeni değişen ve bununla beraber yeme düzeni ve saati farklılaşan çocuklarımız var ise uyuması ve kahvaltısını yapması adına belirli zaman dilimleri belirlemek faydalı olacaktır” diyor.

Çalışma ortamında bunlara dikkat edin!
Online eğitim sürecinde çocuğun dikkat dağınıklığı yaşamaması için tıpkı okul ortamında olduğu gibi çalışma yerinin belli olması, bir çalışma masasının bulunması, masa, duvar vb yerlerde dikkat dağıtıcı unsurların olmaması, çocuğun ders öncesinde ders ile ilgili kalem, defter, kitap gibi materyallerinin hazır bulunuyor olması gerekmektedir. Ayrıca var ise çalışma ortamına uygun ayrı bir odası olması gerekmekte, farklı bir odanın bulunamadığı koşullarda çocuğun dikkatini dağıtabilecek evde küçük kardeş var ise eğitim ortamından farklı bir yerde bulunması ve ailelerin eğitim gerçekleşirken çeşitli ev faaliyetlerini gerçekleştirmemesi gerekmektedir.

Teneffüslerde cep telefonunu kullandırtmayın
Teneffüs aralarında telefon, tablet gibi çocuğun derse olan dikkatini ve ilgisini azaltacak aletler kullanmaması gerekmektedir. Bunun yerine okul ortamında olduğu gibi bu zaman dilimi içerisinde hareket etmeli ve buna teşvik edilmeli, varsa fizyolojik bir takım ihtiyaçlarını karşılamalı ve tekrar dersin başına oturmalıdır.

Destek olun
Derslerin takibi ve ödevlerin yapılması konusunda velilerin çocuklarına destekçi olması, anlamadığı noktalarda cesaretlendirmesi derse olan ilgisinin azalmaması noktasında önem taşımaktadır. Çocuğu anlamadığı ve yapamadığı noktalarda eleştirmek, kıyaslamak ya da ses yükseltmek gibi olumsuz tutumlar başarısızlık hissinin oluşmasına sebep olmakla beraber ders sürecinin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olacaktır.

Evde ailece etkinlikler yapın
Aile içi yapılabilecek etkinlikleri arttırmak ve programlamak bu dönem içerisinde akran grubundan ayrı kalan çocuklarımızın sosyal ve duygusal gelişimi açısından önem taşımaktadır. Bu noktada çocuk ile ebeveynin ortak kararı doğrultusunda ev içerisinde yapabilecekleri etkinlikler planlamak ve zamanını belirlemek, ev içerisinde bu anlamda rutin oluşturmak ve aile içi ilişkilerin olumlu yönde gelişimine katkısı olacaktır.

Çocuğunuzun öğrenme biçimine uygun hareket edin!

Klinik Psikolog Cansu İvecen “Tüm ebeveynlerin, çocuğunun akademik düzeyini doğru ve gerçekçi değerlendirerek, kendi beklentilerini çocuğun düzeyine indirgemesi gerekmektedir. Çocukların derse olan ilgisi ve isteği öğrenme biçiminin farklılığı sebebiyle etkilenmektedir. Bu gibi noktalarda çocuğunuzun öğrenme biçimini fark ederek uygun hareket etmek ve gösterdiği çabayı takdir ederek cesaretlendirerek geri bildirim vermek bu süreç içerisindeki öğrenme motivasyonunun artmasına olanak sağlayacaktır” diyor.

Son Güncelleme: Perşembe, 27 Ağustos 2020 13:44

Gösterim: 2465


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.