Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Lisans Yerleştirme Sınavlarına girecek öğrencilerin az da olsa kaygı yaşamalarının onların motivasyon düzeylerini olumlu yönde etkiledikleri bildirildi.

Lisans Yerleştirme Sınavlarına (LYS) girecek öğrencilerin az da olsa kaygı yaşamalarının onların motivasyon düzeylerini olumlu yönde etkiledikleri bildirildi.

Yeditepe Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürhan Can, yaptığı açıklamada, öğrencilerin sınav kaygısını nasıl yenebileceklerini, Yeditepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Binnur Okan ise sınav günü ve sınav sırasında nasıl beslenmeleri gerektiği anlattı.

Sınav performansını etkileyen en önemli konunun " sınav kaygısı" olduğunu, sınava hazırlanırken öğrencilerin az da olsakaygı yaşamalarının onların motivasyon düzeylerini olumlu yönde etkilediklerini belirten Can, "LYS'ye girecek öğrenciler, az da olsa kaygı yaşamalı" dedi.

Can, yüksek düzeydeki sınav kaygısının öğrencilerin bildiklerini de ortaya koyabilmelerine engel olacağını bildirerek, şunları kaydetti:

"Sınavlarda kaygılanan öğrenciler, yaşadıkları kaygının yoğunluğuna bağlı olarak, sınav esnasında yetersizlik, çaresizlik, endişe, telaşlanma, paniğe kapılma gibi negatif duyguların yanı sıra, aşırı ölçüde terleme, kalp çarpıntısı, cezalandırılma beklentileri, statü ve benlik saygısında azalmalar ve benzeri bir takım reaksiyonlar gösterir. Böyle bir durumda bireyin zihninde oluşan marazi düşüncelerle benliğine yönelik yetersizlik duyguları, onu dikkatini sınav soruları üzerinde toplayabilmekten alıkoyar. Bir türlü sınava konsantre olamamakta, zaman ilerledikçe kalan tüm soruları yanıtlayamayacağı endişesiyle çaresizlik duyguları içinde paniğe kapılabilir. Böyle bir durum içindeki aday, sınav esnasında beliren bu türden olumsuz tepkilerden biran önce kurtulabilmek için, bilinçsiz bir biçimde de olsa, bir an önce sınavı terk etmeye meylederken, cevabını bildiği birçok sorunun doğru yanıtını hatırlayamamakta ya da bu sorulara da yanlış cevaplar verebilir."

Sınav kaygısı ile başa çıkabilmenin bazı yöntemler uygulanabileceğini ifade eden Can, şöyle devam etti:

"Bu konuda uzmanlaşmış psikolog, psikiyatristlere başvurmaları, bu tür kaynaklardan profesyonel yardım almak kaygıyı yenmede etkilidir.  Sınav kaygısı ile başa çıkabilmeniz için öncelikle sınava yeterince hazırlanmış olmak gerekir. Sınava yeterince hazırlanıldığı unutulmadan sınav öncesinde vesınav esnasında normal yaşantı sürdürülmeli. Özellikle sınava yakın günlerde sabahlara kadar çalışıp, uykusuz kalınmamalı. Günlük düzenli yürüyüşler yapılmalı. Sınava bir iki gün kala çalışmalar bırakılmalı. 'Ancak sınavda başarılı olursam değerliyim' düşüncesinden uzak durulmalı ve 'Yeterince çalıştım, başaracağım' denilmeli."

Yeditepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Binnur Okan da sınava girecek öğrencilerin her öğünde mutlaka süt, et, tahıl, sebze ve meyve tüketmesi gerektiğini belirtti.

Okan, sınav öncesi sağlıklı bir uyku ve sınav günü sağlıklı bir sindirim sistemi için bir gün öncesi tüketilen besinlere dikkat edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

> LYS öncesi ve LYS anında kaygı normal mi?

Lisans Yerleştirme Sınavlarına girecek öğrencilerin az da olsa kaygı yaşamalarının onların motivasyon düzeylerini olumlu yönde etkiledikleri bildirildi.

Lisans Yerleştirme Sınavlarına (LYS) girecek öğrencilerin az da olsa kaygı yaşamalarının onların motivasyon düzeylerini olumlu yönde etkiledikleri bildirildi.

Yeditepe Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürhan Can, yaptığı açıklamada, öğrencilerin sınav kaygısını nasıl yenebileceklerini, Yeditepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Binnur Okan ise sınav günü ve sınav sırasında nasıl beslenmeleri gerektiği anlattı.

Sınav performansını etkileyen en önemli konunun " sınav kaygısı" olduğunu, sınava hazırlanırken öğrencilerin az da olsakaygı yaşamalarının onların motivasyon düzeylerini olumlu yönde etkilediklerini belirten Can, "LYS'ye girecek öğrenciler, az da olsa kaygı yaşamalı" dedi.

Can, yüksek düzeydeki sınav kaygısının öğrencilerin bildiklerini de ortaya koyabilmelerine engel olacağını bildirerek, şunları kaydetti:

"Sınavlarda kaygılanan öğrenciler, yaşadıkları kaygının yoğunluğuna bağlı olarak, sınav esnasında yetersizlik, çaresizlik, endişe, telaşlanma, paniğe kapılma gibi negatif duyguların yanı sıra, aşırı ölçüde terleme, kalp çarpıntısı, cezalandırılma beklentileri, statü ve benlik saygısında azalmalar ve benzeri bir takım reaksiyonlar gösterir. Böyle bir durumda bireyin zihninde oluşan marazi düşüncelerle benliğine yönelik yetersizlik duyguları, onu dikkatini sınav soruları üzerinde toplayabilmekten alıkoyar. Bir türlü sınava konsantre olamamakta, zaman ilerledikçe kalan tüm soruları yanıtlayamayacağı endişesiyle çaresizlik duyguları içinde paniğe kapılabilir. Böyle bir durum içindeki aday, sınav esnasında beliren bu türden olumsuz tepkilerden biran önce kurtulabilmek için, bilinçsiz bir biçimde de olsa, bir an önce sınavı terk etmeye meylederken, cevabını bildiği birçok sorunun doğru yanıtını hatırlayamamakta ya da bu sorulara da yanlış cevaplar verebilir."

Sınav kaygısı ile başa çıkabilmenin bazı yöntemler uygulanabileceğini ifade eden Can, şöyle devam etti:

"Bu konuda uzmanlaşmış psikolog, psikiyatristlere başvurmaları, bu tür kaynaklardan profesyonel yardım almak kaygıyı yenmede etkilidir.  Sınav kaygısı ile başa çıkabilmeniz için öncelikle sınava yeterince hazırlanmış olmak gerekir. Sınava yeterince hazırlanıldığı unutulmadan sınav öncesinde vesınav esnasında normal yaşantı sürdürülmeli. Özellikle sınava yakın günlerde sabahlara kadar çalışıp, uykusuz kalınmamalı. Günlük düzenli yürüyüşler yapılmalı. Sınava bir iki gün kala çalışmalar bırakılmalı. 'Ancak sınavda başarılı olursam değerliyim' düşüncesinden uzak durulmalı ve 'Yeterince çalıştım, başaracağım' denilmeli."

Yeditepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Binnur Okan da sınava girecek öğrencilerin her öğünde mutlaka süt, et, tahıl, sebze ve meyve tüketmesi gerektiğini belirtti.

Okan, sınav öncesi sağlıklı bir uyku ve sınav günü sağlıklı bir sindirim sistemi için bir gün öncesi tüketilen besinlere dikkat edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Son Güncelleme: Pazartesi, 09 Haziran 2014 11:14

Gösterim: 2130

LYS'ye çok az bir zaman kala, uzmanlardan üniversite adaylarına altın öğütler.

Üniversitelere giriş sınavının birinci oturumu olan YGS’ye 23 Mart’ta girdiniz. İkinci oturum olan 15 Haziran’da gireceğiniz  LYS - 1 ve LYS - 5’in uygulanmasına ise çok az bir süremiz kaldı. LYS - 1’den 1 hafta sonra da, diğer oturumlara LYS - 2, LYS - 3 ve LYS - 4 sınavlarına gireceksiniz.

Bu kalan sürede neler yapmalıyım sorusu her öğrencinin aklına gelen, fakat tam olarak da içini dolduramadığı bir sorudur. Aslında ne yapması gerektiğini bilen, doğru bir programa sahip olan her öğrenci, gireceği sınavlarda YGS’de elde ettiği başarıdan daha fazlasını elde edecektir. Çünkü Haziran’da gireceğiniz LYS’lerde, her bir soruya verilen zaman YGS’ye oranla daha fazladır ve her soru için ortalama 1,5 dk. düşmektedir. YGS’nin Yerleştirme Puanına katkısı, standart sapmalar nedeniyle maksimum %32 seviyesinde gerçekleşirken, buna bağlı olarak LYS’lerin Yerleştirme Puanına katkısı ise her yıl %68 – 70 seviyesinde seyreder. Dolayısıyla YGS’de istediği başarı sırasını yakalayamayan öğrenciler, LYS’lere daha sıkı ve yoğun bir şekilde çalışarak, açığı kapatabilecektir.

Yapmanız gereken ilk şey, motive olmaktır. YGS’de aldığınız puan ne olursa olsun, biran önce bu takıntıdan kurtulup, LYS’lere odaklanmanızdır. Öğrendiğiniz konuları tekrar etmeli, bu bilgileri pekiştirmek için de, yeterince soru çözmelisiniz.

Öncelikle konu eksiği olan öğrenciler, biran önce eksiklerini kapatmaya yönelmelidir. Unutulmamalıdır ki, LYS’ler bilgiye dayalı sınavlardır. Konulardaki detaylar kesinlikle atlanmamalıdır. Bir konu öğrenildikten sonra bir kenara bırakılmamalı, unutmamak için sürekli tekrar yapılmalı ve soru çözülmelidir. Ayrıca, yaptığınız her çalışmayı mutlaka not almalısınız. Bir deftere ya da ajandaya not düşmeniz, hem sizi motive edecek hem de neler yaptığınızın takipçisi olmanızı sağlayacaktır. Çünkü uzun süredir atladığınız ya da hiç bakmadığınız konular olabilir.

Sevgili öğrenciler, sınava kadarki süreçte ve sınav günü bir miktar heyecan ve gerginliğin olması normaldir. Bu heyecan, verimli çalışmanızı ve sınavlara konsantre olmanızı sağlar. Hiçbir başarı, heyecansız gerçekleşemez. Ancak, çok aşırı stres ve kaygı da tam tersi zararlıdır. Bu durum, hem çalışmalarınızın daha verimsiz geçmesine, hem de sınavlarda dikkatinizin azalmasına neden olur.

Bundan sonra artık, YGS sıralamanızla ilgilenmeden, kalan süreyi sadece LYS çalışmalarınıza konsantre olarak geçirmelisiniz. Önünüzde kalan bu süre, şu anki düzeyinizi çok daha yukarılara çekmenizde etkili ve belirliyici olduğundan, kapasitenizin tamamını kullanarak çalışma mücadelesi vermelisiniz.

Akşamları en geç, 23.30 – 24.30 civarında yatıp, sabah da en geç,  6.30–7.30 gibi kalkmalısınız. Gün içerisinde veya akşamları kendinizi yorgun hissediyorsanız 1 – 1,5 saat kadar uyuyup sonra çalışmaya başlayabilirsiniz. (günde toplam, 7 – 8 saat civarında uyumanız yeterlidir.)

Sabahları süt veya taze sıkılmış meyve suyu ile mutlaka iyi bir kahvaltı yaptıktan sonra çalışmalarınıza başlayınız (Sabah kalktığınızda kahvaltı yapamıyorsanız, 1 bardak ılık süt içip, acıktığınızda kahvaltı yapın ). Çalışırken dikkatiniz çabuk dağılıyorsa,

40 – 45 dakikada bir mola (10 – 15 dakika kadar), dikkatiniz çabuk dağılmıyorsa, 2 saatte bir mola veriniz  (20 – 25 dakika kadar). Molalarda, temiz havada nefes alıp - verme egzersizi ile 10 - 15 dakikalık kısa yürüyüşler yapınız.

Bu son günlerde, asla umutsuzluğa kapılmayınız. “Bitirmem gereken çok çalışmam var ama bu gidişle bunların çoğunu yetiştiremeyeceğim” paniğine kesinlikle kapılmayınız. Hemen hemen tüm öğrencilerin bu durumda olduğunu unutmayınız! Bir gün önceden ertesi günün planını yapıp, ertesi gün de olumsuzluk düşünmeden, sadece plânladığınız işi bitirmeye konsantre olmalısınız. Plânladığınız işi bitiremediğinizde, moral bozmadan hemen ertesi günün plânını yapıp, kaldığınız yerden çalışmaya devam etmelisiniz.

Zaman zaman bir çok şeyi unuttuğunuzu, hatırlamadığınızı zannedeceksiniz. Oysa, sınav sırasında bunların hepsini hatırlayacaksınız. Bu nedenle gereksiz panik ve stres yapmayınız. Gerek sınav gününe kadar, gerek sınav gününde bir miktar heyecanın ve gerginliğin olması normaldir. Bu heyecan, sınav gününe kadar verimli çalışmanızı, sınav günü de sınava iyi bir şekilde konsantre olmanızı sağlayacaktır.

Bu günlerde, beslenmenize ve sağlığınıza daha çok dikkat etmelisiniz. Dışarıda bilmediğiniz yerlerden yiyip içmeyin. Havanın sıcak olduğu saatlerde dışarda fazla kalmayınız. Hava şartlarına uygun giyinin. İçinde alkol bulunan içeceklerden ve gazlı, asitli içeceklerden uzak durunuz. Vitamin kullanıyorsanız, yine aynı vitamini kullanmaya devam edebilirsiniz. Kullanmıyorsanız ve iyi beslenemiyorsanız, doktorunuzun önereceği bir vitamin de kullanabilirsiniz.

Sınavdan bir hafta önce; stresi önleyici etkisi olan C vitamini ağırlıklı meyveler tüketiniz ( portakal, kivi ve yeşil yapraklı sebzeler ).

Sınavın yaklaştığı şu günlerde, mikroplardan, güneşten ve cereyandan korunmalısınız (güneşte fazla kalmanız, enerjinizi ve motivasyonunuzu alır, kendinizi yorgun hissetmenize neden olur.). Ancak, bunları yaparken de kendinizi karantinaya alınmış gibi hissedip aşırı takıntı yapmayınız. “Ya hasta olursam, ya sınava giremezsem” psikolojisine de kapılmayın.

Sınavdan bir önceki günü normal günlerden biri gibi değerlendiriniz. Sabah, yine alışkın olduğunuz tarzda iyi bir kahvaltı yaptıktan sonra, gazete okuyunuz, müzik dinleyiniz. Cumartesi günü çalışma önermiyoruz, ancak, Cumartesi sabahı, kafanıza takılan belli soru tipleri veya belli bir konu olursa 3 saat kadar çalışabilirsiniz.

Sınavdan önceki gece, yatmadan önce, 1 bardak süt ile yanında muz ya da 1 kase yoğurt ile yanında çilek tüketmeniz sabah dinç kalkmanızı ve gece iyi uyumanızı sağlayacaktır. Yattıktan (1 – 1,5) saat sonra, hâlâ uyuyamadıysanız pencerenin önüne çıkıp derin derin nefes alıp, ılık bir duşun ardından, sıcak ıhlamur, melisa çayı veya adaçayı içerek tekrar yatınız.

Sınava giderken, mümkün olduğunca rahat olan penye tişört ve şort veya ince pamuklu eşofman kıyafetler giyininiz. Ayrıca, sıcaktan rahatsız olduğunuzda rahatça çıkarabileceğiniz ikili kıyafetler tercih ediniz. Kıyafet ve ayakkabınızda metalik aksesuarlar bulunmamasına özen gösteriniz. Yanınızda, metal para, metal takı, yüzük, künye, toka bulunmasın. Saçınızı toplamak için lastik tokalar veya saçınıza takmak için plastik tokalar kullanınız.

Sevgili veliler,

Bu dönemde anne ve babalara da büyük bir görev düşmektedir. Kesinlikle çocuklarınızla tartışma ortamlarına girmeyiniz. Belki de hayatlarında ilk defa kendi gelecekleri için bir yükün altına girdiler ve oldukça yoğun bir stresin altındalar. Bırakalım ve hatta destekleyelim, motive edelim ki bu stresin altından başarıyla çıksınlar.

Sizlere düşen görev, bugünlerde çok hassas bir denge politikası yürütmenizdir. Çocuğunuza, gereğinden fazla hoşgörülü ve yumuşak davranmaktan lütfen kaçınınız. Bu davranış biçimi onun, “evet gerçekten de çok kötü bir durumla karşı karşıyayım ki bana bu derecede hoşgörülü davranılıyor” diye düşünmesine neden olur. Olabildiğince normal, her zamanki davranışlarınızı sürdürmelisiniz. Çünkü, çocukların ihtiyacı olan şey, mümkün olduğunca normal bir iş yaptıklarına inanmalarıdır. Sınavı gözünüzde büyütmeyin ki onların da büyütmesine engel olabilesiniz. Aynı biçimde sınavı hiç önemsemiyormuş gibi de davranmayınız. Onun her zaman yanında olduğunuzu, onunla ilgilendiğinizi ona hissettiriniz. Onlara bu sıralarda ev içinde artı sorumluluklar, artı görevler vermekten kaçınınız. Şu günlerde onların en büyük sorumluluğu derslerine zaman ayırmalarıdır.

Ayrıca, ona moral vermeye çalışırken mümkün olduğunca “Sana güveniyoruz, sen mutlaka başarırsın, sen güçlüsün, şu puanı mutlaka alırsın” gibi tümceleri kullanmamaya çalışınız. Bu durumda öğrenci, kendisini size karşı mutlaka kanıtlamak zorunda hissedeceği için omuzlarına binen bu yük altında ezilip strese girecektir. Ancak, tabii ki bu işi başarabileceği konusunda ona cesaret verip onu yüreklendireceğiz ve kendisine güvenmesini sağlayacağız.

Çocuklarınızı çalıştıkları zaman, başarıya ulaşacaklarına inandırmalısınız. Unutmayınız ki, sınav kaygısını yenmenin tek yolu, çalışmaktır.

Bu arada, çocuğunuzun psikolojik durumu ve ruh sağlığıyla da ona hissettirmeden ilgileniniz. Bunlar; “aşırı içine kapanma, saç dökülmesi, deri dökülmesi, vücutta çıkan bir takım kızarıklıklar ve kaşıntılar, titreme, aşırıya kaçan bir takım tikler, aşırı terleme, çalışma şevkinin ve azminin tamamen yok olup kendini bırakması” gibi olumsuzluklardır. Bu durumlarla çok nadir de olsa karşılaşabiliyoruz. Şayet, bu ve benzeri sıkıntıların herhangi biriyle karşılaşırsanız, paniklemeyiniz ve hemen bir uzmana (psikiyatriste) başvurunuz.

Size ve sizin için hayatta her şeyden daha önemli olan değerli çocuğunuza, sağlıklı, başarılı ve güzel bir yaşam diliyoruz.

Nesibe Aydın Dershanesi

> LYS öncesi neler yapmalı? LYS’de başarı ipuçları

LYS'ye çok az bir zaman kala, uzmanlardan üniversite adaylarına altın öğütler.

Üniversitelere giriş sınavının birinci oturumu olan YGS’ye 23 Mart’ta girdiniz. İkinci oturum olan 15 Haziran’da gireceğiniz  LYS - 1 ve LYS - 5’in uygulanmasına ise çok az bir süremiz kaldı. LYS - 1’den 1 hafta sonra da, diğer oturumlara LYS - 2, LYS - 3 ve LYS - 4 sınavlarına gireceksiniz.

Bu kalan sürede neler yapmalıyım sorusu her öğrencinin aklına gelen, fakat tam olarak da içini dolduramadığı bir sorudur. Aslında ne yapması gerektiğini bilen, doğru bir programa sahip olan her öğrenci, gireceği sınavlarda YGS’de elde ettiği başarıdan daha fazlasını elde edecektir. Çünkü Haziran’da gireceğiniz LYS’lerde, her bir soruya verilen zaman YGS’ye oranla daha fazladır ve her soru için ortalama 1,5 dk. düşmektedir. YGS’nin Yerleştirme Puanına katkısı, standart sapmalar nedeniyle maksimum %32 seviyesinde gerçekleşirken, buna bağlı olarak LYS’lerin Yerleştirme Puanına katkısı ise her yıl %68 – 70 seviyesinde seyreder. Dolayısıyla YGS’de istediği başarı sırasını yakalayamayan öğrenciler, LYS’lere daha sıkı ve yoğun bir şekilde çalışarak, açığı kapatabilecektir.

Yapmanız gereken ilk şey, motive olmaktır. YGS’de aldığınız puan ne olursa olsun, biran önce bu takıntıdan kurtulup, LYS’lere odaklanmanızdır. Öğrendiğiniz konuları tekrar etmeli, bu bilgileri pekiştirmek için de, yeterince soru çözmelisiniz.

Öncelikle konu eksiği olan öğrenciler, biran önce eksiklerini kapatmaya yönelmelidir. Unutulmamalıdır ki, LYS’ler bilgiye dayalı sınavlardır. Konulardaki detaylar kesinlikle atlanmamalıdır. Bir konu öğrenildikten sonra bir kenara bırakılmamalı, unutmamak için sürekli tekrar yapılmalı ve soru çözülmelidir. Ayrıca, yaptığınız her çalışmayı mutlaka not almalısınız. Bir deftere ya da ajandaya not düşmeniz, hem sizi motive edecek hem de neler yaptığınızın takipçisi olmanızı sağlayacaktır. Çünkü uzun süredir atladığınız ya da hiç bakmadığınız konular olabilir.

Sevgili öğrenciler, sınava kadarki süreçte ve sınav günü bir miktar heyecan ve gerginliğin olması normaldir. Bu heyecan, verimli çalışmanızı ve sınavlara konsantre olmanızı sağlar. Hiçbir başarı, heyecansız gerçekleşemez. Ancak, çok aşırı stres ve kaygı da tam tersi zararlıdır. Bu durum, hem çalışmalarınızın daha verimsiz geçmesine, hem de sınavlarda dikkatinizin azalmasına neden olur.

Bundan sonra artık, YGS sıralamanızla ilgilenmeden, kalan süreyi sadece LYS çalışmalarınıza konsantre olarak geçirmelisiniz. Önünüzde kalan bu süre, şu anki düzeyinizi çok daha yukarılara çekmenizde etkili ve belirliyici olduğundan, kapasitenizin tamamını kullanarak çalışma mücadelesi vermelisiniz.

Akşamları en geç, 23.30 – 24.30 civarında yatıp, sabah da en geç,  6.30–7.30 gibi kalkmalısınız. Gün içerisinde veya akşamları kendinizi yorgun hissediyorsanız 1 – 1,5 saat kadar uyuyup sonra çalışmaya başlayabilirsiniz. (günde toplam, 7 – 8 saat civarında uyumanız yeterlidir.)

Sabahları süt veya taze sıkılmış meyve suyu ile mutlaka iyi bir kahvaltı yaptıktan sonra çalışmalarınıza başlayınız (Sabah kalktığınızda kahvaltı yapamıyorsanız, 1 bardak ılık süt içip, acıktığınızda kahvaltı yapın ). Çalışırken dikkatiniz çabuk dağılıyorsa,

40 – 45 dakikada bir mola (10 – 15 dakika kadar), dikkatiniz çabuk dağılmıyorsa, 2 saatte bir mola veriniz  (20 – 25 dakika kadar). Molalarda, temiz havada nefes alıp - verme egzersizi ile 10 - 15 dakikalık kısa yürüyüşler yapınız.

Bu son günlerde, asla umutsuzluğa kapılmayınız. “Bitirmem gereken çok çalışmam var ama bu gidişle bunların çoğunu yetiştiremeyeceğim” paniğine kesinlikle kapılmayınız. Hemen hemen tüm öğrencilerin bu durumda olduğunu unutmayınız! Bir gün önceden ertesi günün planını yapıp, ertesi gün de olumsuzluk düşünmeden, sadece plânladığınız işi bitirmeye konsantre olmalısınız. Plânladığınız işi bitiremediğinizde, moral bozmadan hemen ertesi günün plânını yapıp, kaldığınız yerden çalışmaya devam etmelisiniz.

Zaman zaman bir çok şeyi unuttuğunuzu, hatırlamadığınızı zannedeceksiniz. Oysa, sınav sırasında bunların hepsini hatırlayacaksınız. Bu nedenle gereksiz panik ve stres yapmayınız. Gerek sınav gününe kadar, gerek sınav gününde bir miktar heyecanın ve gerginliğin olması normaldir. Bu heyecan, sınav gününe kadar verimli çalışmanızı, sınav günü de sınava iyi bir şekilde konsantre olmanızı sağlayacaktır.

Bu günlerde, beslenmenize ve sağlığınıza daha çok dikkat etmelisiniz. Dışarıda bilmediğiniz yerlerden yiyip içmeyin. Havanın sıcak olduğu saatlerde dışarda fazla kalmayınız. Hava şartlarına uygun giyinin. İçinde alkol bulunan içeceklerden ve gazlı, asitli içeceklerden uzak durunuz. Vitamin kullanıyorsanız, yine aynı vitamini kullanmaya devam edebilirsiniz. Kullanmıyorsanız ve iyi beslenemiyorsanız, doktorunuzun önereceği bir vitamin de kullanabilirsiniz.

Sınavdan bir hafta önce; stresi önleyici etkisi olan C vitamini ağırlıklı meyveler tüketiniz ( portakal, kivi ve yeşil yapraklı sebzeler ).

Sınavın yaklaştığı şu günlerde, mikroplardan, güneşten ve cereyandan korunmalısınız (güneşte fazla kalmanız, enerjinizi ve motivasyonunuzu alır, kendinizi yorgun hissetmenize neden olur.). Ancak, bunları yaparken de kendinizi karantinaya alınmış gibi hissedip aşırı takıntı yapmayınız. “Ya hasta olursam, ya sınava giremezsem” psikolojisine de kapılmayın.

Sınavdan bir önceki günü normal günlerden biri gibi değerlendiriniz. Sabah, yine alışkın olduğunuz tarzda iyi bir kahvaltı yaptıktan sonra, gazete okuyunuz, müzik dinleyiniz. Cumartesi günü çalışma önermiyoruz, ancak, Cumartesi sabahı, kafanıza takılan belli soru tipleri veya belli bir konu olursa 3 saat kadar çalışabilirsiniz.

Sınavdan önceki gece, yatmadan önce, 1 bardak süt ile yanında muz ya da 1 kase yoğurt ile yanında çilek tüketmeniz sabah dinç kalkmanızı ve gece iyi uyumanızı sağlayacaktır. Yattıktan (1 – 1,5) saat sonra, hâlâ uyuyamadıysanız pencerenin önüne çıkıp derin derin nefes alıp, ılık bir duşun ardından, sıcak ıhlamur, melisa çayı veya adaçayı içerek tekrar yatınız.

Sınava giderken, mümkün olduğunca rahat olan penye tişört ve şort veya ince pamuklu eşofman kıyafetler giyininiz. Ayrıca, sıcaktan rahatsız olduğunuzda rahatça çıkarabileceğiniz ikili kıyafetler tercih ediniz. Kıyafet ve ayakkabınızda metalik aksesuarlar bulunmamasına özen gösteriniz. Yanınızda, metal para, metal takı, yüzük, künye, toka bulunmasın. Saçınızı toplamak için lastik tokalar veya saçınıza takmak için plastik tokalar kullanınız.

Sevgili veliler,

Bu dönemde anne ve babalara da büyük bir görev düşmektedir. Kesinlikle çocuklarınızla tartışma ortamlarına girmeyiniz. Belki de hayatlarında ilk defa kendi gelecekleri için bir yükün altına girdiler ve oldukça yoğun bir stresin altındalar. Bırakalım ve hatta destekleyelim, motive edelim ki bu stresin altından başarıyla çıksınlar.

Sizlere düşen görev, bugünlerde çok hassas bir denge politikası yürütmenizdir. Çocuğunuza, gereğinden fazla hoşgörülü ve yumuşak davranmaktan lütfen kaçınınız. Bu davranış biçimi onun, “evet gerçekten de çok kötü bir durumla karşı karşıyayım ki bana bu derecede hoşgörülü davranılıyor” diye düşünmesine neden olur. Olabildiğince normal, her zamanki davranışlarınızı sürdürmelisiniz. Çünkü, çocukların ihtiyacı olan şey, mümkün olduğunca normal bir iş yaptıklarına inanmalarıdır. Sınavı gözünüzde büyütmeyin ki onların da büyütmesine engel olabilesiniz. Aynı biçimde sınavı hiç önemsemiyormuş gibi de davranmayınız. Onun her zaman yanında olduğunuzu, onunla ilgilendiğinizi ona hissettiriniz. Onlara bu sıralarda ev içinde artı sorumluluklar, artı görevler vermekten kaçınınız. Şu günlerde onların en büyük sorumluluğu derslerine zaman ayırmalarıdır.

Ayrıca, ona moral vermeye çalışırken mümkün olduğunca “Sana güveniyoruz, sen mutlaka başarırsın, sen güçlüsün, şu puanı mutlaka alırsın” gibi tümceleri kullanmamaya çalışınız. Bu durumda öğrenci, kendisini size karşı mutlaka kanıtlamak zorunda hissedeceği için omuzlarına binen bu yük altında ezilip strese girecektir. Ancak, tabii ki bu işi başarabileceği konusunda ona cesaret verip onu yüreklendireceğiz ve kendisine güvenmesini sağlayacağız.

Çocuklarınızı çalıştıkları zaman, başarıya ulaşacaklarına inandırmalısınız. Unutmayınız ki, sınav kaygısını yenmenin tek yolu, çalışmaktır.

Bu arada, çocuğunuzun psikolojik durumu ve ruh sağlığıyla da ona hissettirmeden ilgileniniz. Bunlar; “aşırı içine kapanma, saç dökülmesi, deri dökülmesi, vücutta çıkan bir takım kızarıklıklar ve kaşıntılar, titreme, aşırıya kaçan bir takım tikler, aşırı terleme, çalışma şevkinin ve azminin tamamen yok olup kendini bırakması” gibi olumsuzluklardır. Bu durumlarla çok nadir de olsa karşılaşabiliyoruz. Şayet, bu ve benzeri sıkıntıların herhangi biriyle karşılaşırsanız, paniklemeyiniz ve hemen bir uzmana (psikiyatriste) başvurunuz.

Size ve sizin için hayatta her şeyden daha önemli olan değerli çocuğunuza, sağlıklı, başarılı ve güzel bir yaşam diliyoruz.

Nesibe Aydın Dershanesi

Son Güncelleme: Salı, 03 Haziran 2014 18:01

Gösterim: 2557

Rotasyon yapılabilir mi? Rotasyona Gerçekten İhtiyaç Var mı? Rotasyondaki Gerçek Amaç Nedir? Türk Eğitim-Sen Esenler İlçe Başkanı Yücel ÖNDER yazdı…

Tüm devlet memurlarıyla birlikte Millî Eğitim camiasının da tamamını ilgilendiren konuların başında rotasyon geliyor. Şimdiye kadar böyle bir uygulamaya geçilmemiş de olsa rotasyonun zaman zaman gündeme getirilmesindeki amacın kamuoyunun tepkisini ölçmek ve rotasyonun uygulanabilirliğini test etmek olduğunu düşünüyorum.

İlk önce rotasyonu devlet memurlarının isteyip istemediğine bakalım: Şimdiye dek konuştuğum ve görüştüğüm takriben bine yakın devlet memuru, rotasyonu faydasız ve hükûmet lehinde bir girişim olarak görüyor. (Bu bin kişi içinde mevcut hükûmete oy vermiş arkadaşlarımızın da olduğunu belirtmek gerek.)

Zorunlu Yer Değişikliği MEB’ in Lehinde mi Olur Yoksa Aleyhinde mi?

Rotasyondaki amacı; her memurun, her bölgede görev yapması olarak masumlaştıralım. Kendimden örnek vererek devam ediyorum: Bugün Mersin’ e tayin olmak isterim ama Mersin’ in birçok eğitim-öğretim bölgesi dolmuş vaziyette. Rotasyon neticesinde Mersin Yenişehir Aliye Pozcu Ortaokulu’ na tayin olayım. Oradaki öğretmen de İstanbul’ a gelsin. Aslında Aliye Pozcu Ortaokulu’ ndakiler emekliliği çoktan gelmiş öğretmenler. Ben o öğretmenin yerinde olsam yolluğumu alırım, İstanbul’ a gelirim, bir ay sonra emekliliğimi ister, Mersin’ e geri giderim. Böylelikle Aliye Pozcu Ortaokulu’ ndaki öğretmenin yaptığı gibi devlet; birçok memura boş yere yolluk ödemek zorunda kalacak, bunun yanısıra yeni görev yerinden emekliliğini isteyerek geri dönen öğretmenler de eğitim-öğretimi sekteye uğratacak. O okullara da ders ücretli öğretmenler görevlendirilir ki sayıları Türkiye’ de şu anda resmî rakamlara göre eski bakan Ömer Dinçer’ in açıkladığı gibi 12.000 değil 60.000’ dir. Güvencesiz istihdam, insanlık onuruna aykırıdır. Rotasyon daha şimdiden sonuçları itibarıyla ağırlaşmaya başlayan bir hal aldı.

Türkiye’ de resmî verilere göre 165.000 öğretmenin emekliliği gelmiş vaziyette... Bu öğretmenleri rotasyona tabi tutarsanız bunların neredeyse tamamına yakını yolluklarını alıp emekliliklerini isteyeceklerdir. Görüldüğü gibi zorunlu olarak yer değiştirmelerinde ne devletin ne MEB’ in bir çıkarı vardır. Dikkat ettiyseniz sadece öğretmenlerden örnek verdim, diğer iş kollarında çalışan devlet memurlarının durumunu hiç irdelemedik, onları da deşelersek kim bilir ne sorunlar çıkacak.

Rotasyonun ilginç bir yönüne daha dikkat çekmek istiyorum, muhtemelen bu kısmı hiç kimse fark etmemiştir: Ben zorunlu olarak Mersin gibi Anadolu’ nun yerleşik bir iline tayin olduğumda yaş itibarıyla da zorluklar yaşayacağız. Şöyle ki biz genç öğretmenler olarak hep genç idareci-öğretmen ve hatta velilerle çalışıyoruz. Herkes genç olduğu için aynı jargonu kullanıyor, iletişim sorunu yaşamıyoruz. Yerleşik yeni okulda böyle bir durum olmayacaktır. Veliler, idareciler ve öğretmenler yaşça bizden büyük olacağından sorunlar çıkacak. Benle aynı yaşta müdür yardımcısıyla halı sahada maç yaparken yeni görev yerimde şişe camı gözlükleriyle kelli felli bir müdür yardımcısıyla acaba sosyal olarak ne yapabiliriz? Yine aynı şekilde yerleşik bölgeden sirkülasyonun fazla olduğu bölgeye giden emekliliği gelmiş öğretmenlere çocukları yaşındaki müdür ya da müdür yardımcısı nasıl görev verebilecek? Devlet işinde yaş farkı gözetilmez, yaşlı öğretmenlere görev vermek ya da yapılacakları söylemek yasal ama insanî değil. Bu da sizce mutsuz öğretmenler oluşturmayacak mı? Basit bir ayrıntı gibi duruyor ama unutmayın ki şeytan ayrıntıda gizlidir! Rotasyon ne MEB’ e ne de diğer iş kollarında çalışanlara yarar sağlayacaktır. Rotasyon sevdasında olanlar; bu sorunları görmezden gelemezler, gelmemelidirler.

Rotasyona Gerçekten İhtiyaç Var mı?

Türkiye’ de rotasyona hiçbir zaman ihtiyaç olmadı ve olmayacaktır. Örneğin geçtiğimiz yılın şubat ayında Öğretmenlerin Özür Grubuna Bağlı Yer Değişikliği döneminde MEB’ in rakamlarına göre 8286 öğretmen yer değişikliği talebinde bulunmuş ama bunların 1518’ i yer değiştirememiş. Şimdi rotasyon sevdalılarına birkaç soru soralım:

1-) 8286 öğretmenin yer değişikliğinde bile başarılı olamayan MEB acaba 850.000 çalışanının yerini toptan ya da peyderpey nasıl değiştirecek?

2-) 1518 öğretmenin özrü olduğu halde yer değişikliğini sağlayamayan devlet; acaba 2.500.000 memurun yerini özürsüz nasıl değiştirecek, 2.500.000 memura nasıl yolluk ödeyecek?

3-) Sözleşmeli statüde öğretmenken özür grubuna bağlı yer değişiklikleriyle ya da kendi KPSS puanıyla iller arası yer değiştiren öğretmenlere yolluk vermeyerek davalık olan MEB, acaba 850.000 öğretmene hangi bütçeyle yolluk ödeyecek?

4-) Sirkülasyonun fazla olduğu bölgelerde 4-5 farklı sınıf öğretmeni gören sınıflara rotasyonla birkaç tane daha sınıf öğretmeni göndermek ne kadar doğru, bu durum eğitim ve öğretimi sekteye uğratmayacak mı, kalitesini düşürmeyecek mi?

5-) Emekliliği gelmiş öğretmenlere cazip şartlar sunamayan devlet, rotasyona tabi tuttuğu bu öğretmenlere ilk önce yolluğu daha sonra emekli ikramiyesini nasıl ödeyecek?

Rotasyondaki Gerçek Amaç Nedir?

Şu haliyle yapılması düşünülen rotasyondaki amaç; korkan, eleştiremeyen, düşünemeyen, sorgulayamayan öğretmenler yetiştirmektir. Öğretmenler sürekli yer değiştirecek; sendikal sağlam bağlar kurmalarına engel olunacak; bir yerlerde kendisini eleştiren, yürüyüş, eylem ve basın açıklaması yapan öğretmenler olmayacak ki bu da işverenin elini güçlendirecek. İşte rotasyondaki örtülü amaç budur!

Peki Çözüm Ne?

Yine halisane duygularımla rotasyona çözüm önerilerimi rotasyon sevdalılarına sunmak istiyorum:

1-) İlk önce rotasyon sevdasından vazgeçilmelidir.

2-) Şu an 165.000 öğretmen 5510 sayılı yasa gereği emeklilik kâbusu yaşamakta ve şimdiki brüt maaşlarının %50’ sini emekli maaşı olarak alacakları için emekli olamamaktadırlar. Yerleşik Anadolu il ve ilçelerindeki emekliliği gelmiş öğretmenler zorunlu olmadan emeklilik şartları (emekli ikramiyesi ve emekli maaşı) düzeltilerek emekli olabilmelerinin önü açılmalıdır.

3-) Resmî rakamlara göre bundan 10 sene önce her yıl 25.000 öğretmen emekli olmaktaydı. Eğer emeklilik şartları iyileştirilirse bu, Anadolu’ ya tayin isteyebilecek 25.000 öğretmen demek oluyor ki yukarıda şubat ayında özür grubundan yer değiştiremeyen 1518 öğretmen olduğunu söylemiştim. Dolayısıyla rotasyonu ısıtıp ısıtıp önümüze koyanlar biraz da emeklilik şartlarının düzeltilmesi için çaba gösterebilirler.

4-) Ders ücretli öğretmen statüsünde istihdam kaldırılarak tayin isteyecek öğretmenlere boş kadrolar açılmalı, ders ücretli çalıştırılan öğretmenler sosyal devlet ilkesi gereği bir an önce kadroya alınmalıdır. Böylelikle emekli öğretmenin yerine başka öğretmenler tayin isteyebilecek, bu öğretmenlerden boşalan kadrolara ders ücretli çalışan öğretmenler atanarak sirkülasyon herkesin memnun olacağı şekilde sağlanacak.

5-) Okullaşma oranı artırılmalı, 78 vatandaşa 1 devlet memuru oranı iyileştirilerek hayat standartları yükseltilmelidir. Böylelikle şu an beklemede olan ve resmî olmayan rakamlara göre sayıları yarım milyonu bulan, resmî olarak da 327.000 olan atama bekleyen öğretmenler bu şekilde istihdam edilmelidir.

Yücel ÖNDER

Türk Eğitim-Sen

Esenler İlçe Başkanı

> Rotasyon yapılabilir mi?

Rotasyon yapılabilir mi? Rotasyona Gerçekten İhtiyaç Var mı? Rotasyondaki Gerçek Amaç Nedir? Türk Eğitim-Sen Esenler İlçe Başkanı Yücel ÖNDER yazdı…

Tüm devlet memurlarıyla birlikte Millî Eğitim camiasının da tamamını ilgilendiren konuların başında rotasyon geliyor. Şimdiye kadar böyle bir uygulamaya geçilmemiş de olsa rotasyonun zaman zaman gündeme getirilmesindeki amacın kamuoyunun tepkisini ölçmek ve rotasyonun uygulanabilirliğini test etmek olduğunu düşünüyorum.

İlk önce rotasyonu devlet memurlarının isteyip istemediğine bakalım: Şimdiye dek konuştuğum ve görüştüğüm takriben bine yakın devlet memuru, rotasyonu faydasız ve hükûmet lehinde bir girişim olarak görüyor. (Bu bin kişi içinde mevcut hükûmete oy vermiş arkadaşlarımızın da olduğunu belirtmek gerek.)

Zorunlu Yer Değişikliği MEB’ in Lehinde mi Olur Yoksa Aleyhinde mi?

Rotasyondaki amacı; her memurun, her bölgede görev yapması olarak masumlaştıralım. Kendimden örnek vererek devam ediyorum: Bugün Mersin’ e tayin olmak isterim ama Mersin’ in birçok eğitim-öğretim bölgesi dolmuş vaziyette. Rotasyon neticesinde Mersin Yenişehir Aliye Pozcu Ortaokulu’ na tayin olayım. Oradaki öğretmen de İstanbul’ a gelsin. Aslında Aliye Pozcu Ortaokulu’ ndakiler emekliliği çoktan gelmiş öğretmenler. Ben o öğretmenin yerinde olsam yolluğumu alırım, İstanbul’ a gelirim, bir ay sonra emekliliğimi ister, Mersin’ e geri giderim. Böylelikle Aliye Pozcu Ortaokulu’ ndaki öğretmenin yaptığı gibi devlet; birçok memura boş yere yolluk ödemek zorunda kalacak, bunun yanısıra yeni görev yerinden emekliliğini isteyerek geri dönen öğretmenler de eğitim-öğretimi sekteye uğratacak. O okullara da ders ücretli öğretmenler görevlendirilir ki sayıları Türkiye’ de şu anda resmî rakamlara göre eski bakan Ömer Dinçer’ in açıkladığı gibi 12.000 değil 60.000’ dir. Güvencesiz istihdam, insanlık onuruna aykırıdır. Rotasyon daha şimdiden sonuçları itibarıyla ağırlaşmaya başlayan bir hal aldı.

Türkiye’ de resmî verilere göre 165.000 öğretmenin emekliliği gelmiş vaziyette... Bu öğretmenleri rotasyona tabi tutarsanız bunların neredeyse tamamına yakını yolluklarını alıp emekliliklerini isteyeceklerdir. Görüldüğü gibi zorunlu olarak yer değiştirmelerinde ne devletin ne MEB’ in bir çıkarı vardır. Dikkat ettiyseniz sadece öğretmenlerden örnek verdim, diğer iş kollarında çalışan devlet memurlarının durumunu hiç irdelemedik, onları da deşelersek kim bilir ne sorunlar çıkacak.

Rotasyonun ilginç bir yönüne daha dikkat çekmek istiyorum, muhtemelen bu kısmı hiç kimse fark etmemiştir: Ben zorunlu olarak Mersin gibi Anadolu’ nun yerleşik bir iline tayin olduğumda yaş itibarıyla da zorluklar yaşayacağız. Şöyle ki biz genç öğretmenler olarak hep genç idareci-öğretmen ve hatta velilerle çalışıyoruz. Herkes genç olduğu için aynı jargonu kullanıyor, iletişim sorunu yaşamıyoruz. Yerleşik yeni okulda böyle bir durum olmayacaktır. Veliler, idareciler ve öğretmenler yaşça bizden büyük olacağından sorunlar çıkacak. Benle aynı yaşta müdür yardımcısıyla halı sahada maç yaparken yeni görev yerimde şişe camı gözlükleriyle kelli felli bir müdür yardımcısıyla acaba sosyal olarak ne yapabiliriz? Yine aynı şekilde yerleşik bölgeden sirkülasyonun fazla olduğu bölgeye giden emekliliği gelmiş öğretmenlere çocukları yaşındaki müdür ya da müdür yardımcısı nasıl görev verebilecek? Devlet işinde yaş farkı gözetilmez, yaşlı öğretmenlere görev vermek ya da yapılacakları söylemek yasal ama insanî değil. Bu da sizce mutsuz öğretmenler oluşturmayacak mı? Basit bir ayrıntı gibi duruyor ama unutmayın ki şeytan ayrıntıda gizlidir! Rotasyon ne MEB’ e ne de diğer iş kollarında çalışanlara yarar sağlayacaktır. Rotasyon sevdasında olanlar; bu sorunları görmezden gelemezler, gelmemelidirler.

Rotasyona Gerçekten İhtiyaç Var mı?

Türkiye’ de rotasyona hiçbir zaman ihtiyaç olmadı ve olmayacaktır. Örneğin geçtiğimiz yılın şubat ayında Öğretmenlerin Özür Grubuna Bağlı Yer Değişikliği döneminde MEB’ in rakamlarına göre 8286 öğretmen yer değişikliği talebinde bulunmuş ama bunların 1518’ i yer değiştirememiş. Şimdi rotasyon sevdalılarına birkaç soru soralım:

1-) 8286 öğretmenin yer değişikliğinde bile başarılı olamayan MEB acaba 850.000 çalışanının yerini toptan ya da peyderpey nasıl değiştirecek?

2-) 1518 öğretmenin özrü olduğu halde yer değişikliğini sağlayamayan devlet; acaba 2.500.000 memurun yerini özürsüz nasıl değiştirecek, 2.500.000 memura nasıl yolluk ödeyecek?

3-) Sözleşmeli statüde öğretmenken özür grubuna bağlı yer değişiklikleriyle ya da kendi KPSS puanıyla iller arası yer değiştiren öğretmenlere yolluk vermeyerek davalık olan MEB, acaba 850.000 öğretmene hangi bütçeyle yolluk ödeyecek?

4-) Sirkülasyonun fazla olduğu bölgelerde 4-5 farklı sınıf öğretmeni gören sınıflara rotasyonla birkaç tane daha sınıf öğretmeni göndermek ne kadar doğru, bu durum eğitim ve öğretimi sekteye uğratmayacak mı, kalitesini düşürmeyecek mi?

5-) Emekliliği gelmiş öğretmenlere cazip şartlar sunamayan devlet, rotasyona tabi tuttuğu bu öğretmenlere ilk önce yolluğu daha sonra emekli ikramiyesini nasıl ödeyecek?

Rotasyondaki Gerçek Amaç Nedir?

Şu haliyle yapılması düşünülen rotasyondaki amaç; korkan, eleştiremeyen, düşünemeyen, sorgulayamayan öğretmenler yetiştirmektir. Öğretmenler sürekli yer değiştirecek; sendikal sağlam bağlar kurmalarına engel olunacak; bir yerlerde kendisini eleştiren, yürüyüş, eylem ve basın açıklaması yapan öğretmenler olmayacak ki bu da işverenin elini güçlendirecek. İşte rotasyondaki örtülü amaç budur!

Peki Çözüm Ne?

Yine halisane duygularımla rotasyona çözüm önerilerimi rotasyon sevdalılarına sunmak istiyorum:

1-) İlk önce rotasyon sevdasından vazgeçilmelidir.

2-) Şu an 165.000 öğretmen 5510 sayılı yasa gereği emeklilik kâbusu yaşamakta ve şimdiki brüt maaşlarının %50’ sini emekli maaşı olarak alacakları için emekli olamamaktadırlar. Yerleşik Anadolu il ve ilçelerindeki emekliliği gelmiş öğretmenler zorunlu olmadan emeklilik şartları (emekli ikramiyesi ve emekli maaşı) düzeltilerek emekli olabilmelerinin önü açılmalıdır.

3-) Resmî rakamlara göre bundan 10 sene önce her yıl 25.000 öğretmen emekli olmaktaydı. Eğer emeklilik şartları iyileştirilirse bu, Anadolu’ ya tayin isteyebilecek 25.000 öğretmen demek oluyor ki yukarıda şubat ayında özür grubundan yer değiştiremeyen 1518 öğretmen olduğunu söylemiştim. Dolayısıyla rotasyonu ısıtıp ısıtıp önümüze koyanlar biraz da emeklilik şartlarının düzeltilmesi için çaba gösterebilirler.

4-) Ders ücretli öğretmen statüsünde istihdam kaldırılarak tayin isteyecek öğretmenlere boş kadrolar açılmalı, ders ücretli çalıştırılan öğretmenler sosyal devlet ilkesi gereği bir an önce kadroya alınmalıdır. Böylelikle emekli öğretmenin yerine başka öğretmenler tayin isteyebilecek, bu öğretmenlerden boşalan kadrolara ders ücretli çalışan öğretmenler atanarak sirkülasyon herkesin memnun olacağı şekilde sağlanacak.

5-) Okullaşma oranı artırılmalı, 78 vatandaşa 1 devlet memuru oranı iyileştirilerek hayat standartları yükseltilmelidir. Böylelikle şu an beklemede olan ve resmî olmayan rakamlara göre sayıları yarım milyonu bulan, resmî olarak da 327.000 olan atama bekleyen öğretmenler bu şekilde istihdam edilmelidir.

Yücel ÖNDER

Türk Eğitim-Sen

Esenler İlçe Başkanı

Son Güncelleme: Cuma, 30 May 2014 08:08

Gösterim: 3198

MEB Üniversitelere giriş sınavı ile ilgili köklü hazırlıklar yapıyor.  İlköğretimden ortaöğretime geçişi  ortaokul kademesinde yapılan TEOG  sınavlarına bağlayan Bakanlık, ortaöğretimden yükseköğretime geçişi de  lise kademesinde yapacağı sınavlara bağlayacak. Bu nedenle  MEB, şimdiden  ÖSYM yerine kendi Ölçme Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Müdürlüğü’nü kurdu.

Hükümet, son dönemde ardı ardına attığı adımlarla halen liselere geçiş sınavı hariç Türkiye’deki tüm merkezi sınavları yapan ÖSYM’yi devre dışı bırakmaya hazırlanıyor. Her yıl yaklaşık 1.5 milyon öğrencinin katıldığı üniversiteye giriş sınavlarının hazırlanmasından, kitapçıkların dağıtımına, puanların hesaplanmasından yerleştirmeye kadar tüm sorumluluğu ÖSYM’ye ait olan LYS ve YGS’nin tamamen kaldırılması için çalışma yürütülüyor. MEB’in üzerinde çalıştığı yeni sisteme göre, üniversiteye girişte, tıpkı liselere geçişte olduğu gibi ortak merkezi sınavlar yapılması öngörülüyor. 2016-2017 eğitim-öğretim yılında uygulanması planlanan yeni sınav sistemi, öğrencilerin 4 yıllık lise eğitimleri boyunca aldığı bütün merkezi sınav sonuçları ile üniversiteye başvurmasını hedefliyor.

MEB, liselere ve üniversitelere geçiş sınavlarının tüm ayaklarını kendi bünyesine bağladı.  Bu süreçte ihtiyaç duyduğu altyapı örgütlenmesini ise,  dershanelerin kapatılmasını öngören torba  yasa ile kurdu. Bakanlık bünyesinde Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü oluşturuldu. Bu  Genel Müdürlük,  ÖSYM’nin düzenlediği sınavlardaki tüm görevleri üstlenecek. Bundan sonra  bakanlıklara ÖSYM tarafından yapılan tek bir KPSS sınavı ile personel atanması sistemine de son verilecek. Merkezi olarak düzenlenen tek bir sınav yerine tüm bakanlık ve kurumlara kendi ihtiyaçlarına göre alacakları memurlar için sınav düzenleme yetkisi verilecek.

Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde 8 Daire Başkanlığı kuruluyor. Bu  Daire Başkanlıkları;   “Araştırma ve Geliştirme”, “Baskı ve Sevk Hizmetleri”, “İdari ve Mali İşler”, “Ölçme Değerlendirme ve Yerleştirme Hizmetleri”, “Sınav Güvenliği ve Sınav Yönetimi”, “Sınav Yönetimi, Moral Motivasyon ve Rehberlik”, “Soru Oluşturma ve Geliştirme”, “Veri Analizi, İzleme ve Değerlendirme” olarak isimlendirilecek. Yasaya göre, MEB bünyesinde kurulacak bu   Genel Müdürlük “Sınav, ölçme değerlendirme, yerleştirme ve diğer hizmet bedellerini  belirleme, tahsil etme ve döner sermaye hesabını tutma”  görevi de var. Böylece MEB, “sınav ücreti, tercih formu ve yerleştirme ücretleri” gibi çok sayıda kalem üzerinden büyük bir  gelir elde edecek.

Bu düzenlemelerle ÖSYM’nin ve dolayısıyla YÖK’ün üniversitelere girişte pek etkisi ve yetkisi kalmayacak. Bu konuda bütün yetki MEB’nda toplanacak. TEOG gibi belki de ortaöğretimden yükseköğretime geçişi sınavı da OYÜG adını alacak. Görünen o ki, üniversitelere geçiş sınavlarında 40 yıl öncesine dönülecek.  Bazı üniversiteler MEB’nın verileri dışında kendileri de özel sınavlar yapacaklar. Sınavlarla ilgili dedikodular bitmeyecek ve belki de artacak. Eğitim iş kolundaki yetkili sendikaların adı da bu dedikodular içinde geniş yer alacak. KPSS de kaldırılıp her bakanlık kendi sınavı ile personel  alacağına göre ÖSYM de tarihe karışacak.

Dr. Sakin ÖNER

> Üniversiteye girişte TEOG modeline doğru

MEB Üniversitelere giriş sınavı ile ilgili köklü hazırlıklar yapıyor.  İlköğretimden ortaöğretime geçişi  ortaokul kademesinde yapılan TEOG  sınavlarına bağlayan Bakanlık, ortaöğretimden yükseköğretime geçişi de  lise kademesinde yapacağı sınavlara bağlayacak. Bu nedenle  MEB, şimdiden  ÖSYM yerine kendi Ölçme Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Müdürlüğü’nü kurdu.

Hükümet, son dönemde ardı ardına attığı adımlarla halen liselere geçiş sınavı hariç Türkiye’deki tüm merkezi sınavları yapan ÖSYM’yi devre dışı bırakmaya hazırlanıyor. Her yıl yaklaşık 1.5 milyon öğrencinin katıldığı üniversiteye giriş sınavlarının hazırlanmasından, kitapçıkların dağıtımına, puanların hesaplanmasından yerleştirmeye kadar tüm sorumluluğu ÖSYM’ye ait olan LYS ve YGS’nin tamamen kaldırılması için çalışma yürütülüyor. MEB’in üzerinde çalıştığı yeni sisteme göre, üniversiteye girişte, tıpkı liselere geçişte olduğu gibi ortak merkezi sınavlar yapılması öngörülüyor. 2016-2017 eğitim-öğretim yılında uygulanması planlanan yeni sınav sistemi, öğrencilerin 4 yıllık lise eğitimleri boyunca aldığı bütün merkezi sınav sonuçları ile üniversiteye başvurmasını hedefliyor.

MEB, liselere ve üniversitelere geçiş sınavlarının tüm ayaklarını kendi bünyesine bağladı.  Bu süreçte ihtiyaç duyduğu altyapı örgütlenmesini ise,  dershanelerin kapatılmasını öngören torba  yasa ile kurdu. Bakanlık bünyesinde Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü oluşturuldu. Bu  Genel Müdürlük,  ÖSYM’nin düzenlediği sınavlardaki tüm görevleri üstlenecek. Bundan sonra  bakanlıklara ÖSYM tarafından yapılan tek bir KPSS sınavı ile personel atanması sistemine de son verilecek. Merkezi olarak düzenlenen tek bir sınav yerine tüm bakanlık ve kurumlara kendi ihtiyaçlarına göre alacakları memurlar için sınav düzenleme yetkisi verilecek.

Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde 8 Daire Başkanlığı kuruluyor. Bu  Daire Başkanlıkları;   “Araştırma ve Geliştirme”, “Baskı ve Sevk Hizmetleri”, “İdari ve Mali İşler”, “Ölçme Değerlendirme ve Yerleştirme Hizmetleri”, “Sınav Güvenliği ve Sınav Yönetimi”, “Sınav Yönetimi, Moral Motivasyon ve Rehberlik”, “Soru Oluşturma ve Geliştirme”, “Veri Analizi, İzleme ve Değerlendirme” olarak isimlendirilecek. Yasaya göre, MEB bünyesinde kurulacak bu   Genel Müdürlük “Sınav, ölçme değerlendirme, yerleştirme ve diğer hizmet bedellerini  belirleme, tahsil etme ve döner sermaye hesabını tutma”  görevi de var. Böylece MEB, “sınav ücreti, tercih formu ve yerleştirme ücretleri” gibi çok sayıda kalem üzerinden büyük bir  gelir elde edecek.

Bu düzenlemelerle ÖSYM’nin ve dolayısıyla YÖK’ün üniversitelere girişte pek etkisi ve yetkisi kalmayacak. Bu konuda bütün yetki MEB’nda toplanacak. TEOG gibi belki de ortaöğretimden yükseköğretime geçişi sınavı da OYÜG adını alacak. Görünen o ki, üniversitelere geçiş sınavlarında 40 yıl öncesine dönülecek.  Bazı üniversiteler MEB’nın verileri dışında kendileri de özel sınavlar yapacaklar. Sınavlarla ilgili dedikodular bitmeyecek ve belki de artacak. Eğitim iş kolundaki yetkili sendikaların adı da bu dedikodular içinde geniş yer alacak. KPSS de kaldırılıp her bakanlık kendi sınavı ile personel  alacağına göre ÖSYM de tarihe karışacak.

Dr. Sakin ÖNER

Son Güncelleme: Pazartesi, 02 Haziran 2014 11:26

Gösterim: 2468

Okul öncesi eğitim neden önemli? Okul öncesi eğitim kaç yaşında başlamalı? Okul öncesi eğitim kurumlarını seçerken nelere dikkat edilmeli? Özel Deva Anadolu Sağlık Meslek Lisesi Müdürü Dr. Mustafa Mete okul öncesi eğitimle ilgili merak edilenleri yazdı.

Okul öncesi eğitimin çocuklar, aileler ve toplum açısından birçok faydası vardır. 0-6 yaş arasını kapsayan erken çocukluk dönemi çocuğun en hızlı geliştiği dönemdir. Beyin yapısı ve fonksiyonlarının gelişiminin üçte ikilik bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanmaktadır. 3 yaşına kadar bir çocuğun beyni bir yetişkinden 2,5 kat fazla çalışır,  6 yaşına kadar bir profesörden 2 kat hızlıdır.

Yapılan tüm uluslararası araştırmalar ve uygulanan testler göstermektedir ki 0-6 yaş grubunda, gelişim düzeyinde okul öncesi eğitimi almış çocukların, akademik programlarda eğitim almış olanlara göre 1. sınıf başarı düzeyleri daha yüksektir. Okuma yazmaya daha hızlı geçmektedirler.12 yaşında IQ değerleri 5 puan daha yüksektir, 15 yaşında yetenek sınavlarında % 90 -100 arası başarı sağlarlar. % 65’i liseyi, % 45’i üniversiteyi sorunsuz kazanır ve bitirir.

Yetişkin olduklarında dış dünyayla kolay ve sağlıklı iletişim kuran, sosyal insanlar olurlar. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için belirleyicidir. Yapılan çalışmalar okul öncesi eğitim alan çocuklarda okula devam oranlarının ve okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM KAÇ YAŞINDA BAŞLAMALI?

Okul öncesi eğitim için, hazır olma yaşı her çocuk için aynı değildir. Genel olarak anaokuluna başlama yaşının 2-4 yaş arası olduğunu söyleyebiliriz. Gelişimsel olarak bazı çocuklar 2 yaşında, bazı çocuklar da 3-4 yaşında anaokuluna başlamak için hazır olabilmektedir. 

Annenin çalışması nedeniyle daha önceden anneden ayrı kalmaya alışık olan, ihtiyaçlarını konuşarak veya başka biçimlerde ifade edebilen, basit komutları izleyebilen, yürüme ve koşma gibi kaba motor fonksiyonları gelişmiş olan çocuklar hangi yaşta olurlarsa olsunlar, anaokuluna başlayabilirler.

Konuşma, yeme, içme, hırçınlık, saldırganlık, büyüklerden ayrılamama, aşırı hareketlilik gibi sorunları olan çocukların anaokuluna gitmeleri de özellikle tavsiye edilebilmektedir.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE UYGULANAN YÖNTEMLER NELERDİR?

REGGIO EMILIA EĞİTİM METODU; Reggio Emilia, 1970'lerden bu yana kreş, anaokulları ve üniversitelerin işbirliğiyle rafine edilmiş başarılı etkin öğrenme yöntemidir. Reggio Emilia metodunun en önemli özelliği; çocuğun istenilen yeteneklerini geliştirebileceği, özenle düzenlenmiş ortam sunmasıdır.

Ortam; çocuğun farklı kişiler arasında ilişki kurması, hoş çevre yaratması, değişimler, etkinlikler ve alternatifler sunması, sosyo-etkin-bilişsel öğrenmenin gelişmesi için potansiyel sağlaması açısından çok önemlidir.

SCAMPER; Yaratıcı düşünmenin geliştirilmesinde kullanılan uygulanması kolay, eğlenceli bir beyin fırtınası yöntemidir.  Çocuklara farklı düşünme, hayal kurma ve sezgilerini kullanarak özgün ürünler ortaya koyma şansı verir.

SCAMPER zihinsel kalıplarımızın ötesinde hareket etmemizi sağlar. Çocuklara düşüncele¬rini değiştirmeleri ya da birleştirmeleri konusunda adım attırarak yaratıcı düşünmelerini sağlar. Michalko'ya göre SCAMPER'ın felsefesi şudur: "Her fikir var olan başka bir fikirden doğar"

ALTI ŞAPKALI DÜŞÜNME TEKNİĞİ

1. Beyaz Şapka. Beyaz tarafsız ve objektiftir.

2. Kırmızı Şapka. Kırmızı öfke tutku ve duyguyu çağrıştırır. Duygusal bir bakış açısı verir.

3. Siyah Şapka. Siyah karamsar ve olumsuzdur, kötümserdir. Bir şeyin niçin yapılmayacağını görür.

4. Sarı Şapka. Sarı güneş gibi aydınlık ve olumludur. İyimser umutlu ve olumlu düşünme ile ilgilidir.

5. Yeşil Şapka. Yeşil bereket ve verimli büyüme demektir. Yaratıcılık ve yeni fikirlerle ilgilidir. Yeşil renk, büyümenin, enerjinin ve yaşamın simgesi olan bitkileri çağrıştırır.

6. Mavi Şapka. Mavi serinkanlılığı temsil eder ve her şeyin üstündeki göğün rengidir. Düşünme sürecinin düzenlenmesine yardımcı olur.

SORU-CEVAP YÖNTEMİ, öğrencilere düşünme, konuşma ve yorum yapma alışkanlıkları kazandırma bakımından önemlidir

GEMS YÖNTEMİ

Tasarımları gereği GEMS etkinlikleri eylemle başlar. Kavramlar, öğrenciler konuyla tanıştıktan ve konu hakkında bir fikre sahip olup soru sormaya başladıktan sonra tartışılmaktadır. Önce yapıp sonra açıklamak şeklindeki bu yöntem, öğrencinin kendiliğinden harekete geçmesini, konunun temelindeki kavram ve fikirleri anlamak için gereken deneyimi edinmesini ve eleştirel düşünmesini sağlamaktadır. İdeal olarak öğrenciler, bu etkinliği gerçekleştirerek anlamalarını istediğiniz kavramlara sorularıyla kendiliklerinden yönelecektir.

GÖSTERİ YÖNTEMİ (DEMONSTRASYON):

Belirli olgu ve olaylara ilişkin bilgi edinmek, ilkeleri açıklamak, bir takım teknik ve becerileri öğretmek amacıyla öğrencilerin önünde anlatılanları deneme, yapma işi ve gösteri tekniğidir.

İŞBİRLİĞİNE DAYALI ÖĞRENME

İşbirliğine dayalı öğrenme, çocukların ortak bir amaç için birlikte beraber çalışmaları ile sağlanan bir öğrenme biçimi ve türüdür. İşbirliği gerektiren ortak çalışma sırasında farklı yetenekte olan çocukların birbirlerine yardımcı olarak öğrendikleri sanısı, bu tür öğrenmenin temelini oluşturur.

Çocukların birbirleriyle işbirliği kurarak, problem çözmeye, özgün bir yaratı ortaya çıkarmaya ya da bilgi toplamaya çalıştıkları işbirliği yolu ile öğrenme, eğitici drama etkinliklerinde sık yararlanılan bir öğrenme yoludur.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM KURUMLARINI SEÇERKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

•             Burada birinci önemli olan öğretmendir.  Bu öğretmen kim, nerede eğitim almış, nasıl bir performans göstermiş bugüne kadar, bu çok önemlidir.

•             Okulun bulunduğu mekân çok önemlidir.

•             Okulun sağladığı fiziki imkânlar, okul gereçleri, eğitim araçları, bunlar çok önemlidir.

•             Okulun disiplin anlayışı ile ailenin disiplin anlayışının benzer, en azından yakın olması çok önemlidir.

•             Biz burada okulda, okulun sadece çocukları eğitmesini değil, anne babaları da eğitmesini bekliyoruz. Beni öğrencilerime her zaman söylediğim şey şu; her çocuğu kaydettiğinizde onun anne babasına da karşı sorumluluklarınız var. Çünkü anne babalar profesyonel eğitimciler değil. Anne baba olmak ayrı bir şey, eğitimci olmak ayrı bir şeydir. Onların yapabilecekleri hataları bizim eğitimcilerimizin görmesi ve onları doğru davranışlara yönlendirmesi burada çok önemlidir.

•             Ben çok süslü ve pırıltılı okullardan haz etmiyorum doğrusu, zaten hiçbir uzman da bunu önermiyor.

•             Sade olması, temizliğe dikkat edilmesi, güvenli bir ortam olması ve en önemlisi çocuğun burada kendini rahat hissetmesi, rahatça hareket edip eşyalara dokunabilmesi, oyun mekânlarının çocukların ihtiyaçlarına cevap verecek genişlikte ve rahatlıkta olması ve eğitim materyalinin zengin olması tercih sebepleri arasındadır.

Kurumun bir felsefesi ve uyguladığı yazılı bir sistemi olması gerekmektedir. Bu felsefenin sizin görüş ve beklentilerinize uygunluğu önemlidir. Kurumun kapısı size sürekli açık olmalıdır. Kendinizin ve çocuğunuzun gereksinimleri doğrultusunda, her zaman kurumu, sınıfı ziyaret edebilmelisiniz ve bu belirli gün ve saatlerle sınırlandırılmış olmamalıdır.

0-6 yaş grubunun öğrenme sistemi, somut, aktif, keşfe ve deneye dayalıdır. Akademik ve çocukları zorlayacak yaklaşımlardan ve beklentilerden kaçınılmalıdır. Günlük plan, çocukların, küçük kas-büyük kas, zihinsel, bilişsel ve sosyal gelişimine ait çalışmaların tümünü birden ve dengeli olarak içermelidir.

Çocuklara günlük işleyişte bireysel davranabilme ortamı mutlaka sağlanmalı ve tüm aktiviteler için seçme hakkı tanınmalıdır. Çocukların sosyal yaşam biçimlerinin ve toplumsal kurallarının oluşabilmesi, gelişebilmesi için, pozitif ve destekleyici davranılmalı, kırıcı, örseleyici davranışlardan kaçınılmalıdır.

Öğretmen-Çocuk İletişimi: Öğretmenler çocuklarla iletişim kurarken göz seviyesinde bulunmalı, konuşma biçimleri sıcak ve sevecen olmalıdır. Öğretmenler çocukların gereksinimlerini anında yanıtlamalı, çocukların sınıf içi davranışlarında rahat, canlı ve neşeli oldukları gözlenmelidir.

Öğretmen-Veli İletişimi: Öğretmenler, günlük olarak çocukların beslenme ve sağlık konularında, fiziksel ve ruhsal değişikliklerinde ailelere sözlü veya yazılı olarak bilgi aktarmalıdırlar. Ayrıca periyodik değerlendirme yapılarak, aileye gelişim düzeyi aktarılmalıdır.

Kurum-Veli İletişimi: Okul ve aile işbirliği içerisinde, çocuğun gelişimini olumlu yönde desteklemeli, yaşanan problemlerde birlikte çözüm üretebilmelidirler. Aileler, eğitim planı, işleyiş, program ve çocukları etkileyebilecek değişikliklerden kurum tarafından düzenli haberdar edilmelidirler.

MARKA OKULLAR OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE NASIL BİR MODEL UYGULUYOR?

Okul öncesi dönemde, çocukları öğrenmeye motive etmek, öz güven oluşturmak, iletişim becerilerini geliştirmek ve gelecek akademik hayatlarında başarı ile öne çıkmalarını sağlamak amacıyla okulda geliştirilmiş bir eğitim destek programı olan uygulamaktadır.

Okulda uygulanan eğitim programını Amerika ve Avrupa’nın seçkin anaokulu ve okul öncesi kurumlarında uygulanmakta olan okul öncesi anaokulu eğitim programları oluşturulmaktadır.

Okul öncesi dönem, kişinin “birey” olma yolunda ilerlediği gelişim sürecinin en kritik dönemidir. Bizler çocuğun içinde bulunduğu bu çok önemli sürecin bilinçli bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. İşte bu nedenle aktif öğretim yöntemi ile çoklu zekâya hitap ederek eğitim ve öğretim yapılmasının yerinde olduğunu düşünüyoruz.

 Dilsel, matematiksel, görsel, bedensel, müziksel, sosyal, içsel ve doğal zekâları gibi zekâ türlerine yönelik çalışmalarla çocuğun var olan potansiyelini en iyi şekilde kullanmasını öğretmeye gayret ediyoruz.

Biz onlara beceri ve yaratıcılıklarını özgürce ortaya koyabilecekleri  bir öğrenme ortamı hazırlıyoruz. Mutlu, sağlıklı, eğlenceli, güvenli ve öğrenmeye ilgi uyandıran  bir ortamda; kendine güvenen, kişisel ve sosyal sorumluluklarını taşıyan, kendini değerlendirebilen, yaşadığı dünyaya duyarlı, ilke ve değerlerine sahip, yaşama dönük bireyler yetiştirmeyi hedef olarak görüyoruz.

GEMS etkinlikleri ile öğrencilerimize heyecan verici etkili fen ve matematik etkinliklerini sınıflara taşıyan kaliteli ve esnek bir ders programı uygulanmasını daha uygun görüyoruz. GEMS etkinliklerinin amacı, temel bilimsel kavram ve yöntemleri açıklarken hayal gücünü etkilemektir. GEMS üniteleri, fen bilgisi eğitiminde “gözetimli keşif” yönteminin en iyi yönlerini yansıtmaktadır.

ANNE-BABALARA OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖNERİLERİ

Çocuğun eğitimi, okul ve aile arasında paylaşılan bir sorumluluktur. Anne babalar çocuğun eğitimine ne kadar erken katılırlarsa çocuğun kazanımları da o oranda artacaktır.    

Anne babaların eğitime katılımı, okul ve ev arasındaki devamlılığı da sağlayarak kazanılan bilgi ve becerilerin pekiştirilmesinde ve eğitimde sürekliliğin sağlanması sonucunda başarının artmasında etkilidir.

Aile eğitim etkinlikleri; çocuk sağlığı, çocuk gelişimi, davranış yönetimi, iletişim, beslenme, ruh sağlığı gibi konularda ailelerin bilgi ve becerilerini geliştirmeye yönelik sistemli ve planlı alışmalardır. Aile eğitimlerinden olumlu sonuçlar elde edebilmek için eğitimlerin etkili bir şekilde planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.   

Aile eğitimi programlarında aile bireylerinin genellikle de anne babaların çocuk yetiştirme becerilerinin geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekir. Genellikle toplumda her konuda yaşanan hızlı değişimler, anne babaların eğitim gereksinimlerini de farklılaştırmaktadır.

Eğitim gereksinimleri farklılaşabilmesine rağmen temelde aile eğitimi; anne babalara çocuklarının fiziksel, ruhsal, duygusal ve sosyal yönden gelişimlerinin her aşamasında gerekli olan yetenek ve anlayışı kazanmalarına yardımcı olan bir eğitimdir. Çocuk belli yaşantısında aile ortamının yanı sıra okul ortamı da etkin biçimde yer almaktadır. Bu noktada çocuk için okul ve aile ortamında ortak amaçların ve yaklaşımların benimsenmesi ve sergilenmesi gereklidir.

Ortak amaç ve yaklaşımların belirlenmesi, uygulanması ve değerlendirilmesinde ise, aile eğitimi ve katılımı çalışmaları önem kazanmaktadır. Aile eğitimi ve katılımının önemi, öğrenimin her düzeyindeki pek çok araştırma ile ortaya konulmuştur. Bu nedenle okul öncesi eğitim kurumlarında aile eğitimleri yapılması ve bu eğitimlere ailelerin katılımı çocukların gelişim ve eğitiminde başarıyı ve sürekliliği sağlayacaktır.

Dr. Mustafa Mete

Özel Deva Anadolu Sağlık Meslek Lisesi Müdürü

> Okul öncesi eğitim neden önemli?

Okul öncesi eğitim neden önemli? Okul öncesi eğitim kaç yaşında başlamalı? Okul öncesi eğitim kurumlarını seçerken nelere dikkat edilmeli? Özel Deva Anadolu Sağlık Meslek Lisesi Müdürü Dr. Mustafa Mete okul öncesi eğitimle ilgili merak edilenleri yazdı.

Okul öncesi eğitimin çocuklar, aileler ve toplum açısından birçok faydası vardır. 0-6 yaş arasını kapsayan erken çocukluk dönemi çocuğun en hızlı geliştiği dönemdir. Beyin yapısı ve fonksiyonlarının gelişiminin üçte ikilik bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanmaktadır. 3 yaşına kadar bir çocuğun beyni bir yetişkinden 2,5 kat fazla çalışır,  6 yaşına kadar bir profesörden 2 kat hızlıdır.

Yapılan tüm uluslararası araştırmalar ve uygulanan testler göstermektedir ki 0-6 yaş grubunda, gelişim düzeyinde okul öncesi eğitimi almış çocukların, akademik programlarda eğitim almış olanlara göre 1. sınıf başarı düzeyleri daha yüksektir. Okuma yazmaya daha hızlı geçmektedirler.12 yaşında IQ değerleri 5 puan daha yüksektir, 15 yaşında yetenek sınavlarında % 90 -100 arası başarı sağlarlar. % 65’i liseyi, % 45’i üniversiteyi sorunsuz kazanır ve bitirir.

Yetişkin olduklarında dış dünyayla kolay ve sağlıklı iletişim kuran, sosyal insanlar olurlar. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için belirleyicidir. Yapılan çalışmalar okul öncesi eğitim alan çocuklarda okula devam oranlarının ve okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM KAÇ YAŞINDA BAŞLAMALI?

Okul öncesi eğitim için, hazır olma yaşı her çocuk için aynı değildir. Genel olarak anaokuluna başlama yaşının 2-4 yaş arası olduğunu söyleyebiliriz. Gelişimsel olarak bazı çocuklar 2 yaşında, bazı çocuklar da 3-4 yaşında anaokuluna başlamak için hazır olabilmektedir. 

Annenin çalışması nedeniyle daha önceden anneden ayrı kalmaya alışık olan, ihtiyaçlarını konuşarak veya başka biçimlerde ifade edebilen, basit komutları izleyebilen, yürüme ve koşma gibi kaba motor fonksiyonları gelişmiş olan çocuklar hangi yaşta olurlarsa olsunlar, anaokuluna başlayabilirler.

Konuşma, yeme, içme, hırçınlık, saldırganlık, büyüklerden ayrılamama, aşırı hareketlilik gibi sorunları olan çocukların anaokuluna gitmeleri de özellikle tavsiye edilebilmektedir.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE UYGULANAN YÖNTEMLER NELERDİR?

REGGIO EMILIA EĞİTİM METODU; Reggio Emilia, 1970'lerden bu yana kreş, anaokulları ve üniversitelerin işbirliğiyle rafine edilmiş başarılı etkin öğrenme yöntemidir. Reggio Emilia metodunun en önemli özelliği; çocuğun istenilen yeteneklerini geliştirebileceği, özenle düzenlenmiş ortam sunmasıdır.

Ortam; çocuğun farklı kişiler arasında ilişki kurması, hoş çevre yaratması, değişimler, etkinlikler ve alternatifler sunması, sosyo-etkin-bilişsel öğrenmenin gelişmesi için potansiyel sağlaması açısından çok önemlidir.

SCAMPER; Yaratıcı düşünmenin geliştirilmesinde kullanılan uygulanması kolay, eğlenceli bir beyin fırtınası yöntemidir.  Çocuklara farklı düşünme, hayal kurma ve sezgilerini kullanarak özgün ürünler ortaya koyma şansı verir.

SCAMPER zihinsel kalıplarımızın ötesinde hareket etmemizi sağlar. Çocuklara düşüncele¬rini değiştirmeleri ya da birleştirmeleri konusunda adım attırarak yaratıcı düşünmelerini sağlar. Michalko'ya göre SCAMPER'ın felsefesi şudur: "Her fikir var olan başka bir fikirden doğar"

ALTI ŞAPKALI DÜŞÜNME TEKNİĞİ

1. Beyaz Şapka. Beyaz tarafsız ve objektiftir.

2. Kırmızı Şapka. Kırmızı öfke tutku ve duyguyu çağrıştırır. Duygusal bir bakış açısı verir.

3. Siyah Şapka. Siyah karamsar ve olumsuzdur, kötümserdir. Bir şeyin niçin yapılmayacağını görür.

4. Sarı Şapka. Sarı güneş gibi aydınlık ve olumludur. İyimser umutlu ve olumlu düşünme ile ilgilidir.

5. Yeşil Şapka. Yeşil bereket ve verimli büyüme demektir. Yaratıcılık ve yeni fikirlerle ilgilidir. Yeşil renk, büyümenin, enerjinin ve yaşamın simgesi olan bitkileri çağrıştırır.

6. Mavi Şapka. Mavi serinkanlılığı temsil eder ve her şeyin üstündeki göğün rengidir. Düşünme sürecinin düzenlenmesine yardımcı olur.

SORU-CEVAP YÖNTEMİ, öğrencilere düşünme, konuşma ve yorum yapma alışkanlıkları kazandırma bakımından önemlidir

GEMS YÖNTEMİ

Tasarımları gereği GEMS etkinlikleri eylemle başlar. Kavramlar, öğrenciler konuyla tanıştıktan ve konu hakkında bir fikre sahip olup soru sormaya başladıktan sonra tartışılmaktadır. Önce yapıp sonra açıklamak şeklindeki bu yöntem, öğrencinin kendiliğinden harekete geçmesini, konunun temelindeki kavram ve fikirleri anlamak için gereken deneyimi edinmesini ve eleştirel düşünmesini sağlamaktadır. İdeal olarak öğrenciler, bu etkinliği gerçekleştirerek anlamalarını istediğiniz kavramlara sorularıyla kendiliklerinden yönelecektir.

GÖSTERİ YÖNTEMİ (DEMONSTRASYON):

Belirli olgu ve olaylara ilişkin bilgi edinmek, ilkeleri açıklamak, bir takım teknik ve becerileri öğretmek amacıyla öğrencilerin önünde anlatılanları deneme, yapma işi ve gösteri tekniğidir.

İŞBİRLİĞİNE DAYALI ÖĞRENME

İşbirliğine dayalı öğrenme, çocukların ortak bir amaç için birlikte beraber çalışmaları ile sağlanan bir öğrenme biçimi ve türüdür. İşbirliği gerektiren ortak çalışma sırasında farklı yetenekte olan çocukların birbirlerine yardımcı olarak öğrendikleri sanısı, bu tür öğrenmenin temelini oluşturur.

Çocukların birbirleriyle işbirliği kurarak, problem çözmeye, özgün bir yaratı ortaya çıkarmaya ya da bilgi toplamaya çalıştıkları işbirliği yolu ile öğrenme, eğitici drama etkinliklerinde sık yararlanılan bir öğrenme yoludur.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM KURUMLARINI SEÇERKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

•             Burada birinci önemli olan öğretmendir.  Bu öğretmen kim, nerede eğitim almış, nasıl bir performans göstermiş bugüne kadar, bu çok önemlidir.

•             Okulun bulunduğu mekân çok önemlidir.

•             Okulun sağladığı fiziki imkânlar, okul gereçleri, eğitim araçları, bunlar çok önemlidir.

•             Okulun disiplin anlayışı ile ailenin disiplin anlayışının benzer, en azından yakın olması çok önemlidir.

•             Biz burada okulda, okulun sadece çocukları eğitmesini değil, anne babaları da eğitmesini bekliyoruz. Beni öğrencilerime her zaman söylediğim şey şu; her çocuğu kaydettiğinizde onun anne babasına da karşı sorumluluklarınız var. Çünkü anne babalar profesyonel eğitimciler değil. Anne baba olmak ayrı bir şey, eğitimci olmak ayrı bir şeydir. Onların yapabilecekleri hataları bizim eğitimcilerimizin görmesi ve onları doğru davranışlara yönlendirmesi burada çok önemlidir.

•             Ben çok süslü ve pırıltılı okullardan haz etmiyorum doğrusu, zaten hiçbir uzman da bunu önermiyor.

•             Sade olması, temizliğe dikkat edilmesi, güvenli bir ortam olması ve en önemlisi çocuğun burada kendini rahat hissetmesi, rahatça hareket edip eşyalara dokunabilmesi, oyun mekânlarının çocukların ihtiyaçlarına cevap verecek genişlikte ve rahatlıkta olması ve eğitim materyalinin zengin olması tercih sebepleri arasındadır.

Kurumun bir felsefesi ve uyguladığı yazılı bir sistemi olması gerekmektedir. Bu felsefenin sizin görüş ve beklentilerinize uygunluğu önemlidir. Kurumun kapısı size sürekli açık olmalıdır. Kendinizin ve çocuğunuzun gereksinimleri doğrultusunda, her zaman kurumu, sınıfı ziyaret edebilmelisiniz ve bu belirli gün ve saatlerle sınırlandırılmış olmamalıdır.

0-6 yaş grubunun öğrenme sistemi, somut, aktif, keşfe ve deneye dayalıdır. Akademik ve çocukları zorlayacak yaklaşımlardan ve beklentilerden kaçınılmalıdır. Günlük plan, çocukların, küçük kas-büyük kas, zihinsel, bilişsel ve sosyal gelişimine ait çalışmaların tümünü birden ve dengeli olarak içermelidir.

Çocuklara günlük işleyişte bireysel davranabilme ortamı mutlaka sağlanmalı ve tüm aktiviteler için seçme hakkı tanınmalıdır. Çocukların sosyal yaşam biçimlerinin ve toplumsal kurallarının oluşabilmesi, gelişebilmesi için, pozitif ve destekleyici davranılmalı, kırıcı, örseleyici davranışlardan kaçınılmalıdır.

Öğretmen-Çocuk İletişimi: Öğretmenler çocuklarla iletişim kurarken göz seviyesinde bulunmalı, konuşma biçimleri sıcak ve sevecen olmalıdır. Öğretmenler çocukların gereksinimlerini anında yanıtlamalı, çocukların sınıf içi davranışlarında rahat, canlı ve neşeli oldukları gözlenmelidir.

Öğretmen-Veli İletişimi: Öğretmenler, günlük olarak çocukların beslenme ve sağlık konularında, fiziksel ve ruhsal değişikliklerinde ailelere sözlü veya yazılı olarak bilgi aktarmalıdırlar. Ayrıca periyodik değerlendirme yapılarak, aileye gelişim düzeyi aktarılmalıdır.

Kurum-Veli İletişimi: Okul ve aile işbirliği içerisinde, çocuğun gelişimini olumlu yönde desteklemeli, yaşanan problemlerde birlikte çözüm üretebilmelidirler. Aileler, eğitim planı, işleyiş, program ve çocukları etkileyebilecek değişikliklerden kurum tarafından düzenli haberdar edilmelidirler.

MARKA OKULLAR OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE NASIL BİR MODEL UYGULUYOR?

Okul öncesi dönemde, çocukları öğrenmeye motive etmek, öz güven oluşturmak, iletişim becerilerini geliştirmek ve gelecek akademik hayatlarında başarı ile öne çıkmalarını sağlamak amacıyla okulda geliştirilmiş bir eğitim destek programı olan uygulamaktadır.

Okulda uygulanan eğitim programını Amerika ve Avrupa’nın seçkin anaokulu ve okul öncesi kurumlarında uygulanmakta olan okul öncesi anaokulu eğitim programları oluşturulmaktadır.

Okul öncesi dönem, kişinin “birey” olma yolunda ilerlediği gelişim sürecinin en kritik dönemidir. Bizler çocuğun içinde bulunduğu bu çok önemli sürecin bilinçli bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. İşte bu nedenle aktif öğretim yöntemi ile çoklu zekâya hitap ederek eğitim ve öğretim yapılmasının yerinde olduğunu düşünüyoruz.

 Dilsel, matematiksel, görsel, bedensel, müziksel, sosyal, içsel ve doğal zekâları gibi zekâ türlerine yönelik çalışmalarla çocuğun var olan potansiyelini en iyi şekilde kullanmasını öğretmeye gayret ediyoruz.

Biz onlara beceri ve yaratıcılıklarını özgürce ortaya koyabilecekleri  bir öğrenme ortamı hazırlıyoruz. Mutlu, sağlıklı, eğlenceli, güvenli ve öğrenmeye ilgi uyandıran  bir ortamda; kendine güvenen, kişisel ve sosyal sorumluluklarını taşıyan, kendini değerlendirebilen, yaşadığı dünyaya duyarlı, ilke ve değerlerine sahip, yaşama dönük bireyler yetiştirmeyi hedef olarak görüyoruz.

GEMS etkinlikleri ile öğrencilerimize heyecan verici etkili fen ve matematik etkinliklerini sınıflara taşıyan kaliteli ve esnek bir ders programı uygulanmasını daha uygun görüyoruz. GEMS etkinliklerinin amacı, temel bilimsel kavram ve yöntemleri açıklarken hayal gücünü etkilemektir. GEMS üniteleri, fen bilgisi eğitiminde “gözetimli keşif” yönteminin en iyi yönlerini yansıtmaktadır.

ANNE-BABALARA OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖNERİLERİ

Çocuğun eğitimi, okul ve aile arasında paylaşılan bir sorumluluktur. Anne babalar çocuğun eğitimine ne kadar erken katılırlarsa çocuğun kazanımları da o oranda artacaktır.    

Anne babaların eğitime katılımı, okul ve ev arasındaki devamlılığı da sağlayarak kazanılan bilgi ve becerilerin pekiştirilmesinde ve eğitimde sürekliliğin sağlanması sonucunda başarının artmasında etkilidir.

Aile eğitim etkinlikleri; çocuk sağlığı, çocuk gelişimi, davranış yönetimi, iletişim, beslenme, ruh sağlığı gibi konularda ailelerin bilgi ve becerilerini geliştirmeye yönelik sistemli ve planlı alışmalardır. Aile eğitimlerinden olumlu sonuçlar elde edebilmek için eğitimlerin etkili bir şekilde planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.   

Aile eğitimi programlarında aile bireylerinin genellikle de anne babaların çocuk yetiştirme becerilerinin geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekir. Genellikle toplumda her konuda yaşanan hızlı değişimler, anne babaların eğitim gereksinimlerini de farklılaştırmaktadır.

Eğitim gereksinimleri farklılaşabilmesine rağmen temelde aile eğitimi; anne babalara çocuklarının fiziksel, ruhsal, duygusal ve sosyal yönden gelişimlerinin her aşamasında gerekli olan yetenek ve anlayışı kazanmalarına yardımcı olan bir eğitimdir. Çocuk belli yaşantısında aile ortamının yanı sıra okul ortamı da etkin biçimde yer almaktadır. Bu noktada çocuk için okul ve aile ortamında ortak amaçların ve yaklaşımların benimsenmesi ve sergilenmesi gereklidir.

Ortak amaç ve yaklaşımların belirlenmesi, uygulanması ve değerlendirilmesinde ise, aile eğitimi ve katılımı çalışmaları önem kazanmaktadır. Aile eğitimi ve katılımının önemi, öğrenimin her düzeyindeki pek çok araştırma ile ortaya konulmuştur. Bu nedenle okul öncesi eğitim kurumlarında aile eğitimleri yapılması ve bu eğitimlere ailelerin katılımı çocukların gelişim ve eğitiminde başarıyı ve sürekliliği sağlayacaktır.

Dr. Mustafa Mete

Özel Deva Anadolu Sağlık Meslek Lisesi Müdürü

Son Güncelleme: Cumartesi, 17 May 2014 11:05

Gösterim: 6481


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.