Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

İyi bir üniversitenin ve geleceğin anahtarı olan liselerin 2011 SBS yerleştirme puanlarına göre en yüksek puanla öğrenci alan ilk 10 sıralaması ve puanları şöyle...

 

Türkiye'nin ilk 1o lisesi - Bahçeşehir Koleji1. Bahçeşehir Koleji Fen ve Teknoloji Lisesi 494.611
2 .Özel Samanyolu Fen Lisesi 494.101
3. Galatasaray Lisesi 493.313
4. Ankara Fen Lisesi 492.381
5. İstanbul Lisesi 491.738
6. Özel Fatih Fen Lisesi 491.543
7. İzmir Fen Lisesi 491.285
8. Özel Atlantik Ahmet Ulusoy Fen Lisesi 491.212
9. Özel Yamanlar Fen Lisesi 491.090
10 .Beşiktaş Kabataş Erkek Lisesi 490.257

> Türkiye'nin en iyi ilk 10 lisesi

İyi bir üniversitenin ve geleceğin anahtarı olan liselerin 2011 SBS yerleştirme puanlarına göre en yüksek puanla öğrenci alan ilk 10 sıralaması ve puanları şöyle...

 

Türkiye'nin ilk 1o lisesi - Bahçeşehir Koleji1. Bahçeşehir Koleji Fen ve Teknoloji Lisesi 494.611
2 .Özel Samanyolu Fen Lisesi 494.101
3. Galatasaray Lisesi 493.313
4. Ankara Fen Lisesi 492.381
5. İstanbul Lisesi 491.738
6. Özel Fatih Fen Lisesi 491.543
7. İzmir Fen Lisesi 491.285
8. Özel Atlantik Ahmet Ulusoy Fen Lisesi 491.212
9. Özel Yamanlar Fen Lisesi 491.090
10 .Beşiktaş Kabataş Erkek Lisesi 490.257

Son Güncelleme: Perşembe, 26 Ocak 2012 21:34

Gösterim: 13393

Ailelere insan olmanın temel değerlerine odaklanarak çocuklarının bağımsızlaşma yolculuklarına eşlik etmelerini öneren Prof. Dr. Yankı Yazgan, pek çok konuyu ele alarak önerilerde bulundu.

yanki_yazgan_aralik_2021Sınırları uygulamadan önce anne babalar öncelikle çocuklarına kulak vermeli ve tepkilerine olumsuz da olsa gerçekçi geri bildirimler vermeye özen göstermelidir. Anne babalar koydukları sınırların gerçekçiliğini şu dört soru ile sınayabilir:

● Sınırlar çocuğun gelişimine katkıda bulunacak mı?
● Çocuk bu sınırları anlayabilir mi?
● Bu sınırlar uygulanmazsa çocuk ne kaybeder?
● Bu sınırları kendi rahatım için mi uyguluyorum?
Prof. Dr. Yankı Yazgan Hisar Okulları’nın Türkiye’deki tüm ailelere ve eğitimcilere açık düzenlenen “Açık Kaynak” Veli Seminerlerine konuk oldu. Yazgan pandeminin etkisiyle ailelerin anlam kaybı ve geleceğe ilişkin güvensizlik duygusu yaşadığına değinerek, bu süreçte çocuklara uygulanan sınır ve kurallar sisteminde de aksaklıklar yaşandığını ekledi. Yazgan, sınırların ebeveynlerin rahatlığına değil çocukların bağımsızlaşmasına hizmet etmesi gereken uygulamaları olduğuna dikkat çekti. Çocuklara özgüven kadar diğer bireylere güvenmeyi öğretmenin önemli olduğunu belirten Yazgan, uzaktan eğitim döneminde evin ve işin eve taşınmasıyla denetleyici rollerini fazlasıyla benimseyen anne babalara bu yanılsamadan uzaklaşmalarını tavsiye etti. 

Anne babalar pandemi döneminde üstlendiği sorumlulukları yeniden okula ve öğrenciye devretmeliler
Yazgan: “Okulu evde yaşamak öğrencilerde, ailelerde ve okul kavramında değişikliklere neden oldu. Anne-babalar hem çalışıp hem çocuğun eğitimini koordine etmeye uğraştılar. İmkansıza yakın bir misyonu görevi yerine getirmek için anne babalar büyük bir sorumlulukla uğraştılar. Aslında bizler çocukların yaşamını kontrol edebileceğimiz yanılsaması içindeyiz. Aileler başkalarına güvenip devredebileceği konulara enerjilerini boşa harcamamalılar. Tüm dünyada sağlık ve eğitim gibi alanlardaki otoriteleri temsil eden kurumlara güvenin sarsıldığı bir dönemden geçiyoruz. Sağlık sistemi aşı çözümünü üretmesine rağmen bu güvensizlik devam ediyor. Okulla ilgili güvensizlikler de buna benziyor. Ancak aileler müfettişlik yerine çocuğun hayatında başka roller oynamalarının önüne geçen bu duygu üzerinde düşünmeliler.”

Anne babalığın belirleyici duygusu kaygı ve evham, unutmayalım geleceği değil ama bugünü kontrol edebiliriz
“Araştırmalara göre kaygı ve evham anne babalığın belirleyici duygusudur, çünkü şu anda olana değil sonra ne olacak üzerine odaklanır aileler. Aslında bugüne bakmalı, bugün hangi adımların atılması gerektiği gibi basit şeylere odaklanmalıyız. Bu ‘günü kurtarmak’ gibi gözükse de aslında geleceğe hazırlayan bugünkü adımlardır. Çocukların ve gençlerin düşünce sistemi yetişkinlerden farklıdır. Onlar bugünle motive olurlar. 15 yaşında bir çocuğa 30 yaşında nasıl bir iş insanı olacağıyla ilgili hayal kurmasını istemek onlar için çok uzak bir gelecektir. Biz de geleceği değil ama bugünü kontrol edebiliriz.”

Bizi bugüne getiren evrensel değerler var, önce evde sonra okulda insan olmayı öğrenmeliyiz
“Okullar yaklaşık 18. Yüzyıldan beri mevcut, toplumsal devamlılığı sağlamak için kurulmuş yeni ve modern bir mekanizmalar. 1575’te yazılmış Montaigne’in denemelerini okuduğunuzda ya da dinlediğinizde ise; iyi olmak, insanlara zarar vermemek gibi bazı insan olma özelliklerinde değişiklik olmadığını görüyoruz. Modern teknolojiyle araçlar değişse de insan olmayla ilgili temel ilkeler değişecek gibi durmuyor. O zaman okulu insan olmayı öğrendiğimiz bir yer olarak kabul etmeliyiz. Ailelere sınav sonuçları veya okulun sunduğu yemeklerden önce, okullar hakkında karar verirken bu konulara eğilmelerini öneriyorum.”
Çocuk özgüven kadar, başkalarına da güven duymayı öğrenirse hayatta daha rahat eder
“Aileler başka şehirde okuyan çocuklarının eve geldiğinde yeniden dokuzda evde olmasını istiyor, oysaki gençler evden uzaktayken aileler bu konuya müdahale edemiyor. Herkes çocuğunun özgüvenli olmasını istiyor ama aslında başkasına güvenmeyi öğrenen bir çocuk hayatta çok daha rahat ediyor. Dünya iklim, göçler gibi birçok nedenden ötürü güvenilir bir yer olmaktan çıkıyor, bu yüzden hepimizin güvenmekle ilgili bir sıkıntımız var. Yine de kendi küçük dünyalarımızda güvenilebilir insanlar bulabiliriz, buna da ihtiyacımız var.”

Okullar iletişim kurarak, çocuklara ilişkin norm dışı davranışları yönetme konusundaki becerileri konusunda ailelere güven vermeliler
“Aileler elbette ki çocukların nasıl bir ortamda eğitim aldığını, arkadaşlarını, öğretmenlerini ve sınıflarını görmek istiyorlar. Ancak bu parametreler daha çok bizi rahatlatan, hatta kandırılmamızı kolaylaştıran şeyler. Bu konularda aileler kendilerine fazla güvenmemeli. Ancak norm dışı davranışlar sergileyen çocuklar söz konusu olduğunda dikkatli olmak gerekli, çünkü tüm çocukların üçte biri okul hayatı içinde bir dönemde norm dışı davranış sergiliyor. Okulların bu durumları her defasında iyi yönetme konusunda sıkıntıları olabiliyor. Bu konuda okullar daha detaylı bilgi verebilir aileleri rahatlatmak için.”

Ortaokul çağındaki çocuğunu yatağında uyutan aileler var; oysaki aileler yaşla birlikte çocuğa ilişkin sınırların değişebileceğini anlamalı ve onun bağımsızlaşmasına destek olmalı
“Sınırlar kendimizin ve başkalarının zarar görmesinin önüne geçen yöntemlerdir. Örneğin bedensel sınırlar yaşla birlikte değişir. 1.5 yaşında banyosunu yaptırdığınız çocuk 15 yaşına geldiğinde tek başına kendini temizlemesine izin vermelisiniz. Aileler kimi zaman buna izin vermiyor. Ergenlerde kapıyı çalmadan içeri girmek, kendi başına banyo yapmasına izin vermemek gibi durumlarla karşılaşıyoruz. Çocuklarının sınırlarına saygılı olduğunu söyleyen anne babaların bazıları ortaokul yaşındaki çocuklarını yatağında uyutma konusunda sınırı görmezden geliyor. Oysaki sınır çocuğun kendisi olma yolunda ilerlemesini sağlayan bir olanak.“

Öğretmenin çocuğuna sert davrandığını düşünen bir ebeveyninin kimi zaman kendi geçmişiyle ve kırılganlığıyla ilgili sorunları olabiliyor
“Anne babalık bize kendi hayatımız üzerinde bir kez daha düşünme fırsatı veriyor. Kendi çocukluğumuzu, okulla ve öğretmenlerimizle olan ilişkilerimiz yeniden yaşıyoruz. Bir tercih yaparak ve takıldığımız detayların altında yaşananları fark ederek bu yılları bilinçli yaşayabiliriz. Çocuğuna sert davranıldığını düşünen bir ebeveynin kimi zaman kendi kırılganlığıyla ve geçmiş tecrübeleriyle ilgili sorunları olabiliyor.”
Pandemiyle birlikte anlam duygusunun kaybı, ailenin uyguladığı sınırlar ve güvene dayalı kurallar sisteminde aksaklıklara neden oldu
“Pandemi hayatın sonluluğunu çok fazla aklımıza getirdi. Bu dönemde çocuğun yatma saati, oyun saatine sınırlar getirmek çok anlamsız gelmeye başladı ailelere. Kuralları iyi bir geleceğe ulaşmak için hazırlanmak üzere uyguluyorduk. Bir gelecek olduğu konusunda inancımızı kaybettiğimiz noktalarda, kendimizi neden yoruyoruz ki gibi bir duyguya, boş vermişliğe kapıldı aileler. Bu anlaşılabilir bir tepkiydi. Bir tür nihilizm, amaç kaybı ya da tükenmişlik duygusu yaşadı anne babalar. Yaşam bir mücadeledir ve yorucudur, o yüzden birbirimize güvenmemiz, dayanışma içinde olmamız önemlidir. Anlam duygusunun kaybı ve geleceğe olan inançsızlık bu sistemde aksaklıklara neden oldu.”
Sınırlar gerçeklere dayanırsa, uyum sağlamak kolaylaşır, pandemi müfredatın sadeleştirilerek insan yetiştirme odağına kayması için bir fırsattır.
“Krizler önemli değişiklilerin yapılabilmesi için bir fırsattır. Pandemidöneminde müfredatın hafifletilmesi ve sadeleştirilmesi için de bir seçenek olabilirdi. Bireyin sosyo-duygusal gelişimine, insan yetiştirme odağına kaymak için de bir fırsattı. Birçok alanda kural ihlalinin sebebi o kuralların gerçekçi olmamasıdır. Çocuk ödevini yapmıyorsa, kimi zaman o ödev yapılabilir olmadığı için yapmıyor. Kuralların ve sınırlara uyum sağlamak için onların gerçeklere dayanması; adaletli ve uygulanabilir zeminleri olması önemli. Anne babalar ve yöneticiler sınırlara ve kurallara bu gözle bakarsak inanır ve savunuruz.”

> Sınırlar çocukların bağımsızlaşmasına hizmet etmelidir

Ailelere insan olmanın temel değerlerine odaklanarak çocuklarının bağımsızlaşma yolculuklarına eşlik etmelerini öneren Prof. Dr. Yankı Yazgan, pek çok konuyu ele alarak önerilerde bulundu.

yanki_yazgan_aralik_2021Sınırları uygulamadan önce anne babalar öncelikle çocuklarına kulak vermeli ve tepkilerine olumsuz da olsa gerçekçi geri bildirimler vermeye özen göstermelidir. Anne babalar koydukları sınırların gerçekçiliğini şu dört soru ile sınayabilir:

● Sınırlar çocuğun gelişimine katkıda bulunacak mı?
● Çocuk bu sınırları anlayabilir mi?
● Bu sınırlar uygulanmazsa çocuk ne kaybeder?
● Bu sınırları kendi rahatım için mi uyguluyorum?
Prof. Dr. Yankı Yazgan Hisar Okulları’nın Türkiye’deki tüm ailelere ve eğitimcilere açık düzenlenen “Açık Kaynak” Veli Seminerlerine konuk oldu. Yazgan pandeminin etkisiyle ailelerin anlam kaybı ve geleceğe ilişkin güvensizlik duygusu yaşadığına değinerek, bu süreçte çocuklara uygulanan sınır ve kurallar sisteminde de aksaklıklar yaşandığını ekledi. Yazgan, sınırların ebeveynlerin rahatlığına değil çocukların bağımsızlaşmasına hizmet etmesi gereken uygulamaları olduğuna dikkat çekti. Çocuklara özgüven kadar diğer bireylere güvenmeyi öğretmenin önemli olduğunu belirten Yazgan, uzaktan eğitim döneminde evin ve işin eve taşınmasıyla denetleyici rollerini fazlasıyla benimseyen anne babalara bu yanılsamadan uzaklaşmalarını tavsiye etti. 

Anne babalar pandemi döneminde üstlendiği sorumlulukları yeniden okula ve öğrenciye devretmeliler
Yazgan: “Okulu evde yaşamak öğrencilerde, ailelerde ve okul kavramında değişikliklere neden oldu. Anne-babalar hem çalışıp hem çocuğun eğitimini koordine etmeye uğraştılar. İmkansıza yakın bir misyonu görevi yerine getirmek için anne babalar büyük bir sorumlulukla uğraştılar. Aslında bizler çocukların yaşamını kontrol edebileceğimiz yanılsaması içindeyiz. Aileler başkalarına güvenip devredebileceği konulara enerjilerini boşa harcamamalılar. Tüm dünyada sağlık ve eğitim gibi alanlardaki otoriteleri temsil eden kurumlara güvenin sarsıldığı bir dönemden geçiyoruz. Sağlık sistemi aşı çözümünü üretmesine rağmen bu güvensizlik devam ediyor. Okulla ilgili güvensizlikler de buna benziyor. Ancak aileler müfettişlik yerine çocuğun hayatında başka roller oynamalarının önüne geçen bu duygu üzerinde düşünmeliler.”

Anne babalığın belirleyici duygusu kaygı ve evham, unutmayalım geleceği değil ama bugünü kontrol edebiliriz
“Araştırmalara göre kaygı ve evham anne babalığın belirleyici duygusudur, çünkü şu anda olana değil sonra ne olacak üzerine odaklanır aileler. Aslında bugüne bakmalı, bugün hangi adımların atılması gerektiği gibi basit şeylere odaklanmalıyız. Bu ‘günü kurtarmak’ gibi gözükse de aslında geleceğe hazırlayan bugünkü adımlardır. Çocukların ve gençlerin düşünce sistemi yetişkinlerden farklıdır. Onlar bugünle motive olurlar. 15 yaşında bir çocuğa 30 yaşında nasıl bir iş insanı olacağıyla ilgili hayal kurmasını istemek onlar için çok uzak bir gelecektir. Biz de geleceği değil ama bugünü kontrol edebiliriz.”

Bizi bugüne getiren evrensel değerler var, önce evde sonra okulda insan olmayı öğrenmeliyiz
“Okullar yaklaşık 18. Yüzyıldan beri mevcut, toplumsal devamlılığı sağlamak için kurulmuş yeni ve modern bir mekanizmalar. 1575’te yazılmış Montaigne’in denemelerini okuduğunuzda ya da dinlediğinizde ise; iyi olmak, insanlara zarar vermemek gibi bazı insan olma özelliklerinde değişiklik olmadığını görüyoruz. Modern teknolojiyle araçlar değişse de insan olmayla ilgili temel ilkeler değişecek gibi durmuyor. O zaman okulu insan olmayı öğrendiğimiz bir yer olarak kabul etmeliyiz. Ailelere sınav sonuçları veya okulun sunduğu yemeklerden önce, okullar hakkında karar verirken bu konulara eğilmelerini öneriyorum.”
Çocuk özgüven kadar, başkalarına da güven duymayı öğrenirse hayatta daha rahat eder
“Aileler başka şehirde okuyan çocuklarının eve geldiğinde yeniden dokuzda evde olmasını istiyor, oysaki gençler evden uzaktayken aileler bu konuya müdahale edemiyor. Herkes çocuğunun özgüvenli olmasını istiyor ama aslında başkasına güvenmeyi öğrenen bir çocuk hayatta çok daha rahat ediyor. Dünya iklim, göçler gibi birçok nedenden ötürü güvenilir bir yer olmaktan çıkıyor, bu yüzden hepimizin güvenmekle ilgili bir sıkıntımız var. Yine de kendi küçük dünyalarımızda güvenilebilir insanlar bulabiliriz, buna da ihtiyacımız var.”

Okullar iletişim kurarak, çocuklara ilişkin norm dışı davranışları yönetme konusundaki becerileri konusunda ailelere güven vermeliler
“Aileler elbette ki çocukların nasıl bir ortamda eğitim aldığını, arkadaşlarını, öğretmenlerini ve sınıflarını görmek istiyorlar. Ancak bu parametreler daha çok bizi rahatlatan, hatta kandırılmamızı kolaylaştıran şeyler. Bu konularda aileler kendilerine fazla güvenmemeli. Ancak norm dışı davranışlar sergileyen çocuklar söz konusu olduğunda dikkatli olmak gerekli, çünkü tüm çocukların üçte biri okul hayatı içinde bir dönemde norm dışı davranış sergiliyor. Okulların bu durumları her defasında iyi yönetme konusunda sıkıntıları olabiliyor. Bu konuda okullar daha detaylı bilgi verebilir aileleri rahatlatmak için.”

Ortaokul çağındaki çocuğunu yatağında uyutan aileler var; oysaki aileler yaşla birlikte çocuğa ilişkin sınırların değişebileceğini anlamalı ve onun bağımsızlaşmasına destek olmalı
“Sınırlar kendimizin ve başkalarının zarar görmesinin önüne geçen yöntemlerdir. Örneğin bedensel sınırlar yaşla birlikte değişir. 1.5 yaşında banyosunu yaptırdığınız çocuk 15 yaşına geldiğinde tek başına kendini temizlemesine izin vermelisiniz. Aileler kimi zaman buna izin vermiyor. Ergenlerde kapıyı çalmadan içeri girmek, kendi başına banyo yapmasına izin vermemek gibi durumlarla karşılaşıyoruz. Çocuklarının sınırlarına saygılı olduğunu söyleyen anne babaların bazıları ortaokul yaşındaki çocuklarını yatağında uyutma konusunda sınırı görmezden geliyor. Oysaki sınır çocuğun kendisi olma yolunda ilerlemesini sağlayan bir olanak.“

Öğretmenin çocuğuna sert davrandığını düşünen bir ebeveyninin kimi zaman kendi geçmişiyle ve kırılganlığıyla ilgili sorunları olabiliyor
“Anne babalık bize kendi hayatımız üzerinde bir kez daha düşünme fırsatı veriyor. Kendi çocukluğumuzu, okulla ve öğretmenlerimizle olan ilişkilerimiz yeniden yaşıyoruz. Bir tercih yaparak ve takıldığımız detayların altında yaşananları fark ederek bu yılları bilinçli yaşayabiliriz. Çocuğuna sert davranıldığını düşünen bir ebeveynin kimi zaman kendi kırılganlığıyla ve geçmiş tecrübeleriyle ilgili sorunları olabiliyor.”
Pandemiyle birlikte anlam duygusunun kaybı, ailenin uyguladığı sınırlar ve güvene dayalı kurallar sisteminde aksaklıklara neden oldu
“Pandemi hayatın sonluluğunu çok fazla aklımıza getirdi. Bu dönemde çocuğun yatma saati, oyun saatine sınırlar getirmek çok anlamsız gelmeye başladı ailelere. Kuralları iyi bir geleceğe ulaşmak için hazırlanmak üzere uyguluyorduk. Bir gelecek olduğu konusunda inancımızı kaybettiğimiz noktalarda, kendimizi neden yoruyoruz ki gibi bir duyguya, boş vermişliğe kapıldı aileler. Bu anlaşılabilir bir tepkiydi. Bir tür nihilizm, amaç kaybı ya da tükenmişlik duygusu yaşadı anne babalar. Yaşam bir mücadeledir ve yorucudur, o yüzden birbirimize güvenmemiz, dayanışma içinde olmamız önemlidir. Anlam duygusunun kaybı ve geleceğe olan inançsızlık bu sistemde aksaklıklara neden oldu.”
Sınırlar gerçeklere dayanırsa, uyum sağlamak kolaylaşır, pandemi müfredatın sadeleştirilerek insan yetiştirme odağına kayması için bir fırsattır.
“Krizler önemli değişiklilerin yapılabilmesi için bir fırsattır. Pandemidöneminde müfredatın hafifletilmesi ve sadeleştirilmesi için de bir seçenek olabilirdi. Bireyin sosyo-duygusal gelişimine, insan yetiştirme odağına kaymak için de bir fırsattı. Birçok alanda kural ihlalinin sebebi o kuralların gerçekçi olmamasıdır. Çocuk ödevini yapmıyorsa, kimi zaman o ödev yapılabilir olmadığı için yapmıyor. Kuralların ve sınırlara uyum sağlamak için onların gerçeklere dayanması; adaletli ve uygulanabilir zeminleri olması önemli. Anne babalar ve yöneticiler sınırlara ve kurallara bu gözle bakarsak inanır ve savunuruz.”

Son Güncelleme: Çarşamba, 01 Aralık 2021 15:04

Gösterim: 2141

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezinden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocuklarda görülen okul fobisinin nedenleri hakkında bilgiler ve ailelere tavsiyeler paylaştı.

cocukÇocuklarda ortaya çıkan okul fobisinin farklı nedenleri olabileceğini belirten uzmanlar, ailesinde kaygı bozukluğu olan çocukların okul fobisi geliştirebileceğini belirtiyor. Travmatik yaşam deneyimi, okul ortamında dışlanma ve akran zorbalığı da okul fobisine yol açabiliyor. Uzmanlar, okul fobisinde mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, hızlı kalp çarpıntısı, nefes alışverişlerde zorlanma gibi birçok farklı belirtinin görülebildiğini kaydediyor. Uzmanlara göre, ebeveynler tarafından çocuğun okula gitmesine yönelik bir baskı ve ikna etme çabası olması durumunda, uyumsuz davranışlardan dolayı dışlanma ve etiketlenme gibi olumsuz sonuçlar yaşanabilir.

Belirtiler aniden ortaya çıkıyor

Okul fobisinin diğer fobi türlerinde olduğu gibi bireyin yoğun bir endişe hali yaşaması ve bu endişesini, kaygısını kontrol edememesi durumu olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Okul fobisi yaşayan çocuklarda bu yoğun endişe ve kaygı hali, kendisini okul üzerinden gösteriyor. Okul fobisi, özellikle çocuğun okula gideceği günlerin akşamında veya okul sabahlarında fizyolojik bir rahatsızlıktan bağımsız olarak birden ortaya çıkarak mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, hızlı kalp çarpıntısı, nefes alışverişlerde zorlanma gibi birçok farklı belirti şeklinde kendisini gösteriyor.” dedi.

Öfke nöbetleri görülebiliyor

Okul fobisinde fizyolojik belirtilere ek olarak ağlama, inatlaşma, küsme, saldırganlık ve yoğun bir şekilde ortaya çıkan öfke nöbetlerinin görülebildiğini vurgulayan Aydoğdu, “Okul fobisi yaşayan çocuklar, yoğun kaygı yaşadıkları bu zaman diliminde öfkelerini kontrol edemedikleri için kasılma yaşayabiliyor veya oyuncaklarına, kitaplarına zarar verme gibi davranışlar sergileyebiliyor. Temel bakım veren kişiler çocuğun o gün okula gitmemesine izin verirse bütün bu belirtiler ortadan kalkacaktır. Ancak yine okula gitmesi gerektiğinde aynı durumlar tekrarlayabilir ve çocuk okula gitmeyip evde kalmasına yönelik pazarlık etmeye çalışabilir.” diye konuştu.

Ailedeki kaygı bozukluğu da etkili olabiliyor

Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocukların okul fobisi geliştirmek için birçok nedeni olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Bu nedenler arasında genetik geçiş göz ardı edilmemelidir. Ailesinde özellikle kaygı bozukluğu olan çocukların okul fobisi geliştirmeleri diğer çocuklara oranla fazla olduğu biliniyor. Bununla birlikte eğer çocuğun travmatik bir yaşam deneyimi olmuşsa tekrar zarar göreceğine dair korkuları, yoğun endişe ve kaygıları olabilir. Bu sebeple çoğunlukla kendisini güvenli gördüğü yerden yani evinden ayrılmak istemeyebilir. Bir diğer durum ise temel bakım veren kişiden ayrılmak istemediği için kaygı yaşayarak okula gitmek istemeyebilir. Burada çocuğun temel bakım veren ile kurduğu bağlanma ilişkisi ve ebeveynlik stili oldukça önemli. Tüm bunların yanında eğer çocuk okul ortamında dışlanıyorsa, zorbalığa maruz kalıyorsa veya akademik olarak yetersiz ise ve bu yetersizliği ile etiketlenmişse çocuğun yine okul fobisi geliştirme ihtimali oldukça yüksektir.”

Vakit kaybetmeden uzman desteği alınmalı

Okul fobisine sahip çocukların vakit kaybetmeden profesyonel bir destek almaları gerektiğini belirten Aydoğdu, “Çocuk okul fobisinden dolayı okula gitmek istemezken temel bakım veren kişiler çocuğun okula gitmesine yönelik bir baskı ve ikna etme çabası içinde oluyor. Bu durumda çocuk zorla okula götürülse bile uyumsuz davranışlarından dolayı okul ortamında dışlanabilir ve etiketlenebilir. Tüm bu süreçlerin önüne geçmek için olabildiğince erken dönemde profesyonel destek almaları oldukça önemli.” ifadelerini kullandı.

> Dikkat! Bu belirtiler okul fobisini işaret ediyor

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezinden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocuklarda görülen okul fobisinin nedenleri hakkında bilgiler ve ailelere tavsiyeler paylaştı.

cocukÇocuklarda ortaya çıkan okul fobisinin farklı nedenleri olabileceğini belirten uzmanlar, ailesinde kaygı bozukluğu olan çocukların okul fobisi geliştirebileceğini belirtiyor. Travmatik yaşam deneyimi, okul ortamında dışlanma ve akran zorbalığı da okul fobisine yol açabiliyor. Uzmanlar, okul fobisinde mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, hızlı kalp çarpıntısı, nefes alışverişlerde zorlanma gibi birçok farklı belirtinin görülebildiğini kaydediyor. Uzmanlara göre, ebeveynler tarafından çocuğun okula gitmesine yönelik bir baskı ve ikna etme çabası olması durumunda, uyumsuz davranışlardan dolayı dışlanma ve etiketlenme gibi olumsuz sonuçlar yaşanabilir.

Belirtiler aniden ortaya çıkıyor

Okul fobisinin diğer fobi türlerinde olduğu gibi bireyin yoğun bir endişe hali yaşaması ve bu endişesini, kaygısını kontrol edememesi durumu olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Okul fobisi yaşayan çocuklarda bu yoğun endişe ve kaygı hali, kendisini okul üzerinden gösteriyor. Okul fobisi, özellikle çocuğun okula gideceği günlerin akşamında veya okul sabahlarında fizyolojik bir rahatsızlıktan bağımsız olarak birden ortaya çıkarak mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, hızlı kalp çarpıntısı, nefes alışverişlerde zorlanma gibi birçok farklı belirti şeklinde kendisini gösteriyor.” dedi.

Öfke nöbetleri görülebiliyor

Okul fobisinde fizyolojik belirtilere ek olarak ağlama, inatlaşma, küsme, saldırganlık ve yoğun bir şekilde ortaya çıkan öfke nöbetlerinin görülebildiğini vurgulayan Aydoğdu, “Okul fobisi yaşayan çocuklar, yoğun kaygı yaşadıkları bu zaman diliminde öfkelerini kontrol edemedikleri için kasılma yaşayabiliyor veya oyuncaklarına, kitaplarına zarar verme gibi davranışlar sergileyebiliyor. Temel bakım veren kişiler çocuğun o gün okula gitmemesine izin verirse bütün bu belirtiler ortadan kalkacaktır. Ancak yine okula gitmesi gerektiğinde aynı durumlar tekrarlayabilir ve çocuk okula gitmeyip evde kalmasına yönelik pazarlık etmeye çalışabilir.” diye konuştu.

Ailedeki kaygı bozukluğu da etkili olabiliyor

Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocukların okul fobisi geliştirmek için birçok nedeni olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Bu nedenler arasında genetik geçiş göz ardı edilmemelidir. Ailesinde özellikle kaygı bozukluğu olan çocukların okul fobisi geliştirmeleri diğer çocuklara oranla fazla olduğu biliniyor. Bununla birlikte eğer çocuğun travmatik bir yaşam deneyimi olmuşsa tekrar zarar göreceğine dair korkuları, yoğun endişe ve kaygıları olabilir. Bu sebeple çoğunlukla kendisini güvenli gördüğü yerden yani evinden ayrılmak istemeyebilir. Bir diğer durum ise temel bakım veren kişiden ayrılmak istemediği için kaygı yaşayarak okula gitmek istemeyebilir. Burada çocuğun temel bakım veren ile kurduğu bağlanma ilişkisi ve ebeveynlik stili oldukça önemli. Tüm bunların yanında eğer çocuk okul ortamında dışlanıyorsa, zorbalığa maruz kalıyorsa veya akademik olarak yetersiz ise ve bu yetersizliği ile etiketlenmişse çocuğun yine okul fobisi geliştirme ihtimali oldukça yüksektir.”

Vakit kaybetmeden uzman desteği alınmalı

Okul fobisine sahip çocukların vakit kaybetmeden profesyonel bir destek almaları gerektiğini belirten Aydoğdu, “Çocuk okul fobisinden dolayı okula gitmek istemezken temel bakım veren kişiler çocuğun okula gitmesine yönelik bir baskı ve ikna etme çabası içinde oluyor. Bu durumda çocuk zorla okula götürülse bile uyumsuz davranışlarından dolayı okul ortamında dışlanabilir ve etiketlenebilir. Tüm bu süreçlerin önüne geçmek için olabildiğince erken dönemde profesyonel destek almaları oldukça önemli.” ifadelerini kullandı.

Son Güncelleme: Salı, 12 Ekim 2021 14:00

Gösterim: 1154

“Çocuğum bana yapışık”, “Bir dakika ayrılamıyoruz, hiçbir yere gitmeme izin vermiyor”, “Okula bırakmak bir dert; ağlıyor, gitmek istemiyor”, “Parkta oynarken bile beni yanında istiyor”… Eğer siz de sık sık bu cümleleri sarf ediyorsanız, dikkat! Bu yakınmalarınız çocuğunuzun size ‘bağlı’ olmaktan ziyade ‘bağımlı’ olduğunu gösteriyor!

ebeveyn_bagimlilikTüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi hemen her ailenin yaşam düzeninde köklü değişimlere sebep oldu. Evler birer işyeri ve okul, ebeveynler de öğretmen oldu. Aile bireylerinin birbirleriyle geçirdikleri zamanın çokça artması hem pozitif hem negatif birçok sonucu da beraberinde getirdi. Çocukların okuldan, sosyal ortamlardan uzak kalmaları, akran sosyalleşmesinin ortadan kalkması, tüm bu ihtiyaçların giderilmesi görevini anne babalara vermiş oldu. Bununla birlikte çocukların anne babalarına olan bağlılık ve talepleri de çok daha arttı. Hatta bazı çocuklarda bu durum daha da ileriye gidip, çocuğun bireysellik gelişiminde ve okul hayatında ciddi sorunlar oluşturabilen önemli bir tabloya yol açtı; anneye bağımlılık! Dikkat! Ruhsal ve bilişsel gelişimlerinde önemli sorunlara neden olabilen ‘anneye bağımlılık’ çocuklarda aynı zamanda okul fobisine de yol açabiliyor!

Nedeni genelde ‘ebeveynler’ oluyor!
Çocuklar sosyalleşme becerilerini ilk 3 yaşta kazanıyorlar. Bu döneme kadar çocuk bir yandan temel ihtiyaçları nedeniyle anneye bağımlı halde yaşamaya devam ederken, bir yandan da anneden ayrışmaya çalışıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuk yaşının gerektirdiği beceri ve yetileri kazandıkça bu bağımlılık halinin azaldığını belirterek, “Gelişiminin ilerleyen dönemlerinde bağımlılığın yerini bağlılığın alması bekleniyor. Ancak bu süreç bazı çocuklarda olması gerektiği şekilde gerçekleşmiyor ve çocuklar anneye bağımlı olmaya devam ediyorlar. Çocuklar psikososyal gelişimleri doğrultusunda ayrışmaya, bireyselliklerini ilan etmeye hazırlar aslında. Dolayısıyla anneye bağımlı olmak genelde ebeveyn tutumlarıyla ilişkili oluyor” diyor.

Aşırı kaygılı, koruyucu ve kısıtlayıcı davranmayın!
Çocuğun anneye bağımlı olmasında pek çok etken rol oynuyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, özellikle pandemi sürecinde, ebeveynlerin yaşadıkları kaygı duygusunu yönetmede çektikleri güçlüğe bağlı olarak çocuklarına karşı aşırı kaygılı, koruyucu ve kısıtlayıcı bir tutum sergiledikleri uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Ebeveynler çoğu zaman bu tip davranışlarıyla çocuğun gelişimini engellediklerinin farkına varmıyorlar https://manlig-halsa.se/. Örneğin ‘Okulda kalabalığa karışma, hastalık kaparsın’ şeklinde cümleler kurulması, sorumluğu altında olan bir şeyin onun yerine tamamlanması, kendi başına bir şeyler yapmasına izin verilmemesi, özgüvenini destekleyici eylem ve söylemlerde bulunulmaması, çocuğun anneye bağımlı olmasında kilit role sahip. Bağımlılığın devamını önleyecek olan en etkili kurallar ise çocuğun gelişen yetileri doğrultusunda yapabileceklerine izin vermek, onu onaylamak ve güven duymasını sağlamaktır” diyor.

Dikkat! Okul fobisi gelişebiliyor!
Anneye bağımlı olan çocukta özgüven eksikliği ve bunun sonucunda okul fobisi başlayabiliyor. Okulda uyum sorunları, arkadaş ilişkilerinde problemler, çekingenlik, utangaçlık ve zorlandığında hırçın davranışlar görülebiliyor. Uzman Psikolog Sena Sivri bağımlılığın geliştiği durumlarda çocuğun okula adaptasyon sorunlarının uzun sürdüğünü vurgulayarak, “Bu durumda çocuklar okula gitmek istemez, annelerine sarılıp ayrılmazlar, hırçınlaşırlar, ağlarlar, öğretmene ve okuldaki herkese karşı çekinik, kaçıngan, yer yer hırçın tutumlar sergilerler. Okuldaki etkinliklere katılmaz, tepki verirler. Anneleri hep yanlarında dursun, gitmesin isterler. Tüm bunlar da hem okula uyum sürecini uzatıyor, hem de eğitimlerinin, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerinin geride kalmasına sebep oluyor” bilgisini veriyor.


9 SORUDA TEST EDİN!
Aşağıda yer alan sorunlar anne bağımlılığına işaret edebiliyor. Bu belirtiler varsa, zaman kaybetmeden bir hekime başvurmanız çok önemli!

• Tek başına yapabileceği şeyler için bile destek bekliyorsa,
• Siz yanında yokken huysuz, hırçın ve uyumsuz oluyorsa,
• Topluluk içinde zorluk çekiyorsa,
• Sosyalleşmede sorun yaşıyorsa,
• Bağımsız olarak bir şey yapamıyorsa,
• Her karar verme sürecinde destek bekliyorsa,
• Okula gitmek istemiyorsa,
• Ödevlerini tek başına yapamıyorsa,
• Grup içinde uyum sağlayamıyorsa, çocuğunuz size bağımlı olabilir.

ANNE BAĞIMLILIĞINA KARŞI 7 ALTIN ÖNERİ

Psikolog Sena Sivri anne bağımlılığına karşı ebeveynlerin alabilecekleri önlemleri şöyle sıralıyor:

• Çocukların ayrışmaya dair en büyük korkuları terk edilmekle ilgili oluyor. Pandemi sürecinde de sürekli anneyle beraber olan çocuklar, kreşe, okula veya bakıcısına giderken ilk olarak terkedilmekten korkuyor ve tepkilerini bu doğrultuda veriyorlar. Çocuğunuza onu terk etmediğinizi net olarak anlatmalı, güvence vermelisiniz.
• Karşılıklı iletişimi geliştiren ve çocuğunuzun duygusal gelişimine katkıda bulunacak olan aktiviteler yapmayı alışkanlık haline getirin.
• Çocukta gelişen kaygılar genelde ebeveyne ait kaygılar oluyor. Ebeveyn olarak kendi kaygınızın farkında olmalı ve bunu yönetebilmelisiniz. Aşırı kaygılı, korumacı ebeveyn tutumundan uzak durun.
• Çocuğun sorumluluğu altında olan şeyleri onun yerine tamamlamayın. Gelişen yetileri doğrultusunda kendi başına bir şeyler yapmasına izin verin ve onu teşvik edin.
• Özgüvenini destekleyici, şevk verici, motive edici söylemlerde bulunun, “bırak senin yerine ben yaparım”, “onu sen yapma, aman bir şey olur” gibi korkutucu, çocuğu geri tutan söylemlerden kaçının.
• Anne sakin kalamadığında çocuğun yaşadığı kriz daha uzun sürüyor. Ayrılmanız gereken anlarında çocuğunuzun verdiği tepkilere karşı soğukkanlı durun, kontrolü elinizde tutun.
• Sabırlı olmanız, bu ayrışma sürecine zaman tanımanız, geri adım atmamanız, baş edemediğinizi hissettiğinizde uzman desteği almanız da bağımlı bir ilişkiyi önlemede son derece önemli role sahip.

> ÇOCUĞUNUZ SİZE BAĞIMLI MI?

“Çocuğum bana yapışık”, “Bir dakika ayrılamıyoruz, hiçbir yere gitmeme izin vermiyor”, “Okula bırakmak bir dert; ağlıyor, gitmek istemiyor”, “Parkta oynarken bile beni yanında istiyor”… Eğer siz de sık sık bu cümleleri sarf ediyorsanız, dikkat! Bu yakınmalarınız çocuğunuzun size ‘bağlı’ olmaktan ziyade ‘bağımlı’ olduğunu gösteriyor!

ebeveyn_bagimlilikTüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi hemen her ailenin yaşam düzeninde köklü değişimlere sebep oldu. Evler birer işyeri ve okul, ebeveynler de öğretmen oldu. Aile bireylerinin birbirleriyle geçirdikleri zamanın çokça artması hem pozitif hem negatif birçok sonucu da beraberinde getirdi. Çocukların okuldan, sosyal ortamlardan uzak kalmaları, akran sosyalleşmesinin ortadan kalkması, tüm bu ihtiyaçların giderilmesi görevini anne babalara vermiş oldu. Bununla birlikte çocukların anne babalarına olan bağlılık ve talepleri de çok daha arttı. Hatta bazı çocuklarda bu durum daha da ileriye gidip, çocuğun bireysellik gelişiminde ve okul hayatında ciddi sorunlar oluşturabilen önemli bir tabloya yol açtı; anneye bağımlılık! Dikkat! Ruhsal ve bilişsel gelişimlerinde önemli sorunlara neden olabilen ‘anneye bağımlılık’ çocuklarda aynı zamanda okul fobisine de yol açabiliyor!

Nedeni genelde ‘ebeveynler’ oluyor!
Çocuklar sosyalleşme becerilerini ilk 3 yaşta kazanıyorlar. Bu döneme kadar çocuk bir yandan temel ihtiyaçları nedeniyle anneye bağımlı halde yaşamaya devam ederken, bir yandan da anneden ayrışmaya çalışıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuk yaşının gerektirdiği beceri ve yetileri kazandıkça bu bağımlılık halinin azaldığını belirterek, “Gelişiminin ilerleyen dönemlerinde bağımlılığın yerini bağlılığın alması bekleniyor. Ancak bu süreç bazı çocuklarda olması gerektiği şekilde gerçekleşmiyor ve çocuklar anneye bağımlı olmaya devam ediyorlar. Çocuklar psikososyal gelişimleri doğrultusunda ayrışmaya, bireyselliklerini ilan etmeye hazırlar aslında. Dolayısıyla anneye bağımlı olmak genelde ebeveyn tutumlarıyla ilişkili oluyor” diyor.

Aşırı kaygılı, koruyucu ve kısıtlayıcı davranmayın!
Çocuğun anneye bağımlı olmasında pek çok etken rol oynuyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, özellikle pandemi sürecinde, ebeveynlerin yaşadıkları kaygı duygusunu yönetmede çektikleri güçlüğe bağlı olarak çocuklarına karşı aşırı kaygılı, koruyucu ve kısıtlayıcı bir tutum sergiledikleri uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Ebeveynler çoğu zaman bu tip davranışlarıyla çocuğun gelişimini engellediklerinin farkına varmıyorlar https://manlig-halsa.se/. Örneğin ‘Okulda kalabalığa karışma, hastalık kaparsın’ şeklinde cümleler kurulması, sorumluğu altında olan bir şeyin onun yerine tamamlanması, kendi başına bir şeyler yapmasına izin verilmemesi, özgüvenini destekleyici eylem ve söylemlerde bulunulmaması, çocuğun anneye bağımlı olmasında kilit role sahip. Bağımlılığın devamını önleyecek olan en etkili kurallar ise çocuğun gelişen yetileri doğrultusunda yapabileceklerine izin vermek, onu onaylamak ve güven duymasını sağlamaktır” diyor.

Dikkat! Okul fobisi gelişebiliyor!
Anneye bağımlı olan çocukta özgüven eksikliği ve bunun sonucunda okul fobisi başlayabiliyor. Okulda uyum sorunları, arkadaş ilişkilerinde problemler, çekingenlik, utangaçlık ve zorlandığında hırçın davranışlar görülebiliyor. Uzman Psikolog Sena Sivri bağımlılığın geliştiği durumlarda çocuğun okula adaptasyon sorunlarının uzun sürdüğünü vurgulayarak, “Bu durumda çocuklar okula gitmek istemez, annelerine sarılıp ayrılmazlar, hırçınlaşırlar, ağlarlar, öğretmene ve okuldaki herkese karşı çekinik, kaçıngan, yer yer hırçın tutumlar sergilerler. Okuldaki etkinliklere katılmaz, tepki verirler. Anneleri hep yanlarında dursun, gitmesin isterler. Tüm bunlar da hem okula uyum sürecini uzatıyor, hem de eğitimlerinin, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerinin geride kalmasına sebep oluyor” bilgisini veriyor.


9 SORUDA TEST EDİN!
Aşağıda yer alan sorunlar anne bağımlılığına işaret edebiliyor. Bu belirtiler varsa, zaman kaybetmeden bir hekime başvurmanız çok önemli!

• Tek başına yapabileceği şeyler için bile destek bekliyorsa,
• Siz yanında yokken huysuz, hırçın ve uyumsuz oluyorsa,
• Topluluk içinde zorluk çekiyorsa,
• Sosyalleşmede sorun yaşıyorsa,
• Bağımsız olarak bir şey yapamıyorsa,
• Her karar verme sürecinde destek bekliyorsa,
• Okula gitmek istemiyorsa,
• Ödevlerini tek başına yapamıyorsa,
• Grup içinde uyum sağlayamıyorsa, çocuğunuz size bağımlı olabilir.

ANNE BAĞIMLILIĞINA KARŞI 7 ALTIN ÖNERİ

Psikolog Sena Sivri anne bağımlılığına karşı ebeveynlerin alabilecekleri önlemleri şöyle sıralıyor:

• Çocukların ayrışmaya dair en büyük korkuları terk edilmekle ilgili oluyor. Pandemi sürecinde de sürekli anneyle beraber olan çocuklar, kreşe, okula veya bakıcısına giderken ilk olarak terkedilmekten korkuyor ve tepkilerini bu doğrultuda veriyorlar. Çocuğunuza onu terk etmediğinizi net olarak anlatmalı, güvence vermelisiniz.
• Karşılıklı iletişimi geliştiren ve çocuğunuzun duygusal gelişimine katkıda bulunacak olan aktiviteler yapmayı alışkanlık haline getirin.
• Çocukta gelişen kaygılar genelde ebeveyne ait kaygılar oluyor. Ebeveyn olarak kendi kaygınızın farkında olmalı ve bunu yönetebilmelisiniz. Aşırı kaygılı, korumacı ebeveyn tutumundan uzak durun.
• Çocuğun sorumluluğu altında olan şeyleri onun yerine tamamlamayın. Gelişen yetileri doğrultusunda kendi başına bir şeyler yapmasına izin verin ve onu teşvik edin.
• Özgüvenini destekleyici, şevk verici, motive edici söylemlerde bulunun, “bırak senin yerine ben yaparım”, “onu sen yapma, aman bir şey olur” gibi korkutucu, çocuğu geri tutan söylemlerden kaçının.
• Anne sakin kalamadığında çocuğun yaşadığı kriz daha uzun sürüyor. Ayrılmanız gereken anlarında çocuğunuzun verdiği tepkilere karşı soğukkanlı durun, kontrolü elinizde tutun.
• Sabırlı olmanız, bu ayrışma sürecine zaman tanımanız, geri adım atmamanız, baş edemediğinizi hissettiğinizde uzman desteği almanız da bağımlı bir ilişkiyi önlemede son derece önemli role sahip.

Son Güncelleme: Perşembe, 21 Ekim 2021 11:37

Gösterim: 1198

Her ebeveyn çocuğunun mutlu ve keyifli olmasını, hayal kırıklığı yaşamamasını ve üzülmemesini ister. Fakat içinden geçtiğimiz dönem de gösterdi ki, bazen yönetemediğimiz dış etkiler sadece çocukların değil her insanın psikolojik dayanıklılığını test ediyor. Rezilyans olarak adlandırılan psikolojik dayanıklılık, çocukların zor durumlardan sonra tekrar ayağa kalkma becerisi olarak tanımlanıyor. Peki, ebeveynler çocuklarının psikolojik dayanıklılığını artırmak için neler yapmalı? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ece Eryılmaz anlatıyor…

ece_eryilmaz_dbeHer yaştan insanın dayanıklılık sınavı verdiği bir yılı geride bıraktık. Yetişkin bireylerin bile yaşanan değişimlere ayak uydurmakta zorlandığı pandemi döneminde, okul rutinlerini kaybeden, sosyalleşme olanakları kısıtlanan ve neredeyse tüm günlerini ekran başında geçiren çocukların duygusal ve zihinsel sağlığı ebeveynler için son derece önemli bir sorun halini aldı. Ebeveynler hem içinden geçilen dönemin farklı boyuttaki zorluklarıyla başa çıkabilmek, hem de çocuklarının eğitim, sosyalleşme ve hareketsizlikten kaynaklı fiziksel ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilmek için daha fazla zaman ve emek sarf etmeye başladı. Bu zorlu dönemde, psikolojik dayanıklılık düzeyi ve zorluklarla baş etme becerisi yüksek olan çocuklar değişime daha hızlı ayak uydurdular. Korumacı ebeveynliğin çocuklar üzerindeki olumsuz etkisi de daha görünür bir hal aldı. Her ebeveyn çocuğunun hep mutlu ve keyifli olmasını, hiç üzülmemesini, hayal kırıklığı yaşamamasını ister. Fakat hayatta zorluklar ve hayal kırıklıkları da vardır. Çocuklar büyürken hayal kırıklığı ve stresle karşılaşmayacakları şekilde aşırı korumacı ebeveynlik tavırları sergilendiğinde, çocuklar gerçekçi bir dünyaya hazırlanmamış olurlar.

Psikolojik rezilyans nedir?
“Rezilyans” olumsuzluklara karşı hazırlıklı olma, stres ve travmayla başa çıkabilme, zor koşullara uyum sağlama, yıkıcı deneyimlerle bunlardan bir şeyler öğrenerek başa çıkma kapasitesidir. Hem ruhsal hem de fiziksel dayanıklılık ve esnekliktir. Psikolojik rezilyans yani dayanıklılık, zor durumlardan sonra tekrar ayağa kalkabilme becerisidir. Kısacası, ruhun bağışıklık sistemi ya da koruyucu kalkanı olarak da tanımlanabilir. Amerikan Psikoloji Derneği zorluklar, travma, trajedi, tehdit ya da stres koşullarına iyi uyum sağlayabilmeyi rezilyans olarak tanımlar. Stres altında, strese rağmen yüksek performans gösterebilmek psikolojik dayanıklılığı gösterir.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ece Eryılmaz, psikolojik rezilyansın çocukların gelişiminde çok önemli bir rol oynadığını ve çocuğun ihtiyaçlarını anlayan, çocuğun etrafında olan biteni algılamasına ve içsel dengeyi bulmasına yardımcı olarak bakım veren ailelerin uzun vadede çocuğun psikolojik olarak dayanıklı olmasına da katkı sağlamış olacaklarını ifade etti. Eryılmaz, “Çocuklar büyürken hayal kırıklığı ve stresle karşılamayacakları şekilde aşırı korumacı ebeveynlik tavırları sergilediğimizde, onları gerçekçi bir dünyaya hazırlamamış oluruz. Zorluklarla karşılaştıklarında, olaylara meydan okuyarak onlarla başa çıkabildiklerini deneyimledikçe tatmin olurlar. Zorlukların üstesinden gelebilme becerisi, ileride kendi ayakları üzerinde durabilmeleri ve başarılı olabilmeleri açısından önemlidir” dedi.

Psikolojik dayanıklılığı etkileyen 3 temel faktör

Klinik Psikolog Ece Eryılmaz, çocuklarda psikolojik dayanıklılığın oluşabilmesi için üç temel faktörün gerekli olduğunu, bu faktörlerin çocukların psikolojik dayanıklılıklarında kritik rol oynadıklarını belirtti: Bunlardan ilki çocuğun güvende olduğunu hissetmesi, diğeri özgüven sahibi olması, başaracağına dair inanca sahip olması ve üçüncüsü kendi sınırlarını, yapabileceklerini iyi bilerek dayanıklılığını doğru tahmin etmesi. Ece Eryılmaz “Psikolojik dayanıklılık, zor durumlarda kırılmadan bükülebilme ve olay geçtikten sonra da eski şekline dönebilme kapasitesidir. Olumsuzluklar karşısında iyimser bir tutum sergilemek ve kendine güvenerek, bunlarla başa çıkabilmek için uğraşmaktır. Psikolojik olarak dayanıklı olan çocukların duygusal gücü de vardır. Bu da çocuğun hayatta karşılaştığı problemlerle mücadele edebilme gücünün olması demektir. Böylece birey; çocukluktan ergenliğe, ergenlikten yetişkinliğe yaşam başarısı olan bir kişiye dönüşür. Ebeveynler olarak hayatın inişli çıkışlı olduğunu ve stresli durumların var olduğunu kabul ederek, çocukların da bu zorluklarla yüzleşebilmesine ve bunlarla baş ettiğinde güçlenerek büyümesine destek olabilmek, çocuklara verebileceğimiz en büyük armağandır” dedi.

Aileler çocuklarının psikolojik dayanıklılığını artırmak için neler yapabilir?

Çocuğun fiziksel ihtiyaçları kadar duygusal ihtiyaçlarını da karşılayabilmek.
Çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişki çok önemlidir. Şefkatli, sevgi dolu, çocuğun ihtiyaçlarını anlayan ve bunları karşılayan, tutarlı ve sınırları belirgin olan ebeveyne sahip çocuklar kendini gerçekleştiren, mutlu bir çocuk ve ileride de mutlu bir yetişkin olurlar.
Aşırı korumacı olmamak. Çocuğun üzülmesine veya başarısız olmasına da izin verebilmek.
“Bu durumun senin için zor olduğunu biliyorum. Senin yanındayım. Bunun üstesinden gelebilirsin” diyebilmek.
Çocuğa kendisinin değerli ve özel olduğunu hissettirebilmek. Çocuğun şimdi ve burada onunla olduğunuzu hissedebilmesi. Bunun için birlikte gülebilmek, kahkaha atmak, oyun oynamak, saçmalamak.
Çocuğun kendisini yeterli ve yetkin hissedebilmesi için bir şeyleri ne kadar harika yaptığına değil ne kadar çabaladığına ve pes etmeden nasıl da devam edebildiğine vurgu yapmak.
Çocuğun yaşadıklarını ve anlattıklarını merakla dinlemek. Zor durumlarda, olumsuz olaylarda nasıl hissettiğini anlamak ve birlikte konuşmak. Bu zor durum karşısında nasıl baş edebileceği konusunda fikirler vermek yerine, kendisinin çözüm yolları bulabilmesi için çocuğu teşvik edebilmek.

> Pandemi döneminde çocukların psikolojik dayanıklılığı nasıl artırılır?

Her ebeveyn çocuğunun mutlu ve keyifli olmasını, hayal kırıklığı yaşamamasını ve üzülmemesini ister. Fakat içinden geçtiğimiz dönem de gösterdi ki, bazen yönetemediğimiz dış etkiler sadece çocukların değil her insanın psikolojik dayanıklılığını test ediyor. Rezilyans olarak adlandırılan psikolojik dayanıklılık, çocukların zor durumlardan sonra tekrar ayağa kalkma becerisi olarak tanımlanıyor. Peki, ebeveynler çocuklarının psikolojik dayanıklılığını artırmak için neler yapmalı? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ece Eryılmaz anlatıyor…

ece_eryilmaz_dbeHer yaştan insanın dayanıklılık sınavı verdiği bir yılı geride bıraktık. Yetişkin bireylerin bile yaşanan değişimlere ayak uydurmakta zorlandığı pandemi döneminde, okul rutinlerini kaybeden, sosyalleşme olanakları kısıtlanan ve neredeyse tüm günlerini ekran başında geçiren çocukların duygusal ve zihinsel sağlığı ebeveynler için son derece önemli bir sorun halini aldı. Ebeveynler hem içinden geçilen dönemin farklı boyuttaki zorluklarıyla başa çıkabilmek, hem de çocuklarının eğitim, sosyalleşme ve hareketsizlikten kaynaklı fiziksel ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilmek için daha fazla zaman ve emek sarf etmeye başladı. Bu zorlu dönemde, psikolojik dayanıklılık düzeyi ve zorluklarla baş etme becerisi yüksek olan çocuklar değişime daha hızlı ayak uydurdular. Korumacı ebeveynliğin çocuklar üzerindeki olumsuz etkisi de daha görünür bir hal aldı. Her ebeveyn çocuğunun hep mutlu ve keyifli olmasını, hiç üzülmemesini, hayal kırıklığı yaşamamasını ister. Fakat hayatta zorluklar ve hayal kırıklıkları da vardır. Çocuklar büyürken hayal kırıklığı ve stresle karşılaşmayacakları şekilde aşırı korumacı ebeveynlik tavırları sergilendiğinde, çocuklar gerçekçi bir dünyaya hazırlanmamış olurlar.

Psikolojik rezilyans nedir?
“Rezilyans” olumsuzluklara karşı hazırlıklı olma, stres ve travmayla başa çıkabilme, zor koşullara uyum sağlama, yıkıcı deneyimlerle bunlardan bir şeyler öğrenerek başa çıkma kapasitesidir. Hem ruhsal hem de fiziksel dayanıklılık ve esnekliktir. Psikolojik rezilyans yani dayanıklılık, zor durumlardan sonra tekrar ayağa kalkabilme becerisidir. Kısacası, ruhun bağışıklık sistemi ya da koruyucu kalkanı olarak da tanımlanabilir. Amerikan Psikoloji Derneği zorluklar, travma, trajedi, tehdit ya da stres koşullarına iyi uyum sağlayabilmeyi rezilyans olarak tanımlar. Stres altında, strese rağmen yüksek performans gösterebilmek psikolojik dayanıklılığı gösterir.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ece Eryılmaz, psikolojik rezilyansın çocukların gelişiminde çok önemli bir rol oynadığını ve çocuğun ihtiyaçlarını anlayan, çocuğun etrafında olan biteni algılamasına ve içsel dengeyi bulmasına yardımcı olarak bakım veren ailelerin uzun vadede çocuğun psikolojik olarak dayanıklı olmasına da katkı sağlamış olacaklarını ifade etti. Eryılmaz, “Çocuklar büyürken hayal kırıklığı ve stresle karşılamayacakları şekilde aşırı korumacı ebeveynlik tavırları sergilediğimizde, onları gerçekçi bir dünyaya hazırlamamış oluruz. Zorluklarla karşılaştıklarında, olaylara meydan okuyarak onlarla başa çıkabildiklerini deneyimledikçe tatmin olurlar. Zorlukların üstesinden gelebilme becerisi, ileride kendi ayakları üzerinde durabilmeleri ve başarılı olabilmeleri açısından önemlidir” dedi.

Psikolojik dayanıklılığı etkileyen 3 temel faktör

Klinik Psikolog Ece Eryılmaz, çocuklarda psikolojik dayanıklılığın oluşabilmesi için üç temel faktörün gerekli olduğunu, bu faktörlerin çocukların psikolojik dayanıklılıklarında kritik rol oynadıklarını belirtti: Bunlardan ilki çocuğun güvende olduğunu hissetmesi, diğeri özgüven sahibi olması, başaracağına dair inanca sahip olması ve üçüncüsü kendi sınırlarını, yapabileceklerini iyi bilerek dayanıklılığını doğru tahmin etmesi. Ece Eryılmaz “Psikolojik dayanıklılık, zor durumlarda kırılmadan bükülebilme ve olay geçtikten sonra da eski şekline dönebilme kapasitesidir. Olumsuzluklar karşısında iyimser bir tutum sergilemek ve kendine güvenerek, bunlarla başa çıkabilmek için uğraşmaktır. Psikolojik olarak dayanıklı olan çocukların duygusal gücü de vardır. Bu da çocuğun hayatta karşılaştığı problemlerle mücadele edebilme gücünün olması demektir. Böylece birey; çocukluktan ergenliğe, ergenlikten yetişkinliğe yaşam başarısı olan bir kişiye dönüşür. Ebeveynler olarak hayatın inişli çıkışlı olduğunu ve stresli durumların var olduğunu kabul ederek, çocukların da bu zorluklarla yüzleşebilmesine ve bunlarla baş ettiğinde güçlenerek büyümesine destek olabilmek, çocuklara verebileceğimiz en büyük armağandır” dedi.

Aileler çocuklarının psikolojik dayanıklılığını artırmak için neler yapabilir?

Çocuğun fiziksel ihtiyaçları kadar duygusal ihtiyaçlarını da karşılayabilmek.
Çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişki çok önemlidir. Şefkatli, sevgi dolu, çocuğun ihtiyaçlarını anlayan ve bunları karşılayan, tutarlı ve sınırları belirgin olan ebeveyne sahip çocuklar kendini gerçekleştiren, mutlu bir çocuk ve ileride de mutlu bir yetişkin olurlar.
Aşırı korumacı olmamak. Çocuğun üzülmesine veya başarısız olmasına da izin verebilmek.
“Bu durumun senin için zor olduğunu biliyorum. Senin yanındayım. Bunun üstesinden gelebilirsin” diyebilmek.
Çocuğa kendisinin değerli ve özel olduğunu hissettirebilmek. Çocuğun şimdi ve burada onunla olduğunuzu hissedebilmesi. Bunun için birlikte gülebilmek, kahkaha atmak, oyun oynamak, saçmalamak.
Çocuğun kendisini yeterli ve yetkin hissedebilmesi için bir şeyleri ne kadar harika yaptığına değil ne kadar çabaladığına ve pes etmeden nasıl da devam edebildiğine vurgu yapmak.
Çocuğun yaşadıklarını ve anlattıklarını merakla dinlemek. Zor durumlarda, olumsuz olaylarda nasıl hissettiğini anlamak ve birlikte konuşmak. Bu zor durum karşısında nasıl baş edebileceği konusunda fikirler vermek yerine, kendisinin çözüm yolları bulabilmesi için çocuğu teşvik edebilmek.

Son Güncelleme: Cumartesi, 10 Nisan 2021 15:34

Gösterim: 1534


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.