Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Konya'da çöp konteynerinde bulunan 11 cilt el yazması kitap, Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'nde koruma altına alındı.
 Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin, eserlerin merkez Meram İlçesi Lale Bahçe Mahallesi'nde çöp konteynerinde bulunduğunu belirtti. Şahin, "Geçtiğimiz gün duyarlı vatandaşımız yolda geçerken konteynerde kitap olduğunu fark etmiş. Kitapları incelediğinde tarihi bir kitap olduğuna kanaat getirerek bize bildirdi" dedi.

Yapılan incelemede 11 cilt kitabın yazma eser olduğunun ortaya çıktığını kaydeden Bekir Şahin, şunları söyledi: "Bulunan eserlerden bazılarını kimlere ait olduğunu tespit ettik. Eserlerden biri Abdülhavid Es-Sivasi tarafından yazılmış 'Şerhu Fethu’l-Kadir' adlı eserdir. Bu kitap 1315 tarihinde basılmıştır. Kur’an'ın tefsiri konusunda hazırlanmış günümüz tefsir kitaplarına ışık tutan bir eserdir. 'Şerhu Mülteka’l-Ebhur' adlı eserde Mehmet Gelibolulu tarafından 1273 tarihinde basılmıştır. Denizlerin birleşmesi, buluşması anlamına gelen bu kitabın içerisinde Kuduri, Muhtar, Kenz, el-Vikaye, Mecma ve hidaye adlı fıkıh kitaplarındaki meselelerden toplanmıştır. Bu eser, fıkhi meselelerde sorunlarınıza cevap bulubileceğiniz en güvenilir kaynaklardandır. Diğer eserde Kamus-u Okyanus'dur. Türk kültürünün güçlü bilim adamlarından mütercim Asım Efendi’nin eseridir. Eser Firuzabadi’nin yazmış olduğu meşhur Arapça Kamusu’l-Muhit Sözlüğünün osmanlıca tercümesidir. Önemli ansiklopedik bir lügattir. Diğer eserde Muhammet Esad el-Hüseyni’nin Şerhu Tevcid kitabıdır."

> 7 asırlık tarih çöpte bulundu

Konya'da çöp konteynerinde bulunan 11 cilt el yazması kitap, Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'nde koruma altına alındı.
 Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin, eserlerin merkez Meram İlçesi Lale Bahçe Mahallesi'nde çöp konteynerinde bulunduğunu belirtti. Şahin, "Geçtiğimiz gün duyarlı vatandaşımız yolda geçerken konteynerde kitap olduğunu fark etmiş. Kitapları incelediğinde tarihi bir kitap olduğuna kanaat getirerek bize bildirdi" dedi.

Yapılan incelemede 11 cilt kitabın yazma eser olduğunun ortaya çıktığını kaydeden Bekir Şahin, şunları söyledi: "Bulunan eserlerden bazılarını kimlere ait olduğunu tespit ettik. Eserlerden biri Abdülhavid Es-Sivasi tarafından yazılmış 'Şerhu Fethu’l-Kadir' adlı eserdir. Bu kitap 1315 tarihinde basılmıştır. Kur’an'ın tefsiri konusunda hazırlanmış günümüz tefsir kitaplarına ışık tutan bir eserdir. 'Şerhu Mülteka’l-Ebhur' adlı eserde Mehmet Gelibolulu tarafından 1273 tarihinde basılmıştır. Denizlerin birleşmesi, buluşması anlamına gelen bu kitabın içerisinde Kuduri, Muhtar, Kenz, el-Vikaye, Mecma ve hidaye adlı fıkıh kitaplarındaki meselelerden toplanmıştır. Bu eser, fıkhi meselelerde sorunlarınıza cevap bulubileceğiniz en güvenilir kaynaklardandır. Diğer eserde Kamus-u Okyanus'dur. Türk kültürünün güçlü bilim adamlarından mütercim Asım Efendi’nin eseridir. Eser Firuzabadi’nin yazmış olduğu meşhur Arapça Kamusu’l-Muhit Sözlüğünün osmanlıca tercümesidir. Önemli ansiklopedik bir lügattir. Diğer eserde Muhammet Esad el-Hüseyni’nin Şerhu Tevcid kitabıdır."

Son Güncelleme: Pazar, 15 Nisan 2012 11:33

Gösterim: 2523

 Diyanet İşleri Başkanı Görmez, 4+4+4 eğitim sistemi, Kur'an-ı Kerim ile siyerin seçmeli ders olması, İslam düşmanlığı ve azınlıklar konusunda önemli açıklamalar yaptı.
 KUR'AN ÇOCUKLARIN YAŞLARI DİKKATE ALINARAK ÖĞRETİLMELİ

4+4+4 eğitim sistemi ile Kur'an-ı Kerim ve Siyer seçmeli hale geldi. Bu eğitimi kimlerin vereceği ve eğitim içeriğin kaliteli ve müktesebata uygun şekilde verilmesi için neler yapılmalı?

Bu tartışmaların başladığı günden itibaren üzerinde en çok durduğum husus Türkiye'de din üzerinden bir ayrışma meydana gelmemesi yönünde. İnsan kaynağına gelince, Türkiye eş zamanlı olarak bu açığını kapatacak ölçüde ilahiyat fakülteleri açtı. Yani 23'ten 53'e çıktı ilahiyat fakültesi sayısı. Zannediyorum 53'le de yetinilmeyecek. Dolaysıyla Türkiye'de üniversite sisteminin çok kısa sürede bunun üstesinden gelebileceği kanaatindeyim.

-Yaygın eğitimde siz de Kur'an eğitimini milyonlara taşıyorsunuz...

Diyanetin görevi yaygın din eğitimidir. Milli Eğitim Bakanlığı daha çok örgün eğitim, hatta din eğitiminin de örgün kısmı tamamen MEB'in uhdesindedir. Eğer bize bir işbirliği çerçevesinde sorulursa, benim kanaatim: Kur'an-ı Kerim'i yüzünden okumayla birlikte mutlaka belirli yaş seviyelerine göre Kur'an'ın içeriği hakkında da yani Türkçe anlamlarından da çocukların haberdar olması, en azından belli ünitelerin de bu konuya tahsis edilmesinin daha faydalı olacağı yönünde. Avrupa'dan Batı muhitlerindeki din eğitiminde, İncil eğitiminde bu çok gelişmiş bir konudur. Kur'an'ın muhtevasının yanı sıra çocukların yaşları da dikkate alınarak, içindeki muhtevasını tasnif etmek ve onu lafzını ve nazmı ile birlikte anlamını da çocuklara vermek mümkündür. Bunun gelişmiş dünyada çok güzel teknikleri vardır. Bunu Diyanet İşleri Başkanı olarak önemsiyorum.

-Gayrimüslimlerin sıkça dile getirdikleri Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasıyla ilgili düşünceleriniz nedir?

Anlayış itibariyle Türkiye'de yaşayan Ortodoks vatandaşların kendi din adamlarını yetiştirmek için Selanik'e, Yunanistan'a, yahut Ermeni vatandaşların din adamı yetiştirmek için çocuklarını Ermenistan'a göndermek zorunda kalmasının, bizim bu topraklarda inşa ettiğimiz medeniyetin büyüklüğüne yakışmadığına inanıyorum. Daha 6-7 sene önce üniversite bünyesinde böyle bir imkanın tanınması için çalışmaların başladığını biliyorum. Ancak azınlık cemaatler böyle bir yapıyı kabul etmediler. Geleneksel yapı içerisinde bunun olması gerektiğini ifade ettiler. Dolayısıyla onların da bu isteklerini dikkate alarak en güzel şekilde bu sorun çözülmeli. Din, inanç ve dini eğitim özgürlüğü e insan hakları konusunda ben uluslararası ilişkilerde egemen olan muadelet prensibinin doğru olmadığını düşünürüm. Yani "Başka ülkelerde veya yanı başımızdaki bir Müslüman azınlığa şu yapılıyor, öyleyse ben de bunu yaparım." demeyi bir ilim adamı ve Diyanet İşleri Başkanı olarak doğru bulmam.

ZAMAN

> Kur'an dersi nasıl öğretilmeli?

 Diyanet İşleri Başkanı Görmez, 4+4+4 eğitim sistemi, Kur'an-ı Kerim ile siyerin seçmeli ders olması, İslam düşmanlığı ve azınlıklar konusunda önemli açıklamalar yaptı.
 KUR'AN ÇOCUKLARIN YAŞLARI DİKKATE ALINARAK ÖĞRETİLMELİ

4+4+4 eğitim sistemi ile Kur'an-ı Kerim ve Siyer seçmeli hale geldi. Bu eğitimi kimlerin vereceği ve eğitim içeriğin kaliteli ve müktesebata uygun şekilde verilmesi için neler yapılmalı?

Bu tartışmaların başladığı günden itibaren üzerinde en çok durduğum husus Türkiye'de din üzerinden bir ayrışma meydana gelmemesi yönünde. İnsan kaynağına gelince, Türkiye eş zamanlı olarak bu açığını kapatacak ölçüde ilahiyat fakülteleri açtı. Yani 23'ten 53'e çıktı ilahiyat fakültesi sayısı. Zannediyorum 53'le de yetinilmeyecek. Dolaysıyla Türkiye'de üniversite sisteminin çok kısa sürede bunun üstesinden gelebileceği kanaatindeyim.

-Yaygın eğitimde siz de Kur'an eğitimini milyonlara taşıyorsunuz...

Diyanetin görevi yaygın din eğitimidir. Milli Eğitim Bakanlığı daha çok örgün eğitim, hatta din eğitiminin de örgün kısmı tamamen MEB'in uhdesindedir. Eğer bize bir işbirliği çerçevesinde sorulursa, benim kanaatim: Kur'an-ı Kerim'i yüzünden okumayla birlikte mutlaka belirli yaş seviyelerine göre Kur'an'ın içeriği hakkında da yani Türkçe anlamlarından da çocukların haberdar olması, en azından belli ünitelerin de bu konuya tahsis edilmesinin daha faydalı olacağı yönünde. Avrupa'dan Batı muhitlerindeki din eğitiminde, İncil eğitiminde bu çok gelişmiş bir konudur. Kur'an'ın muhtevasının yanı sıra çocukların yaşları da dikkate alınarak, içindeki muhtevasını tasnif etmek ve onu lafzını ve nazmı ile birlikte anlamını da çocuklara vermek mümkündür. Bunun gelişmiş dünyada çok güzel teknikleri vardır. Bunu Diyanet İşleri Başkanı olarak önemsiyorum.

-Gayrimüslimlerin sıkça dile getirdikleri Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasıyla ilgili düşünceleriniz nedir?

Anlayış itibariyle Türkiye'de yaşayan Ortodoks vatandaşların kendi din adamlarını yetiştirmek için Selanik'e, Yunanistan'a, yahut Ermeni vatandaşların din adamı yetiştirmek için çocuklarını Ermenistan'a göndermek zorunda kalmasının, bizim bu topraklarda inşa ettiğimiz medeniyetin büyüklüğüne yakışmadığına inanıyorum. Daha 6-7 sene önce üniversite bünyesinde böyle bir imkanın tanınması için çalışmaların başladığını biliyorum. Ancak azınlık cemaatler böyle bir yapıyı kabul etmediler. Geleneksel yapı içerisinde bunun olması gerektiğini ifade ettiler. Dolayısıyla onların da bu isteklerini dikkate alarak en güzel şekilde bu sorun çözülmeli. Din, inanç ve dini eğitim özgürlüğü e insan hakları konusunda ben uluslararası ilişkilerde egemen olan muadelet prensibinin doğru olmadığını düşünürüm. Yani "Başka ülkelerde veya yanı başımızdaki bir Müslüman azınlığa şu yapılıyor, öyleyse ben de bunu yaparım." demeyi bir ilim adamı ve Diyanet İşleri Başkanı olarak doğru bulmam.

ZAMAN

Son Güncelleme: Pazar, 15 Nisan 2012 11:10

Gösterim: 3025

TBMM İnternet Komisyonu'na sunulan rapora göre, haftada 8 ila 40 saat arasında internete giren kişiler, bağımlı olarak nitelendiriliyor. İnternet bağımlılarının yüzde 50'sinde ise başka bir psikiyatrik rahatsızlık bulunuyor.

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği'nden Doç. Dr. Tuncer Okay'ın, TBMM Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu'na sunduğu “İnternet Bağımlılığı” başlıklı raporunda, “internet bağımlılığı” tanısı konulan kişilerin madde bağımlılığına olan yatkınlığının psikiyatri kliniklerinde başlıca araştırma konusu olduğu kaydedildi.

Ruh bilimci Kimberly Young'un, bilimsel literatürde kabul gören “internet bağımlılığı kriterleri”ne yer verilen raporda, internet bağımlılığının en yaygın türleri arasında pornografi tutkusunun ilk sıralarda yer aldığı görülürken, onu coşkun ve mantık dışı oyun tutkusu, sosyal medya aktiviteleri ve internet üzerinden sürekli alışveriş yapma ve kumar tutkusu izliyor.

Young'un PİK kriterleri

Raporda, Young'un “patolojik internet kullanımı” kriterlerini belirlerken, “başka yerde sınıflandırılmamış dürtü kontrol bozuklukları” başlığı altında yer alan “patolojik kumar oynama” kriterlerini temel aldığı vurgulanarak, “patolojik internet kullanımında Young;un PİK Kriterleri” şöyle sıralandı:

-İnternet ile ilgili aşırı zihinsel uğraş. (Sürekli olarak interneti düşünme, internette yapılan aktivitelerin hayalini kurma, internette yapılması planlanan bir sonraki etkinliği düşünme vb.)

-İstenilen keyfi almak için giderek daha fazla oranda internet kullanma ihtiyacı duyma.

-İnternet kullanımını kontrol etme, azaltma ya da tamamen bırakmaya yönelik başarısız girişimlerin olması.

-İnternet kullanımının azaltılması ya da tamamen kesilmesi durumunda huzursuzluk, çökkünlük ya da kızgınlık hissedilmesi.

-Başlangıçta planlanandan daha uzun süre internette kalma.

-Aşırı internet kullanımı nedeniyle aile, okul, iş ve arkadaş çevresiyle sorunlar yaşama, eğitim ve kariyer ile ilgili bir fırsatı tehlikeye atma ya da kaybetme.

-Başkalarına (aile, arkadaşlar, terapist vb.) internette kalma süresi ile ilgili yalan söyleme.

-İnterneti problemlerden kaçmak veya olumsuz duygulardan (çaresizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı) uzaklaşmak için kullanma.

Ergenlerde internet kullanımı

2000'li yıllardan başlayarak ABD, Güney Kore ve bazı Avrupa ülkelerinde yataklı kliniklerde tedavi edilmeye çalışılan internet bağımlılığının, madde bağımlılığı tedavi yöntemleri kullanılarak tedavi edildiği ve internet bağımlılarının yüzde 38'inin zararlı madde bağımlısı da olduğu belirtildi.

Raporda, ergenlerde internet kullanımı oranlarına bakıldığında, Güney Kore gibi gelişmekte olan ülkelerin ABD gibi gelişmiş ülkelerin önünde olduğunun görüldüğü belirtildi. Buna göre; örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde 6-19 yaş arası kitle haftada ortama 16.7 saat internette zaman geçirirken, aynı yaş gurubu İngiltere'de haftada 20 saat, Güney Kore'de ise haftada 23 saat internette zaman geçiriyor.

Rapordaki istatistiki bilgilere göre, Avustralya'da ailelerin yüzde 91'inde internet kullanılırken, İngiltere'de 12–17 yaş arası ergenlerin yüzde 100'ünün evinde internet bağlantısı bulunuyor.

Raporda, internet bağımlıların yüzde 50'sinde başka bir psikiyatrik bozukluğun bulunduğunun saptandığı belirtilirken, internet bağımlısı olarak nitelendirilebilecek hastaların oranının toplam kullanıcıların yüzde 1.98 ile 3.5'i kadar olduğu, internet bağımlılığı açısından risk altında olabileceği düşünülen kullanıcıların oranının ise yüzde 8.68 ile 18.4 aralığında bulunduğu kaydedildi.

Gerçek hayatın asosyali, sanal alemin aranan yıldızı

Raporda, gerçek hayatta göz teması bile kurmaktan imtina eden asosyal kişiliklerin internet ortamında sosyal iletişimlerini maksimum düzeye çıkarttıkları ve bunun karşılığında ödüllendirildikleri vurgulanarak, kişiye yarattığı “sanal imkanlar” şöyle özetlendi:

“Kim olmak istiyorsanız o olabilirsiniz (anonimite) ve uzak olmanın verdiği rahatlık. Bir grubun parçası olabilir ve 'gerçek hayat'ta olamayacak bir rolünüz olabilir. Diğer oyuncularla sosyal iletişiminiz oldukça ödüllendiricidir, 'iletişiminiz' artar. Gerçek dünyada olmayacak ilişkiler kurabilirsiniz. Göz kontağı kurmanıza gerek yoktur.”

Raporda, ortalama bir kullanıcının yaklaşık olarak haftada 2.5-3 saat internete bağlı kaldığı, PİK durumunda ise bu sürenin yaklaşık 8-40 saat arasında olduğu belirtildi ve haftada 8-40 saati bilgisayar başında geçiren kişinin hiç aralıksız 20 saate kadar bilgisayar başından kalkmayabileceği; patolojik kabul edilen bu durumda ise hastaya klinik tedavi yöntemlerinin uygulanması gerektiği anlatıldı.

Erkekler daha bağımlı

“İnternet bağımlılığı, görece daha geç yaşlarda başlayan psikoaktif madde, alkol ve kumar bağımlılığının aksine daha erken yaşlarda başlıyor gibi gözükmektedir” denilen raporda, bağımlılığın iki cinsiyette de mevcut olduğu, ancak erkeklerde görülme sıklığının kızlardan 2 veya 3 kat daha fazla olduğunun tespit edildiği vurgulandı.

Raporda, internet bağımlılarının yüzde 38'inde aynı zamanda madde bağımlılığının tespit edildiği, yüzde 33'ünde duygu durum bozukluğu, yüzde 25'inde ise depresyon ve distimi görüldüğü belirtildi.

Bağımlılığın davranışsal olarak kendini en sık kompulsif alışveriş, kompulsif seks, patolojik kumar ve piromani olarak gösterdiği kaydedildi.

İnternet bağımlılığının sadece psikolojik değil, fiziksel rahatsızlıklara da yol açtığı bildirilirken, sıklıkla görülen fiziksel rahatsızlıklar arasında; obezite, karpal tünel sendromu, sırt ağrısı, postür bozuklukları, uzun süre bilgisayar başında kalmaya bağlı epileptik nöbet sayıldı.

(radikal)

> Gerçek hayatın asosyali, sanal alemin aranan yıldızı

TBMM İnternet Komisyonu'na sunulan rapora göre, haftada 8 ila 40 saat arasında internete giren kişiler, bağımlı olarak nitelendiriliyor. İnternet bağımlılarının yüzde 50'sinde ise başka bir psikiyatrik rahatsızlık bulunuyor.

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği'nden Doç. Dr. Tuncer Okay'ın, TBMM Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu'na sunduğu “İnternet Bağımlılığı” başlıklı raporunda, “internet bağımlılığı” tanısı konulan kişilerin madde bağımlılığına olan yatkınlığının psikiyatri kliniklerinde başlıca araştırma konusu olduğu kaydedildi.

Ruh bilimci Kimberly Young'un, bilimsel literatürde kabul gören “internet bağımlılığı kriterleri”ne yer verilen raporda, internet bağımlılığının en yaygın türleri arasında pornografi tutkusunun ilk sıralarda yer aldığı görülürken, onu coşkun ve mantık dışı oyun tutkusu, sosyal medya aktiviteleri ve internet üzerinden sürekli alışveriş yapma ve kumar tutkusu izliyor.

Young'un PİK kriterleri

Raporda, Young'un “patolojik internet kullanımı” kriterlerini belirlerken, “başka yerde sınıflandırılmamış dürtü kontrol bozuklukları” başlığı altında yer alan “patolojik kumar oynama” kriterlerini temel aldığı vurgulanarak, “patolojik internet kullanımında Young;un PİK Kriterleri” şöyle sıralandı:

-İnternet ile ilgili aşırı zihinsel uğraş. (Sürekli olarak interneti düşünme, internette yapılan aktivitelerin hayalini kurma, internette yapılması planlanan bir sonraki etkinliği düşünme vb.)

-İstenilen keyfi almak için giderek daha fazla oranda internet kullanma ihtiyacı duyma.

-İnternet kullanımını kontrol etme, azaltma ya da tamamen bırakmaya yönelik başarısız girişimlerin olması.

-İnternet kullanımının azaltılması ya da tamamen kesilmesi durumunda huzursuzluk, çökkünlük ya da kızgınlık hissedilmesi.

-Başlangıçta planlanandan daha uzun süre internette kalma.

-Aşırı internet kullanımı nedeniyle aile, okul, iş ve arkadaş çevresiyle sorunlar yaşama, eğitim ve kariyer ile ilgili bir fırsatı tehlikeye atma ya da kaybetme.

-Başkalarına (aile, arkadaşlar, terapist vb.) internette kalma süresi ile ilgili yalan söyleme.

-İnterneti problemlerden kaçmak veya olumsuz duygulardan (çaresizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı) uzaklaşmak için kullanma.

Ergenlerde internet kullanımı

2000'li yıllardan başlayarak ABD, Güney Kore ve bazı Avrupa ülkelerinde yataklı kliniklerde tedavi edilmeye çalışılan internet bağımlılığının, madde bağımlılığı tedavi yöntemleri kullanılarak tedavi edildiği ve internet bağımlılarının yüzde 38'inin zararlı madde bağımlısı da olduğu belirtildi.

Raporda, ergenlerde internet kullanımı oranlarına bakıldığında, Güney Kore gibi gelişmekte olan ülkelerin ABD gibi gelişmiş ülkelerin önünde olduğunun görüldüğü belirtildi. Buna göre; örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde 6-19 yaş arası kitle haftada ortama 16.7 saat internette zaman geçirirken, aynı yaş gurubu İngiltere'de haftada 20 saat, Güney Kore'de ise haftada 23 saat internette zaman geçiriyor.

Rapordaki istatistiki bilgilere göre, Avustralya'da ailelerin yüzde 91'inde internet kullanılırken, İngiltere'de 12–17 yaş arası ergenlerin yüzde 100'ünün evinde internet bağlantısı bulunuyor.

Raporda, internet bağımlıların yüzde 50'sinde başka bir psikiyatrik bozukluğun bulunduğunun saptandığı belirtilirken, internet bağımlısı olarak nitelendirilebilecek hastaların oranının toplam kullanıcıların yüzde 1.98 ile 3.5'i kadar olduğu, internet bağımlılığı açısından risk altında olabileceği düşünülen kullanıcıların oranının ise yüzde 8.68 ile 18.4 aralığında bulunduğu kaydedildi.

Gerçek hayatın asosyali, sanal alemin aranan yıldızı

Raporda, gerçek hayatta göz teması bile kurmaktan imtina eden asosyal kişiliklerin internet ortamında sosyal iletişimlerini maksimum düzeye çıkarttıkları ve bunun karşılığında ödüllendirildikleri vurgulanarak, kişiye yarattığı “sanal imkanlar” şöyle özetlendi:

“Kim olmak istiyorsanız o olabilirsiniz (anonimite) ve uzak olmanın verdiği rahatlık. Bir grubun parçası olabilir ve 'gerçek hayat'ta olamayacak bir rolünüz olabilir. Diğer oyuncularla sosyal iletişiminiz oldukça ödüllendiricidir, 'iletişiminiz' artar. Gerçek dünyada olmayacak ilişkiler kurabilirsiniz. Göz kontağı kurmanıza gerek yoktur.”

Raporda, ortalama bir kullanıcının yaklaşık olarak haftada 2.5-3 saat internete bağlı kaldığı, PİK durumunda ise bu sürenin yaklaşık 8-40 saat arasında olduğu belirtildi ve haftada 8-40 saati bilgisayar başında geçiren kişinin hiç aralıksız 20 saate kadar bilgisayar başından kalkmayabileceği; patolojik kabul edilen bu durumda ise hastaya klinik tedavi yöntemlerinin uygulanması gerektiği anlatıldı.

Erkekler daha bağımlı

“İnternet bağımlılığı, görece daha geç yaşlarda başlayan psikoaktif madde, alkol ve kumar bağımlılığının aksine daha erken yaşlarda başlıyor gibi gözükmektedir” denilen raporda, bağımlılığın iki cinsiyette de mevcut olduğu, ancak erkeklerde görülme sıklığının kızlardan 2 veya 3 kat daha fazla olduğunun tespit edildiği vurgulandı.

Raporda, internet bağımlılarının yüzde 38'inde aynı zamanda madde bağımlılığının tespit edildiği, yüzde 33'ünde duygu durum bozukluğu, yüzde 25'inde ise depresyon ve distimi görüldüğü belirtildi.

Bağımlılığın davranışsal olarak kendini en sık kompulsif alışveriş, kompulsif seks, patolojik kumar ve piromani olarak gösterdiği kaydedildi.

İnternet bağımlılığının sadece psikolojik değil, fiziksel rahatsızlıklara da yol açtığı bildirilirken, sıklıkla görülen fiziksel rahatsızlıklar arasında; obezite, karpal tünel sendromu, sırt ağrısı, postür bozuklukları, uzun süre bilgisayar başında kalmaya bağlı epileptik nöbet sayıldı.

(radikal)

Son Güncelleme: Cumartesi, 14 Nisan 2012 22:47

Gösterim: 2441

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Çocuklarımızın artık okullarda seçmeli olarak Kuran'ı Kerim'i, onun yanında Hazreti Peygamber'in hayatını öğrenecek olmaları, istikbalimiz adına, ülkemizin ve milletimizin geleceği adına hiç tartışmasız büyük bir fırsat" dedi.

 Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığı'nca "Hz. Peygamber Kardeşlik Ahlakı ve Kardeşlik Hukuku" temasıyla düzenlenen Kutlu Doğum Haftası etkinliğinin Sinan Erdem Kapalı Spor Salonu'nda yapılan İstanbul programının açılışında yaptığı konuşmada, Hazret'i Muhammed'in, sevginin peygamberi, şefkatin, muhabbetin peygamberi olduğunu söyledi.

Erdoğan, "Peygamberimiz Efendimizin hayatında bırakınız biçim için, bırakınız bizim çocuklarımız için, başka dinlere mensup toplumların çocukları için bile bir tek olumsuz an bir tek olumsuz sahne bulmak asla ve asla mümkün değildir. Kendi çocuklarımızı da dünyadaki bütün çocukları da böyle bir örnek hayatı öğrenmekten mahrum etmemeliyiz" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, "Biliyorsunuz bu konuda önemli bir adımı geçtiğimiz günlerde attık. çocuklarımızın artık okullarda seçmeli olarak Kuran'ı Kerim'i onun yanında Hazreti Peygamber'in hayatını, yani Siyer-i Nebi'yi öğrenecek olmaları, istikbalimiz adına ülkemizin ve milletimizin geleceği adına hiç tartışmasız büyük bir fırsat. Böyle bir fırsatı sağlamanın çocuklarımız için aileleri için böyle bir imkanı ve zemini inşa etmenin bahtiyarlığı içindeyiz. Şunu burada ifade etmek isterim; değerli kardeşlerim Kuran bir süs eşyası değildir. Kuran bir ilham kaynağıdır. İstiklal şairimizin ifadesi çok açık ve net. Ne diyor? 'Ya açar bakarız nazmı celilin yaprağına ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına. İnmemiştir Kurna bunu hakkıyla bilin ne mezarda okunmak ne de fal bakmak içindir'. Sevgili Peygamberimizin ümmeti olma şanına, şerefine layık bir millet olarak, onun hayatını anlamak, onun hayatını öğrenmekten bizim için daha önemli ne olabilir? İşte o sevgililer sevgilisinin hayatını anlamak, öğrenmek onu hayatımıza
taşımak için seçmeli olarak Peygamberimizin hayatının da konmuş olması çok anlamlı" dedi.

Toplumların, genç nesillerin, çocukların manevi değerlere sahip olmalarını, inanmalarını engellemeye dönük her irade ve her idarenin Tarih" class="LinkliTextStyle" target="_blank">tarih boyunca başarısızlığa mahkum olduğunu belirten Erdoğan, "Mekanik, ruhsuz, maddeci nesiller yetiştirme projeleri dünyanın her yerinde başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Kitaplar yasaklanmış, kurslar kapatılmış, ezanlar susturulmuş, camilere kilit vurulmuş, çocukların Kur'an ve siyer öğrenmeleri engellenmiş ancak millet ne dininden ne de din eğitiminden zulme maruz kalma pahasına, canı pahasına da olsa asla vazgeçmemiştir. Tarihi tecrübe insanlığa göstermiştir ki din ve maneviyat eğitimini yasaklamak, engellemek onu ortadan kaldıramamıştır, sadece yer altına itmiştir. Milli, manevi ve dini değerlerin özgürce eğitimini tesis etmek, bu doğrultuda gerekli imkanları ise tercih hürriyetini pekiştirmiş ve sağlıklı nesillerin yetişmesine zemin hazırlamıştır" ifadelerini kullandı.

Kutlu Doğum Haftası'nın bu yılki ana teması olan kardeşliğe işaret eden Erdoğan, bu dinin ve medeniyetin mensupları olarak kardeşliği ve kardeşlik hukukunu tekrar hatırlamak üzerinde hassasiyetle durmak durumunda olduklarını söyledi. Erdoğan, program boyunca pek çok kez zikredildiği üzere, ilahi mesajın 'inananlar ancak kardeştir' olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyuruyor: 'Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu yardımsız bırakmaz. Onu tahkir etmez.' Üç defa kalbine işaret ederek, 'Takva şuradadır. Müslüman kardeşini hakir görmesi kişiye kötülük olarak yeter. Her Müslümancın namusu, kanı, malı ve onuru Müslüman haramdır'. Bu son derece sade, basit ve anlaşılır ifadeler esasen hayatımızın ve münasebetlerimizin temelini oluşturan ilkelerdir. Bu ilkeleri anlamış, bu ilkeleri özümsemiş, bu ilkelere kalbinde yer açmış bir topluluk her alanda anlaşmazlıkları çözmüş, husumetleri ortadan kaldırmış, huzuru elde etmiş bir topluluktur."

Ülkeler, mezhepler, etnik kökenler, ırklar, kabileler, milletler hatta tek tek şahıslar arasındaki ilişkilere kadar her alanda gözetilmesi gereken tek ilkenin kardeşlik olduğunu söyleyen Erdoğan, bugün Afganistan'da, Irak'ta, Filistin'de, Libya'da şahit olunan acı manzaranın, kardeşlik ve kardeşlik hukuku ilkesinin çiğnenmesinin bir sonucu olduğunu dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, "Bugün Suriye'de Hz. Peygamber'in mübarek ayaklarının değdiği topraklarda akan kan işte kardeşlik ve kardeşlik hukukunun çiğnenmesinin bir neticesidir'' diyerek, Sünni'nin Şii'yi, Nusayri'nin, Sünni'yi katletmesinin, ihtilafların husumetlere dönüşmesinin asla kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Kardeşlik ve kardeşlik hukukunun herkesin hayatına egemen olması ve her hareketin, her tavır, duruş ve davranışın mihenk taşına dönüşmesi gerektiğini belirten Erdoğan, komşunun komşusuna karşı kardeşliğini hatırlaması, trafikteki her sürücünün kalbinde bu ilkeyi hissetmesi, her esnaf, tüccar, işçi ve işverenin bu ilkeyi hatırında tutması, siyasetçi, idareci, bürokrat ve memurun tüm işlerinde ve tüm münasebetlerinde kardeşlik hukukunu gözetmesi gerektiğini anlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Aynı medeniyetin, aynı kültürün mensupları olarak, aynı kıbleye dönen, aynı secdede Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmeyen topluluklar, ülkeler, bu hassas ilkeye özenle riayet etmelidir. Bugün modern dünyada Müslümanların karşı karşıya bulundukları büyük meseleler maalesef kardeşlik gibi en basit ilkelerin çiğnenmesinin bir sonucudur. Bu en temel ilkeler yeniden hatırlandığında, yeniden hayata geçirildiğinde, üzerinde hassasiyetle durulduğunda en büyük meselelerin bile kolayca çözüleceğine şüphe
yoktur."
Başbakan Erdoğan, sözlerini Mehmet Akif Ersoy'un, "Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet. Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret" di2lma pahasına, canı pahasızeleriyle tamamladı.
Bu arada, Başbakan Erdoğan, salona girdikten sonra, kendisinden önce salonda yerini alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaştı.

> Kuran'ı Kerim bir ilham kaynağı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Çocuklarımızın artık okullarda seçmeli olarak Kuran'ı Kerim'i, onun yanında Hazreti Peygamber'in hayatını öğrenecek olmaları, istikbalimiz adına, ülkemizin ve milletimizin geleceği adına hiç tartışmasız büyük bir fırsat" dedi.

 Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığı'nca "Hz. Peygamber Kardeşlik Ahlakı ve Kardeşlik Hukuku" temasıyla düzenlenen Kutlu Doğum Haftası etkinliğinin Sinan Erdem Kapalı Spor Salonu'nda yapılan İstanbul programının açılışında yaptığı konuşmada, Hazret'i Muhammed'in, sevginin peygamberi, şefkatin, muhabbetin peygamberi olduğunu söyledi.

Erdoğan, "Peygamberimiz Efendimizin hayatında bırakınız biçim için, bırakınız bizim çocuklarımız için, başka dinlere mensup toplumların çocukları için bile bir tek olumsuz an bir tek olumsuz sahne bulmak asla ve asla mümkün değildir. Kendi çocuklarımızı da dünyadaki bütün çocukları da böyle bir örnek hayatı öğrenmekten mahrum etmemeliyiz" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, "Biliyorsunuz bu konuda önemli bir adımı geçtiğimiz günlerde attık. çocuklarımızın artık okullarda seçmeli olarak Kuran'ı Kerim'i onun yanında Hazreti Peygamber'in hayatını, yani Siyer-i Nebi'yi öğrenecek olmaları, istikbalimiz adına ülkemizin ve milletimizin geleceği adına hiç tartışmasız büyük bir fırsat. Böyle bir fırsatı sağlamanın çocuklarımız için aileleri için böyle bir imkanı ve zemini inşa etmenin bahtiyarlığı içindeyiz. Şunu burada ifade etmek isterim; değerli kardeşlerim Kuran bir süs eşyası değildir. Kuran bir ilham kaynağıdır. İstiklal şairimizin ifadesi çok açık ve net. Ne diyor? 'Ya açar bakarız nazmı celilin yaprağına ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına. İnmemiştir Kurna bunu hakkıyla bilin ne mezarda okunmak ne de fal bakmak içindir'. Sevgili Peygamberimizin ümmeti olma şanına, şerefine layık bir millet olarak, onun hayatını anlamak, onun hayatını öğrenmekten bizim için daha önemli ne olabilir? İşte o sevgililer sevgilisinin hayatını anlamak, öğrenmek onu hayatımıza
taşımak için seçmeli olarak Peygamberimizin hayatının da konmuş olması çok anlamlı" dedi.

Toplumların, genç nesillerin, çocukların manevi değerlere sahip olmalarını, inanmalarını engellemeye dönük her irade ve her idarenin Tarih" class="LinkliTextStyle" target="_blank">tarih boyunca başarısızlığa mahkum olduğunu belirten Erdoğan, "Mekanik, ruhsuz, maddeci nesiller yetiştirme projeleri dünyanın her yerinde başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Kitaplar yasaklanmış, kurslar kapatılmış, ezanlar susturulmuş, camilere kilit vurulmuş, çocukların Kur'an ve siyer öğrenmeleri engellenmiş ancak millet ne dininden ne de din eğitiminden zulme maruz kalma pahasına, canı pahasına da olsa asla vazgeçmemiştir. Tarihi tecrübe insanlığa göstermiştir ki din ve maneviyat eğitimini yasaklamak, engellemek onu ortadan kaldıramamıştır, sadece yer altına itmiştir. Milli, manevi ve dini değerlerin özgürce eğitimini tesis etmek, bu doğrultuda gerekli imkanları ise tercih hürriyetini pekiştirmiş ve sağlıklı nesillerin yetişmesine zemin hazırlamıştır" ifadelerini kullandı.

Kutlu Doğum Haftası'nın bu yılki ana teması olan kardeşliğe işaret eden Erdoğan, bu dinin ve medeniyetin mensupları olarak kardeşliği ve kardeşlik hukukunu tekrar hatırlamak üzerinde hassasiyetle durmak durumunda olduklarını söyledi. Erdoğan, program boyunca pek çok kez zikredildiği üzere, ilahi mesajın 'inananlar ancak kardeştir' olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyuruyor: 'Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu yardımsız bırakmaz. Onu tahkir etmez.' Üç defa kalbine işaret ederek, 'Takva şuradadır. Müslüman kardeşini hakir görmesi kişiye kötülük olarak yeter. Her Müslümancın namusu, kanı, malı ve onuru Müslüman haramdır'. Bu son derece sade, basit ve anlaşılır ifadeler esasen hayatımızın ve münasebetlerimizin temelini oluşturan ilkelerdir. Bu ilkeleri anlamış, bu ilkeleri özümsemiş, bu ilkelere kalbinde yer açmış bir topluluk her alanda anlaşmazlıkları çözmüş, husumetleri ortadan kaldırmış, huzuru elde etmiş bir topluluktur."

Ülkeler, mezhepler, etnik kökenler, ırklar, kabileler, milletler hatta tek tek şahıslar arasındaki ilişkilere kadar her alanda gözetilmesi gereken tek ilkenin kardeşlik olduğunu söyleyen Erdoğan, bugün Afganistan'da, Irak'ta, Filistin'de, Libya'da şahit olunan acı manzaranın, kardeşlik ve kardeşlik hukuku ilkesinin çiğnenmesinin bir sonucu olduğunu dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, "Bugün Suriye'de Hz. Peygamber'in mübarek ayaklarının değdiği topraklarda akan kan işte kardeşlik ve kardeşlik hukukunun çiğnenmesinin bir neticesidir'' diyerek, Sünni'nin Şii'yi, Nusayri'nin, Sünni'yi katletmesinin, ihtilafların husumetlere dönüşmesinin asla kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Kardeşlik ve kardeşlik hukukunun herkesin hayatına egemen olması ve her hareketin, her tavır, duruş ve davranışın mihenk taşına dönüşmesi gerektiğini belirten Erdoğan, komşunun komşusuna karşı kardeşliğini hatırlaması, trafikteki her sürücünün kalbinde bu ilkeyi hissetmesi, her esnaf, tüccar, işçi ve işverenin bu ilkeyi hatırında tutması, siyasetçi, idareci, bürokrat ve memurun tüm işlerinde ve tüm münasebetlerinde kardeşlik hukukunu gözetmesi gerektiğini anlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Aynı medeniyetin, aynı kültürün mensupları olarak, aynı kıbleye dönen, aynı secdede Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmeyen topluluklar, ülkeler, bu hassas ilkeye özenle riayet etmelidir. Bugün modern dünyada Müslümanların karşı karşıya bulundukları büyük meseleler maalesef kardeşlik gibi en basit ilkelerin çiğnenmesinin bir sonucudur. Bu en temel ilkeler yeniden hatırlandığında, yeniden hayata geçirildiğinde, üzerinde hassasiyetle durulduğunda en büyük meselelerin bile kolayca çözüleceğine şüphe
yoktur."
Başbakan Erdoğan, sözlerini Mehmet Akif Ersoy'un, "Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet. Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret" di2lma pahasına, canı pahasızeleriyle tamamladı.
Bu arada, Başbakan Erdoğan, salona girdikten sonra, kendisinden önce salonda yerini alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaştı.

Son Güncelleme: Pazar, 15 Nisan 2012 10:55

Gösterim: 2158

Son yıllarda okullarda kazalar sonucu ölen öğrenciler ve öğretmenlerden gelen tepkiler üzerine CHP TBMM’de okul kazalarını araştırmak için komisyon kurulmasını talep etti. Son 2 yılda 15 çocuğun okul kazalarında hayatını kaybettiği biliniyor.

CHP, okullardaki fiziksel güvenlik eksiklikleri ve okul yönetimlerinin ihmalleri nedeniyle öğrencilerin ölmesine neden olan okul kazalarının araştırılması, önlenmesi ve sorumlularının belirlenerek cezalandırılması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti. Genel Kurul’da oylanıp kabul edilmesi halinde kurulacak komisyon, okullardaki güvenlik risklerini araştıracak. Komisyonda, foseptik çukuruna düşerek can veren Umut Balık ile kırılan lavabonun parçasının boynunu kesmesi ile yaşamını yitiren Efe Boz’un ölümleri gündeme gelecek. CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter ile 24 CHP milletvekilinin imzasını taşıyan araştırma önergesi TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Okul kazalarına karşın önlem alınmaması durumunda yaşanları “okul cinayetleri” olarak değerlendirebileceklerini kaydeden Serter, “Milli Eğitim Bakanlığı’nı, göreve çağırıyoruz. Kusuru bulunan yönetici ve öğretmenler derhal açığa alınmalı, soruşturma yapılmalı, suçlular meslekten çıkarılmalı” dedi.

Önergenin gerekçesinde, okul yöneticilerinin ihmalleri nedeniyle öğrencilerin hayatlarını kaybetmelerine karşılık Milli Eğitim Bakanlığı’nın çözüm üretici ve kazaları önleyici bir yaklaşım sergilemediği savunuldu. 

Kamuoyunda günlerce tartışıldı

Önergeye göre, yaşamlarını okul kazalarında yitiren bazı öğrenciler şöyle:

-  Umut Balık: Uşak Eşme’de okuduğu yatılı okulun bahçesindeki düştüğü foseptik çukurunda boğularak yaşamını yitirdi.

-  Efe Boz: 6 yaşındaki Efe, İstanbul Maltepe’deki anaokulunda, tuvalete gitmek istedi. Tuvalette ayağı kayan Efe, tutunduğu lavabonun kırılan parçasının boynunu kesmesi ile hayatını kaybetti.

-  Mehmet Ali Yavuz: Okulundaki 23 Nisan provalarını izlemek isteyen Mehmet Ali’nin üzerine okulun bozuk olan demir kapısı düştü. Mehmet Ali, hastanede hayatını kaybetti.

-  Onur Akgün: Okulda yapılan yangın tatbikatında ateşe tinerin dökülmesi sonucu ateş Onur’a sıçradı. Onur, 5 ay tedavi gördüğü hastanede can verdi.

(milliyet)

> Meclis’te ‘okulda ölüm’ komisyonu kuruluyor

Son yıllarda okullarda kazalar sonucu ölen öğrenciler ve öğretmenlerden gelen tepkiler üzerine CHP TBMM’de okul kazalarını araştırmak için komisyon kurulmasını talep etti. Son 2 yılda 15 çocuğun okul kazalarında hayatını kaybettiği biliniyor.

CHP, okullardaki fiziksel güvenlik eksiklikleri ve okul yönetimlerinin ihmalleri nedeniyle öğrencilerin ölmesine neden olan okul kazalarının araştırılması, önlenmesi ve sorumlularının belirlenerek cezalandırılması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti. Genel Kurul’da oylanıp kabul edilmesi halinde kurulacak komisyon, okullardaki güvenlik risklerini araştıracak. Komisyonda, foseptik çukuruna düşerek can veren Umut Balık ile kırılan lavabonun parçasının boynunu kesmesi ile yaşamını yitiren Efe Boz’un ölümleri gündeme gelecek. CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter ile 24 CHP milletvekilinin imzasını taşıyan araştırma önergesi TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Okul kazalarına karşın önlem alınmaması durumunda yaşanları “okul cinayetleri” olarak değerlendirebileceklerini kaydeden Serter, “Milli Eğitim Bakanlığı’nı, göreve çağırıyoruz. Kusuru bulunan yönetici ve öğretmenler derhal açığa alınmalı, soruşturma yapılmalı, suçlular meslekten çıkarılmalı” dedi.

Önergenin gerekçesinde, okul yöneticilerinin ihmalleri nedeniyle öğrencilerin hayatlarını kaybetmelerine karşılık Milli Eğitim Bakanlığı’nın çözüm üretici ve kazaları önleyici bir yaklaşım sergilemediği savunuldu. 

Kamuoyunda günlerce tartışıldı

Önergeye göre, yaşamlarını okul kazalarında yitiren bazı öğrenciler şöyle:

-  Umut Balık: Uşak Eşme’de okuduğu yatılı okulun bahçesindeki düştüğü foseptik çukurunda boğularak yaşamını yitirdi.

-  Efe Boz: 6 yaşındaki Efe, İstanbul Maltepe’deki anaokulunda, tuvalete gitmek istedi. Tuvalette ayağı kayan Efe, tutunduğu lavabonun kırılan parçasının boynunu kesmesi ile hayatını kaybetti.

-  Mehmet Ali Yavuz: Okulundaki 23 Nisan provalarını izlemek isteyen Mehmet Ali’nin üzerine okulun bozuk olan demir kapısı düştü. Mehmet Ali, hastanede hayatını kaybetti.

-  Onur Akgün: Okulda yapılan yangın tatbikatında ateşe tinerin dökülmesi sonucu ateş Onur’a sıçradı. Onur, 5 ay tedavi gördüğü hastanede can verdi.

(milliyet)

Son Güncelleme: Cumartesi, 14 Nisan 2012 16:31

Gösterim: 1562


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.