Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı
OKULLARDA VERİ VAR, KARAR YOK!
Geçmiş yıllarda danışmanlığını yaptığım bir kurumda kurum sahipleri ve yöneticileri ile yapılan bir iç değerlendirme toplantısında, okul yöneticilerimiz ve ölçme değerlendirme birimimiz önümüzde onlarca sayfalık analiz raporu, öğrenci performans tabloları ve grafikler bulunuyordu. Her şey ölçülmüş, kategorize edilmiş ve sunuma hazır hâle getirilmişti. Ancak toplantının sonunda şu soruyu sorduğumu hatırlıyorum: “Bu veriler yarın sınıfta neyi değiştirecek?” Odada kısa bir sessizlik oluştu. Sessizliğe neden olan sadece bu kurumda değil neredeyse çoğu eğitim kurumunda veri üretme konusunda mesafe alınmış olmasına rağmen, veriyi davranışa dönüştürme konusunda hala yeterli ve doyurucu çalışmaların eksikliğinin anlaşılmış olmasıydı.
Bugün eğitim yönetiminde pek çok farklı uygulama ve yönetim modeli görebiliyoruz. Aslında kurumlar lider yöneticinin eğitimine, geçmiş tecrübelerine ve benimsediği rollere uygun anlayışlarla kısaca yoğurt yiyişlerine göre yönetilmektedirler. Eğitimin niteliği niceliği, çalışan memnuniyeti öğrenci-öğretmen veli üçgeninde ortaya konulan tutum ve davranışlar liderin yönetim tarzını gösterir. Ve biliyoruz ki eğitim kurumunun başarı kriterlerini belirleyen ölçümler ve değerlendirmeler içinde en önemli unsurlardan birisi de eldeki verilerin nasıl kullanılacağını bilmek ve bu verileri gelişim odaklı süreçlere kanalize edilebilmesidir. İyi bir yönetişim lideri için asıl tartışılması gereken konulardan birisi belki de eldeki verilerin gerçekçi değerlendirmelere kaynak olabilmesinin nasıl sağlanacağı olmalıdır.
PEDAGOJİK SEZGİ
Eğitim kurumlarının işleyişi tarihsel olarak deneyim ve pedagojik sezgi üzerine kurulmuştur. Son 20-30 yıl içerisinde eğitim teknolojilerinin akıl almaz gelişimi ile veri temelli karar alma yaklaşımları eğitim yönetiminde yeni paradigmalar yaratmıştır. OECD raporlarına göre eğitim kurumlarında toplanan performans göstergeleri önemli ölçüde artmıştır.
Bu artış kurumlara önemli fırsatlar sunmasına rağmen veri üretimi ile karar üretimi arasındaki bağ her zaman güçlü olmamıştır. MEB’in sınırları zorlayan veri elde etmeye dayalı programları da bu hıza uyum sağlamış 18 milyona ulaşan öğrenci kitlesinin hemen her adamı takip edilebilir hale gelmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak da standartlaşmış sınavlar, dijital öğrenci yönetim sistemleri, kazanım temelli ölçme araçları ve mezun izleme mekanizmaları sayesinde ülke genelinde resmi ve özel okullar geçmişe kıyasla çok çok daha geniş veri tabanları oluşturabilmişlerdir.
Ancak sahadaki gerçeklik, tüm bu devasa verilerin karar süreçlerine aynı ölçüde yansımadığını, akademik sosyal ve kültürel okul kimliğinin değişimine yol açamadığını göstermektedir. Deneme analizleri yapılmakta fakat öğretim stratejisi değişmemekte; mezun verileri paylaşılmakta fakat program geliştirme süreçlerine entegre edilmemekte; performans göstergeleri izlenmekte fakat erken müdahale mekanizmaları kurulamamaktadır. Bu durum veri üretmek ile veri temelli karar almak arasındaki farkı görmemiz gerektiğini ortaya koymaktadır.
ANLAMSIZLAŞMA VE DEĞERSIZLEŞME
Eğitim kurumları artık yalnızca akademik başarı değil çok boyutlu performans göstergeleri üretmektedir. Devam oranları, sosyal gelişim ölçümleri ve geri bildirim sistemleri veri ekosisteminin parçaları hâline gelmiştir. Buna rağmen veri bolluğu otomatik olarak alınan kararların kalitesini artırmamaktadır. Asıl mesele verinin anlamlandırılamamasıdır. Bu ve benzeri sıkıntılar aynı zamanda öğretmen, öğrenci ve veli memnuniyetsizliğinin altında yatan “anlamsızlaşma” ve “değersizleşme” sorununa evrilmektedir.
Saha deneyimleri, verinin nasıl işlevsizleşebildiğini açıkça gösteriyor. Ortaöğretim düzeyinde yapılan deneme sınavları sonucunda detaylı analizler hazırlanmakta ancak çoğu zaman öğretim tasarımına yansıması sınırlı kalmaktadır. Veri problemi görünür kılmakta başarılı fakat sistem müdahale mekanizmaları üretmekte aynı başarıyı gösteremiyor.
Mezun izleme verileri de benzer bir tablo sunmaktadır. Yerleştirme sonuçları paylaşılmakta ancak program geliştirme süreçlerinde kullanılmamaktadır. Oysa mezun yönelimleri kurumsal stratejiler için önemli içgörüler, öz değerlendirmeler sunar.
Veri analitiğinin eğitimdeki rolünü anlamak ve potansiyel faydalarını belirlemek amacıyla yapılan araştırmalarda, öğrenci performansları, öğrenme süreçleri ve eğitim stratejileri üzerindeki etkilerine bakıldığı görülmektedir. Bulgular, öğrenme analitiklerinin öğrenci başarısını artırmak, öğretim stratejilerini geliştirmek ve eğitim politikalarını şekillendirmek açısından olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ancak, çalışmalarda, veri gizliliği ve etik sorunları, teknolojik altyapı zorlukları ve öğretmen-öğrenci direnci gibi zorluklara da vurgu yapıldığı görülmektedir.
VERİ KÜLTÜRÜNÜ ZORLAŞTIRAN FAKTÖRLER
Türkiye’de okul yönetiminde veriye dayalı karar süreçlerinin önemli olmasına rağmen arzu edilen düzeye ulaşılamadığı görülmektedir. Araştırmalar, veriye dayalı karar süreçlerinin okullarda son derece sınırlı olduğunu, okul yöneticilerinin veriden etkin biçimde yararlanabilmesi için öncelikle veriyi işlevsel bilgiye dönüştürebilmeleri gerektiğini vurgulamaktadır. Analitik okuryazarlık eksikliği önemli bir engeldir. Araştırmalar, öğretmenlerin önemli bir bölümünün veri yorumlama konusunda yeterli hissetmediğini de göstermektedir.
Zaman baskısı ve operasyonel yoğunluk da veri analizine ayrılabilecek alanı daraltmaktadır. Ayrıca kurumsal refleksler çoğu zaman sezgi ve deneyime dayalıdır. Liderlik desteği olmadan veri kültürünü eliştimrek de pek mümkün değildir. Bunun tam tersi liderlik desteği bulunan kurumlarda ise veri kullanım oranı anlamlı ölçüde yükselmektedir.
Verinin kullanılamaması öğretim optimizasyonunu sınırlamakta ve müdahale olanaklarını da azaltmaktadır. Kurumsal rekabet gücü ve sürdürülebilir gelişim de olumsuz etkilenmektedir. Veri temelli uygulamaların öğrenme çıktılarında iyileşme sağladığını gösteren çalışmalar da bulunmaktadır.
SON SÖZ
Eğitim kurumlarında veri eksikliği değil veri bolluğu içinde yön bulma sorunu yaşamaktadır. Geleceğin güçlü kurumları daha fazla ölçen değil ölçtüğünü dönüştüren ve değiştirebilen kurumlar olacaktır. Bakıldığında veri kültürü teknik bir meseleden çıkıp zihinsel bir dönüşüme dönüşmüştür. Bu dönüşüm ve değişim içselleştiğinde ve gerçekleştiğinde veri yalnızca geçmişi anlatmakla kalmayıp geleceği şekillendirir olacaktır.
Kaynakça.
* https://qmxjournal.com/?mod=tammetin&;makaleadi=&makaleurl=15266e6b-a710-4aa0-9678-a987fed94772.pdf&key=75078
* https://avesis.gazi.edu.tr/yonetilen-tez/edae1687-94bd-4e64-967b-2a202bc2b715/egitimde-veriye-dayali-yonetim-uygulamalarinin-degerlendirilmesi
YASAL UYARI:
Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.