Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Arınç, çocuklara karşı işlenen bazı suçların sürelerinin artırılmasına ilişkin bir düzenleme getirildiğini söyledi.
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlarla ilgili, "Çocuklara karşı işlenen bazı suçların koşullu salıverilme sürelerinin artırılmasına ilişkin bir düzenleme getiriliyor. Cinsel sadırı suçlarından hapis cezasına mahkum olanların şartlı salıverilme süreleri 2 bölü 3 oranından 3 bölü 4 oranına çıkarılmaktadır" dedi.
Başbakanlık Yeni Bina'da düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Arınç, toplantıda bazı Bakanların yaptığı sunumlara ilişkin bilgi verdi.
Toplantıda, özellikle cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlar ve buna bağlı yine kamuoyunun üzerine hassasiyet gösterdiği konular üzerinde yapılacak yasal düzenlemelerin takdim edildiğini belirten Arınç, bu konu üzerinde görüş birliğine varıldığını, yakın zamanda TBMM'ye gönderilecek tasarının yasalaşması için çalışılacağını ifade etti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın, Elektrik Piyasası Kanunu ve ilgili kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 3 maddelik bir yasa tasarısına ilişkin bilgi verdiğini aktaran Arınç, "Uygun görüldü, imzaya açıldı. O da yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecek" dedi.
Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin de Anayasa Mahkemesi'nin iptalinden sonra Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında değişiklik yapılmasıyla ilgili 2 maddelik bir kanun tasarısını sunduğunu bildiren Arınç, "Anayasa Mahkemesinin iptal kararına uygun olarak yeni bir düzenleme yapılacak" ifadesini kullandı.
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun ise Sağlık Bilimleri Yüksek Teknoloji Enstitüsü kurulmasıyla ilgili bir tasarıyı takdim ettiğine değinen Arınç, şunları söyledi:
"Bu, çok önemli bir kanun tasarısı. Bugüne kadar ihmal edilmiş sağlığımızla ilgili ve çok yüksek harcama yaptığımız konularla ilgili ve toplumumuzun geleceği bakımından çok önemli gördüğümüz yeni bir enstitünün kurulmasını kanunlaştırıyor. Bununla İstanbul'da Türkiye Sağlık Bilimleri Yüksek Teknoloji Enstitüsü ismiyle yeni bir yüksek teknoloji enstitüsünün kurulması düşünülüyor. Bu enstitü, Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulacak Ulusal Kanser Enstitüsü, Ulusal Diyabet ve Obezite Enstitüsü, Ulusal Kalp Akciğer Kan Enstitüsü, Ulusal Genetik Enstitüsü, Ulusal Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü ve Epidemiyoloji Enstitüsünden oluşacak ve buna bağlı hükümler getirilmiş bulunuyor."
Cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlarlar
Başbakan Yardımcısı Arınç, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından, "Cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlar"a yönelik hazırlanan yasa tasarısıyla ilgili yaptığı sunuma ilişkin detaylı bilgi verdi.
Arınç, 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu'nun uygulanmasının üzerinden 9 yıl geçtiğine işaret ederek, "Burada karşılaştığımız bazı konularda yeni düzenlemeler yapılmasına ihtiyaç duyuluyor. Basit cinsel fiiller, yani sarkıntılık ve daha ağır fiiller, saldırı veya tasaddi için verilen cezalar arasında makul bir denge kurulması ve cezaların kademeli olarak artırılması öngörülüyor" diye konuştu.
Mevcut yasalarda "Beden ve ruh sağlı bozulması halinde cezanın artırılacağına ilişkin bir düzenleme" bulunduğunu anımsatan Arınç, şöyle devam etti:
"Biliyorsunuz bu düzenleme sebebi, olayın mağdurları adli tıpla hükümet tabiplikleri arasında veya sağlık kurumları arasında defalarca gidip gelmeler ve burada ayrıca büyük bir mağduriyet söz konusuydu. Artık bu tür suçlarda beden ve ruh sağlığı bozulması halinde cezanın artırılacağı hükmünde, bunu kaldırıyoruz. Yani beden ve ruh sağlığı bozulması halini, cezayı artırıcı bir sebep olmaktan çıkarıyoruz. Mağdur ve mağdurelerin eziyet, işkence, psikolojik rahatsızlık görmemesi için buradaki cezaların artırılacağı kısmını, cezanın kendi içine koyuyoruz. Yani suçun temel şeklinin cezası artırılmaktadır ayrıca bir muayenesine ihtiyaç kalmayacaktır."
Tasarının, suçun cinsel taciz ve söz atma şeklinde işlenmesi halinde mevcut cezayı artırdığını dile getiren Arınç, şunları söyledi:
"Suçun sarkıntılık yoluyla işlenmesi halinde yine tasarıda yani 5237 Sayılı Kanunun hükümlerinde artırma öngörülmektedir. Suçun yoğun hareketlerle yani ceza kanunun tabiriyle tasaddi halinde işlenmesiyle yine cezalar hemen hemen bir misli artırılmaktadır. Suçun cinsel ilişki şeklinde işlenmesi halinde de cezaların mağdurun yetişkin olması veya mağdurun çocuk olması hallerinde tekrar hemen hemen bir misline yakın artırılmaktadır. Cezayı artıran nedenlere ilişkin düzenlemeler TCK'da vardı, yani suçun işlenmesini kolaylaştıran bazı faktörler ki mesela mağdurun ve mağdurenin vesayet altında olması, failin kamu görevini kullanması, koruyucu aile, kayın hısımlığı, üvey baba ve toplu olarak birlikte yaşanan yerlerde işlenmesi halinde de ağırlaştırıcı sebep kabul edilmektedir. Suçun yetişkinlere karşı işlenmesi halinde teferruatlarına girmeyeceğim cezalar yarı oranında artırılacaktır."
"Suçun çocuklara karşı işlenmesi halinde..."
"Suçun çocuklara karşı işlenmesi halinde cezalar yine bir bölü iki oranında artırılacaktır" diyen Arınç, "Cinsel taciz suçunun çocuğa karşı, kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanarak biraz önce saydığım özel durumlar ve teşhir suretiyle işlenmesi halinde, posta ve elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi halinde de ceza artırılacaktır" ifadesini kullandı.
Arınç, 15 yaşını bitirmiş çocukların, rızasıyla cinsel ilişkiye girmesine ilişkin düzenlemeler, "Erken evlilik" veya "Çocuk evlilikler" yönünde kamuoyunda tartışılan konularla ilgili olarak da "Burada 15 yaşını bitirmiş çocukların, yetişkinler tarafından kandırılarak veya ikna edilerek cinsel ilişkiye girmesi halinde sanığa verilecek ceza artırılmaktadır" dedi.
Ensest ilişki kurmanın cezasının da artırıldığını vurgulayan Arınç, şöyle konuştu:
"Sanığın 18 yaşından küçük olması, 18 yaşından büyük olması ve diğer durumlarda cezaların hangi noktadan hangi noktaya gelecği de tasarıda gösterilmektedir. Özet olarak sunduğum kadarıyla hemen hemen bir bölü iki oranına yakın bir şekilde cezalar artırılmaktadır. Faillere yönelik tedavi ve denetim uygulamasına ilişkin düzenlemelerde failleri çocuklardan veya mağdurlardan uzaklaştırıcı bazı hak yoksunlukları ve tedavi yükümlülüğü getirilmektedir. Cinsel suçlardan hapis cezasına mahkum olanlar için tıbbi tedaviye tabi tutulmaları mağdurları bulunduğu yerlere yaklaşmaktan veya ikamette bulunmaktan uzaklaştırılmaları vesaire bir takım tedbirlerde yine kanunda öngörülmektedir.
Bence çok daha önemli bir hükmü getiriyoruz, çocuklara karşı işlenen bazı suçluların koşullu salıverilme sürelerinin artırılmasına ilişkin bir düzenleme getiriliyor. Cinsel sadırı suçlarından hapis cezasına mahkum olanların şartlı salıverilme süreleri 2 bölü 3 oranından 3 bölü 4 oranına çıkarılmaktadır. Çocuklara karşı işlenen bir suçtan dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar, bundan sonra 30 yıl yerine 39 yıl, müebbet hapis cezası alanlar 24 yıl yerine 33 yıl ceza infaz kurumlarında kalacaktır."
Zorla evlendirilmeye ilişkin düzenlemeler
Zorla evlendirilmeye ilişkin düzenlemelerde, evlenme yaşına ulaşmış kişilerin, cebir ve tehditle baskı yapmak suretiyle istemedikleri kişilerle zorla evlendirilmesinin de suç olarak kabul edildiğini dile getiren Arınç, bu suçu işleyenlere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesinin öngörüldüğünü belirtti.
Arınç, toplantıda, iç ve dış olaylar, gündemi meşgul eden konular üzerinde de genel görüşme yapıldığını ifade ederek, şunları söyledi:
"Ancak bugün bildiğiniz gibi TBMM'de de 4 eski Bakanla ilgili olarak Meclis soruşturması önergeleri üzerinde görüşme yapılmaktadır. Bazı Sayın Bakanlarımızı nöbetçi olarak TBMM'ye göndermiştik artık bu saatten itibaren de tüm Bakan arkadaşlarımız bu önergelerin görüşülmesi üzerinde TBMM toplantısını takip edeceklerdir. Kamuoyunu aydınlatma bakımından şunu söylemeliyim, milletvekillerinin vekaleten oy kullanmaları mümkün değilidir ancak iç tüzüğümüz bildiğiniz gibi bakanlarımıza sadece bir bakana vekalet etmek suretiyle ayrıca oy kullanabilme imkanını da getiriyor. Biz, bütün arkadaşlarımızla birlikte bugünkü soruşturma önergeleri üzerinde hepimiz oy kullanmak istiyoruz. Eğer şu ana kadar oy kullanmak mümkün olduysa Sayın Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler, bana vekaleten oyumu kullanmış olacaktır."
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Arınç, çocuklara karşı işlenen bazı suçların sürelerinin artırılmasına ilişkin bir düzenleme getirildiğini söyledi.
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlarla ilgili, "Çocuklara karşı işlenen bazı suçların koşullu salıverilme sürelerinin artırılmasına ilişkin bir düzenleme getiriliyor. Cinsel sadırı suçlarından hapis cezasına mahkum olanların şartlı salıverilme süreleri 2 bölü 3 oranından 3 bölü 4 oranına çıkarılmaktadır" dedi.
Başbakanlık Yeni Bina'da düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Arınç, toplantıda bazı Bakanların yaptığı sunumlara ilişkin bilgi verdi.
Toplantıda, özellikle cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlar ve buna bağlı yine kamuoyunun üzerine hassasiyet gösterdiği konular üzerinde yapılacak yasal düzenlemelerin takdim edildiğini belirten Arınç, bu konu üzerinde görüş birliğine varıldığını, yakın zamanda TBMM'ye gönderilecek tasarının yasalaşması için çalışılacağını ifade etti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın, Elektrik Piyasası Kanunu ve ilgili kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 3 maddelik bir yasa tasarısına ilişkin bilgi verdiğini aktaran Arınç, "Uygun görüldü, imzaya açıldı. O da yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecek" dedi.
Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin de Anayasa Mahkemesi'nin iptalinden sonra Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında değişiklik yapılmasıyla ilgili 2 maddelik bir kanun tasarısını sunduğunu bildiren Arınç, "Anayasa Mahkemesinin iptal kararına uygun olarak yeni bir düzenleme yapılacak" ifadesini kullandı.
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun ise Sağlık Bilimleri Yüksek Teknoloji Enstitüsü kurulmasıyla ilgili bir tasarıyı takdim ettiğine değinen Arınç, şunları söyledi:
"Bu, çok önemli bir kanun tasarısı. Bugüne kadar ihmal edilmiş sağlığımızla ilgili ve çok yüksek harcama yaptığımız konularla ilgili ve toplumumuzun geleceği bakımından çok önemli gördüğümüz yeni bir enstitünün kurulmasını kanunlaştırıyor. Bununla İstanbul'da Türkiye Sağlık Bilimleri Yüksek Teknoloji Enstitüsü ismiyle yeni bir yüksek teknoloji enstitüsünün kurulması düşünülüyor. Bu enstitü, Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulacak Ulusal Kanser Enstitüsü, Ulusal Diyabet ve Obezite Enstitüsü, Ulusal Kalp Akciğer Kan Enstitüsü, Ulusal Genetik Enstitüsü, Ulusal Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü ve Epidemiyoloji Enstitüsünden oluşacak ve buna bağlı hükümler getirilmiş bulunuyor."
Cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlarlar
Başbakan Yardımcısı Arınç, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından, "Cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlar"a yönelik hazırlanan yasa tasarısıyla ilgili yaptığı sunuma ilişkin detaylı bilgi verdi.
Arınç, 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu'nun uygulanmasının üzerinden 9 yıl geçtiğine işaret ederek, "Burada karşılaştığımız bazı konularda yeni düzenlemeler yapılmasına ihtiyaç duyuluyor. Basit cinsel fiiller, yani sarkıntılık ve daha ağır fiiller, saldırı veya tasaddi için verilen cezalar arasında makul bir denge kurulması ve cezaların kademeli olarak artırılması öngörülüyor" diye konuştu.
Mevcut yasalarda "Beden ve ruh sağlı bozulması halinde cezanın artırılacağına ilişkin bir düzenleme" bulunduğunu anımsatan Arınç, şöyle devam etti:
"Biliyorsunuz bu düzenleme sebebi, olayın mağdurları adli tıpla hükümet tabiplikleri arasında veya sağlık kurumları arasında defalarca gidip gelmeler ve burada ayrıca büyük bir mağduriyet söz konusuydu. Artık bu tür suçlarda beden ve ruh sağlığı bozulması halinde cezanın artırılacağı hükmünde, bunu kaldırıyoruz. Yani beden ve ruh sağlığı bozulması halini, cezayı artırıcı bir sebep olmaktan çıkarıyoruz. Mağdur ve mağdurelerin eziyet, işkence, psikolojik rahatsızlık görmemesi için buradaki cezaların artırılacağı kısmını, cezanın kendi içine koyuyoruz. Yani suçun temel şeklinin cezası artırılmaktadır ayrıca bir muayenesine ihtiyaç kalmayacaktır."
Tasarının, suçun cinsel taciz ve söz atma şeklinde işlenmesi halinde mevcut cezayı artırdığını dile getiren Arınç, şunları söyledi:
"Suçun sarkıntılık yoluyla işlenmesi halinde yine tasarıda yani 5237 Sayılı Kanunun hükümlerinde artırma öngörülmektedir. Suçun yoğun hareketlerle yani ceza kanunun tabiriyle tasaddi halinde işlenmesiyle yine cezalar hemen hemen bir misli artırılmaktadır. Suçun cinsel ilişki şeklinde işlenmesi halinde de cezaların mağdurun yetişkin olması veya mağdurun çocuk olması hallerinde tekrar hemen hemen bir misline yakın artırılmaktadır. Cezayı artıran nedenlere ilişkin düzenlemeler TCK'da vardı, yani suçun işlenmesini kolaylaştıran bazı faktörler ki mesela mağdurun ve mağdurenin vesayet altında olması, failin kamu görevini kullanması, koruyucu aile, kayın hısımlığı, üvey baba ve toplu olarak birlikte yaşanan yerlerde işlenmesi halinde de ağırlaştırıcı sebep kabul edilmektedir. Suçun yetişkinlere karşı işlenmesi halinde teferruatlarına girmeyeceğim cezalar yarı oranında artırılacaktır."
"Suçun çocuklara karşı işlenmesi halinde..."
"Suçun çocuklara karşı işlenmesi halinde cezalar yine bir bölü iki oranında artırılacaktır" diyen Arınç, "Cinsel taciz suçunun çocuğa karşı, kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanarak biraz önce saydığım özel durumlar ve teşhir suretiyle işlenmesi halinde, posta ve elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi halinde de ceza artırılacaktır" ifadesini kullandı.
Arınç, 15 yaşını bitirmiş çocukların, rızasıyla cinsel ilişkiye girmesine ilişkin düzenlemeler, "Erken evlilik" veya "Çocuk evlilikler" yönünde kamuoyunda tartışılan konularla ilgili olarak da "Burada 15 yaşını bitirmiş çocukların, yetişkinler tarafından kandırılarak veya ikna edilerek cinsel ilişkiye girmesi halinde sanığa verilecek ceza artırılmaktadır" dedi.
Ensest ilişki kurmanın cezasının da artırıldığını vurgulayan Arınç, şöyle konuştu:
"Sanığın 18 yaşından küçük olması, 18 yaşından büyük olması ve diğer durumlarda cezaların hangi noktadan hangi noktaya gelecği de tasarıda gösterilmektedir. Özet olarak sunduğum kadarıyla hemen hemen bir bölü iki oranına yakın bir şekilde cezalar artırılmaktadır. Faillere yönelik tedavi ve denetim uygulamasına ilişkin düzenlemelerde failleri çocuklardan veya mağdurlardan uzaklaştırıcı bazı hak yoksunlukları ve tedavi yükümlülüğü getirilmektedir. Cinsel suçlardan hapis cezasına mahkum olanlar için tıbbi tedaviye tabi tutulmaları mağdurları bulunduğu yerlere yaklaşmaktan veya ikamette bulunmaktan uzaklaştırılmaları vesaire bir takım tedbirlerde yine kanunda öngörülmektedir.
Bence çok daha önemli bir hükmü getiriyoruz, çocuklara karşı işlenen bazı suçluların koşullu salıverilme sürelerinin artırılmasına ilişkin bir düzenleme getiriliyor. Cinsel sadırı suçlarından hapis cezasına mahkum olanların şartlı salıverilme süreleri 2 bölü 3 oranından 3 bölü 4 oranına çıkarılmaktadır. Çocuklara karşı işlenen bir suçtan dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar, bundan sonra 30 yıl yerine 39 yıl, müebbet hapis cezası alanlar 24 yıl yerine 33 yıl ceza infaz kurumlarında kalacaktır."
Zorla evlendirilmeye ilişkin düzenlemeler
Zorla evlendirilmeye ilişkin düzenlemelerde, evlenme yaşına ulaşmış kişilerin, cebir ve tehditle baskı yapmak suretiyle istemedikleri kişilerle zorla evlendirilmesinin de suç olarak kabul edildiğini dile getiren Arınç, bu suçu işleyenlere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesinin öngörüldüğünü belirtti.
Arınç, toplantıda, iç ve dış olaylar, gündemi meşgul eden konular üzerinde de genel görüşme yapıldığını ifade ederek, şunları söyledi:
"Ancak bugün bildiğiniz gibi TBMM'de de 4 eski Bakanla ilgili olarak Meclis soruşturması önergeleri üzerinde görüşme yapılmaktadır. Bazı Sayın Bakanlarımızı nöbetçi olarak TBMM'ye göndermiştik artık bu saatten itibaren de tüm Bakan arkadaşlarımız bu önergelerin görüşülmesi üzerinde TBMM toplantısını takip edeceklerdir. Kamuoyunu aydınlatma bakımından şunu söylemeliyim, milletvekillerinin vekaleten oy kullanmaları mümkün değilidir ancak iç tüzüğümüz bildiğiniz gibi bakanlarımıza sadece bir bakana vekalet etmek suretiyle ayrıca oy kullanabilme imkanını da getiriyor. Biz, bütün arkadaşlarımızla birlikte bugünkü soruşturma önergeleri üzerinde hepimiz oy kullanmak istiyoruz. Eğer şu ana kadar oy kullanmak mümkün olduysa Sayın Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler, bana vekaleten oyumu kullanmış olacaktır."
Son Güncelleme: Salı, 06 May 2014 10:30
Gösterim: 1323
KPSS kaldırılıyor mu? Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, KPSS'nin kaldırılacağı, bu sınavların bakanlıklarca yapılacağına yönelik iddialara cevap verdi.
Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin KPSS'nin kaldırılacağı, bu sınavların bakanlıklarca yapılacağına yönelik iddiaların basında yer aldığını hatırlatarak "Bununla ilgili bir yasal düzenleme Bakanlar Kurulu'nda gündeme geldi mi" yönündeki sorusuna Arınç, "Hayır. Bugün için böyle bir şey olmadı. Esasen Sayın Bakan Faruk Çelik, Sayın Cumhurbaşkanımız ile Gürcistan'da bulunuyor. Böyle bir konu tartışılmadı, kararlaştırılmadı veya imza altına alınmadı" yanıtını verdi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
KPSS kaldırılıyor mu? Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, KPSS'nin kaldırılacağı, bu sınavların bakanlıklarca yapılacağına yönelik iddialara cevap verdi.
Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin KPSS'nin kaldırılacağı, bu sınavların bakanlıklarca yapılacağına yönelik iddiaların basında yer aldığını hatırlatarak "Bununla ilgili bir yasal düzenleme Bakanlar Kurulu'nda gündeme geldi mi" yönündeki sorusuna Arınç, "Hayır. Bugün için böyle bir şey olmadı. Esasen Sayın Bakan Faruk Çelik, Sayın Cumhurbaşkanımız ile Gürcistan'da bulunuyor. Böyle bir konu tartışılmadı, kararlaştırılmadı veya imza altına alınmadı" yanıtını verdi.
Son Güncelleme: Pazartesi, 05 May 2014 23:03
Gösterim: 1943
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), özel yetenekli öğrencilerin okullarda farklılaştırılmış eğitim almaları ve uygun merkezlere yönlendirilmeleri için okul öncesi ve sınıf öğretmenleriyle eğitim fakültelerinin son sınıflarında öğrenim gören öğretmen adaylarına eğitim vermeye başladı.
Bakanlık, yetenekli bireylerin erken yaşta fark edilmeleri ve ihtiyaç duydukları eğitime ulaşmaları amacıyla mayıs ayının sonuna kadar 21 ilde 10 bin öğretmene eğitim vermiş olacak.
Özel yetenek kavramı içerisinde, genel zihinsel yetenek, özel akademik yetenek, dil, matematik, fen bilimleri, sosyal bilimler, liderlik, yaratıcılık, görsel ve işitsel sanatlar ve psiko-motor gibi yetenekler yer alıyor.
MEB tarafından özel yetenekli bireylerin kendi ilgi alanlarını, yeteneklerini, yaratıcılıklarını geliştirmelerine yönelik fırsatları artırmak, ülkeye ve dünyaya yararlı birer vatandaş olmalarını sağlamak için 2013-2017 yıllarını kapsayan Özel Yetenekli Bireyler Strateji ve Uygulama Planı hazırlandı. Program, 15 Ocak 2013 tarihinde toplanan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kuruluna (BTYK) sunularak uygulamaya kondu.
Bakanlık, temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında görev yapan sınıf ve branş öğretmenlerinin ve eğitim fakültelerinin son sınıflarında öğrenim gören öğretmen adaylarının, özel yetenekli bireyler ve eğitimleri konusunda farkındalık kazanmalarını sağlamak için eğitim programı hazırladı. Bu kapsamda yetenekli bireylerin en erken yaşta fark edilmeleri ve bu bireylerin ihtiyaç duydukları eğitime ulaşmaları hedefleniyor.
7 bölgede harekete geçildi
Bakanlık, bu strateji planı çerçevesinde Adana, Afyonkarahisar, Burdur, Bursa, Denizli, Eskişehir, Gaziantep, Kırşehir, Malatya, Manisa, Mersin, Muş, Ordu, Rize, Sakarya, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ, Van ve Zonguldak illerini kapsayan toplam 21 ilde öğretmen eğitimleri için hazırlıklarını tamamlandı. Bu kapsamda eğitim programlarının ilki 7 Nisan 2014 tarihinde Zonguldak'ta yapıldı. Şanlıurfa, Mersin ve Muş olmak üzere 3 farklı ilde daha eğitimler tamamlandı.
Bakanlık, mayıs sonu itibariyle 21 farklı ilde planladığı eğitimlerde, "Çocuk ve Yetenek" temasını öğretmenlere aktarmayı hedefliyor. Böylece, özel yetenekli öğrencilerin Türkiye için birer katma değer haline gelmeleri amaçlanıyor.
Öğretmenlere yönelik seminerlerde öğretmenin özel yetenekli bir öğrenciyle karşılaştığında yapacakları anlatılıyor. Eğitimlerde, özel yetenekli öğrencilerin rehberlik ve araştırma merkezleriyle bilim sanat merkezlerine nasıl yönlendirilecekleri, sınıf içinde bu öğrencilere yönelik farklılaştırılmış eğitimin nasıl verilebileceği aktarılıyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), özel yetenekli öğrencilerin okullarda farklılaştırılmış eğitim almaları ve uygun merkezlere yönlendirilmeleri için okul öncesi ve sınıf öğretmenleriyle eğitim fakültelerinin son sınıflarında öğrenim gören öğretmen adaylarına eğitim vermeye başladı.
Bakanlık, yetenekli bireylerin erken yaşta fark edilmeleri ve ihtiyaç duydukları eğitime ulaşmaları amacıyla mayıs ayının sonuna kadar 21 ilde 10 bin öğretmene eğitim vermiş olacak.
Özel yetenek kavramı içerisinde, genel zihinsel yetenek, özel akademik yetenek, dil, matematik, fen bilimleri, sosyal bilimler, liderlik, yaratıcılık, görsel ve işitsel sanatlar ve psiko-motor gibi yetenekler yer alıyor.
MEB tarafından özel yetenekli bireylerin kendi ilgi alanlarını, yeteneklerini, yaratıcılıklarını geliştirmelerine yönelik fırsatları artırmak, ülkeye ve dünyaya yararlı birer vatandaş olmalarını sağlamak için 2013-2017 yıllarını kapsayan Özel Yetenekli Bireyler Strateji ve Uygulama Planı hazırlandı. Program, 15 Ocak 2013 tarihinde toplanan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kuruluna (BTYK) sunularak uygulamaya kondu.
Bakanlık, temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında görev yapan sınıf ve branş öğretmenlerinin ve eğitim fakültelerinin son sınıflarında öğrenim gören öğretmen adaylarının, özel yetenekli bireyler ve eğitimleri konusunda farkındalık kazanmalarını sağlamak için eğitim programı hazırladı. Bu kapsamda yetenekli bireylerin en erken yaşta fark edilmeleri ve bu bireylerin ihtiyaç duydukları eğitime ulaşmaları hedefleniyor.
7 bölgede harekete geçildi
Bakanlık, bu strateji planı çerçevesinde Adana, Afyonkarahisar, Burdur, Bursa, Denizli, Eskişehir, Gaziantep, Kırşehir, Malatya, Manisa, Mersin, Muş, Ordu, Rize, Sakarya, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ, Van ve Zonguldak illerini kapsayan toplam 21 ilde öğretmen eğitimleri için hazırlıklarını tamamlandı. Bu kapsamda eğitim programlarının ilki 7 Nisan 2014 tarihinde Zonguldak'ta yapıldı. Şanlıurfa, Mersin ve Muş olmak üzere 3 farklı ilde daha eğitimler tamamlandı.
Bakanlık, mayıs sonu itibariyle 21 farklı ilde planladığı eğitimlerde, "Çocuk ve Yetenek" temasını öğretmenlere aktarmayı hedefliyor. Böylece, özel yetenekli öğrencilerin Türkiye için birer katma değer haline gelmeleri amaçlanıyor.
Öğretmenlere yönelik seminerlerde öğretmenin özel yetenekli bir öğrenciyle karşılaştığında yapacakları anlatılıyor. Eğitimlerde, özel yetenekli öğrencilerin rehberlik ve araştırma merkezleriyle bilim sanat merkezlerine nasıl yönlendirilecekleri, sınıf içinde bu öğrencilere yönelik farklılaştırılmış eğitimin nasıl verilebileceği aktarılıyor.
Son Güncelleme: Pazar, 04 May 2014 13:03
Gösterim: 1527
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bakanlıktan onay almadan çeşitli adlar altında uluslararası programlar uygulayan özel okullar hakkında maarif müfettişlerince inceleme başlatılmasını istedi.
Bakanlık tarafından illere gönderilen yazıda, onay alınmadan uygulanan uluslararası programları reklam ve ilanlarında kullanarak mevzuata aykırı davranan okullar hakkında yasal işlem yapılması gerektiği belirtildi.
MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü tarafından illere gönderilen yazıda, bakanlığa ulaşan bilgi ve duyumlardan, bazı özel okulların bakanlıktan onay almadan çeşitli adlar altında uluslararası programları uyguladıkları ve bu durumu ilan ve reklamlarında kullandıklarının anlaşıldığı ifade edildi.
Yazıda, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanun'da yer alan "özel öğretim kurumlarının yönetmelikleriyle öğretim programının Bakanlıkça incelenip onanmış olması" hükmüyle "Bu kurumlarda öğretim programları, eğitim-öğretim faaliyetleri ve diğer hususlarla ilgili işlemler, kurum yönetimince hazırlanan ve Bakanlıkça onaylanan esaslara göre yürütülür" hükümleri hatırlatıldı. Yazıda ayrıca, kanunun, 7’nci maddesinde yer alan şu hüküm de yer aldı:
"Özel öğretim kurumları, kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi veya izinsiz değişiklik yapması, mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırılmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırılması, reklam ve ilana ilişkin gerekli şartların yerine getirilmemesi halinde, davranışın ağırlık derecesine göre on beş günden az olmamak kaydıyla üç aya kadar geçici olarak, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun genel ve özel amaçlarıyla temel ilkelerine uymayan, kurumunu mevzuata uygun kapatmayan, geçici olarak kapatma cezası alan ve aynı fiili tekrar işleyen kurumlar ise sürekli olarak kurum açma izni veren makam tarafından kapatılır."
Yazıda, konu hakkında illerin maarif müfettişlerince inceleme yapılarak, MEB'den onay alınmadan farklı program uygulayan ve bu durumu reklam ve ilanlarında kullanarak mevzuata aykırı davranan okullar hakkında "Kurum açma izninin iptali, kurumun kapatılması, devri ve nakli" konularını düzenleyen 7’nci madde gereğince gerekli yasal işlemin yapılması istendi. Yazıda yasal işlemlerin sonucundan Bakanlığa bilgi verilmesi gerektiği de vurgulandı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bakanlıktan onay almadan çeşitli adlar altında uluslararası programlar uygulayan özel okullar hakkında maarif müfettişlerince inceleme başlatılmasını istedi.
Bakanlık tarafından illere gönderilen yazıda, onay alınmadan uygulanan uluslararası programları reklam ve ilanlarında kullanarak mevzuata aykırı davranan okullar hakkında yasal işlem yapılması gerektiği belirtildi.
MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü tarafından illere gönderilen yazıda, bakanlığa ulaşan bilgi ve duyumlardan, bazı özel okulların bakanlıktan onay almadan çeşitli adlar altında uluslararası programları uyguladıkları ve bu durumu ilan ve reklamlarında kullandıklarının anlaşıldığı ifade edildi.
Yazıda, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanun'da yer alan "özel öğretim kurumlarının yönetmelikleriyle öğretim programının Bakanlıkça incelenip onanmış olması" hükmüyle "Bu kurumlarda öğretim programları, eğitim-öğretim faaliyetleri ve diğer hususlarla ilgili işlemler, kurum yönetimince hazırlanan ve Bakanlıkça onaylanan esaslara göre yürütülür" hükümleri hatırlatıldı. Yazıda ayrıca, kanunun, 7’nci maddesinde yer alan şu hüküm de yer aldı:
"Özel öğretim kurumları, kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi veya izinsiz değişiklik yapması, mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırılmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırılması, reklam ve ilana ilişkin gerekli şartların yerine getirilmemesi halinde, davranışın ağırlık derecesine göre on beş günden az olmamak kaydıyla üç aya kadar geçici olarak, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun genel ve özel amaçlarıyla temel ilkelerine uymayan, kurumunu mevzuata uygun kapatmayan, geçici olarak kapatma cezası alan ve aynı fiili tekrar işleyen kurumlar ise sürekli olarak kurum açma izni veren makam tarafından kapatılır."
Yazıda, konu hakkında illerin maarif müfettişlerince inceleme yapılarak, MEB'den onay alınmadan farklı program uygulayan ve bu durumu reklam ve ilanlarında kullanarak mevzuata aykırı davranan okullar hakkında "Kurum açma izninin iptali, kurumun kapatılması, devri ve nakli" konularını düzenleyen 7’nci madde gereğince gerekli yasal işlemin yapılması istendi. Yazıda yasal işlemlerin sonucundan Bakanlığa bilgi verilmesi gerektiği de vurgulandı.
Son Güncelleme: Pazartesi, 05 May 2014 11:34
Gösterim: 1585
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, sınav sistemiyle ilgili "Eğitimde pek çok değişiklik yaptık. Bizden önce de yapıldı. Biz de yaptık. Bundan sonra da yapacağız. Değiştireceğiz, sürekli değiştireceğiz. Bunun yolu yöntemi, konusunda yapılan eleştiriler haklı olabilir. Daha çok istişareye açık, daha geniş katılımlı daha çok uzmanın bir şekilde işin içinde olduğu süreçlerden geçerek bu değişiklikleri yaparsak tabii daha iyi olur. Biz Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu istişare çevresini olabildiğince genişletmeye çalışıyoruz" diye konuştu.
Avcı, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezince (ESAM) "Türkiye'nin Milli Eğitim Sistemi: Dünü, Bugünü ve Geleceği" konulu sempozyumda, dün olduğu gibi bugün de çocukları bir yandan yaşadığı dönemin ihtiyaçlarına göre eğitirken, diğer yandan milli ve manevi değerlere haiz şahsiyetler olarak yetiştirmeyi amaçladıklarını söyledi.
Çocukları geleceğe hazırlarken dünyanın eğitim ve bilim sisteminde aldığı mesafelerin görmezden gelinemeyeceğini vurgulayan Avcı, "Ancak bunu gözetmek, Batı kaynaklı bir eğitim sistemi anlayışına mahkum olduğumuz anlamına da gelmez. Bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat döneminin dayatması olarak devraldığımız 8 yıllık zorunlu eğitimden, 12 yıllık kademeli eğitime geçişimizi özellikle bu açıdan değerlendirmenizi istiram ederim" diye konuştu.
Bu dönemde bir yandan, güzel sanatlar ve sosyal bilimler liseleri kurarken diğer yandan da imam hatip liselerini yeniden canlandırdıklarını kaydeden Avcı, bugün bu okulların yeniden vatandaşların teveccühüne mazhar olduğunu belirti.
Avcı, "Kılık kıyafet dayatmalarıyla insanımızın eğitim ve çalışma hakkının engellendiği bir düzenden, inançlara saygılı demokratik bir eğitim sistemine geçişte epey bir mesafe aldığımızı hatırlatmak isterim" dedi.
Konuşmasının bu kısmınında resmi görüşlerini ifade ettiğini dile getiren Avcı, kendisinden önceki konuşmacıların bahsettiği konulara değinmek için metne bağlı kalmadan konuşmak istediğini söyledi. "Epey Milli Eğitim Bakanlığına dokandırıldı, onun için ben de biraz dokandırarak başlayayım, müsaade ederseniz. Önce biz de burada biraz küçük şapka devrimi yapalım. Milli Eğitimi uzun süredir biz şapkalı yazmaya çalışıyoruz. Milli derken ikinci i'nin üzerine uzatma işaretimizi koyuyoruz. ESAM'dan da sempozyumu düzenleyen arkadaşlardan da şapkamızı geri vermelerini rica ediyoruz" diye konuştu.
"Alman Hitler'in Propoganda Nazırı Goebbels'in bir konuşmasında "Ne zaman kültür kelimesi duysam elim tabancama gidiyor' dediğini anımsatan Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ben de epeydir ama özellikle Milli Eğitim Bakanlığı vazifesine tayin edildikten sonra ne zaman sistem kelimesini duysam, tabancamız olmadığı için elimiz kalemimize gidiyor. Bu sistem kelimesi çok tehlikeli bir kelime çünkü hemen arkasından, benim konuşmamda da var sistem bazılarını düzenleme olarak düzelttim ama... Bu sistem diye başlayan konuşmaların hemen arkasından artık çok yaygın bir klişe haline gelmiş olan 'eğitim yaz boz tahtasına döndü' cümlesi geliyor. Mecliste'ki bir tartışmada da muhalefet milletvekili arkadaşlar da benzer söylemleri dile getirince eğitimin yaz boz tahtası olduğuna dair söylemler fazla söylenince şunu söyleme ihtiyacı duymuştum, 'Aranızda önce bir anlaşın, çünkü bazı arkadaşlar diyorlar ki 'eğitimde şunlar şunlar şunlar yanlış.' Peki. 'Bunlar, bunlar bunlar düzelmeli mi? 'Evet düzelmeli' Demek ki eğitimde, epey bozulacak ve yapılacak şey var. Bunları yapmaya kalktığımız zamanda diyorsunuz ki 'sistemle bu kadar oynanmaz.' O zaman bir karar verelim. Ya mevcut sistemden memnunuz, olduğu gibi devam etsin, hiçbir şeye dokunmayalım veya bunların bazılarının yanlış, bazılarının tashihe muhtaç, bazılarının tasfiyeye muhtaç olduğunu kabul ediyorsak o zaman lütfen yaptığımız düzenlemeleri, 'canım eğitimle bu kadar da oynanmaz ki' diye biraz insaf sınırlarını zorlayarak eleştirmeyelim. Bunları yapmak zorundayız. Bir bu nedenle geriye doğru yanlışlar var. Halıların altında çok süpürülmüş şey var. Bunların düzelmesi lazım "
"Değiştireceğiz, sürekli değiştireceğiz"
Eğitim teknolojilerinin, bilişim teknolojilerinin çok hızlı değiştiğini dile getiren Avcı, herkesin cep telefonları, bilgisayarları olduğunu, kimsenin iletişimdeki değişimden şikayet etmediğini söyledi.
Bakan Avcı, "Eğitimde pek çok değişiklik yaptık. Bizden önce de yapıldı. Biz de yaptık. Bundan sonra da yapacağız. Değiştireceğiz, sürekli değiştireceğiz. Bunun yolu yöntemi, konusunda yapılan eleştiriler haklı olabilir. Daha çok istişareye açık, daha geniş katılımlı daha çok uzmanın bir şekilde işin içinde olduğu süreçlerden geçerek bu değişiklikleri yaparsak tabii daha iyi olur. Biz Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu istişare çevresini olabildiğince genişletmeye çalışıyoruz" diye konuştu.
Eğitimin paydaşları sayılansendikalar, öğretmen ve yöneticilerle istişarelerini sürdürdüklerini anlatan Avcı, bunun herkesin her söylediğinin, her yerde kabul edildiği anlamına gelmediğini ifade etti.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak'ın konuşmasında eğitimdeki sorunlara işaret ederek "Benim bulunduğum konum bu soruları sormaya müsaade etmiyor" dediğini anımsatan Avcı, "Benim bulunduğum konum da bu cevapları vermeye müsaade yetmiyor. Ama o soruların ne olduğunu ben biliyorum. O cevapların da ne olduğunu siz biliyorsunuz" diye konuştu.
Bakanlık olarak yaptıkları güzel şeyler için biraz yüksek sesle "aferin" denilmesini isteyen Avcı, "Camiamızın buna ciddi manada ihtiyacı vardır. Çünkü Türk milli eğitim sisteminin yaşadığı en büyük sıkıntı öz güven sıkıntısıdır" dedi.
Bakan Avcı, özellikle öğretmenlerin teşvike ve takdire ihtiyaçları bulunduğunu dile getirdi.
"Öğrenciler memnun, biz de"
Avcı, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici'nin de çocuğunun liselere giriş sınavından hareketle eleştiri yönelttiğini belirterek, "Evladınızla konuşsam ama başbaşa konuşsam çok farklı şeyler duyacağımdam eminim. İyi yaptık o sınavları, çok güzel yaptık. Çok güzel değiştirdik. Çok güzel bozduk ve yaptık. SBS iyi bir düzenleme değildi. Çocuklarımız, öğretmenlerimiz, ailelerimiz, çok zorlanıyorlardı" diye konuştu.
Düzenlemeyle yazılıların merkezden kontrolle yapıldığını dile getiren Avcı, öğrencilerin 5, 6 ve 7. sınıfta okudukları derslerden eskiden ne kadar sorumluysa şimdi de o kadar sorumlu olduğunu söyledi.
Sınava ilişkin 10 bin öğrenci üzerinde yaptıkları araştırmada çocukların yeni düzenlemeden memnun olduğunun görüldüğünü belirten Avcı, "Biz de memnunuz. Bunu daha da geliştireceğiz. Alt sınıflara da indireceğiz. Okulda yapılan bütün yazılıları denetimli yapacağız. Liselerde de yapacağız. Böylece adil bir not sistemini oluşturduğumuzda okullara yerleşme konusunda da daha adaletli geçişleri sağlayabileceğiz. Daha henüz bir yıl oldu. Bir yıl bile olmadı evvelki gün yaptık sınavları ama aldığımız geri dönüşler çok sağlıklı" şeklinde konuştu.
"Dershaneler konusuna girmesek iyi olur"
"Dershaneler konusuna girmesek iyi olur. Bu da sistemden sonra hani Gobels'in dediği gibi...O konuda mümkün olan en geniş istişare halkasını oluşturmaya çalıştık" diyen Avcı, dönüşüme ilişkin teşvik yönetmeliklerinin Maliye Bakanlığı ile hazırlandığını, bitince özel okula dönüşecek dershane işletmecileri için olumlu bir zemin oluştuğunun görüleceğini belirtti.
MEB'de bir gecede kadroların değiştiği iddiasının da doğru olmadığını dile getiren Avcı, "Şu kadar senelik müdür öğretmenliğe mi dönsün" şeklindeki söylemlerin kendisini, arkadaşlarını ve öğretmenleri üzdüğünü belirtti. Avcı, öğretmenlik ikinci sınıf bir iş, müdür yardımcılığı, müdürlüğün ise daha itibarlı bir iş olarak yansıtıldığını oysa öğretmenliğin daha itibarlı bir meslek olduğu kaydetti.
"Yarın gelir onlar, milli eğitim müdürü olmak için belki"
Milli Eğitim Bakanı olarak kendisini üzen şeylerden birinin de bugüne kadar, kendisine il ve ya ilçe milli eğitim müdürlerinden 'beni öğretmenliğe verin' şeklinde bir talep gelmemesi olduğunu aktaran Avcı, "Ben öğretmen olmak isteyen şube müdürü arıyorum yok. Yarın gelir onlar. Daha sonra milli eğitim müdürü olmak için belki" dedi.
Bazı kişilere ilişkin yakınları üzerinden "falanca arkadaşımız çok başarılı bir öğretmen onu filanca yerde il milli eğitim müdürü olarak değerlendirelim" şeklinde kendisine talepler geldiğini anlatan Avcı, bu talepleri ileten bazı kişilere "Çok başarılı mı gerçekten? O zaman niye onu öğrencilerden mahrum edelim " dediğini aktardı.
İmam hatip liselerinin sayısını artırdıklarını ancak nitelikli, idealist öğretmen ihtiyaçları bulunduğunu ifade eden Avcı, ilçe, il milli eğitim müdürlerine ihtiyaçları olmadığını, işini seven, idealist, her yerde vazife yapmaya hazır öğretmenlere ihtiyaç duyduklarını vurguladı.
Maarif Nazırı Emrullah Efendi'nin "Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim" dediğini anımsatan Avcı, Emrullah Efendi'nin belli bir mektep türünü kastettiğini söyleyerek, "Şu sendikalar olmasa biz, bu maarif ve şu muhalefet olmazsa...Bu maarifi daha güzel idare edemezdik. Katkılarınız için teşekkürler" diye konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, sınav sistemiyle ilgili "Eğitimde pek çok değişiklik yaptık. Bizden önce de yapıldı. Biz de yaptık. Bundan sonra da yapacağız. Değiştireceğiz, sürekli değiştireceğiz. Bunun yolu yöntemi, konusunda yapılan eleştiriler haklı olabilir. Daha çok istişareye açık, daha geniş katılımlı daha çok uzmanın bir şekilde işin içinde olduğu süreçlerden geçerek bu değişiklikleri yaparsak tabii daha iyi olur. Biz Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu istişare çevresini olabildiğince genişletmeye çalışıyoruz" diye konuştu.
Avcı, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezince (ESAM) "Türkiye'nin Milli Eğitim Sistemi: Dünü, Bugünü ve Geleceği" konulu sempozyumda, dün olduğu gibi bugün de çocukları bir yandan yaşadığı dönemin ihtiyaçlarına göre eğitirken, diğer yandan milli ve manevi değerlere haiz şahsiyetler olarak yetiştirmeyi amaçladıklarını söyledi.
Çocukları geleceğe hazırlarken dünyanın eğitim ve bilim sisteminde aldığı mesafelerin görmezden gelinemeyeceğini vurgulayan Avcı, "Ancak bunu gözetmek, Batı kaynaklı bir eğitim sistemi anlayışına mahkum olduğumuz anlamına da gelmez. Bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat döneminin dayatması olarak devraldığımız 8 yıllık zorunlu eğitimden, 12 yıllık kademeli eğitime geçişimizi özellikle bu açıdan değerlendirmenizi istiram ederim" diye konuştu.
Bu dönemde bir yandan, güzel sanatlar ve sosyal bilimler liseleri kurarken diğer yandan da imam hatip liselerini yeniden canlandırdıklarını kaydeden Avcı, bugün bu okulların yeniden vatandaşların teveccühüne mazhar olduğunu belirti.
Avcı, "Kılık kıyafet dayatmalarıyla insanımızın eğitim ve çalışma hakkının engellendiği bir düzenden, inançlara saygılı demokratik bir eğitim sistemine geçişte epey bir mesafe aldığımızı hatırlatmak isterim" dedi.
Konuşmasının bu kısmınında resmi görüşlerini ifade ettiğini dile getiren Avcı, kendisinden önceki konuşmacıların bahsettiği konulara değinmek için metne bağlı kalmadan konuşmak istediğini söyledi. "Epey Milli Eğitim Bakanlığına dokandırıldı, onun için ben de biraz dokandırarak başlayayım, müsaade ederseniz. Önce biz de burada biraz küçük şapka devrimi yapalım. Milli Eğitimi uzun süredir biz şapkalı yazmaya çalışıyoruz. Milli derken ikinci i'nin üzerine uzatma işaretimizi koyuyoruz. ESAM'dan da sempozyumu düzenleyen arkadaşlardan da şapkamızı geri vermelerini rica ediyoruz" diye konuştu.
"Alman Hitler'in Propoganda Nazırı Goebbels'in bir konuşmasında "Ne zaman kültür kelimesi duysam elim tabancama gidiyor' dediğini anımsatan Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ben de epeydir ama özellikle Milli Eğitim Bakanlığı vazifesine tayin edildikten sonra ne zaman sistem kelimesini duysam, tabancamız olmadığı için elimiz kalemimize gidiyor. Bu sistem kelimesi çok tehlikeli bir kelime çünkü hemen arkasından, benim konuşmamda da var sistem bazılarını düzenleme olarak düzelttim ama... Bu sistem diye başlayan konuşmaların hemen arkasından artık çok yaygın bir klişe haline gelmiş olan 'eğitim yaz boz tahtasına döndü' cümlesi geliyor. Mecliste'ki bir tartışmada da muhalefet milletvekili arkadaşlar da benzer söylemleri dile getirince eğitimin yaz boz tahtası olduğuna dair söylemler fazla söylenince şunu söyleme ihtiyacı duymuştum, 'Aranızda önce bir anlaşın, çünkü bazı arkadaşlar diyorlar ki 'eğitimde şunlar şunlar şunlar yanlış.' Peki. 'Bunlar, bunlar bunlar düzelmeli mi? 'Evet düzelmeli' Demek ki eğitimde, epey bozulacak ve yapılacak şey var. Bunları yapmaya kalktığımız zamanda diyorsunuz ki 'sistemle bu kadar oynanmaz.' O zaman bir karar verelim. Ya mevcut sistemden memnunuz, olduğu gibi devam etsin, hiçbir şeye dokunmayalım veya bunların bazılarının yanlış, bazılarının tashihe muhtaç, bazılarının tasfiyeye muhtaç olduğunu kabul ediyorsak o zaman lütfen yaptığımız düzenlemeleri, 'canım eğitimle bu kadar da oynanmaz ki' diye biraz insaf sınırlarını zorlayarak eleştirmeyelim. Bunları yapmak zorundayız. Bir bu nedenle geriye doğru yanlışlar var. Halıların altında çok süpürülmüş şey var. Bunların düzelmesi lazım "
"Değiştireceğiz, sürekli değiştireceğiz"
Eğitim teknolojilerinin, bilişim teknolojilerinin çok hızlı değiştiğini dile getiren Avcı, herkesin cep telefonları, bilgisayarları olduğunu, kimsenin iletişimdeki değişimden şikayet etmediğini söyledi.
Bakan Avcı, "Eğitimde pek çok değişiklik yaptık. Bizden önce de yapıldı. Biz de yaptık. Bundan sonra da yapacağız. Değiştireceğiz, sürekli değiştireceğiz. Bunun yolu yöntemi, konusunda yapılan eleştiriler haklı olabilir. Daha çok istişareye açık, daha geniş katılımlı daha çok uzmanın bir şekilde işin içinde olduğu süreçlerden geçerek bu değişiklikleri yaparsak tabii daha iyi olur. Biz Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu istişare çevresini olabildiğince genişletmeye çalışıyoruz" diye konuştu.
Eğitimin paydaşları sayılansendikalar, öğretmen ve yöneticilerle istişarelerini sürdürdüklerini anlatan Avcı, bunun herkesin her söylediğinin, her yerde kabul edildiği anlamına gelmediğini ifade etti.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak'ın konuşmasında eğitimdeki sorunlara işaret ederek "Benim bulunduğum konum bu soruları sormaya müsaade etmiyor" dediğini anımsatan Avcı, "Benim bulunduğum konum da bu cevapları vermeye müsaade yetmiyor. Ama o soruların ne olduğunu ben biliyorum. O cevapların da ne olduğunu siz biliyorsunuz" diye konuştu.
Bakanlık olarak yaptıkları güzel şeyler için biraz yüksek sesle "aferin" denilmesini isteyen Avcı, "Camiamızın buna ciddi manada ihtiyacı vardır. Çünkü Türk milli eğitim sisteminin yaşadığı en büyük sıkıntı öz güven sıkıntısıdır" dedi.
Bakan Avcı, özellikle öğretmenlerin teşvike ve takdire ihtiyaçları bulunduğunu dile getirdi.
"Öğrenciler memnun, biz de"
Avcı, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici'nin de çocuğunun liselere giriş sınavından hareketle eleştiri yönelttiğini belirterek, "Evladınızla konuşsam ama başbaşa konuşsam çok farklı şeyler duyacağımdam eminim. İyi yaptık o sınavları, çok güzel yaptık. Çok güzel değiştirdik. Çok güzel bozduk ve yaptık. SBS iyi bir düzenleme değildi. Çocuklarımız, öğretmenlerimiz, ailelerimiz, çok zorlanıyorlardı" diye konuştu.
Düzenlemeyle yazılıların merkezden kontrolle yapıldığını dile getiren Avcı, öğrencilerin 5, 6 ve 7. sınıfta okudukları derslerden eskiden ne kadar sorumluysa şimdi de o kadar sorumlu olduğunu söyledi.
Sınava ilişkin 10 bin öğrenci üzerinde yaptıkları araştırmada çocukların yeni düzenlemeden memnun olduğunun görüldüğünü belirten Avcı, "Biz de memnunuz. Bunu daha da geliştireceğiz. Alt sınıflara da indireceğiz. Okulda yapılan bütün yazılıları denetimli yapacağız. Liselerde de yapacağız. Böylece adil bir not sistemini oluşturduğumuzda okullara yerleşme konusunda da daha adaletli geçişleri sağlayabileceğiz. Daha henüz bir yıl oldu. Bir yıl bile olmadı evvelki gün yaptık sınavları ama aldığımız geri dönüşler çok sağlıklı" şeklinde konuştu.
"Dershaneler konusuna girmesek iyi olur"
"Dershaneler konusuna girmesek iyi olur. Bu da sistemden sonra hani Gobels'in dediği gibi...O konuda mümkün olan en geniş istişare halkasını oluşturmaya çalıştık" diyen Avcı, dönüşüme ilişkin teşvik yönetmeliklerinin Maliye Bakanlığı ile hazırlandığını, bitince özel okula dönüşecek dershane işletmecileri için olumlu bir zemin oluştuğunun görüleceğini belirtti.
MEB'de bir gecede kadroların değiştiği iddiasının da doğru olmadığını dile getiren Avcı, "Şu kadar senelik müdür öğretmenliğe mi dönsün" şeklindeki söylemlerin kendisini, arkadaşlarını ve öğretmenleri üzdüğünü belirtti. Avcı, öğretmenlik ikinci sınıf bir iş, müdür yardımcılığı, müdürlüğün ise daha itibarlı bir iş olarak yansıtıldığını oysa öğretmenliğin daha itibarlı bir meslek olduğu kaydetti.
"Yarın gelir onlar, milli eğitim müdürü olmak için belki"
Milli Eğitim Bakanı olarak kendisini üzen şeylerden birinin de bugüne kadar, kendisine il ve ya ilçe milli eğitim müdürlerinden 'beni öğretmenliğe verin' şeklinde bir talep gelmemesi olduğunu aktaran Avcı, "Ben öğretmen olmak isteyen şube müdürü arıyorum yok. Yarın gelir onlar. Daha sonra milli eğitim müdürü olmak için belki" dedi.
Bazı kişilere ilişkin yakınları üzerinden "falanca arkadaşımız çok başarılı bir öğretmen onu filanca yerde il milli eğitim müdürü olarak değerlendirelim" şeklinde kendisine talepler geldiğini anlatan Avcı, bu talepleri ileten bazı kişilere "Çok başarılı mı gerçekten? O zaman niye onu öğrencilerden mahrum edelim " dediğini aktardı.
İmam hatip liselerinin sayısını artırdıklarını ancak nitelikli, idealist öğretmen ihtiyaçları bulunduğunu ifade eden Avcı, ilçe, il milli eğitim müdürlerine ihtiyaçları olmadığını, işini seven, idealist, her yerde vazife yapmaya hazır öğretmenlere ihtiyaç duyduklarını vurguladı.
Maarif Nazırı Emrullah Efendi'nin "Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim" dediğini anımsatan Avcı, Emrullah Efendi'nin belli bir mektep türünü kastettiğini söyleyerek, "Şu sendikalar olmasa biz, bu maarif ve şu muhalefet olmazsa...Bu maarifi daha güzel idare edemezdik. Katkılarınız için teşekkürler" diye konuştu.
Son Güncelleme: Cumartesi, 03 May 2014 17:18
Gösterim: 1321

