Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 2000 yılından bu yana ortaokul ve lise öğrenci velilerinin, çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması için 13 dava açtığını ve bunların tamamının ilgili mahkemelerce reddedildiğini bildirdi.

CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in soru önergesini yanıtlayan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 2000 yılından bu yana ortaokul ve lise öğrenci velilerinin, çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması için 13 dava açtığını ve bunların tamamının ilgili mahkemelerce reddedildiğini bildirdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2007 yılında, kızı Eylem Zengin’nin okulda zorunlu din dersi almasına karşı çıkan Alevi baba Hasan Zengin’in açtığı davada, din dersinin zorunlu olamayacağına hükmetmişti. Danıştay 8. Dairesi de 2008 yılında verdiği bir kararla, Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulabileceklerine karar verdi. Aynı daire 2012’de verdiği kararda ise içtihat değişikliğine giderek, yerel mahkemenin Antalya’da bir Alevi ailesinin çocuğunun din dersinden muaf olmasına ilişkin kararını bozdu. CHP Bursa Milletvekili Aykan Aydemir, verdiği soru önergesinde, E.S.N’nin zorunlu din dersinden muaf tutulması için velisi tarafından 2011 yılında açılan davada Samsun 1. İdare Mahkemesi’nin veliyi haklı bulduğuna dikkat çekti. Erdemir, “çeşitli illerde mahkeme kararlarıyla zorunlu din dersinden muaf olan öğrencilerin din kültürü ve ahlak bilgisi ders saatlerinde ve derslik dışında çeşitli ayrımcılık ve ötekileştirmelere maruz kaldıklarını” da vurguladı.

Erdemir, önergesinde “Kaç ortaokul ve lise öğrenci velisi tarafından çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muaf olması amacıyla kaç dava açılmıştır? Davaların kaç tanesinde yerel mahkemeler tarafından muaf tutulma yönünde karar verilmiş ve bunların kaç tanesi Danıştay tarafından onanmıştır” sorularına yanıt istedi. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 31.05.2013 tarihinde bu soruyu yanıtlarken anayasaya göre Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersinin ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında zorunlu dersler arasında yer aldığını vurguladı. Avcı, “2000 yılından günümüze kadar ortaokul ve lise öğrenci velilerinden çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması ile ilgili 13 dava açılmış olup bunların tamamı ilgili mahkemelerce reddedilmiştir” dedi.

Erdemir, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’dan da “reddedilen” davalarla ilgili ayrıntılı bilgi istedi. Bozdağ, bu sorulara 21.04.2014 tarihinde “Anayasadaki yetki ve teminata dayalı olarak görev yapan bağımsız mahkemelerce görülen davalardaki taraflara, tarafların talep konularına, yargılama safahatına ve karar veya hükümlerin hukuki gerekçelerine dair bakanlığımızca bilgi derlemesi yapılmamaktadır” karşılığını verdi. “İğneyle kuyu kazar gibi istatistik oluşturmaya çalıştıklarını” vurgulayan Erdemir, “İdare mahkemelerinde verilen lehte kararlar söz konusu. Demek ki Danıştay tıkayan oluyor” dedi. Erdemir, “AİHM kararı ortada. 6 ay içinde gereğinin yapılması gerekiyordu. Niye devlet harekete geçmiyor? Mahkemeden olumlu sonuç alan ve çocuğunu din dersine sokmayan ailelere de mobbing süreci başlıyor. Eğer böyle 13’te 13 kararı varsa, Danıştay’dan çok net bir duvar ortaya çıkıyor demektir. Tıkanmış davalarda Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu kalıyor” değerlendirmesi yaptı.

Zorunlu din derslerine karşı davalar açan avukat Kazım Genç de anayasa değişikliği referandumunun ardından yüksek yargıda gerçekleştirilen değişimden sonra yerel mahkemelerden olumlu çıkan kararların Danıştay’da değiştiğinin altını çizdi. Genç, “Olumlu çıkan kararlar Danıştay’dan hep bozularak geldi. Yerel mahkemelerden de olumsuz kararlar çıkmaya başladı” dedi.

Kaynak Cumhuriyet

> Bakan Avcı din dersi soru önergesini yanıtladı

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 2000 yılından bu yana ortaokul ve lise öğrenci velilerinin, çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması için 13 dava açtığını ve bunların tamamının ilgili mahkemelerce reddedildiğini bildirdi.

CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in soru önergesini yanıtlayan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 2000 yılından bu yana ortaokul ve lise öğrenci velilerinin, çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması için 13 dava açtığını ve bunların tamamının ilgili mahkemelerce reddedildiğini bildirdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2007 yılında, kızı Eylem Zengin’nin okulda zorunlu din dersi almasına karşı çıkan Alevi baba Hasan Zengin’in açtığı davada, din dersinin zorunlu olamayacağına hükmetmişti. Danıştay 8. Dairesi de 2008 yılında verdiği bir kararla, Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulabileceklerine karar verdi. Aynı daire 2012’de verdiği kararda ise içtihat değişikliğine giderek, yerel mahkemenin Antalya’da bir Alevi ailesinin çocuğunun din dersinden muaf olmasına ilişkin kararını bozdu. CHP Bursa Milletvekili Aykan Aydemir, verdiği soru önergesinde, E.S.N’nin zorunlu din dersinden muaf tutulması için velisi tarafından 2011 yılında açılan davada Samsun 1. İdare Mahkemesi’nin veliyi haklı bulduğuna dikkat çekti. Erdemir, “çeşitli illerde mahkeme kararlarıyla zorunlu din dersinden muaf olan öğrencilerin din kültürü ve ahlak bilgisi ders saatlerinde ve derslik dışında çeşitli ayrımcılık ve ötekileştirmelere maruz kaldıklarını” da vurguladı.

Erdemir, önergesinde “Kaç ortaokul ve lise öğrenci velisi tarafından çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muaf olması amacıyla kaç dava açılmıştır? Davaların kaç tanesinde yerel mahkemeler tarafından muaf tutulma yönünde karar verilmiş ve bunların kaç tanesi Danıştay tarafından onanmıştır” sorularına yanıt istedi. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 31.05.2013 tarihinde bu soruyu yanıtlarken anayasaya göre Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersinin ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında zorunlu dersler arasında yer aldığını vurguladı. Avcı, “2000 yılından günümüze kadar ortaokul ve lise öğrenci velilerinden çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması ile ilgili 13 dava açılmış olup bunların tamamı ilgili mahkemelerce reddedilmiştir” dedi.

Erdemir, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’dan da “reddedilen” davalarla ilgili ayrıntılı bilgi istedi. Bozdağ, bu sorulara 21.04.2014 tarihinde “Anayasadaki yetki ve teminata dayalı olarak görev yapan bağımsız mahkemelerce görülen davalardaki taraflara, tarafların talep konularına, yargılama safahatına ve karar veya hükümlerin hukuki gerekçelerine dair bakanlığımızca bilgi derlemesi yapılmamaktadır” karşılığını verdi. “İğneyle kuyu kazar gibi istatistik oluşturmaya çalıştıklarını” vurgulayan Erdemir, “İdare mahkemelerinde verilen lehte kararlar söz konusu. Demek ki Danıştay tıkayan oluyor” dedi. Erdemir, “AİHM kararı ortada. 6 ay içinde gereğinin yapılması gerekiyordu. Niye devlet harekete geçmiyor? Mahkemeden olumlu sonuç alan ve çocuğunu din dersine sokmayan ailelere de mobbing süreci başlıyor. Eğer böyle 13’te 13 kararı varsa, Danıştay’dan çok net bir duvar ortaya çıkıyor demektir. Tıkanmış davalarda Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu kalıyor” değerlendirmesi yaptı.

Zorunlu din derslerine karşı davalar açan avukat Kazım Genç de anayasa değişikliği referandumunun ardından yüksek yargıda gerçekleştirilen değişimden sonra yerel mahkemelerden olumlu çıkan kararların Danıştay’da değiştiğinin altını çizdi. Genç, “Olumlu çıkan kararlar Danıştay’dan hep bozularak geldi. Yerel mahkemelerden de olumsuz kararlar çıkmaya başladı” dedi.

Kaynak Cumhuriyet

Son Güncelleme: Pazartesi, 12 May 2014 11:12

Gösterim: 1410

'Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı' sınavının yazılı bölümünü 10 kez kazanıp mülakatta elenen avukat Halil Atlı'ya 11. mülakatta 7 kişilik heyet tarafından, "Almamamıza rağmen neden ısrarla sınava giriyorsun" sorusu yöneltildi...

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde avukatlık yapan Halil Atlı’nın, “Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı” yazılı sınavında 10 kez başarılı olmasına rağmen mülakat sınavlarının tamamında başarısız sayılarak elenmesi daha önce de gündeme gelmişti. Sınavı yapan kurulla artık neredeyse “içli-dışlı” olan Atlı’ya geçtiğimiz günlerde girdiği 11. mülakatta, “Almamamıza rağmen neden ısrarla sınava giriyorsun” diye soruldu.

Milliyet gazetesinden Gökçer Tahincioğlu'nun haberine göre, 11 kez hâkimlik ve savcılık yazılı sınavını kazanmasına rağmen bunların 10’unda mülakatta elenen Atlı’ya bu mülakatlarda, “Künde sanatını anlatınız?”, “Noel Baba'nın yaşadığı antik kent?”, “Kusurlu çatmayı anlatınız?”, “Pritzker Mimarlık ödülünü alan ilk kadın mimar kimdir?” gibi sorular yöneltildi. 2010’da yazılı sınavı kazanmasının ardından mülakata çağrılan Atlı, yine başarısız sayılması üzerine sınavın iptali için Ankara 12. İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme, 11 Ağustos 2010 tarihinde verdiği kararında, mülakat sınavında verilen yanıtların ses ve görüntülü kayıt altına alınmaması nedeniyle “mülakat sınavında başarısız sayılması” işleminin iptaline karar verdi. Bunun üzerine, mülakat yenilendi. Ancak sonuç değişmedi.

Atlı’yla mülakatı yapan kurul üyeleri arasında, geçtiğimiz günlerde girdiği 11. mülakatta ilginç diyaloglar yaşandı. Atlı’nın anlatımına göre, salona girdiğinde, kendisine önce “Hoşgeldin, kaçıncı mülakatın?” diye soruldu. 11. olduğunu belirtmesi üzerine, üyeler, Atlı’ya, “Almamamıza rağmen neden ısrarla bu kadar giriyorsun” diye sordu? Atlı ise bu soruya, “Siz beni bu kadar mağdur ettiniz, bu kadar mülakattan başarısız saydınız, bu mağduriyeti dile getirip, kullanacağım” yanıtını verdi. Bir üyenin, “Bu mülakatlarda başarılı olmak için bir şey yaptın mı?” diye sorması üzerine, ilk 5 mülakatta referanslar aradığını, olmayınca bundan vazgeçtiğini söyleyen Atlı’ya, aynı üye, “Yetmemiş demek ki, başka şeyler de lazım” yanıtını verdi.

Atlı’nın, “Herhalde GBT’mde olumsuz şeyler var ondan olmuyor” demesi üzerine, üyelerden, komisyonun kimlerden oluştuğu sorusu geldi. Üyeler, önceki sınavlarda ne sorduklarını da Atlı’ya sordu. Atlı ise, “Daha önce çok iyi geçen mülakatlarıma rağmen beni almadınız ama sorulara cevap vermediği için ağlayan insanları aldınız onun için isterseniz boşuna soru sormayın nasıl olsa almayacaksınız” dedi.

‘Ağzımla kuş tutsam giremem’

Artık umudu kalmamasına rağmen sınavlara girmeye devam ettiğini belirten Atlı şunları söyledi: “Ağzımla kuş tutsam da torpilim yok, giremem. Zaten torpil aramaktan da artık vazgeçtim. Mülakat sınavları şu anki haliyle yapıldığı sürece 100 kez bile mülakata girsem başarılı olmam imkansız. Benim durumumda çok sayıda kişi bulunuyor. 3 Mayıs 2013 tarihinde İdari yargı hakimlik mülakatı sınavı sonuçları açıklandı. Bakanlık daha önceki uygulamalardan farklı olarak bu sefer listeyi yayınlamamış olup, sınava giren adayların T.C kimlik numaraları ile girip sadece kendi mülakat sonucunu görmeyi uygun gördü. Bunun sebebi heralde kimin kazandığını diğer adayların bilmesine engel olmaktır.”

> Hakimlik sınavında artık bu kadarı da olmaz dedirten soru

'Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı' sınavının yazılı bölümünü 10 kez kazanıp mülakatta elenen avukat Halil Atlı'ya 11. mülakatta 7 kişilik heyet tarafından, "Almamamıza rağmen neden ısrarla sınava giriyorsun" sorusu yöneltildi...

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde avukatlık yapan Halil Atlı’nın, “Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı” yazılı sınavında 10 kez başarılı olmasına rağmen mülakat sınavlarının tamamında başarısız sayılarak elenmesi daha önce de gündeme gelmişti. Sınavı yapan kurulla artık neredeyse “içli-dışlı” olan Atlı’ya geçtiğimiz günlerde girdiği 11. mülakatta, “Almamamıza rağmen neden ısrarla sınava giriyorsun” diye soruldu.

Milliyet gazetesinden Gökçer Tahincioğlu'nun haberine göre, 11 kez hâkimlik ve savcılık yazılı sınavını kazanmasına rağmen bunların 10’unda mülakatta elenen Atlı’ya bu mülakatlarda, “Künde sanatını anlatınız?”, “Noel Baba'nın yaşadığı antik kent?”, “Kusurlu çatmayı anlatınız?”, “Pritzker Mimarlık ödülünü alan ilk kadın mimar kimdir?” gibi sorular yöneltildi. 2010’da yazılı sınavı kazanmasının ardından mülakata çağrılan Atlı, yine başarısız sayılması üzerine sınavın iptali için Ankara 12. İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme, 11 Ağustos 2010 tarihinde verdiği kararında, mülakat sınavında verilen yanıtların ses ve görüntülü kayıt altına alınmaması nedeniyle “mülakat sınavında başarısız sayılması” işleminin iptaline karar verdi. Bunun üzerine, mülakat yenilendi. Ancak sonuç değişmedi.

Atlı’yla mülakatı yapan kurul üyeleri arasında, geçtiğimiz günlerde girdiği 11. mülakatta ilginç diyaloglar yaşandı. Atlı’nın anlatımına göre, salona girdiğinde, kendisine önce “Hoşgeldin, kaçıncı mülakatın?” diye soruldu. 11. olduğunu belirtmesi üzerine, üyeler, Atlı’ya, “Almamamıza rağmen neden ısrarla bu kadar giriyorsun” diye sordu? Atlı ise bu soruya, “Siz beni bu kadar mağdur ettiniz, bu kadar mülakattan başarısız saydınız, bu mağduriyeti dile getirip, kullanacağım” yanıtını verdi. Bir üyenin, “Bu mülakatlarda başarılı olmak için bir şey yaptın mı?” diye sorması üzerine, ilk 5 mülakatta referanslar aradığını, olmayınca bundan vazgeçtiğini söyleyen Atlı’ya, aynı üye, “Yetmemiş demek ki, başka şeyler de lazım” yanıtını verdi.

Atlı’nın, “Herhalde GBT’mde olumsuz şeyler var ondan olmuyor” demesi üzerine, üyelerden, komisyonun kimlerden oluştuğu sorusu geldi. Üyeler, önceki sınavlarda ne sorduklarını da Atlı’ya sordu. Atlı ise, “Daha önce çok iyi geçen mülakatlarıma rağmen beni almadınız ama sorulara cevap vermediği için ağlayan insanları aldınız onun için isterseniz boşuna soru sormayın nasıl olsa almayacaksınız” dedi.

‘Ağzımla kuş tutsam giremem’

Artık umudu kalmamasına rağmen sınavlara girmeye devam ettiğini belirten Atlı şunları söyledi: “Ağzımla kuş tutsam da torpilim yok, giremem. Zaten torpil aramaktan da artık vazgeçtim. Mülakat sınavları şu anki haliyle yapıldığı sürece 100 kez bile mülakata girsem başarılı olmam imkansız. Benim durumumda çok sayıda kişi bulunuyor. 3 Mayıs 2013 tarihinde İdari yargı hakimlik mülakatı sınavı sonuçları açıklandı. Bakanlık daha önceki uygulamalardan farklı olarak bu sefer listeyi yayınlamamış olup, sınava giren adayların T.C kimlik numaraları ile girip sadece kendi mülakat sonucunu görmeyi uygun gördü. Bunun sebebi heralde kimin kazandığını diğer adayların bilmesine engel olmaktır.”

Son Güncelleme: Pazartesi, 12 May 2014 11:06

Gösterim: 2071

AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, sürücü kursu hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, nitelikli sürücü eğitimi verilmesi, etik sorunların önlenmesi ve günümüz koşullarına uyumun sağlanabilmesi amacıyla sürücü kurslarının açılmasının nüfus kriterine bağlanmasını öngören kanun teklifini, AK Parti Grup Başkanlığı'na verdi.

Külünk'ün, İstanbul Sürücü Kursları ve Eğitimcileri Federasyonu (İSKEF) Genel Başkanı Murat Tekin'in de katkısıyla hazırladığı kanun teklifi, Karayolları Kanunu'nda değişiklik yapılmasını öngörüyor.

Teklife göre, motorlu taşıt sürücüsü yetiştirmek, yetişmiş olanlara sınav sonucu sertifika vermek, trafik ile ilgili öğretim ve eğitim yaptırmak üzere kamu kurumları ile diğer hakiki ve hükmi şahıslara Milli Eğitim Bakanlığı'nca ilgili mevzuatına ve yöre nüfusunun ihtiyacına göre sürücü kursları açma izni verilecek.

Sürücü kurslarının sürücü belgesi cinslerine göre sınıflandırılması, hangi sınıf kursun kimler tarafından ve hangi nüfus oranına göre açılabileceği, öğretim ve eğitim konuları ile metodu, kurs süreleri, kurslar için eğitim ve öğretimde kullanılacak bina, araç, gereç ve teçhizatın nitelik ve niceliği, teminat miktarları, sertifika sınavlarının esas ve usulleri, sertifika aranmayacak sürücü belgesi sınıfları ve bunların sınavları İçişleri Bakanlığının uygun görüşü üzerine Milli Eğitim Bakanlığı'nca çıkartılan yönetmelikle belirlenecek.

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan sürücü kursları ile bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce sürücü kursu açmak için müracaat etmiş kişilerden nüfusa göre sürücü kursu açma koşulları aranmayacak.

Sayıştay raporunda da var"

Teklifin gerekçesinde, sürücü kursu hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, halka nitelikli hizmet sunulabilmesi, etik sorunların önlenmesi, sürücü öğreticisi mesleğinin ve mesleki olarak verilen hizmetlerin gerektirdiği yapısal değişikliklerin gerçekleşmesi, Avrupa Birliği'nin sürücü eğitimi ile ilgili müktesebatına ve günümüz koşullarına uyumun sağlanabilmesinin büyük önem taşıdığı vurgulandı.

Sürücü kurslarının son derece hayati bir konuda hizmet verdiği ifade edilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

"Verilen hizmetin neticeleri sadece hizmet alanı değil, araçtaki diğer kişilerle, dışarıdaki üçüncü kişileri de ilgilendirmekte ve etkilemektedir. Bu nedenle verilen eğitimin hizmetinin eksiksiz olması bir mecburiyettir. Sürücü kurslarının gereğinden fazla olması haksız rekabete sebep olmakta ve rekabetin en kolay şekli olan ücret düşürmeyi körüklemekte, bu da sürücü kurslarını hizmet veremez noktaya getirmektedir.

Mesleği icra koşullarının güncel duruma uyumlu hale getirilmesini sağlayan yeni düzenlemeler ile sürücü eğitimi hizmetinin geliştirilmesi, ülkenin her yerinde eşit olarak verilmesini sağlayacaktır. Ülke genelinde sürücü kurslarının eşitsiz dağılımını ve yeterinden fazla sürücü kursu açılmasının ortaya çıkardığı eğitim kalitesindeki düşüşün önlenmesi amacıyla, Avrupa Birliği ülkelerine benzer, meslek sektörlerinin korunması ve meslek erbaplarının kaliteli meslek icra etmelerini sağlayan; nüfus kriteri esas alınarak sürücü kursu açılmasını sağlayacak düzenleme öngörülmektedir.

Mayıs 2008'de Sayıştay tarafından yayınlanan 'Trafik Kaza Önleme Faaliyetleri' konulu Performans Denetimi Raporunda, 'kurs sayısı yöre nüfusuyla orantılı hale getirilerek kontrol altına alınmalıdır' denilmektedir."

> Sürücü kurslarına ‘nüfus kriteri’ teklifi

AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, sürücü kursu hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, nitelikli sürücü eğitimi verilmesi, etik sorunların önlenmesi ve günümüz koşullarına uyumun sağlanabilmesi amacıyla sürücü kurslarının açılmasının nüfus kriterine bağlanmasını öngören kanun teklifini, AK Parti Grup Başkanlığı'na verdi.

Külünk'ün, İstanbul Sürücü Kursları ve Eğitimcileri Federasyonu (İSKEF) Genel Başkanı Murat Tekin'in de katkısıyla hazırladığı kanun teklifi, Karayolları Kanunu'nda değişiklik yapılmasını öngörüyor.

Teklife göre, motorlu taşıt sürücüsü yetiştirmek, yetişmiş olanlara sınav sonucu sertifika vermek, trafik ile ilgili öğretim ve eğitim yaptırmak üzere kamu kurumları ile diğer hakiki ve hükmi şahıslara Milli Eğitim Bakanlığı'nca ilgili mevzuatına ve yöre nüfusunun ihtiyacına göre sürücü kursları açma izni verilecek.

Sürücü kurslarının sürücü belgesi cinslerine göre sınıflandırılması, hangi sınıf kursun kimler tarafından ve hangi nüfus oranına göre açılabileceği, öğretim ve eğitim konuları ile metodu, kurs süreleri, kurslar için eğitim ve öğretimde kullanılacak bina, araç, gereç ve teçhizatın nitelik ve niceliği, teminat miktarları, sertifika sınavlarının esas ve usulleri, sertifika aranmayacak sürücü belgesi sınıfları ve bunların sınavları İçişleri Bakanlığının uygun görüşü üzerine Milli Eğitim Bakanlığı'nca çıkartılan yönetmelikle belirlenecek.

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan sürücü kursları ile bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce sürücü kursu açmak için müracaat etmiş kişilerden nüfusa göre sürücü kursu açma koşulları aranmayacak.

Sayıştay raporunda da var"

Teklifin gerekçesinde, sürücü kursu hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, halka nitelikli hizmet sunulabilmesi, etik sorunların önlenmesi, sürücü öğreticisi mesleğinin ve mesleki olarak verilen hizmetlerin gerektirdiği yapısal değişikliklerin gerçekleşmesi, Avrupa Birliği'nin sürücü eğitimi ile ilgili müktesebatına ve günümüz koşullarına uyumun sağlanabilmesinin büyük önem taşıdığı vurgulandı.

Sürücü kurslarının son derece hayati bir konuda hizmet verdiği ifade edilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

"Verilen hizmetin neticeleri sadece hizmet alanı değil, araçtaki diğer kişilerle, dışarıdaki üçüncü kişileri de ilgilendirmekte ve etkilemektedir. Bu nedenle verilen eğitimin hizmetinin eksiksiz olması bir mecburiyettir. Sürücü kurslarının gereğinden fazla olması haksız rekabete sebep olmakta ve rekabetin en kolay şekli olan ücret düşürmeyi körüklemekte, bu da sürücü kurslarını hizmet veremez noktaya getirmektedir.

Mesleği icra koşullarının güncel duruma uyumlu hale getirilmesini sağlayan yeni düzenlemeler ile sürücü eğitimi hizmetinin geliştirilmesi, ülkenin her yerinde eşit olarak verilmesini sağlayacaktır. Ülke genelinde sürücü kurslarının eşitsiz dağılımını ve yeterinden fazla sürücü kursu açılmasının ortaya çıkardığı eğitim kalitesindeki düşüşün önlenmesi amacıyla, Avrupa Birliği ülkelerine benzer, meslek sektörlerinin korunması ve meslek erbaplarının kaliteli meslek icra etmelerini sağlayan; nüfus kriteri esas alınarak sürücü kursu açılmasını sağlayacak düzenleme öngörülmektedir.

Mayıs 2008'de Sayıştay tarafından yayınlanan 'Trafik Kaza Önleme Faaliyetleri' konulu Performans Denetimi Raporunda, 'kurs sayısı yöre nüfusuyla orantılı hale getirilerek kontrol altına alınmalıdır' denilmektedir."

Son Güncelleme: Pazar, 11 May 2014 11:49

Gösterim: 1801

Merkezi ortak sınavlara katılmayan 34 bin 653 öğrenci için yapılan mazeret sınavları tamamlandı. Dün yayımlanan soru ve cevapların ardından uzmanlar TEOG mazeret sınavlarını değerlendirdi…

Uzmanların ilk yorumu mazereti olanın matematikten elendiği,  inkilap tarihinden kazandığı yönünde.

28-29 Nisan’da gerçekleştirilen TEOG-2’nin mazeret sınavı gerçekleştirildi. Sınavın TEOG-2 ile benzer nitelikte olduğu gözlemlenirken matematik sorularının çok daha zorlayıcı, T.C İnkilap Tarihi ve Atatürkçülük sorularının ise daha kolay olduğu tespit edildi. Bilfen İlköğretim Kurumları bölüm başkanları mazeret sınavını yorumladı…

Mazereti olan matematikten elendi

28-29 Nisan’da gerçekleştirilen TEOG-2 sınavının en zorlayıcı ve eleyici sınavı matematikti. Mazeret sınavında ise matematik sorularının zorluk derecesinin daha da arttırıldığı ve mazeret sınavına kalan öğrenciler için matematik sorularının kesinlikle eleyici olacağını söylemek mümkün. Kazanımlar TEOG-2’ye göre aynıydı ama soruların soruluş ve ele alınış biçimleri öğrencilerin bu zamana kadar karşılaşmadığı zorluktaydı.

Fen ve Teknoloji TEOG-2 ile benzerdi

Fen ve Teknoloji soruları TEOG-2 ile benzer nitelikteydi. Kazanımların tamamen aynı olduğu sınavda soruların kalitesi, ele alınış biçimleri ve zorluk dereceleri TEOG-2 ile birebir aynı diyebiliriz. Soruların zorluk derecesinde de mazeret sınavında bir farklılık görülmemiştir. Aynı TEOG-2’de olduğu gibi grafik yorumlamanın fazla olduğu, deney düzeneklerine ağırlık verilen ve bu yorumlamaları yapan öğrencilerin başarılı olacağı bir sınav olmuştur.

İnkilap Tarihi ve Atatürkçülük dersinin mazereti daha kolay

8. sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Ortak (Mazeret) Sınavı, müfredata ve kazanımlara uygun sorulardan oluşmaktadır. Sınava dahil olan tüm üniteler, beklentiye uygun taranmıştır. 29 Nisan sınavına oranla çok daha kolay bir sınav hazırlanmıştır. Bununla birlikte; 1.soruda yer alan “Yalnız bu bilgilere dayanarak” ve 8. soruda yer alan “Yalnızca bu bilgiden” gibi ifadeler bilgiyi ölçen değil, iyi bilen öğrenciyi yanıltan soru kalıplarıdır. Artık bırakın sınavı, test kitaplarında bile pek kullanılması tavsiye edilmeyen, hiçbir ölçücülüğü olmayan kalıplardır.

 İngilizce Kitap Okuyan: Başarır

 8. sınıf II. Dönem İngilizce Dersi Mazeret Sınavı soruları müfredata uygun olarak hazırlanmıştır. Ezbere dayanmayan, kelime ve grammar bilgilerinin cevapların içine yedirilmiş bir sınav olması göze çarpmaktadır. Sorularda kullanılan dialog ve metinler net ve anlaşılması kolay cümlelerden oluşmaktadır. İngilizce kitap okuyan öğrenciler açısından rahat bir sınavdır çünkü sınavın tamamı okuduğunu anlamaya yöneliktir. İlk TEOG sınavındaki sorularla karşılaştırıldığında bu soruların daha net olduğu zorluk derecesininse aynı olduğu gözlemlenmiştir.

Türkçe’de yine yorum yapan kazanacak

2. dönem Teog Mazeret Sınavında Türkçe sorularının kazanımlara uygun ve hatasız olarak hazırlanmış olduğu görülmektedir. 28 Nisan'da yapılan sınavda olduğu gibi anlam bilgisi soruları dil bilgisi sorularına göre daha eleyici niteliktedir. Dil bilgisi soruları ise net ve kazanımlara uygundur. Bu sınavda 28 Nisan'da soru sorulmayan "fiil çatısı" ve "cümle vurgusu" konusundan da bir soru sorulduğunu görmekteyiz. Türkçe sorularının TEOG-2’de olduğu gibi yine yorum kabiliyeti yüksek öğrencilerin başarılı olacağı bir sınav olduğunu söyleyebiliriz.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi tüm kazanımları sorguluyor

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi TEOG-2 mazeret sınavı soruları öğrencilerin bilgiyi kullanma ve yorumlama kabiliyetlerini ölçen sorulardan oluşmuştur. Sınav tamamen kazanımlara uygun olarak hazırlanmıştır. Konuların bütünlüğünü kapsayan sorularla öğrencilerin bütün yıl öğrendiklerini yoklayan kolay ve nitelikli bir sınav olmuştur. TEOG-2 ile benzer nitelikte soruların geldiği sınav zorluk derecesi olarak da TEOG-2 ile örtüşmektedir.

Mazeret sınavlarına giremeyenlerin durumu ne olacak?

Mazeret sınavına giremeyen öğrenciler, sınavlara katılmamış olarak değerlendirilecek. Sınavlara katılmayan öğrencilerin durumları, puanla değerlendirilmeyecek ancak dönem puanı ve ortaöğretime yerleştirmeye esas puan hesaplamalarında, sınav adedi tam olarak alınacak.

Mazeret sınavlarıyla bu yılki merkezi ortak sınavlar tamamlanmış oldu. Sınav sonuçlarının haziran ayında açıklanması planlanıyor.

> Mazeret sınavları nasıldı? İşte uzman yorumları

Merkezi ortak sınavlara katılmayan 34 bin 653 öğrenci için yapılan mazeret sınavları tamamlandı. Dün yayımlanan soru ve cevapların ardından uzmanlar TEOG mazeret sınavlarını değerlendirdi…

Uzmanların ilk yorumu mazereti olanın matematikten elendiği,  inkilap tarihinden kazandığı yönünde.

28-29 Nisan’da gerçekleştirilen TEOG-2’nin mazeret sınavı gerçekleştirildi. Sınavın TEOG-2 ile benzer nitelikte olduğu gözlemlenirken matematik sorularının çok daha zorlayıcı, T.C İnkilap Tarihi ve Atatürkçülük sorularının ise daha kolay olduğu tespit edildi. Bilfen İlköğretim Kurumları bölüm başkanları mazeret sınavını yorumladı…

Mazereti olan matematikten elendi

28-29 Nisan’da gerçekleştirilen TEOG-2 sınavının en zorlayıcı ve eleyici sınavı matematikti. Mazeret sınavında ise matematik sorularının zorluk derecesinin daha da arttırıldığı ve mazeret sınavına kalan öğrenciler için matematik sorularının kesinlikle eleyici olacağını söylemek mümkün. Kazanımlar TEOG-2’ye göre aynıydı ama soruların soruluş ve ele alınış biçimleri öğrencilerin bu zamana kadar karşılaşmadığı zorluktaydı.

Fen ve Teknoloji TEOG-2 ile benzerdi

Fen ve Teknoloji soruları TEOG-2 ile benzer nitelikteydi. Kazanımların tamamen aynı olduğu sınavda soruların kalitesi, ele alınış biçimleri ve zorluk dereceleri TEOG-2 ile birebir aynı diyebiliriz. Soruların zorluk derecesinde de mazeret sınavında bir farklılık görülmemiştir. Aynı TEOG-2’de olduğu gibi grafik yorumlamanın fazla olduğu, deney düzeneklerine ağırlık verilen ve bu yorumlamaları yapan öğrencilerin başarılı olacağı bir sınav olmuştur.

İnkilap Tarihi ve Atatürkçülük dersinin mazereti daha kolay

8. sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Ortak (Mazeret) Sınavı, müfredata ve kazanımlara uygun sorulardan oluşmaktadır. Sınava dahil olan tüm üniteler, beklentiye uygun taranmıştır. 29 Nisan sınavına oranla çok daha kolay bir sınav hazırlanmıştır. Bununla birlikte; 1.soruda yer alan “Yalnız bu bilgilere dayanarak” ve 8. soruda yer alan “Yalnızca bu bilgiden” gibi ifadeler bilgiyi ölçen değil, iyi bilen öğrenciyi yanıltan soru kalıplarıdır. Artık bırakın sınavı, test kitaplarında bile pek kullanılması tavsiye edilmeyen, hiçbir ölçücülüğü olmayan kalıplardır.

 İngilizce Kitap Okuyan: Başarır

 8. sınıf II. Dönem İngilizce Dersi Mazeret Sınavı soruları müfredata uygun olarak hazırlanmıştır. Ezbere dayanmayan, kelime ve grammar bilgilerinin cevapların içine yedirilmiş bir sınav olması göze çarpmaktadır. Sorularda kullanılan dialog ve metinler net ve anlaşılması kolay cümlelerden oluşmaktadır. İngilizce kitap okuyan öğrenciler açısından rahat bir sınavdır çünkü sınavın tamamı okuduğunu anlamaya yöneliktir. İlk TEOG sınavındaki sorularla karşılaştırıldığında bu soruların daha net olduğu zorluk derecesininse aynı olduğu gözlemlenmiştir.

Türkçe’de yine yorum yapan kazanacak

2. dönem Teog Mazeret Sınavında Türkçe sorularının kazanımlara uygun ve hatasız olarak hazırlanmış olduğu görülmektedir. 28 Nisan'da yapılan sınavda olduğu gibi anlam bilgisi soruları dil bilgisi sorularına göre daha eleyici niteliktedir. Dil bilgisi soruları ise net ve kazanımlara uygundur. Bu sınavda 28 Nisan'da soru sorulmayan "fiil çatısı" ve "cümle vurgusu" konusundan da bir soru sorulduğunu görmekteyiz. Türkçe sorularının TEOG-2’de olduğu gibi yine yorum kabiliyeti yüksek öğrencilerin başarılı olacağı bir sınav olduğunu söyleyebiliriz.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi tüm kazanımları sorguluyor

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi TEOG-2 mazeret sınavı soruları öğrencilerin bilgiyi kullanma ve yorumlama kabiliyetlerini ölçen sorulardan oluşmuştur. Sınav tamamen kazanımlara uygun olarak hazırlanmıştır. Konuların bütünlüğünü kapsayan sorularla öğrencilerin bütün yıl öğrendiklerini yoklayan kolay ve nitelikli bir sınav olmuştur. TEOG-2 ile benzer nitelikte soruların geldiği sınav zorluk derecesi olarak da TEOG-2 ile örtüşmektedir.

Mazeret sınavlarına giremeyenlerin durumu ne olacak?

Mazeret sınavına giremeyen öğrenciler, sınavlara katılmamış olarak değerlendirilecek. Sınavlara katılmayan öğrencilerin durumları, puanla değerlendirilmeyecek ancak dönem puanı ve ortaöğretime yerleştirmeye esas puan hesaplamalarında, sınav adedi tam olarak alınacak.

Mazeret sınavlarıyla bu yılki merkezi ortak sınavlar tamamlanmış oldu. Sınav sonuçlarının haziran ayında açıklanması planlanıyor.

Son Güncelleme: Pazartesi, 12 May 2014 08:03

Gösterim: 2603

Danıştay’dan okullarda kaldırılan ‘Andımız’la ilgili flaş karar

Danıştay 8. Dairesi, okullarda öğrenci andının okunması uygulamasını kaldıran Milli Eğitim Bakanlığı yönetmeliğinin yürütmesinin durdurulması istemini oy çokluğuyla reddetti. 

Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin "öğrenci andı" başlıklı maddesini yürürlükten kaldıran yönetmeliğin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açmıştı. 

Milli Eğitim Bakanlığının Danıştay 8. Dairesine gönderdiği savunmasında, andın kaldırılmasının Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyinin göstergesi sayılan demokratikleşmenin gereği olduğu, andın pedagojik olarak ilköğretim çağındaki çocuklar için uygun olmadığı, bu nevi yeminlerin demokratik toplumlarda söz konusu olamayacağı belirtildi.  

Davayla ilgili ilk incelemesini yapan Danıştay 8. Dairesi, yönetmeliğin yürütmesinin durdurulması istemini oy çokluğuyla reddetti.

İdari işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması ve idari işlemin hukuka açıkça aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceği hatırlatılan kararda, bu koşulların birlikte gerçekleşmediği anlaşıldığından yürütmenin durdurulması isteminin reddedildiği bildirildi. 

İki üyenin karşı oy gerekçesi

Karara katılmayan iki üyenin karşı oy gerekçesinde, idarenin işlem tesis ederken takdir hakkına sahip olduğu, ancak bu takdir hakkının serbestçe kullanılacak bir keyfiyeti ifade etmediği belirtildi. 

Kararda, "uzun yıllardır uygulanan genç nesillerin ülkesine anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendiren ve öğrencilerde değer oluşumuna olumlu yönde katkı sunan öğrenci andının kaldırılmasını gerektirecek idarece yapılmış eğitim biliminin gerekleri ve pedagojik formasyon ilkeleri bakımından değerlendirmeler içeren dava dosyasına sunulmuş araştırma, inceleme ve tespit bulunmadığı" ileri sürüldü.

Danıştay 8. Dairesi'nin aynı konuya ilişkin daha önce verdiği kararın anımsatıldığı karşı oy gerekçesinde, o günden bu yana öğrenci andı içeriğinde herhangi bir anayasal ve yasal değişiklik yapılmadığının anlaşıldığı savunuldu.

Karşı oy gerekçesinde, şunlar kaydedildi:

"Anayasamızın başlangıç kısmında ve 1739 sayılı yasada belirtilen konular doğrultusunda, Türk devletini ve milletini ebediyete kadar yaşatacak, çağdaş uygarlığın ve medeniyetin ortağı, öncüsü yapacak, toplumun ve kişilerin refah, huzur ve mutluluğnu sağlayacak yeni nesillerin yetiştirilmesi olan milli eğitim sistemimizin temel amaçların gerçekleştirmesini içeriği itibarıyla sağlamaya yardımcı olabilecek nitelikteki öğrenci andının yasal ve hukuksal gerekçeleri iradece ortaya konulmaksızın kaldırılması üst hukuk normlarına aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenlerle dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulması gerektiği görüşüyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz."

Davacı sendikanın karara itiraz hakkı bulunuyor. İtirazı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek. Danıştay 8. Dairesi, düzenlemenin iptal istemini daha sonra esastan karara bağlayacak.

Daha önce kaldırılması için dava açılmıştı

Danıştay 8. Dairesi, 2009'da okullarda öğrenci andının okutulması uygulamasının "ırkçı söylemler içerdiği" gerekçesiyle kaldırılması istemiyle açılan davayı oy birliğiyle reddetmişti. Kararda, öğrenci andında geçen "Türk" kelimesinin bir ırkın değil, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi ne olursa olsun tüm vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları, herkesi kapsayan ve kucaklayan milletin ortak adı olduğu belirtilmişti. 

> Okullarda 'Andımız' tekrar okunacak mı? İşte son karar

Danıştay’dan okullarda kaldırılan ‘Andımız’la ilgili flaş karar

Danıştay 8. Dairesi, okullarda öğrenci andının okunması uygulamasını kaldıran Milli Eğitim Bakanlığı yönetmeliğinin yürütmesinin durdurulması istemini oy çokluğuyla reddetti. 

Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin "öğrenci andı" başlıklı maddesini yürürlükten kaldıran yönetmeliğin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açmıştı. 

Milli Eğitim Bakanlığının Danıştay 8. Dairesine gönderdiği savunmasında, andın kaldırılmasının Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyinin göstergesi sayılan demokratikleşmenin gereği olduğu, andın pedagojik olarak ilköğretim çağındaki çocuklar için uygun olmadığı, bu nevi yeminlerin demokratik toplumlarda söz konusu olamayacağı belirtildi.  

Davayla ilgili ilk incelemesini yapan Danıştay 8. Dairesi, yönetmeliğin yürütmesinin durdurulması istemini oy çokluğuyla reddetti.

İdari işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması ve idari işlemin hukuka açıkça aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceği hatırlatılan kararda, bu koşulların birlikte gerçekleşmediği anlaşıldığından yürütmenin durdurulması isteminin reddedildiği bildirildi. 

İki üyenin karşı oy gerekçesi

Karara katılmayan iki üyenin karşı oy gerekçesinde, idarenin işlem tesis ederken takdir hakkına sahip olduğu, ancak bu takdir hakkının serbestçe kullanılacak bir keyfiyeti ifade etmediği belirtildi. 

Kararda, "uzun yıllardır uygulanan genç nesillerin ülkesine anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendiren ve öğrencilerde değer oluşumuna olumlu yönde katkı sunan öğrenci andının kaldırılmasını gerektirecek idarece yapılmış eğitim biliminin gerekleri ve pedagojik formasyon ilkeleri bakımından değerlendirmeler içeren dava dosyasına sunulmuş araştırma, inceleme ve tespit bulunmadığı" ileri sürüldü.

Danıştay 8. Dairesi'nin aynı konuya ilişkin daha önce verdiği kararın anımsatıldığı karşı oy gerekçesinde, o günden bu yana öğrenci andı içeriğinde herhangi bir anayasal ve yasal değişiklik yapılmadığının anlaşıldığı savunuldu.

Karşı oy gerekçesinde, şunlar kaydedildi:

"Anayasamızın başlangıç kısmında ve 1739 sayılı yasada belirtilen konular doğrultusunda, Türk devletini ve milletini ebediyete kadar yaşatacak, çağdaş uygarlığın ve medeniyetin ortağı, öncüsü yapacak, toplumun ve kişilerin refah, huzur ve mutluluğnu sağlayacak yeni nesillerin yetiştirilmesi olan milli eğitim sistemimizin temel amaçların gerçekleştirmesini içeriği itibarıyla sağlamaya yardımcı olabilecek nitelikteki öğrenci andının yasal ve hukuksal gerekçeleri iradece ortaya konulmaksızın kaldırılması üst hukuk normlarına aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenlerle dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulması gerektiği görüşüyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz."

Davacı sendikanın karara itiraz hakkı bulunuyor. İtirazı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek. Danıştay 8. Dairesi, düzenlemenin iptal istemini daha sonra esastan karara bağlayacak.

Daha önce kaldırılması için dava açılmıştı

Danıştay 8. Dairesi, 2009'da okullarda öğrenci andının okutulması uygulamasının "ırkçı söylemler içerdiği" gerekçesiyle kaldırılması istemiyle açılan davayı oy birliğiyle reddetmişti. Kararda, öğrenci andında geçen "Türk" kelimesinin bir ırkın değil, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi ne olursa olsun tüm vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları, herkesi kapsayan ve kucaklayan milletin ortak adı olduğu belirtilmişti. 

Son Güncelleme: Cumartesi, 10 May 2014 14:20

Gösterim: 3688


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.