Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesine yönelik olarak, aynı zamanda bir yerel kalkınma modeli de olan kümelenmeyi temel alan bir strateji izleyen Çankaya Üniversitesi, imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ’lere odaklanıyor.
“Kümelenme modelinin sanayide uygulanmasını sosyal sorumluluk olarak görüyor ve bölgemize bu konuda liderlik ediyoruz” diyen Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç, yaptıkları projelerin öğrencileri için de güçlü bir referans oluşturduğunu vurguluyor. Güvenç, bünyelerinde kuracakları Tekno-Park ile küme üyesi KOBİ’lerin yenilikçi projeler üretmelerini ve daha büyük çaplı ürünlerin üretilmesinde üniversiteleri ile işbirliği yapmalarını sağlayacaklarını aktarıyor.
Çankaya Üniversitesi’nin Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesine nasıl destek oluyor?
Çankaya Üniversitesi olarak üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesine yönelik, kümelenme modelini temel alan bir strateji izledik. Kümelenme, belli bir sektörde çalışan ve rekabet içinde olan aynı zamanda birbirleriyle ilişkileri olan firmaların bir araya gelerek, bu birliktelikten avantaj sağlamaları olarak tanımlanıyor. Kümelenmede firmalar öncelikle coğrafi yakınlıktan oluşan bazı avantajlardan fayda elde ediyor. Ayrıca firmaların, gerek mali gerekse insan kaynaklarının yetersizliğinden dolayı tek başına gerçekleştiremediklerinin, birlikte hareket ederek yapılması sağlanıyor. Bu anlamda, kümelenme kalkınma için bir araç olan, bir yerel kalkınma modeli. Bunun yanı sıra, aynı zamanda kümelenme bir üniversite-sanayi işbirliği modeli. Kümelenmenin içerisinde işbirlikçi firmaların yanı sıra, kümelenmeye destek sağlayan kuruluşlarda yer alıyor; bunlar, yerel kalkınma ajansları, kamu kurumları, belediyeler ve üniversiteler ile araştırma merkezleri. Biz, üniversiteleri içine almayan kümelenmenin doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle 2007 yılından itibaren, bölgemizde kümelenme faaliyetlerinin yürütülmesine liderlik yapıyoruz.
Kümelenme projesini yürütürken bir taraftan da bu modelin Türkiye’de bilinirliğinin artırılması ve yaygınlaştırılması için ilgili kurumlar ile işbirliği çalışmalarını yürüttük. Kamu kurumları ile birlikte kümelenme konusunda özel teşvik programlarının sağlanması için çalıştık. Kümelenme ile ilgili konferanslar düzenledik ve kümelenme hakkında yapılan panellere katıldık. Kümelenme ile ilgili ulusal ve uluslararası projeler yürüttük ve bu konuda yapılan projelerde yer almaya devam ediyoruz. KOSGEB, Milli Prodüktivite Merkezi, İş Makineleri Mühendisleri Birliği Derneği, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu ile işbirliği protokolleri imzaladık. Türkiye’deki kümeler ve küme girişimleri arasındaki işbirliği, bilgi ve deneyim paylaşımı ile koordinasyonun sağlanması amacıyla, Anadolu Kümeleri İşbirliği Platformu’nun (AKİP) kurulmasında liderlik yaptık. Anadolu da bulunan tüm kümeleri tek bir bayrak altında toplayabilmeyi hedefleyen AKİP, 3 Haziran 2010 tarihinde imzalanan bir protokol çerçevesinde kuruldu. Kümelenme modelinin, Anadolu’nun her tarafında yerleşmesi ve bu model ile bölgelerin kalkınması için çalışmalarımızı sürekli olarak yürütmekteyiz.
OSTİM’LE BAŞLAYAN İŞBİRLİĞİ DİĞER OSB’LERLE BÜYÜDÜ
Üniversite olarak sanayi ile olan işbirliğinize ilk ne zaman başladınız? Bu konuda hayata geçirdiğiniz projelerden söz eder misiniz?
Çankaya Üniversitesinin sanayi ile olan işbirliği ilk olarak, Ostim Organize Sanayi Bölgesinde Mart 2007’de başladı. Ankara’da bölgesel kalkınmanın sağlanabilmesi amacıyla, kümelenme modelinin uygulanması için çalışmalar başlattık. Çalışmalarımız başladığında, özellikle sanayide kümelenme modelinin ne olduğu hakkında bir fikir birliği bulunmuyordu; o yıllarda yeni olan bu modelin Türkiye’de uygulaması da oldukça sınırlıydı. Modelin doğru uygulanması, başarılı olması ve benimsenebilmesi için, kümelenme için uygun sektörün belirlenmesinden önce, Ostim Yönetimi ile birlikte Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren ana sektörlerin analizini gerçekleştirdik. Bu analizlerin sonuçlandırılması 6 ay sürdü ve yapılan analizlerin sonucunda istihdam, ihracat büyüklüğü ve ürün geliştirme kapasitesi değerlendirilerek, İş ve İnşaat Makineleri Sektörü, kümelenme için uygun sektör olarak belirlendi. Sektörün belirlenmesinden sonra, yaklaşık 1,5 yıl sektörde faaliyet gösteren firmaların kümelenme hakkında bilgilendirilmesi amacıyla eğitim seminerleri düzenledik. Küme için maddi kaynak temin edebilmek için Avrupa Birliği Ulusal Ajansı’na sunduğumuz iki “Leonardo Da Vinci Yenilik Transferi” projemiz kabul edildi ve bu projeler ile birlikte Üniversiteden sağlanan ek kaynak ile kümelenme çalışmalarımız hızlandı. Bu projelerin amaçları İş ve İnşaat Makineleri Sektöründe faaliyet gösteren KOBİ’lerin kümelenmesini ve bu KOBİ’ler arasında işbirlikçi ağların kurulmasını sağlamaktı. Projeler kapsamında, küme envanterinin çıkarılması için firmalar ile detaylı anket çalışması yapıldı. Yapılan anketler ve SWOT (GZFT) analizi sonucunda firmaların ihtiyacı olan eğitim konuları belirlendi ve bu eğitimler düzenli olarak gerçekleştirildi. Bu projelerin yanı sıra, Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından desteklenen, firmaların uluslararası rekabet güçlerinin arttırılması projesi kapsamında firmaların ihracata yönelik ihtiyaç analizleri tamamlandı.
Diğer taraftan, Ortak Satınalma Organizasyonu ile yapılan anlaşma ile firmaların ortak ihtiyaçlarının indirimli olarak temin edilmesi sağlanmış oldu. Avusturya Ticaret Müsteşarlığı ile birlikte, küme üyesi firmalar ile Avusturya firmaları arasında ortaklık kurulmasını temin etmek amacıyla, bir çalıştay düzenledik. Firmalar arasında işbirliği ortamının yaratılması için düzenli olarak, çeşitli sosyal faaliyetler gerçekleştirdik. Bunlar arasında, sabah kahvaltıları, iftar yemekleri ve konser katılımları yer alıyor ve benzer faaliyetlerimiz sürekli olarak devam ediyor.
Kümelenme alanında OSTİM’le attığınız ilk adım zaman içinde nasıl büyüdü ve şekillendi?
Kümelenme faaliyetlerimiz çerçevesinde özellikle imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ’lere odaklandık. Ankara’da farklı organize sanayi bölgelerindeki KOBİ’ler ile bu faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Öncelikle Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan firmalar ile başlayan işbirliğimiz, daha sonraları İvedik, Sincan, Kazan ve Gölbaşında bulunan firmaları da kapsayacak şekilde genişledi.
ÖĞRENCİLERİN YER ALDIĞI PROJE SAYISI 110’A ULAŞTI
Sürdürdüğünüz projelerde öğrenciler ne ölçüde yer alıyorlar ve ne tür katkılar sağlıyorlar?
Öğrencilerimiz öncelikle dünya standartlarında, çok iyi bir eğitim-öğretim alıyorlar. Üniversitemizde Hukuk Fakültesi hariç diğer tüm fakültelerde eğitim dili İngilizce. Bu nedenle, öğrencilerimiz iyi derecede yabancı bir dil bilgisi ile mezun oluyorlar.
Diğer taraftan, sanayi ile işbirliğimiz, firmaların yanı sıra öğrencilerimize de fayda sağlıyor. Çankaya Üniversitesi son sınıf öğrencileri 2007-2008 akademik döneminden itibaren Ostim, Kazan, İvedik ve Sincan organizede bulunan İş ve İnşaat Makineleri Küme üyesi firmalarda proje gerçekleştiriyorlar. Bu projeler, en az 2 kişilik öğrenci grubu ile onlara danışmanlık eden Çankaya Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından yürütülüyor. 2007-2008 akademik yılında Endüstri Mühendisliği Bölümü ile başlayan öğrenci projeleri, diğer yıllarda Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği, Bilgisayar Mühendisliği, İşletme ve Uluslararası Ticaret Bölümleri’ni de kapsayarak, her geçen yıl sayısını artırarak devam ediyor. 2011-2012 akademik dönemine kadar, 2007-2008 akademik döneminde 11 proje, 2008-2009 akademik döneminde 22 proje, 2009-2010 akademik döneminde 33 proje, 2010-2011 akademik döneminde 44 proje olmak üzere, toplam 110 proje tamamlandı.
Bu projelerin amacı, İş ve İnşaat Makineleri Kümesi firmalarının üretim, pazarlama, ihracat gibi konularda yaşadıkları ve gerekli zaman ve personel ayıramadıkları için çözemedikleri problemler için çözüm üretmek. Bu projeler ile firmaların kısa vadede verimliliklerinin artırılması sağlanıyor. Bu projeler ile mezun olacak öğrencilerimiz, Üniversitede almış oldukları teorik eğitimin gerçek hayatta bir uygulamasını gerçekleştiriyorlar. Öğrencilerimizin mezun olabilmeleri için yaptıkları projenin firmada uygulanması gerekli.
Bundan sonrası için amacımız tüm fakültelerimizdeki bölümlerin son sınıf öğrencilerini bu sistemin içerisine dahil ederek firmaların farklı sorunlarına çözümler geliştirmek. Bunun sonucunda hem firmaların hem de öğrencilerimizin kazanmasını sağlamak.
Okulunuzdan mezun olan öğrencilerinizin işe yerleşme oranı nedir? Bu konuda sanayi sektörü ile yaptığınız işbirlikleri nasıl bir rol oynuyor?
Sanayi ile yaptığımız işbirlikleri, öğrencilerimiz için bir farklılık oluşturuyor. Mezun olduktan sonra, benzer firmalarda benzer sorunlarla karşılaşacakları için, yaptıkları projeler öğrencilerimize avantaj sağlıyor çünkü kendilerini bekleyen iş hayatının önceden pratiğini yapıyorlar ve o sistemin içinde yaşamayı öğreniyorlar. Bu projeler ile öğrencilerimiz gerçek sorunlar ile baş etmenin yanı sıra takım çalışmasını da öğreniyorlar ve en önemlisi işler yürürken karşılaşılan sorunlara çözüm üretmeyi öğreniyorlar, bu bir şeyi sıfırdan tasarlamaya kıyasla çok daha zor. Bu nedenle, öğrencilerimizin işe yerleşme oranları yüksek seviyede. Yapılan bu projeler öğrencilerimiz için bir referans sağlıyor ve bu deneyimleri tercih edilmelerine neden oluyor. Bunun yanı sıra, proje yaptıkları firmalarda, mezuniyetleri sonrasında çalışmaya başlayan öğrencilerimiz de var.
Ayrıca Üniversitemizde girişimciliği destekleyen bir kültür mevcut. Öğrencilerimizin bir bölümü de, mezuniyetlerinden sonra kendi firmalarını kuruyorlar. Sanayide yapılan projelerin bu yeni girişimlerin üzerinde de etkileri oluyor. Öğrencilerimiz firmaların yaşadıkları sorunları bizzat kendileri yaşıyor ve bu deneyimlerinden kendi firmaları için ders çıkarıyorlar.
Çankaya Üniversitesi’nin yakın vadeli planları arasında bir Tekno-Park projesi de yer alıyor. Projeyle ilgili detayları ve hedeflerinizi anlatır mısınız?
Üniversite-sanayi işbirliği, çoğunlukla Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinden ekonomiye bir katma değer sağlıyor. Günümüzde teknoloji çok hızlı ilerliyor. Bu teknolojik değişim süresinde, tek başına ne üniversite, ne de sanayici değişen ihtiyaçlara cevap verebilir. Yüksek teknoloji için, çok pahalı ve uzun süreli yatırım, insan gücü ve maddi kaynak gerekli. Ar-Ge ve Ar-Ge teçhizatları son derece pahalı, buna karşılık sanayicinin kaynağı ve insan gücü sınırlı. Bir üniversitenin ise hem araştırma yapıp, prototip üretip hem de bunu ticari bir ürüne dönüştürme olasılığı çok az. Yapılan araştırmaların ürüne dönüştürülebilmesi için, gerçek anlamda üniversite-sanayi işbirliği gerekiyor. Bir taraftan, üniversitede yapılan araştırmalar sonunda oluşan prototip ile ilgili sanayici eğitilmeli; diğer taraftan sanayici de ortaya çıkan prototipi kavrayıp, ürünü daha da geliştirmeli. Biz Ar-Ge’nin ancak sağlıklı bir kümede olabileceğini düşünüyoruz. Kümenin sürdürülebilirliği için, rekabetçi olması ve dolayısıyla yeniliklerini kendisinin üretebilmesi gerekli. KOBİ’lerin hiçbirisi, kaynak ayırmak istese dahi, tek başına kendisine rekabetçilik kazandıracak Ar-Ge yapamaz. Bu nedenle, biz firmalara ortak Ar-Ge yapmalarını öneriyoruz. Dolayısıyla, Çankaya Üniversitesi bünyesinde kurulacak olan Tekno-Park'ın, küme üyesi
KOBİ'lerin birlikte yenilikçi projeler üretmelerini ve daha büyük çaplı ürünlerin üretilmesinde işbirliği yapmalarını sağlayacağını düşünüyoruz.
KOBİ’LER GÜNÜ KURTARMAK YERİNE ÜNİVERSİTELERLE GELECEĞE UZANMALI
Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç verdiği bilgilere göre üniversite-sanayi işbirliği özellikle ABD gibi gelişmiş ülkelerde çok güçlü ve üniversiteler ile sanayi kuruluşları iç içe. Başta ABD olmak üzere yurtdışındaki üniversitelerde sanayinin talepleri projelendirilirken, Türkiye’de ise, üniversite sanayi işbirliği uzun yıllardır konuşulmasına rağmen tam anlamıyla gerçekleştirilemedi. “Aslında, KOBİ’lerin dünyadaki yenilikleri ve teknolojiyi yakından takip etme fırsatını yakalayabilmeleri için üniversitelere yakın olmaları gerekli. Ancak, sanayici kendi derdine çare ararken sadece günü kurtarmaya yönelik kararlar alıyor” diyen Güvenç, KOBİ’lerin yeterli birikime sahip elemanı olmadığı için üniversitelerden uzaklaştığının altını çiziyor. Türkiye’deki terfi sisteminin de üniversitelerde çalışan öğretim üyelerinin sanayiden ve uygulamalı çalışmalardan uzaklaşmalarına neden olduğunu vurgulayan Güveç sözlerini şöyle sürdürüyor: “Öğretim üyelerinin terfi edebilmeleri yayınlara bağlı. Uygulamalı araştırmalardan yayın oluşturma süresi, teorik ve deneysel çalışmalara göre daha uzun sürdüğü için, öğretim üyeleri uygulamalı araştırmaları tercih etmiyor. Bu durumda, her iki tarafta birbirinden uzaklaşıyor. Biz, Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesi için öncülük yaptık. Her ne kadar, diğer Üniversitelerde de benzer uygulamalar başlatılsa da, bu işbirlikleri henüz yeterli seviyeye ulaşmadı.”
Güvenç, sanayicilerin hem operasyonlarını iyi yönetmesi, değer zinciri içinde kendilerini iyi konumlandırması ve dünya çapında rekabetçi olabilmeleri için katma değeri çok yüksek ürünler üretmesi gerektiğine de işaret ediyor. Firmaların bunu yapabilmek için Ar-Ge çalışmalarına fazlasıyla önem verdiğini kaydeden Güvenç, “Ar-Ge kadrolarını yetiştiren yerler ise hep üniversitelerdir. Dolayısıyla, bu firmalar yeni ürün geliştirmek için özellikle Ar-Ge alanında kalifiye işgücüne ihtiyaç duyuyorlar. Yeni ürün geliştirilmesinden sonra, bu ürünlerin pazarlaması, ticareti de önem kazanıyor ve firmaların bu alanda yetişmiş işgücüne ihtiyaç duymalarına neden oluyor” diye konuşuyor.
‘GELECEĞİ ÜÇ TEMEL DEĞER ÜZERİNE İNŞA EDİYORUZ’
Çankaya Üniversitesi’nin üç temel değer üzerinde büyümeye devam ettiğine dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç, bu değerleri öğrencilerinin çok iyi bir eğitim-öğretim kazanmalarını sağlamak, uluslar arası alanda kendini kanıtlamış çok iyi bilimsel çalışmalar yapmak, uluslararası araştırma ve geliştirme projelerinde yer almak ve sosyal sorumluluk çerçevesinde yerel sanayiye destek olmak şeklinde açıklıyor. Bu üç değerin birbirinden bağımsız değil, aslında birbiri ile iç içe olduğunu söyleyen Güvenç şöyle konuşuyor: “Öğrenci odaklı iyi bir eğitim sistemimiz mevcut, bilimsel yayın sıralamasında üst sıralarda yer almaktayız ve uluslararası projeler yürütüyoruz. Bunların yanı sıra, yerel kalkınma modeli olan kümelenmeyi Ankara’da başarıyla uygulamaya devam ediyoruz. Yeni kampüsümüzle birlikte daha da genişleyerek, bu değerler için hizmet etmeyi sürdürüyoruz.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesine yönelik olarak, aynı zamanda bir yerel kalkınma modeli de olan kümelenmeyi temel alan bir strateji izleyen Çankaya Üniversitesi, imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ’lere odaklanıyor.
“Kümelenme modelinin sanayide uygulanmasını sosyal sorumluluk olarak görüyor ve bölgemize bu konuda liderlik ediyoruz” diyen Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç, yaptıkları projelerin öğrencileri için de güçlü bir referans oluşturduğunu vurguluyor. Güvenç, bünyelerinde kuracakları Tekno-Park ile küme üyesi KOBİ’lerin yenilikçi projeler üretmelerini ve daha büyük çaplı ürünlerin üretilmesinde üniversiteleri ile işbirliği yapmalarını sağlayacaklarını aktarıyor.
Çankaya Üniversitesi’nin Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesine nasıl destek oluyor?
Çankaya Üniversitesi olarak üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesine yönelik, kümelenme modelini temel alan bir strateji izledik. Kümelenme, belli bir sektörde çalışan ve rekabet içinde olan aynı zamanda birbirleriyle ilişkileri olan firmaların bir araya gelerek, bu birliktelikten avantaj sağlamaları olarak tanımlanıyor. Kümelenmede firmalar öncelikle coğrafi yakınlıktan oluşan bazı avantajlardan fayda elde ediyor. Ayrıca firmaların, gerek mali gerekse insan kaynaklarının yetersizliğinden dolayı tek başına gerçekleştiremediklerinin, birlikte hareket ederek yapılması sağlanıyor. Bu anlamda, kümelenme kalkınma için bir araç olan, bir yerel kalkınma modeli. Bunun yanı sıra, aynı zamanda kümelenme bir üniversite-sanayi işbirliği modeli. Kümelenmenin içerisinde işbirlikçi firmaların yanı sıra, kümelenmeye destek sağlayan kuruluşlarda yer alıyor; bunlar, yerel kalkınma ajansları, kamu kurumları, belediyeler ve üniversiteler ile araştırma merkezleri. Biz, üniversiteleri içine almayan kümelenmenin doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle 2007 yılından itibaren, bölgemizde kümelenme faaliyetlerinin yürütülmesine liderlik yapıyoruz.
Kümelenme projesini yürütürken bir taraftan da bu modelin Türkiye’de bilinirliğinin artırılması ve yaygınlaştırılması için ilgili kurumlar ile işbirliği çalışmalarını yürüttük. Kamu kurumları ile birlikte kümelenme konusunda özel teşvik programlarının sağlanması için çalıştık. Kümelenme ile ilgili konferanslar düzenledik ve kümelenme hakkında yapılan panellere katıldık. Kümelenme ile ilgili ulusal ve uluslararası projeler yürüttük ve bu konuda yapılan projelerde yer almaya devam ediyoruz. KOSGEB, Milli Prodüktivite Merkezi, İş Makineleri Mühendisleri Birliği Derneği, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu ile işbirliği protokolleri imzaladık. Türkiye’deki kümeler ve küme girişimleri arasındaki işbirliği, bilgi ve deneyim paylaşımı ile koordinasyonun sağlanması amacıyla, Anadolu Kümeleri İşbirliği Platformu’nun (AKİP) kurulmasında liderlik yaptık. Anadolu da bulunan tüm kümeleri tek bir bayrak altında toplayabilmeyi hedefleyen AKİP, 3 Haziran 2010 tarihinde imzalanan bir protokol çerçevesinde kuruldu. Kümelenme modelinin, Anadolu’nun her tarafında yerleşmesi ve bu model ile bölgelerin kalkınması için çalışmalarımızı sürekli olarak yürütmekteyiz.
OSTİM’LE BAŞLAYAN İŞBİRLİĞİ DİĞER OSB’LERLE BÜYÜDÜ
Üniversite olarak sanayi ile olan işbirliğinize ilk ne zaman başladınız? Bu konuda hayata geçirdiğiniz projelerden söz eder misiniz?
Çankaya Üniversitesinin sanayi ile olan işbirliği ilk olarak, Ostim Organize Sanayi Bölgesinde Mart 2007’de başladı. Ankara’da bölgesel kalkınmanın sağlanabilmesi amacıyla, kümelenme modelinin uygulanması için çalışmalar başlattık. Çalışmalarımız başladığında, özellikle sanayide kümelenme modelinin ne olduğu hakkında bir fikir birliği bulunmuyordu; o yıllarda yeni olan bu modelin Türkiye’de uygulaması da oldukça sınırlıydı. Modelin doğru uygulanması, başarılı olması ve benimsenebilmesi için, kümelenme için uygun sektörün belirlenmesinden önce, Ostim Yönetimi ile birlikte Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren ana sektörlerin analizini gerçekleştirdik. Bu analizlerin sonuçlandırılması 6 ay sürdü ve yapılan analizlerin sonucunda istihdam, ihracat büyüklüğü ve ürün geliştirme kapasitesi değerlendirilerek, İş ve İnşaat Makineleri Sektörü, kümelenme için uygun sektör olarak belirlendi. Sektörün belirlenmesinden sonra, yaklaşık 1,5 yıl sektörde faaliyet gösteren firmaların kümelenme hakkında bilgilendirilmesi amacıyla eğitim seminerleri düzenledik. Küme için maddi kaynak temin edebilmek için Avrupa Birliği Ulusal Ajansı’na sunduğumuz iki “Leonardo Da Vinci Yenilik Transferi” projemiz kabul edildi ve bu projeler ile birlikte Üniversiteden sağlanan ek kaynak ile kümelenme çalışmalarımız hızlandı. Bu projelerin amaçları İş ve İnşaat Makineleri Sektöründe faaliyet gösteren KOBİ’lerin kümelenmesini ve bu KOBİ’ler arasında işbirlikçi ağların kurulmasını sağlamaktı. Projeler kapsamında, küme envanterinin çıkarılması için firmalar ile detaylı anket çalışması yapıldı. Yapılan anketler ve SWOT (GZFT) analizi sonucunda firmaların ihtiyacı olan eğitim konuları belirlendi ve bu eğitimler düzenli olarak gerçekleştirildi. Bu projelerin yanı sıra, Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından desteklenen, firmaların uluslararası rekabet güçlerinin arttırılması projesi kapsamında firmaların ihracata yönelik ihtiyaç analizleri tamamlandı.
Diğer taraftan, Ortak Satınalma Organizasyonu ile yapılan anlaşma ile firmaların ortak ihtiyaçlarının indirimli olarak temin edilmesi sağlanmış oldu. Avusturya Ticaret Müsteşarlığı ile birlikte, küme üyesi firmalar ile Avusturya firmaları arasında ortaklık kurulmasını temin etmek amacıyla, bir çalıştay düzenledik. Firmalar arasında işbirliği ortamının yaratılması için düzenli olarak, çeşitli sosyal faaliyetler gerçekleştirdik. Bunlar arasında, sabah kahvaltıları, iftar yemekleri ve konser katılımları yer alıyor ve benzer faaliyetlerimiz sürekli olarak devam ediyor.
Kümelenme alanında OSTİM’le attığınız ilk adım zaman içinde nasıl büyüdü ve şekillendi?
Kümelenme faaliyetlerimiz çerçevesinde özellikle imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ’lere odaklandık. Ankara’da farklı organize sanayi bölgelerindeki KOBİ’ler ile bu faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Öncelikle Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan firmalar ile başlayan işbirliğimiz, daha sonraları İvedik, Sincan, Kazan ve Gölbaşında bulunan firmaları da kapsayacak şekilde genişledi.
ÖĞRENCİLERİN YER ALDIĞI PROJE SAYISI 110’A ULAŞTI
Sürdürdüğünüz projelerde öğrenciler ne ölçüde yer alıyorlar ve ne tür katkılar sağlıyorlar?
Öğrencilerimiz öncelikle dünya standartlarında, çok iyi bir eğitim-öğretim alıyorlar. Üniversitemizde Hukuk Fakültesi hariç diğer tüm fakültelerde eğitim dili İngilizce. Bu nedenle, öğrencilerimiz iyi derecede yabancı bir dil bilgisi ile mezun oluyorlar.
Diğer taraftan, sanayi ile işbirliğimiz, firmaların yanı sıra öğrencilerimize de fayda sağlıyor. Çankaya Üniversitesi son sınıf öğrencileri 2007-2008 akademik döneminden itibaren Ostim, Kazan, İvedik ve Sincan organizede bulunan İş ve İnşaat Makineleri Küme üyesi firmalarda proje gerçekleştiriyorlar. Bu projeler, en az 2 kişilik öğrenci grubu ile onlara danışmanlık eden Çankaya Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından yürütülüyor. 2007-2008 akademik yılında Endüstri Mühendisliği Bölümü ile başlayan öğrenci projeleri, diğer yıllarda Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği, Bilgisayar Mühendisliği, İşletme ve Uluslararası Ticaret Bölümleri’ni de kapsayarak, her geçen yıl sayısını artırarak devam ediyor. 2011-2012 akademik dönemine kadar, 2007-2008 akademik döneminde 11 proje, 2008-2009 akademik döneminde 22 proje, 2009-2010 akademik döneminde 33 proje, 2010-2011 akademik döneminde 44 proje olmak üzere, toplam 110 proje tamamlandı.
Bu projelerin amacı, İş ve İnşaat Makineleri Kümesi firmalarının üretim, pazarlama, ihracat gibi konularda yaşadıkları ve gerekli zaman ve personel ayıramadıkları için çözemedikleri problemler için çözüm üretmek. Bu projeler ile firmaların kısa vadede verimliliklerinin artırılması sağlanıyor. Bu projeler ile mezun olacak öğrencilerimiz, Üniversitede almış oldukları teorik eğitimin gerçek hayatta bir uygulamasını gerçekleştiriyorlar. Öğrencilerimizin mezun olabilmeleri için yaptıkları projenin firmada uygulanması gerekli.
Bundan sonrası için amacımız tüm fakültelerimizdeki bölümlerin son sınıf öğrencilerini bu sistemin içerisine dahil ederek firmaların farklı sorunlarına çözümler geliştirmek. Bunun sonucunda hem firmaların hem de öğrencilerimizin kazanmasını sağlamak.
Okulunuzdan mezun olan öğrencilerinizin işe yerleşme oranı nedir? Bu konuda sanayi sektörü ile yaptığınız işbirlikleri nasıl bir rol oynuyor?
Sanayi ile yaptığımız işbirlikleri, öğrencilerimiz için bir farklılık oluşturuyor. Mezun olduktan sonra, benzer firmalarda benzer sorunlarla karşılaşacakları için, yaptıkları projeler öğrencilerimize avantaj sağlıyor çünkü kendilerini bekleyen iş hayatının önceden pratiğini yapıyorlar ve o sistemin içinde yaşamayı öğreniyorlar. Bu projeler ile öğrencilerimiz gerçek sorunlar ile baş etmenin yanı sıra takım çalışmasını da öğreniyorlar ve en önemlisi işler yürürken karşılaşılan sorunlara çözüm üretmeyi öğreniyorlar, bu bir şeyi sıfırdan tasarlamaya kıyasla çok daha zor. Bu nedenle, öğrencilerimizin işe yerleşme oranları yüksek seviyede. Yapılan bu projeler öğrencilerimiz için bir referans sağlıyor ve bu deneyimleri tercih edilmelerine neden oluyor. Bunun yanı sıra, proje yaptıkları firmalarda, mezuniyetleri sonrasında çalışmaya başlayan öğrencilerimiz de var.
Ayrıca Üniversitemizde girişimciliği destekleyen bir kültür mevcut. Öğrencilerimizin bir bölümü de, mezuniyetlerinden sonra kendi firmalarını kuruyorlar. Sanayide yapılan projelerin bu yeni girişimlerin üzerinde de etkileri oluyor. Öğrencilerimiz firmaların yaşadıkları sorunları bizzat kendileri yaşıyor ve bu deneyimlerinden kendi firmaları için ders çıkarıyorlar.
Çankaya Üniversitesi’nin yakın vadeli planları arasında bir Tekno-Park projesi de yer alıyor. Projeyle ilgili detayları ve hedeflerinizi anlatır mısınız?
Üniversite-sanayi işbirliği, çoğunlukla Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinden ekonomiye bir katma değer sağlıyor. Günümüzde teknoloji çok hızlı ilerliyor. Bu teknolojik değişim süresinde, tek başına ne üniversite, ne de sanayici değişen ihtiyaçlara cevap verebilir. Yüksek teknoloji için, çok pahalı ve uzun süreli yatırım, insan gücü ve maddi kaynak gerekli. Ar-Ge ve Ar-Ge teçhizatları son derece pahalı, buna karşılık sanayicinin kaynağı ve insan gücü sınırlı. Bir üniversitenin ise hem araştırma yapıp, prototip üretip hem de bunu ticari bir ürüne dönüştürme olasılığı çok az. Yapılan araştırmaların ürüne dönüştürülebilmesi için, gerçek anlamda üniversite-sanayi işbirliği gerekiyor. Bir taraftan, üniversitede yapılan araştırmalar sonunda oluşan prototip ile ilgili sanayici eğitilmeli; diğer taraftan sanayici de ortaya çıkan prototipi kavrayıp, ürünü daha da geliştirmeli. Biz Ar-Ge’nin ancak sağlıklı bir kümede olabileceğini düşünüyoruz. Kümenin sürdürülebilirliği için, rekabetçi olması ve dolayısıyla yeniliklerini kendisinin üretebilmesi gerekli. KOBİ’lerin hiçbirisi, kaynak ayırmak istese dahi, tek başına kendisine rekabetçilik kazandıracak Ar-Ge yapamaz. Bu nedenle, biz firmalara ortak Ar-Ge yapmalarını öneriyoruz. Dolayısıyla, Çankaya Üniversitesi bünyesinde kurulacak olan Tekno-Park'ın, küme üyesi
KOBİ'lerin birlikte yenilikçi projeler üretmelerini ve daha büyük çaplı ürünlerin üretilmesinde işbirliği yapmalarını sağlayacağını düşünüyoruz.
KOBİ’LER GÜNÜ KURTARMAK YERİNE ÜNİVERSİTELERLE GELECEĞE UZANMALI
Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç verdiği bilgilere göre üniversite-sanayi işbirliği özellikle ABD gibi gelişmiş ülkelerde çok güçlü ve üniversiteler ile sanayi kuruluşları iç içe. Başta ABD olmak üzere yurtdışındaki üniversitelerde sanayinin talepleri projelendirilirken, Türkiye’de ise, üniversite sanayi işbirliği uzun yıllardır konuşulmasına rağmen tam anlamıyla gerçekleştirilemedi. “Aslında, KOBİ’lerin dünyadaki yenilikleri ve teknolojiyi yakından takip etme fırsatını yakalayabilmeleri için üniversitelere yakın olmaları gerekli. Ancak, sanayici kendi derdine çare ararken sadece günü kurtarmaya yönelik kararlar alıyor” diyen Güvenç, KOBİ’lerin yeterli birikime sahip elemanı olmadığı için üniversitelerden uzaklaştığının altını çiziyor. Türkiye’deki terfi sisteminin de üniversitelerde çalışan öğretim üyelerinin sanayiden ve uygulamalı çalışmalardan uzaklaşmalarına neden olduğunu vurgulayan Güveç sözlerini şöyle sürdürüyor: “Öğretim üyelerinin terfi edebilmeleri yayınlara bağlı. Uygulamalı araştırmalardan yayın oluşturma süresi, teorik ve deneysel çalışmalara göre daha uzun sürdüğü için, öğretim üyeleri uygulamalı araştırmaları tercih etmiyor. Bu durumda, her iki tarafta birbirinden uzaklaşıyor. Biz, Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesi için öncülük yaptık. Her ne kadar, diğer Üniversitelerde de benzer uygulamalar başlatılsa da, bu işbirlikleri henüz yeterli seviyeye ulaşmadı.”
Güvenç, sanayicilerin hem operasyonlarını iyi yönetmesi, değer zinciri içinde kendilerini iyi konumlandırması ve dünya çapında rekabetçi olabilmeleri için katma değeri çok yüksek ürünler üretmesi gerektiğine de işaret ediyor. Firmaların bunu yapabilmek için Ar-Ge çalışmalarına fazlasıyla önem verdiğini kaydeden Güvenç, “Ar-Ge kadrolarını yetiştiren yerler ise hep üniversitelerdir. Dolayısıyla, bu firmalar yeni ürün geliştirmek için özellikle Ar-Ge alanında kalifiye işgücüne ihtiyaç duyuyorlar. Yeni ürün geliştirilmesinden sonra, bu ürünlerin pazarlaması, ticareti de önem kazanıyor ve firmaların bu alanda yetişmiş işgücüne ihtiyaç duymalarına neden oluyor” diye konuşuyor.
‘GELECEĞİ ÜÇ TEMEL DEĞER ÜZERİNE İNŞA EDİYORUZ’
Çankaya Üniversitesi’nin üç temel değer üzerinde büyümeye devam ettiğine dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç, bu değerleri öğrencilerinin çok iyi bir eğitim-öğretim kazanmalarını sağlamak, uluslar arası alanda kendini kanıtlamış çok iyi bilimsel çalışmalar yapmak, uluslararası araştırma ve geliştirme projelerinde yer almak ve sosyal sorumluluk çerçevesinde yerel sanayiye destek olmak şeklinde açıklıyor. Bu üç değerin birbirinden bağımsız değil, aslında birbiri ile iç içe olduğunu söyleyen Güvenç şöyle konuşuyor: “Öğrenci odaklı iyi bir eğitim sistemimiz mevcut, bilimsel yayın sıralamasında üst sıralarda yer almaktayız ve uluslararası projeler yürütüyoruz. Bunların yanı sıra, yerel kalkınma modeli olan kümelenmeyi Ankara’da başarıyla uygulamaya devam ediyoruz. Yeni kampüsümüzle birlikte daha da genişleyerek, bu değerler için hizmet etmeyi sürdürüyoruz.”
Son Güncelleme: Salı, 13 Mart 2012 16:11
Gösterim: 4505
Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, sanayide dışa bağımlılığı azaltmanın yolunun kendi teknolojimizi üretmekten geçtiğinin altını çizerek, “Teknoloji üretecek bilgiye ulaşmanın yolu da üniversite-sanayi işbirliğinden geçiyor” diyor.
“Sanayinin kendi teknolojisini üretebilmesi için teknolojiyi üretebilecek bilgiye kolayca ulaşabilmesi gerekir. Bu da ancak bilim, emek, sermayenin birleşmesiyle ve bunu sağlayacak olan güçlü bir üniversite-sanayi işbirliği ile mümkündür” diyen Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, üniversitelerde yürütülen uygulamalı araştırmaların sanayinin problemlerine pratik çözümler getirdiğini söylüyor. Zeytinoğlu, sanayide dışa bağımlılığı azaltmanın yolunun kendi teknolojimizi üretmekten geçtiğinin altını çizerek, “Teknoloji üretecek bilgiye ulaşmanın yolu da üniversite-sanayi işbirliğinden geçiyor” diyor.
Öncelikle üniversite-sanayi işbirliğinin önemi hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz? Bu konudaki stratejiler sizce nasıl olmalıdır?
Üniversite ve sanayi arasında kurulan iyi bir işbirliği hem üniversitenin hem de sanayinin gelişmesine olanak sağlar. Ancak ülkemizde üniversite-sanayi işbirliği istenen düzeyde değildir. Bunun giderilmesi için, üniversite ders programlarının sanayiye dönük olması ve teorik bilgilerin patriğe aktarılabilmesi gerekiyor. Bunun için de her iki tarafın iletişiminin güçlü olması ve birbirlerini iyi tanımaları; mevcut ihtiyaçların analizlerinin yapılmasına katkı sağlayacaktır.
Üniversite-sanayi ortak araştırma merkezlerinin kurulması ve ortak proje ekiplerinin oluşturulması da önemli. Ayrıca üniversitelerimizin ders içeriklerini, teknoloji kullanımına imkân verecek şekilde güncellemeleri gerekiyor. Bunlarla birlikte, çıkarılacak kanun ve yönetmeliklerle de sanayici, üniversite ile işbirliğine girmeye teşvik edilmelidir.
HOCALAR VE SANAYİCİLER OMUZ OMUZA ÇALIŞMALILAR
Kocaeli’de üniversite-sanayi işbirliğinde nasıl bir yol izleniyor ve ne tür projeler hayata geçiriliyor? Bölge ekonomisine katkı anlamında ne gibi sonuçlar alındı?
Üniversite-Sanayi işbirliği kapsamında Kocaeli Sanayi Odası olarak Kocaeli’deki üniversitelerimiz ile birçok çalışmamız var. 4 Aralık 2008 tarihinde Kocaeli Üniversitesi ile imzaladığımız protokolle işbirliğimizi güçlendirmek adına bir adım attık. Endüstriyel Dönüşüm Projesi ile ilgili koordinasyon görevini Kocaeli Üniversitesi’ne verdik. Bu işbirliği ile sanayimize yönelik faydalı ve başarılı projeler üretmeyi hedefliyoruz. Ancak bu çalışmalar kurumlar arasında kalmamalı, mutlaka tabana yayılarak değerli hocalarımızla, sanayicilerimizi omuz omuza çalıştıracak şekle getirilmelidir.
2010 yılında, yenilikçi fikirlerin hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayan Ar-Ge Proje Pazarı çalışmalarında üniversitemizle işbirliği çalışmalarımız da oldu. İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde üniversitelerimizin mevcut imkanlarını kullanarak sanayimizin ihtiyaç duyduğu alanlarda daha faydalı işbirlikleri gerçekleştireceğiz.
Artık işletmelerimizin günümüzde rekabet edebilmeleri gittikçe zorlaşıyor. Ayakta kalabilmenin bir yolu da yenilikçi yaklaşımlar ve ürünlerdir. Bu durumda Ar-Ge çalışmaları ve Ar-Ge’ye yapılan yatırımlar büyük önem kazanıyor. Burada Üniversitemize büyük görevler düşüyor.
Oda olarak ayrıca, geçtiğimiz ekim ayında, sanayi-üniversite işbirliğini artırmak, üyemiz sanayi kuruluşlarının Kocaeli Üniversite’sinin sahip olduğu imkanlardan maksimum fayda sağlamaları amacıyla Kocaeli Üniversitesi ile Odamız Taşıt Araçları Ve Yan Sanayi Ürünleri Sanayi Grubu’na yönelik toplantılar organize ettik. Bu toplantılar kapsamında, Motor Teknolojileri, İleri Malzemeler, Lazer Teknolojisi, Alternatif Yakıtlar, Robotik Uygulamaları, Görüntü İşleme ve Bilişim, Kaynak Otomasyonu, Hibrit Taşıtlar için Elektrik Motor Tasarımı konularında gerçekleştirilen çalışmalar ve Kocaeli Üniversitesi Teknoparkı hakkında bilgi verilerek işbirliği fırsatları değerlendirildi. Konunun diğer sektörleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi planlanıyor.
Bununla birlikte, TOSB Organize Sanayi Bölgesi, Kocaeli Sanayi Odası ve Kocaeli Üniversitesi işbirliği ile işletmelerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli personel sayısının artırılması ve iş hayatının içinde olan genç nüfusun kariyer gelişimlerinin yanı sıra iş yaşamına da katkı sağlanması hedefleriyle, TOSB’da MBA Yüksek Lisans Programları açılmış olup, katılmak isteyen firma temsilcilerimiz bu programlarda eğitimler aldılar.
Üniversite-sanayi işbirliği çalışmalarımız çerçevesinde, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Teknik Eğitim Fakültesi'nin ortaklaşa gerçekleştirdiği Otomotiv Sanayi İşletme Yönetimi Sertifika Programı da gerçekleştirilirken, çeşitli firmalarımızdan çalışanlar bu programlara katılma fırsatı buldular.
Başta Kocaeli olmak üzere sanayinin yoğun olduğu bölgelerde en çok hangi sektörlerde kalifiye eleman sıkıntısı çekiliyor? Sanayideki yetişmiş eleman açığı nasıl giderilebilir?
Bölgemizdeki firmalarımız nitelikli işgücü bulmada sorunlar yaşıyorlar. Eğitim kurumlarının müfredatlarını biz sanayicilerin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturmaları ile bu sorunun giderilebileceğini düşünüyorum. Bunun yanında sanayicilerimizde üniversitelerimizin imkânlarından, akademik personelin ve öğrencilerin çalışmalarından, vizyonundan yararlanabilir. Özellikle KOBİ niteliğindeki firmalarımızın Ar-Ge çalışmaları üniversitelerimiz tarafından desteklenebilir. Daha da önemli olan nokta ise öğrencilerimize sanayicilerimiz tarafından sunulacak staj imkânlarıdır. Sanayicilerimiz kapılarını öğrencilere açmaları ve öğrencilerimizin de stajı bir zorunluluk olarak görmemesi gerekiyor.
Staj konusunda güzel bir uygulamayı sizlerle paylaşmak istiyorum. TOBB ETÜ Üniversitesi’nde eğitim iki dönem okulda, bir dönem de işletmede staj olarak uygulanıyor. 3 ay süren staj dönemi hem işveren hem öğrenci tarafından verimli geçiyor. Bilginin sadece teorik olarak değil birebir uygulayarak öğrenilmesine olanak sağlayan bu eğitim sisteminin ideal yöntem olduğunu düşünüyorum. Stajın öğrenme metodu olarak öğrenciye sunulması ve işverenlerimizin de stajyerleri artık bir çalışanları olarak kabul etmesini sağlamalıyız. Bu süreçte tüm tarafların belli sorumlulukları var. Bunlar sağlandığı takdirde iyi sonuçlar elde ederiz diye düşünüyorum.
UMEM PROJESİ SANAYİCİNİN NİTELİKLİ İŞGÜCÜ İHTİYACINI KARŞILAYACAK
Türkiye’de işsizlikle mücadele kapsamında birçok adım atıldığına da işaret eden Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, bunların içinde en önemlisi olarak Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri (UMEM) Projesi’ni gösteriyor. UMEM Projesi’nin meslek sahibi olanlara bir beceri kazandırma projesi olduğunu vurgulayan Zeytinoğlu şu değerlendirmeyi yapıyor: “Artık ‘Ne iş olsa yaparım zihniyetinden, tek iş yaparım, tam yaparım’a geçiş zamanıdır. Türkiye’de işgücünün yaklaşık %60’ının lise ve altı eğitim düzeyine sahip olması demek uzmanlaşmış bir mesleğe sahip olmaması demektir. UMEM projesinin hedefi bu kitledir. Yeni mevzuatlarla birlikte mesleki eğitim almamış kişiyi istihdam eden işyerlerimize idari para cezası uygulanıyor. %98’i KOBİ niteliğinde olan işletmelerimizin yüksek girdi maliyetleri düşünüldüğünde sanayicilerimizin eğitime bir bütçe ayırmaları her zaman mümkün olmayabiliyor. UMEM projesi ile hem işverenlerimizin beklentilerine uygun nitelikli işgücü ihtiyacı karşılıyor hem de eğitim ve işe alım maliyetleri ortadan kalkıyor. Ayrıca projenin diğer bileşeni olan işsizlerimizde mesleklerinde uzmanlaşarak iş bulma potansiyellerini artırıyor.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, sanayide dışa bağımlılığı azaltmanın yolunun kendi teknolojimizi üretmekten geçtiğinin altını çizerek, “Teknoloji üretecek bilgiye ulaşmanın yolu da üniversite-sanayi işbirliğinden geçiyor” diyor.
“Sanayinin kendi teknolojisini üretebilmesi için teknolojiyi üretebilecek bilgiye kolayca ulaşabilmesi gerekir. Bu da ancak bilim, emek, sermayenin birleşmesiyle ve bunu sağlayacak olan güçlü bir üniversite-sanayi işbirliği ile mümkündür” diyen Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, üniversitelerde yürütülen uygulamalı araştırmaların sanayinin problemlerine pratik çözümler getirdiğini söylüyor. Zeytinoğlu, sanayide dışa bağımlılığı azaltmanın yolunun kendi teknolojimizi üretmekten geçtiğinin altını çizerek, “Teknoloji üretecek bilgiye ulaşmanın yolu da üniversite-sanayi işbirliğinden geçiyor” diyor.
Öncelikle üniversite-sanayi işbirliğinin önemi hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz? Bu konudaki stratejiler sizce nasıl olmalıdır?
Üniversite ve sanayi arasında kurulan iyi bir işbirliği hem üniversitenin hem de sanayinin gelişmesine olanak sağlar. Ancak ülkemizde üniversite-sanayi işbirliği istenen düzeyde değildir. Bunun giderilmesi için, üniversite ders programlarının sanayiye dönük olması ve teorik bilgilerin patriğe aktarılabilmesi gerekiyor. Bunun için de her iki tarafın iletişiminin güçlü olması ve birbirlerini iyi tanımaları; mevcut ihtiyaçların analizlerinin yapılmasına katkı sağlayacaktır.
Üniversite-sanayi ortak araştırma merkezlerinin kurulması ve ortak proje ekiplerinin oluşturulması da önemli. Ayrıca üniversitelerimizin ders içeriklerini, teknoloji kullanımına imkân verecek şekilde güncellemeleri gerekiyor. Bunlarla birlikte, çıkarılacak kanun ve yönetmeliklerle de sanayici, üniversite ile işbirliğine girmeye teşvik edilmelidir.
HOCALAR VE SANAYİCİLER OMUZ OMUZA ÇALIŞMALILAR
Kocaeli’de üniversite-sanayi işbirliğinde nasıl bir yol izleniyor ve ne tür projeler hayata geçiriliyor? Bölge ekonomisine katkı anlamında ne gibi sonuçlar alındı?
Üniversite-Sanayi işbirliği kapsamında Kocaeli Sanayi Odası olarak Kocaeli’deki üniversitelerimiz ile birçok çalışmamız var. 4 Aralık 2008 tarihinde Kocaeli Üniversitesi ile imzaladığımız protokolle işbirliğimizi güçlendirmek adına bir adım attık. Endüstriyel Dönüşüm Projesi ile ilgili koordinasyon görevini Kocaeli Üniversitesi’ne verdik. Bu işbirliği ile sanayimize yönelik faydalı ve başarılı projeler üretmeyi hedefliyoruz. Ancak bu çalışmalar kurumlar arasında kalmamalı, mutlaka tabana yayılarak değerli hocalarımızla, sanayicilerimizi omuz omuza çalıştıracak şekle getirilmelidir.
2010 yılında, yenilikçi fikirlerin hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayan Ar-Ge Proje Pazarı çalışmalarında üniversitemizle işbirliği çalışmalarımız da oldu. İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde üniversitelerimizin mevcut imkanlarını kullanarak sanayimizin ihtiyaç duyduğu alanlarda daha faydalı işbirlikleri gerçekleştireceğiz.
Artık işletmelerimizin günümüzde rekabet edebilmeleri gittikçe zorlaşıyor. Ayakta kalabilmenin bir yolu da yenilikçi yaklaşımlar ve ürünlerdir. Bu durumda Ar-Ge çalışmaları ve Ar-Ge’ye yapılan yatırımlar büyük önem kazanıyor. Burada Üniversitemize büyük görevler düşüyor.
Oda olarak ayrıca, geçtiğimiz ekim ayında, sanayi-üniversite işbirliğini artırmak, üyemiz sanayi kuruluşlarının Kocaeli Üniversite’sinin sahip olduğu imkanlardan maksimum fayda sağlamaları amacıyla Kocaeli Üniversitesi ile Odamız Taşıt Araçları Ve Yan Sanayi Ürünleri Sanayi Grubu’na yönelik toplantılar organize ettik. Bu toplantılar kapsamında, Motor Teknolojileri, İleri Malzemeler, Lazer Teknolojisi, Alternatif Yakıtlar, Robotik Uygulamaları, Görüntü İşleme ve Bilişim, Kaynak Otomasyonu, Hibrit Taşıtlar için Elektrik Motor Tasarımı konularında gerçekleştirilen çalışmalar ve Kocaeli Üniversitesi Teknoparkı hakkında bilgi verilerek işbirliği fırsatları değerlendirildi. Konunun diğer sektörleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi planlanıyor.
Bununla birlikte, TOSB Organize Sanayi Bölgesi, Kocaeli Sanayi Odası ve Kocaeli Üniversitesi işbirliği ile işletmelerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli personel sayısının artırılması ve iş hayatının içinde olan genç nüfusun kariyer gelişimlerinin yanı sıra iş yaşamına da katkı sağlanması hedefleriyle, TOSB’da MBA Yüksek Lisans Programları açılmış olup, katılmak isteyen firma temsilcilerimiz bu programlarda eğitimler aldılar.
Üniversite-sanayi işbirliği çalışmalarımız çerçevesinde, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Teknik Eğitim Fakültesi'nin ortaklaşa gerçekleştirdiği Otomotiv Sanayi İşletme Yönetimi Sertifika Programı da gerçekleştirilirken, çeşitli firmalarımızdan çalışanlar bu programlara katılma fırsatı buldular.
Başta Kocaeli olmak üzere sanayinin yoğun olduğu bölgelerde en çok hangi sektörlerde kalifiye eleman sıkıntısı çekiliyor? Sanayideki yetişmiş eleman açığı nasıl giderilebilir?
Bölgemizdeki firmalarımız nitelikli işgücü bulmada sorunlar yaşıyorlar. Eğitim kurumlarının müfredatlarını biz sanayicilerin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturmaları ile bu sorunun giderilebileceğini düşünüyorum. Bunun yanında sanayicilerimizde üniversitelerimizin imkânlarından, akademik personelin ve öğrencilerin çalışmalarından, vizyonundan yararlanabilir. Özellikle KOBİ niteliğindeki firmalarımızın Ar-Ge çalışmaları üniversitelerimiz tarafından desteklenebilir. Daha da önemli olan nokta ise öğrencilerimize sanayicilerimiz tarafından sunulacak staj imkânlarıdır. Sanayicilerimiz kapılarını öğrencilere açmaları ve öğrencilerimizin de stajı bir zorunluluk olarak görmemesi gerekiyor.
Staj konusunda güzel bir uygulamayı sizlerle paylaşmak istiyorum. TOBB ETÜ Üniversitesi’nde eğitim iki dönem okulda, bir dönem de işletmede staj olarak uygulanıyor. 3 ay süren staj dönemi hem işveren hem öğrenci tarafından verimli geçiyor. Bilginin sadece teorik olarak değil birebir uygulayarak öğrenilmesine olanak sağlayan bu eğitim sisteminin ideal yöntem olduğunu düşünüyorum. Stajın öğrenme metodu olarak öğrenciye sunulması ve işverenlerimizin de stajyerleri artık bir çalışanları olarak kabul etmesini sağlamalıyız. Bu süreçte tüm tarafların belli sorumlulukları var. Bunlar sağlandığı takdirde iyi sonuçlar elde ederiz diye düşünüyorum.
UMEM PROJESİ SANAYİCİNİN NİTELİKLİ İŞGÜCÜ İHTİYACINI KARŞILAYACAK
Türkiye’de işsizlikle mücadele kapsamında birçok adım atıldığına da işaret eden Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, bunların içinde en önemlisi olarak Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri (UMEM) Projesi’ni gösteriyor. UMEM Projesi’nin meslek sahibi olanlara bir beceri kazandırma projesi olduğunu vurgulayan Zeytinoğlu şu değerlendirmeyi yapıyor: “Artık ‘Ne iş olsa yaparım zihniyetinden, tek iş yaparım, tam yaparım’a geçiş zamanıdır. Türkiye’de işgücünün yaklaşık %60’ının lise ve altı eğitim düzeyine sahip olması demek uzmanlaşmış bir mesleğe sahip olmaması demektir. UMEM projesinin hedefi bu kitledir. Yeni mevzuatlarla birlikte mesleki eğitim almamış kişiyi istihdam eden işyerlerimize idari para cezası uygulanıyor. %98’i KOBİ niteliğinde olan işletmelerimizin yüksek girdi maliyetleri düşünüldüğünde sanayicilerimizin eğitime bir bütçe ayırmaları her zaman mümkün olmayabiliyor. UMEM projesi ile hem işverenlerimizin beklentilerine uygun nitelikli işgücü ihtiyacı karşılıyor hem de eğitim ve işe alım maliyetleri ortadan kalkıyor. Ayrıca projenin diğer bileşeni olan işsizlerimizde mesleklerinde uzmanlaşarak iş bulma potansiyellerini artırıyor.”
Son Güncelleme: Cuma, 02 Mart 2012 09:50
Gösterim: 3156
07-13 Mayıs 2023 tarihleri arasında Kuveyt’te düzenlenen CMAS Serbest Dalış Havuz Dünya Şampiyonası’nda yarışan Sınav öğrencileri milli takım sporcuları 2 dünya rekoru, 4 Türkiye rekoru kırarak 6 Altın, 9 Gümüş ve 8 Bronz olmak üzere, toplamda 23 madalya kazandılar.
Üsküdar Sınav Anadolu Lisesi 11.sınıf öğrencisi Adasu Ramazanoğlu, Kuveyt’te yapılan CMAS Serbest Dalış Havuz Dünya Şampiyonası’nda ülkemize iki şampiyonluk getirdi. Sınav Kartalı Adasu Ramazanoğlu 2x50 metrede ve 4x50 metrede Dünya Şampiyonu oldu. Ramazanoğlu ülkemize 2 altın ve 1 gümüş madalya getirerek 2x50 metre Speed Apnea kategorisinde Dünya rekoru kırdı.
Adasu Ramazanoğlu, önemli bir yarışmayı geride bıraktıklarını dile getirerek, “Şampiyona hem benim, hem de arkadaşlarım açısından çok iyi geçti. Bir sürü madalya toplayarak ülkemizi gururlandırdık. Ben 2 altın ve 1 gümüş madalya aldım. Yüz metre yarışlarında (Speed Apnea) Dünya Rekoru kırdım.” ifadelerini kullandı.
Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Başkanı Oğuz Aydın ve Milli Takım Antrenörü Mahmut Fatih Sevük milli takım kafilesini ve tüm sporcuları yürekten tebrik etti.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Eğitim Ligi
07-13 Mayıs 2023 tarihleri arasında Kuveyt’te düzenlenen CMAS Serbest Dalış Havuz Dünya Şampiyonası’nda yarışan Sınav öğrencileri milli takım sporcuları 2 dünya rekoru, 4 Türkiye rekoru kırarak 6 Altın, 9 Gümüş ve 8 Bronz olmak üzere, toplamda 23 madalya kazandılar.
Üsküdar Sınav Anadolu Lisesi 11.sınıf öğrencisi Adasu Ramazanoğlu, Kuveyt’te yapılan CMAS Serbest Dalış Havuz Dünya Şampiyonası’nda ülkemize iki şampiyonluk getirdi. Sınav Kartalı Adasu Ramazanoğlu 2x50 metrede ve 4x50 metrede Dünya Şampiyonu oldu. Ramazanoğlu ülkemize 2 altın ve 1 gümüş madalya getirerek 2x50 metre Speed Apnea kategorisinde Dünya rekoru kırdı.
Adasu Ramazanoğlu, önemli bir yarışmayı geride bıraktıklarını dile getirerek, “Şampiyona hem benim, hem de arkadaşlarım açısından çok iyi geçti. Bir sürü madalya toplayarak ülkemizi gururlandırdık. Ben 2 altın ve 1 gümüş madalya aldım. Yüz metre yarışlarında (Speed Apnea) Dünya Rekoru kırdım.” ifadelerini kullandı.
Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Başkanı Oğuz Aydın ve Milli Takım Antrenörü Mahmut Fatih Sevük milli takım kafilesini ve tüm sporcuları yürekten tebrik etti.
Son Güncelleme: Salı, 23 May 2023 09:55
Gösterim: 6429
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye’nin eğitim ve istihdam stratejisinde köklü değişiklikler yapacak projeleri devreye almaya devam ediyor.
Önümüzdeki süreçte ‘yenilikçilik, ürün geliştirme ve girişimcilik’ odaklı stratejiler ve projeler üzerine yoğunlaşacak olan Bakanlık, ilköğretimden doktora derecesine düzeyine kadarki eğitim sürecinde girişimcilik dersleri verecek. Üniversitelere yönelik ‘girişimci ve yenilikçi üniversite endeksleri’ oluşturacaklarını açıklayan Bakan Nihat Ergün, yıllardır bekleyen projeleri raftan indirecek ve buluşları ürüne dönüştürecek.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı adıyla yeniden yapılanan eski adıyla “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı”, Üniversite-Sanayi işbirliğini güçlendirmek için önemli projelere imza atmayı sürdürüyor. Ülke kalkınması için çok önemli bir noktaya oturan ve Türkiye’nin rekabet gücünü arttıran Üniversite-Sanayi işbirlikleri, son zamanlarda üniversiteler ve kurumlar arasında yapılan işbirliği protokolleriyle yaygınlaşıyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün, hassasiyetle üzerinde durduğu bu işbirlikleri Türkiye ekonomisinin ve sanayicilerin yüzünü güldürmüş durumda.
Bu kapsamda yürütülen çalışmalardan bir tanesi 5 Temmuz 2007’de, Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren, Sanayi Tezleri Programı (San-Tez). San-Tez programı, sanayinin önemli bir kısmını oluşturan KOBİ’lerin AR-GE ve Teknoloji kültürü kazanmaları ve sorunlarını üniversitede üretilen bilgi birikimini kullanarak, üniversitelerle işbirliği içinde çözme alışkanlığı kazanmalarını sağlayacak bir destek mekanizması işlevini görüyor. Programın amacı, üniversite-sanayi işbirliğinin kurumsallaştırılması ve sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenecek yüksek lisans veya doktora tez çalışmalarının desteklenmesi.
San-Tez Programı, sanayicilerin AR-GE’ye dayalı ihtiyaçlarının, üniversite-sanayi işbirliği ile üniversite bilimselliği kapsamında çözüme kavuşturulmasını sağlıyor. San-Tez Projeleri başvuru tarihleri; birinci dönem son başvuru tarihi her yılın Mart ayının 15’i, ikinci dönem son başvuru tarihi Ağustos ayının 15’i olarak, yılda iki kez olarak belirlenmiş durumda. Sektör ve büyüklüğüne bakılmaksızın firma düzeyinde katma değer yaratan, yerleşik işletmeler ve üniversitelerin işbirliği ile hazırlanacak projelerin hepsi bu programdan yararlanabiliyor.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün yürüttükleri AR-GE ve yenilikçiliğe yönelik destek programlarının, 2007 yılında San-Tez Programının devreye alınmasıyla yeni bir boyut kazandığını söylüyor. Bu programla, sanayicilerin teknolojik ürüne yönelik olarak üniversitelerle yürüttükleri projelerini desteklemeye başladıklarını anlatan Ergün, programın özellikle KOBİ'lerin AR-GE ve teknoloji kültürü kazanmalarını ve teknolojik ürüne yönelik sorunlarını üniversitelerle işbirliği yaparak çözüme ulaştırmalarını sağladığını ifade ediyor. Programın, üniversitelerde ticarileşebilir ürüne yönelik çalışma yürüten akademisyenlerin, bu çalışmalarını katma değere dönüştürmelerine de zemin hazırladığını dile getiren Ergün, San-Tez programının, dünya standartlarında da övgüye layık görüldüğünü, Avrupa Komisyonu'nun 2008 yılında yayınladığı ulusal inovasyon sistemi ve inovasyon politikalarıyla ilgili raporda, bu programın Türkiye'deki ‘en iyi uygulama örneği’ olarak yer aldığını bildiriyor.
‘Girişimciliğin anayasasını yeniden yazdık’
Bakanlığın üniversite-sanayi işbirliği kapsamında yaptığı çalışmalardan biri de Girişimcilik Konseyi. Ocak 2012’de Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün'ün yanı sıra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) Başkanı Rızanur Meral'in de aralarında bulunduğu
Girişimcilik Konseyi’nin kurulduğuna dikkat çeken Bakan Ergün, konsey çatısı altındaki 32 kurum ve kuruluşun temsilcisinin ‘Girişimcilik Manifestosu’na imza attığını aktarıyor. Bakan Ergün, Başkanlığını yürüttüğü Konsey’in başlıca görevlerini girişimcilik kültürünün ve ortamının geliştirilmesi ve girişimciliğin yaygınlaştırılması için yeni stratejilerin ve politikaların belirlenmesi ve bu kapsamda girişimcilerin desteklenmesi olarak sıralıyor.
Üniversiteler patent başvurusu yapabilecek
Girişimcilik kültürünün yaygınlaştırılması için de harekete geçtiklerini vurgulayan Bakan Ergün, ilköğretimden doktora derecesi düzeyine kadar girişimcilik dersleri verilmesi için düzenlemelere gidileceğini, sertifikalı girişimcilik eğitimlerinin düzenleneceğini iletiyor.
Bakan Ergün’ün verdiği bilgilere göre üniversite yenilikçiliğinin ve girişimciliğinin desteklenmesi için Akademik Girişimcilik de teşvik edilecek. Bu ofisler aracılığıyla teknolojinin ticarileşmesi süreci desteklenecek ve akademik araştırmalara lojistik destek sağlanacak. Üniversitelerdeki girişimci araştırmacıların kuracakları şirketlere finansal desteğin yanı sıra danışmanlık hizmeti de sağlanacak. Kuluçka Merkezleri, TÜBİTAK ve KOSGEB tarafından desteklenecek. Akademik yükselme ölçütlerinde patentler, araştırma projelerinde proje yürütücüsü veya araştırmacı olarak görev almak ve şirket kurmak gibi unsurlar değerlendirilecek.
Üniversitelere yönelik ‘girişimci ve yenilikçi üniversite endeksleri’ oluşturacaklarını açıklayan Ergün, “Üniversiteler arasında yenilikçilik ve girişimcilik sıralaması yapılacak. Bütün üniversitelerin bu alanlardaki performansları ölçülecek. Patent Kanunu’nda yapılacak değişiklikle üniversitelerin de kurumsal olarak patent başvuru yapması sağlanacak. Üniversitenin imkanlarıyla buluş yapan, patent alan öğrencinin, akademisyenin aldığı patent üniversite koruması altında olacak. Patent devam ettiği sürece hem üniversite hem de öğrenci lisanslamadan doğan üretimden pay alacak” diyor.
Teknogirişimci gençlere 100 bin tl’lik hibe
Bakanlık 2013’de AR-GE harcaması GSYİH yüzde 3’ü, özel sektör AR-GE harcaması GSYİH yüzde 2’si, kamuda desteklenecek araştırmacı sayısı 300 bin, özel sektör araştırmacı sayısı 180 bin olarak belirlendi. Bu hedeflerin gerçekleşmesi için kamunun görevi arttırılacak. Tüm bakanlıkların bütçelerine 2013’ten itibaren artık “AR-GE ödeneği” koymak zorunlu hale gelecek. Takibini, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu yapacak.
Start-up firmaları olarak da adlandırılan AR-GE yoğun başlangıç firmalarının fikir aşamasından pazara ulaşmasına kadar geçirdikleri aşamalar desteklenecek. Firmalara danışmanlık hizmetleri sunulacak. “Bu karar doğrultusunda gerekli politika araçlarının geliştirilmesine yönelik çalışmalar, TÜBİTAK tarafından Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve YÖK’ün katılımıyla yürütülecek” diyen Bakan Ergün, teknogirişimci gençlere bakanlık olarak 100 bin lira hibe yardım yapılmaya devam edileceğinin de altını çiziyor. Şirketini kuran girişimcilere, danışmanlık desteği verileceğini kaydeden Bakan Ergün, “Bu firmalara danışmanlık yapacak kişiler, kendileri de firma kurup, işini geliştiren kişiler olacak. Prototipini ortaya çıkarmış ve ürünü ticarileştirme aşamasına gelen girişimcilere ise 500 bin lira daha destek verilecek” diye konuşuyor.
Buluşlar ürüne dönüşecek
Üniversite-Sanayi İşbirliği kapsamında Bakanlığın üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan bir başkası da TÜBİTAK’ın yıllardır destek verdiği fakat hayata geçirilemeyen projeler. Ürüne dönüştürülmeden prototip aşamasında kalan projelerin listesinin çıkarılacağını söyleyen Bakan Ergün, TÜBİTAK’ın yeni dönemde kendi enstitülerindeki araştırmaları ticarileştirmeye odaklanacağını ve bu dönemin; girişimciliğin, araştırmaların, buluşların ticarileşmesinin, lisansa ve ürüne dönüşmesinin dönemi olacağını belirtiyor. Bakan Ergün, “TÜBİTAK, KOBİ’leri destekleyecek. Kurum geçmişte çok önemli çalışmalar yapmış. Enstitüleri gezdiğimiz zaman, hocaların bir araştırma yapıp, prototipleri ortaya çıkardıklarını, ancak bunların daha sonra raflarda kaldığını görüyoruz. Şimdi bunların ürüne dönüşmesi ve sanayiyle irtibatlanması zamanıdır” diyor.
Türkiye’de 43 adet teknoloji geliştirme bölgesi var
Üniversite-Sanayi işbirliği konusunda, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı kilit bir noktada duruyor.4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile Üniversite-Sanayi işbirliği çerçevesinde Bakanlığa çok önemli görev ve sorumluluklar verilmiş durumda. Sayısal verilere baktığımız zaman bugün Türkiye’de faaliyette olan 32 adet, altyapı çalışmaları devam eden 11 adet, toplamda 43 adet Teknoloji Geliştirme Bölgesi mevcut. Bu bölgelerdeki işletme sayısı bin 500’ün üzerindeyken, AR-GE proje sayısı 4 binin üzerinde. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nin Türkiye’ye dağılımı ise; Ankara’da 6 adet, İstanbul’da 5 adet, Kocaeli’de 4 adet, İzmir, Konya, Antalya, Kayseri, Trabzon, Adana, Erzurum, Mersin, Isparta, Gaziantep, Eskişehir, Bursa, Denizli, Edirne, Elazığ, Sivas, Diyarbakır, Tokat, Sakarya, Bolu, Kütahya, Samsun, Malatya, Urfa, Düzce, Çanakkale, Kahramanmaraş ve Tekirdağ illerinde birer adet şeklinde.
Bakanlığın AR-GE destekleri de giderek artıyor. 2011 yılında Bakanlıkça AR-GE destekleri için ayrılan toplam bütçe 125 milyon TL’ye ulaştı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye’nin eğitim ve istihdam stratejisinde köklü değişiklikler yapacak projeleri devreye almaya devam ediyor.
Önümüzdeki süreçte ‘yenilikçilik, ürün geliştirme ve girişimcilik’ odaklı stratejiler ve projeler üzerine yoğunlaşacak olan Bakanlık, ilköğretimden doktora derecesine düzeyine kadarki eğitim sürecinde girişimcilik dersleri verecek. Üniversitelere yönelik ‘girişimci ve yenilikçi üniversite endeksleri’ oluşturacaklarını açıklayan Bakan Nihat Ergün, yıllardır bekleyen projeleri raftan indirecek ve buluşları ürüne dönüştürecek.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı adıyla yeniden yapılanan eski adıyla “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı”, Üniversite-Sanayi işbirliğini güçlendirmek için önemli projelere imza atmayı sürdürüyor. Ülke kalkınması için çok önemli bir noktaya oturan ve Türkiye’nin rekabet gücünü arttıran Üniversite-Sanayi işbirlikleri, son zamanlarda üniversiteler ve kurumlar arasında yapılan işbirliği protokolleriyle yaygınlaşıyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün, hassasiyetle üzerinde durduğu bu işbirlikleri Türkiye ekonomisinin ve sanayicilerin yüzünü güldürmüş durumda.
Bu kapsamda yürütülen çalışmalardan bir tanesi 5 Temmuz 2007’de, Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren, Sanayi Tezleri Programı (San-Tez). San-Tez programı, sanayinin önemli bir kısmını oluşturan KOBİ’lerin AR-GE ve Teknoloji kültürü kazanmaları ve sorunlarını üniversitede üretilen bilgi birikimini kullanarak, üniversitelerle işbirliği içinde çözme alışkanlığı kazanmalarını sağlayacak bir destek mekanizması işlevini görüyor. Programın amacı, üniversite-sanayi işbirliğinin kurumsallaştırılması ve sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenecek yüksek lisans veya doktora tez çalışmalarının desteklenmesi.
San-Tez Programı, sanayicilerin AR-GE’ye dayalı ihtiyaçlarının, üniversite-sanayi işbirliği ile üniversite bilimselliği kapsamında çözüme kavuşturulmasını sağlıyor. San-Tez Projeleri başvuru tarihleri; birinci dönem son başvuru tarihi her yılın Mart ayının 15’i, ikinci dönem son başvuru tarihi Ağustos ayının 15’i olarak, yılda iki kez olarak belirlenmiş durumda. Sektör ve büyüklüğüne bakılmaksızın firma düzeyinde katma değer yaratan, yerleşik işletmeler ve üniversitelerin işbirliği ile hazırlanacak projelerin hepsi bu programdan yararlanabiliyor.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün yürüttükleri AR-GE ve yenilikçiliğe yönelik destek programlarının, 2007 yılında San-Tez Programının devreye alınmasıyla yeni bir boyut kazandığını söylüyor. Bu programla, sanayicilerin teknolojik ürüne yönelik olarak üniversitelerle yürüttükleri projelerini desteklemeye başladıklarını anlatan Ergün, programın özellikle KOBİ'lerin AR-GE ve teknoloji kültürü kazanmalarını ve teknolojik ürüne yönelik sorunlarını üniversitelerle işbirliği yaparak çözüme ulaştırmalarını sağladığını ifade ediyor. Programın, üniversitelerde ticarileşebilir ürüne yönelik çalışma yürüten akademisyenlerin, bu çalışmalarını katma değere dönüştürmelerine de zemin hazırladığını dile getiren Ergün, San-Tez programının, dünya standartlarında da övgüye layık görüldüğünü, Avrupa Komisyonu'nun 2008 yılında yayınladığı ulusal inovasyon sistemi ve inovasyon politikalarıyla ilgili raporda, bu programın Türkiye'deki ‘en iyi uygulama örneği’ olarak yer aldığını bildiriyor.
‘Girişimciliğin anayasasını yeniden yazdık’
Bakanlığın üniversite-sanayi işbirliği kapsamında yaptığı çalışmalardan biri de Girişimcilik Konseyi. Ocak 2012’de Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün'ün yanı sıra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) Başkanı Rızanur Meral'in de aralarında bulunduğu
Girişimcilik Konseyi’nin kurulduğuna dikkat çeken Bakan Ergün, konsey çatısı altındaki 32 kurum ve kuruluşun temsilcisinin ‘Girişimcilik Manifestosu’na imza attığını aktarıyor. Bakan Ergün, Başkanlığını yürüttüğü Konsey’in başlıca görevlerini girişimcilik kültürünün ve ortamının geliştirilmesi ve girişimciliğin yaygınlaştırılması için yeni stratejilerin ve politikaların belirlenmesi ve bu kapsamda girişimcilerin desteklenmesi olarak sıralıyor.
Üniversiteler patent başvurusu yapabilecek
Girişimcilik kültürünün yaygınlaştırılması için de harekete geçtiklerini vurgulayan Bakan Ergün, ilköğretimden doktora derecesi düzeyine kadar girişimcilik dersleri verilmesi için düzenlemelere gidileceğini, sertifikalı girişimcilik eğitimlerinin düzenleneceğini iletiyor.
Bakan Ergün’ün verdiği bilgilere göre üniversite yenilikçiliğinin ve girişimciliğinin desteklenmesi için Akademik Girişimcilik de teşvik edilecek. Bu ofisler aracılığıyla teknolojinin ticarileşmesi süreci desteklenecek ve akademik araştırmalara lojistik destek sağlanacak. Üniversitelerdeki girişimci araştırmacıların kuracakları şirketlere finansal desteğin yanı sıra danışmanlık hizmeti de sağlanacak. Kuluçka Merkezleri, TÜBİTAK ve KOSGEB tarafından desteklenecek. Akademik yükselme ölçütlerinde patentler, araştırma projelerinde proje yürütücüsü veya araştırmacı olarak görev almak ve şirket kurmak gibi unsurlar değerlendirilecek.
Üniversitelere yönelik ‘girişimci ve yenilikçi üniversite endeksleri’ oluşturacaklarını açıklayan Ergün, “Üniversiteler arasında yenilikçilik ve girişimcilik sıralaması yapılacak. Bütün üniversitelerin bu alanlardaki performansları ölçülecek. Patent Kanunu’nda yapılacak değişiklikle üniversitelerin de kurumsal olarak patent başvuru yapması sağlanacak. Üniversitenin imkanlarıyla buluş yapan, patent alan öğrencinin, akademisyenin aldığı patent üniversite koruması altında olacak. Patent devam ettiği sürece hem üniversite hem de öğrenci lisanslamadan doğan üretimden pay alacak” diyor.
Teknogirişimci gençlere 100 bin tl’lik hibe
Bakanlık 2013’de AR-GE harcaması GSYİH yüzde 3’ü, özel sektör AR-GE harcaması GSYİH yüzde 2’si, kamuda desteklenecek araştırmacı sayısı 300 bin, özel sektör araştırmacı sayısı 180 bin olarak belirlendi. Bu hedeflerin gerçekleşmesi için kamunun görevi arttırılacak. Tüm bakanlıkların bütçelerine 2013’ten itibaren artık “AR-GE ödeneği” koymak zorunlu hale gelecek. Takibini, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu yapacak.
Start-up firmaları olarak da adlandırılan AR-GE yoğun başlangıç firmalarının fikir aşamasından pazara ulaşmasına kadar geçirdikleri aşamalar desteklenecek. Firmalara danışmanlık hizmetleri sunulacak. “Bu karar doğrultusunda gerekli politika araçlarının geliştirilmesine yönelik çalışmalar, TÜBİTAK tarafından Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve YÖK’ün katılımıyla yürütülecek” diyen Bakan Ergün, teknogirişimci gençlere bakanlık olarak 100 bin lira hibe yardım yapılmaya devam edileceğinin de altını çiziyor. Şirketini kuran girişimcilere, danışmanlık desteği verileceğini kaydeden Bakan Ergün, “Bu firmalara danışmanlık yapacak kişiler, kendileri de firma kurup, işini geliştiren kişiler olacak. Prototipini ortaya çıkarmış ve ürünü ticarileştirme aşamasına gelen girişimcilere ise 500 bin lira daha destek verilecek” diye konuşuyor.
Buluşlar ürüne dönüşecek
Üniversite-Sanayi İşbirliği kapsamında Bakanlığın üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan bir başkası da TÜBİTAK’ın yıllardır destek verdiği fakat hayata geçirilemeyen projeler. Ürüne dönüştürülmeden prototip aşamasında kalan projelerin listesinin çıkarılacağını söyleyen Bakan Ergün, TÜBİTAK’ın yeni dönemde kendi enstitülerindeki araştırmaları ticarileştirmeye odaklanacağını ve bu dönemin; girişimciliğin, araştırmaların, buluşların ticarileşmesinin, lisansa ve ürüne dönüşmesinin dönemi olacağını belirtiyor. Bakan Ergün, “TÜBİTAK, KOBİ’leri destekleyecek. Kurum geçmişte çok önemli çalışmalar yapmış. Enstitüleri gezdiğimiz zaman, hocaların bir araştırma yapıp, prototipleri ortaya çıkardıklarını, ancak bunların daha sonra raflarda kaldığını görüyoruz. Şimdi bunların ürüne dönüşmesi ve sanayiyle irtibatlanması zamanıdır” diyor.
Türkiye’de 43 adet teknoloji geliştirme bölgesi var
Üniversite-Sanayi işbirliği konusunda, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı kilit bir noktada duruyor.4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile Üniversite-Sanayi işbirliği çerçevesinde Bakanlığa çok önemli görev ve sorumluluklar verilmiş durumda. Sayısal verilere baktığımız zaman bugün Türkiye’de faaliyette olan 32 adet, altyapı çalışmaları devam eden 11 adet, toplamda 43 adet Teknoloji Geliştirme Bölgesi mevcut. Bu bölgelerdeki işletme sayısı bin 500’ün üzerindeyken, AR-GE proje sayısı 4 binin üzerinde. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nin Türkiye’ye dağılımı ise; Ankara’da 6 adet, İstanbul’da 5 adet, Kocaeli’de 4 adet, İzmir, Konya, Antalya, Kayseri, Trabzon, Adana, Erzurum, Mersin, Isparta, Gaziantep, Eskişehir, Bursa, Denizli, Edirne, Elazığ, Sivas, Diyarbakır, Tokat, Sakarya, Bolu, Kütahya, Samsun, Malatya, Urfa, Düzce, Çanakkale, Kahramanmaraş ve Tekirdağ illerinde birer adet şeklinde.
Bakanlığın AR-GE destekleri de giderek artıyor. 2011 yılında Bakanlıkça AR-GE destekleri için ayrılan toplam bütçe 125 milyon TL’ye ulaştı.
Son Güncelleme: Çarşamba, 29 Şubat 2012 15:30
Gösterim: 3511
Kültür Koleji Fen Lisesi projesi Türkiye genelinde derece alan projeler içerisinden ilk 35 proje arasına girerek Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması’na seçim hakkı kazandı.
TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’nda biyoloji dalında Türkiye 3.sü olan “Ginkgobiloba’nın Ekstraselüler Veziküllerinin Alzheimer Hastalığı Üzerindeki Etkilerinin Araştırılması” isimli Kültür Koleji Fen Lisesi projesi Türkiye genelinde derece alan projeler içerisinden ilk 35 proje arasına girerek Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması’na seçim hakkı kazandı. 35 proje içerisinden ilk 14 proje arasına girerek Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması’nda (International ScienceandEngineeringFair) ülkemizi temsil etmek üzere seçildi.
Regeneron ISEF (Intel ScienceandEngineeringFair) Bilim ve Mühendislik Yarışması, dünya genelinde lise öğrencileri için düzenlenen en prestijli bilim yarışmalarından biri. Her yıl binlerce öğrenci, kendi araştırmalarını yaparak yarışmaya katılmak için başvuruda bulunuyor. Yarışmanın amacı, lise öğrencilerine bilimsel araştırma yapma, sorun çözme ve keşfetme becerilerini geliştirme fırsatı sunmak. Bilim ve mühendislik alanlarında çok çeşitli kategorilerde projeleri kabul ediliyor. Biyoloji, kimya, fizik, matematik, mühendislik ve bilgisayar bilimleri gibi konuların yanı sıra, sosyal bilimler, davranış bilimleri ve çevre bilimleri gibi alanlarda da projelere yer veriliyor.
Bilim ve teknolojinin gelecekteki liderlerinin yetişmesine yardımcı olan Regeneron ISEF, önemli bir platform. Her yıl dünya genelinde birçok öğrenci, bu yarışmaya katılarak, hayallerindeki kariyere doğru önemli bir adım atıyor. Kültür Koleji Fen Lisesi öğrencileriBelgin Balım Taştan ve Meliha Aydan Yücel ile danışman öğretmenleri Özlem Dolmaz Çelik, her yıl ABD’nin çeşitli şehirlerinde düzenlenen dünyanın en büyük üniversite öncesi bilim yarışması olma özelliğini taşıyan Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması’nda ülkemizi temsil edecekler.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Eğitim Ligi
Kültür Koleji Fen Lisesi projesi Türkiye genelinde derece alan projeler içerisinden ilk 35 proje arasına girerek Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması’na seçim hakkı kazandı.
TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’nda biyoloji dalında Türkiye 3.sü olan “Ginkgobiloba’nın Ekstraselüler Veziküllerinin Alzheimer Hastalığı Üzerindeki Etkilerinin Araştırılması” isimli Kültür Koleji Fen Lisesi projesi Türkiye genelinde derece alan projeler içerisinden ilk 35 proje arasına girerek Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması’na seçim hakkı kazandı. 35 proje içerisinden ilk 14 proje arasına girerek Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması’nda (International ScienceandEngineeringFair) ülkemizi temsil etmek üzere seçildi.
Regeneron ISEF (Intel ScienceandEngineeringFair) Bilim ve Mühendislik Yarışması, dünya genelinde lise öğrencileri için düzenlenen en prestijli bilim yarışmalarından biri. Her yıl binlerce öğrenci, kendi araştırmalarını yaparak yarışmaya katılmak için başvuruda bulunuyor. Yarışmanın amacı, lise öğrencilerine bilimsel araştırma yapma, sorun çözme ve keşfetme becerilerini geliştirme fırsatı sunmak. Bilim ve mühendislik alanlarında çok çeşitli kategorilerde projeleri kabul ediliyor. Biyoloji, kimya, fizik, matematik, mühendislik ve bilgisayar bilimleri gibi konuların yanı sıra, sosyal bilimler, davranış bilimleri ve çevre bilimleri gibi alanlarda da projelere yer veriliyor.
Bilim ve teknolojinin gelecekteki liderlerinin yetişmesine yardımcı olan Regeneron ISEF, önemli bir platform. Her yıl dünya genelinde birçok öğrenci, bu yarışmaya katılarak, hayallerindeki kariyere doğru önemli bir adım atıyor. Kültür Koleji Fen Lisesi öğrencileriBelgin Balım Taştan ve Meliha Aydan Yücel ile danışman öğretmenleri Özlem Dolmaz Çelik, her yıl ABD’nin çeşitli şehirlerinde düzenlenen dünyanın en büyük üniversite öncesi bilim yarışması olma özelliğini taşıyan Regeneron ISEF Bilim ve Mühendislik Yarışması’nda ülkemizi temsil edecekler.
Son Güncelleme: Cumartesi, 06 May 2023 19:31
Gösterim: 6429

