Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Üstünlerin eğitimlerindeki büyük farklılıklardan birinin de müfredatın onların ihtiyaçlarınca zenginleştirilmesi gerekliliği olduğunu söyleyen TÜZDER Genel Müdürü Tunahan Coşkun, “Normal gelişim düzeyi itibari ile hazırlanmış olan müfredatlar bu çocuklar için genel olarak yüzeysel ve yetersiz kalır, eğitimciler tarafından müfredatın içi detay ve ayrıntı bilgilerle, başka yaklaşımlarla zenginleştirilmelidir” diyor.

Öncelikle TÜZDER hakkında bilgi alabilir miyiz? Kurulduğunuz günden bugüne hangi çalışmalara imza attınız?

2008 yılında faaliyetlerine başlayan TÜZDER (Tüm Üstün Zekâlılar Derneği), üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocukların tespit edilerek okul öncesi dönemden başlayıp yükseköğretim sonuna kadar aile, toplum ve eğitim ortamlarında desteklenmesini, geliştirilmesini, eğitimlerinin zenginleştirilmesini, sosyo-kültürel etkinliklere katılımlarının sağlanmasını amaç edinmiş, Türkiye’nin eğitim alanında önde gelen sivil toplum örgütüdür.

İlhamını Enderun’dan ve Gulamhane’lerden alan TÜZDER, yetenek ve nitelikleriyle farklı olan çocuklarımıza farklı bir bakış açısı, farklı ve özgün bir eğitim ortamı sunma gayretindedir. 

Kurulduğumuz günden beri üstün zekâlı çocuklarla ilgili birçok çalışmaya, farklı ve özgün projelere imza atan derneğimiz, ENDERUN ve Yüzümüzü Güldürecek 100 Çocuk Projesi ile 235 üstün zekâlı ve dahi çocuğa farklı oranlarda burslar sağlayarak onların gelişimlerine uygun eğitim almalarını sağlamıştır. Türkiye’de bir ilk olan Dahiler ve Üstün Zekâlılar Günü’nü tescilleyerek bu çocuklarla ilgili bir farkındalık günü oluşturmuş ve ilk yıl Yıldız Teknik Üniversitesi ile bu yıl İstanbul Teknik Üniversitesi ile günün anlam ve önemi ile ilgili uluslararası etkinlikler düzenlemiştir. 2015 yılında ise program yine uluslararası camiadan farklı katılımcılar ile 28 Mart 2015 kutlanacaktır. TÜZDER kurulduğu günden beri tanılaması yapılan çocuklarla ilgili içinde aile eğitimleri, psikolog desteği ve 4-12 yaş arası katılımcı grupları ile TÜZDER Özel Atölye faaliyetlerine devam etmektedir. Yine TÜZDER olarak baştan beri hep söylediğimiz öğretmen eğitimi önemli faaliyetlerimizden bir tanesidir. Bu anlamda TÜZDER bünyesinde Zekâ ve Akıl Oyunları Eğitimi, Zihin Haritaları ve Hafıza Teknikleri Eğitimi, Anlayarak Hızlı Okuma Eğitimi gibi farklı başlık ve konularda 3 binden fazla öğretmenin eğitimini seçkin üniversitelerle yapmış olduğumuz protokoller ile devam ettirmekteyiz. Yine alanın önde gelen kurum ve kuruluşlarla projeler geliştirerek farkındalık oluşturma ve destek faaliyetlerine devam etmektedir.

ZEKANIN ÖLÇÜMÜ ÇOCUKTAN ÇOCUĞA DEĞİŞİR

Üstün zekâlı çocuklar nasıl anlaşılır? Bir çocuğun üstün zekâlı olup olmadığı kaç yaşından itibaren anlaşılabilir?

Bir Amerikalı eğitimci olan Joseph Renzulli, üstün zekâya en doğru tanımlardan birini getirmiştir. Şöyle ki; üstün bir bireyin, akranları arasında ‘genel yetenek’ (zekâ testleri), ‘üretkenlik’ (özgünlük ve esneklik), ‘motivasyon’ (sebat ve dikkati sürdürebilme) becerilerinde belirli bir ileriliğe sahip olması gerekir. Doğru bir sınıflama, bu üç özelliğin objektif bir değerlendirmesi sonucunda belirlenebilir.

Bir bireyin üstün zekâya sahip olup olmadığını belirlemek için yapılması gereken ilk şey, objektif bir zekâ testi uygulamasıdır. Zekâ testleri, test eğitimini tamamlamış psikologlar ve psikolojik danışmanlar tarafından uygulanabilir. Bu testler ülkemizde Stanford Binet, WISC-R ve CAS isimleriyle bilinir.

Zekânın ölçümü çocuktan çocuğa değişir. Esas olarak zekâ düzeyinin 2 yaşından itibaren ölçülmesi mümkündür. Fakat bunu doğru anlayabilmek için zekânın ölçümünü ve yorumunu sağlayan ölçeklerin yapısına bakmakta fayda vardır.

Anneler ve babalar çocukları biraz hızlı yürümeye, konuşmaya başladığında ya da akıllı telefonun kilidini açtığında ‘galiba üstün zekâlı’ diyerek tepki veriyor. Aileleri, çocuklarının üstün zekâlı olduğunu düşündürtmesi konusunda en çok ne yanıltıyor? Mesela hiperaktivite ile üstün zekâlı olmak arasında belli özellikler var mı?

Çocukların telefon ve bilgisayar kullanımındaki, kavrayış hızları, astronomi, bilimsel deneyler ve dinozorlara olan ilgi ve merakları, fazla ve ilginç sorular sormaları, sözcük kullanımındaki fonksiyonaliteleri, aşırı hareketlilikleri; aileleri, çocuklarının üstün olabileceği konusunda şüphelenmeye sevk edebiliyor. Fakat doğru bir saptama, ancak objektif  bir zekâ testi ve eşliğinde, testöre verilecek doğru ve yansız bir anamnez (çocuğun ve ailenin geçmiş öyküsü) ile mümkün olur. Ancak bilinmelidir ki; yukarıdaki özelliklere sahip her çocuk üstündür anlamına gelmez. ‘Bizim çocuğumuz çok hareketli, yerinde durmuyor, sürekli araştırıyor.’ şeklinde ifadeye sahip ailelerin çocukları, bazen üstün tanısı da alabilir. Ancak burada ‘DEHB’ olarak bilinen, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğundan da şüphelenilmeli, test uygulamasının yanında, bir çocuk psikiyatristinin tetkiki de gerekli görülmelidir.

Üstün zekâlı çocukların eğitimi nasıl olmalı?

Üstünlerin eğitimlerindeki büyük farklılıklardan bir diğeri de müfredatın onların ihtiyaçlarınca zenginleştirilmesi gerekliliğidir. Normal gelişim düzeyi itibari ile hazırlanmış olan müfredatlar bu çocuklar için genel olarak yüzeysel ve yetersiz kalır, eğitimciler tarafından müfredatın içi detay ve ayrıntı bilgilerle, başka yaklaşımlarla zenginleştirilmelidir. Yine bununla beraber çocukların ilgi ve yeteneklerini geliştirmek adına eğitimi genel manada da zenginleştirebilmek gerekir ki bu çalışmalar günümüzde atölye çalışmaları ile anılmaya başlandı. Bu çalışmalarda çocuklar bilim-deney, astronomi ve uzay bilimi, sıra dışı düşünme, drama, görsel sanatlar, gastronomi, genetik, zekâ oyunları gibi farklı konularda çalışmalara devam ediyorlar.

ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUĞA UYGUN EĞİTİM VERİLMEZSE PROBLEM OLUR

Bu çocukların eğitimleri uygun okullarda yapılmazsa sonuçları neler olur?

Uygun okul ifadesi ile aynı anda uygun öğretmen ifadesini de düşünmek durumundayız. Çünkü uygun okul (imkanlarıyla yeterli) ama uygun olmayan öğretmen olursa ya da evet uygun öğretmen ama uygun olmayan okul olursa, her iki durumda da ne yazık ki ciddi olumsuzluklar yaşanabilir. Konu eğitim ve bireyin başarısı olunca birçok değişken bir arada değerlendirilmek durumundadır. Yani çocuğun ailesi, okulu ve sosyal çevresi ile onun hayatında etkili olan insanları beraber düşünmek gerekir. Ama diğer durumları makul kabul ederek konuyu okul üzerine odaklarsak, uygun bir okul ortamında eğitim verilmezse bu çocuklar devletinin başına bir problem olarak çıkabilir ya da yetenek ve beceri düzeyleri azalmış, özünde lider ruhlu olmasına rağmen özgüvenini yitirmiş, ürkek, kendisini toplumdan soyutlamış ya da soyutlatılmış bir birey olarak da karşımıza gelebilir. Tabi ki bu söylediklerimiz telaşa neden olmamalıdır. Her özel eğitim almayan çocuk bu duruma gelecek diye bir şey yok; ama bu şekilde sonuçlanması ya da sonuçlanmaması öncelikle anne babanın tutum ve yaklaşımlarıyla şekillenir.

Üstün zekâlı çocukların eğitiminde en büyük farklılıklar neler?

Akran zenginliği, zihinsel doygunluk ve beceri odaklı eğitim. Öncelikle akran zenginliğinin sağlanması, bunun bir iki ana nedeni; bireyin yetişmesi sadece zihinsel bir durum değil hatta daha birey sosyal bir varlık olduğundan duygusal ve sosyal gelişim yaşamda mutlu olmak için daha büyük bir mesele. Üstün zekâlı çocukların bazıları yaşadıkları deneyimler sonucu kendisini toplumdan üstte görüp zarar verici bir özgüvene sahip olabiliyorlar ya da toplumdan farklı olduklarını düşünüp kendilerinde kusur var zannediyorlar. Eğer doğru şekilde bu özel çocuklar bir araya getirilirse daha sağlıklı bir duygusal ve sosyal gelişim sağlanabilir. Zihinsel doygunluk ve beceri odaklı eğitim ise üstün zekâlılığın eğitime aktarımında en önemli faktördür.

ÜSTÜN ÇOCUKLARA ÖZEL İMTİYAZLAR TANIMAMALIYIZ

Bu çocukların okulda aldıkları eğitim yeterli mi yoksa ailelerin de dikkat etmesi gereken belli maddeler var mı?

Üstün çocuklara üstünlüklerinden dolayı özel imtiyazlar tanımamalıyız. Yeterli değildir ancak ilerleme kaydeden çalışmaları son zamanlarda görmekteyiz. Eğitim maalesef öğretimle karıştırıldığı için problemler peşi sıra gelir.

Anne babaların yapması gereken en önemli şey onların diğerlerinden farklı olmadığını sadece belirli özelliklerinin daha fazla geliştiğini kabul etmektir. Normal çocukların sergilemiş olduğu her davranışı üstün çocukların da gösterebileceğini asla unutmamalıyız. Onların ihtiyaçlarını karşılayabilecek ortamlar oluşturarak mutlaka profesyonel bir yardım almalıyız. Çocuğumuza dengeli bir yaşam alanı oluşturarak onu bütün yönlerden gelişebileceği etkinliklere dâhil etmeliyiz. Üstün çocukların en önemli özelliklerinden biri de meraktır. Bazen yetişkinler çocuklarının sorularını yanıtlamakta zorlanabilirler. Böyle durumlarda çocuğa karşı tepkisiz kalmak yerine, çocuklarının gereksinimini karşılayacak başka çözüm yolları bulmalıdırlar. Örneğin, kitaplardan, ansiklopedilerden ve uzman kişilerden faydalanmak gibi. Çocuklarımıza tutarlı bir disiplin uygulamalıyız.

> Üstün zekâlı çocukların eğitimi nasıl olmalı?

Üstünlerin eğitimlerindeki büyük farklılıklardan birinin de müfredatın onların ihtiyaçlarınca zenginleştirilmesi gerekliliği olduğunu söyleyen TÜZDER Genel Müdürü Tunahan Coşkun, “Normal gelişim düzeyi itibari ile hazırlanmış olan müfredatlar bu çocuklar için genel olarak yüzeysel ve yetersiz kalır, eğitimciler tarafından müfredatın içi detay ve ayrıntı bilgilerle, başka yaklaşımlarla zenginleştirilmelidir” diyor.

Öncelikle TÜZDER hakkında bilgi alabilir miyiz? Kurulduğunuz günden bugüne hangi çalışmalara imza attınız?

2008 yılında faaliyetlerine başlayan TÜZDER (Tüm Üstün Zekâlılar Derneği), üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocukların tespit edilerek okul öncesi dönemden başlayıp yükseköğretim sonuna kadar aile, toplum ve eğitim ortamlarında desteklenmesini, geliştirilmesini, eğitimlerinin zenginleştirilmesini, sosyo-kültürel etkinliklere katılımlarının sağlanmasını amaç edinmiş, Türkiye’nin eğitim alanında önde gelen sivil toplum örgütüdür.

İlhamını Enderun’dan ve Gulamhane’lerden alan TÜZDER, yetenek ve nitelikleriyle farklı olan çocuklarımıza farklı bir bakış açısı, farklı ve özgün bir eğitim ortamı sunma gayretindedir. 

Kurulduğumuz günden beri üstün zekâlı çocuklarla ilgili birçok çalışmaya, farklı ve özgün projelere imza atan derneğimiz, ENDERUN ve Yüzümüzü Güldürecek 100 Çocuk Projesi ile 235 üstün zekâlı ve dahi çocuğa farklı oranlarda burslar sağlayarak onların gelişimlerine uygun eğitim almalarını sağlamıştır. Türkiye’de bir ilk olan Dahiler ve Üstün Zekâlılar Günü’nü tescilleyerek bu çocuklarla ilgili bir farkındalık günü oluşturmuş ve ilk yıl Yıldız Teknik Üniversitesi ile bu yıl İstanbul Teknik Üniversitesi ile günün anlam ve önemi ile ilgili uluslararası etkinlikler düzenlemiştir. 2015 yılında ise program yine uluslararası camiadan farklı katılımcılar ile 28 Mart 2015 kutlanacaktır. TÜZDER kurulduğu günden beri tanılaması yapılan çocuklarla ilgili içinde aile eğitimleri, psikolog desteği ve 4-12 yaş arası katılımcı grupları ile TÜZDER Özel Atölye faaliyetlerine devam etmektedir. Yine TÜZDER olarak baştan beri hep söylediğimiz öğretmen eğitimi önemli faaliyetlerimizden bir tanesidir. Bu anlamda TÜZDER bünyesinde Zekâ ve Akıl Oyunları Eğitimi, Zihin Haritaları ve Hafıza Teknikleri Eğitimi, Anlayarak Hızlı Okuma Eğitimi gibi farklı başlık ve konularda 3 binden fazla öğretmenin eğitimini seçkin üniversitelerle yapmış olduğumuz protokoller ile devam ettirmekteyiz. Yine alanın önde gelen kurum ve kuruluşlarla projeler geliştirerek farkındalık oluşturma ve destek faaliyetlerine devam etmektedir.

ZEKANIN ÖLÇÜMÜ ÇOCUKTAN ÇOCUĞA DEĞİŞİR

Üstün zekâlı çocuklar nasıl anlaşılır? Bir çocuğun üstün zekâlı olup olmadığı kaç yaşından itibaren anlaşılabilir?

Bir Amerikalı eğitimci olan Joseph Renzulli, üstün zekâya en doğru tanımlardan birini getirmiştir. Şöyle ki; üstün bir bireyin, akranları arasında ‘genel yetenek’ (zekâ testleri), ‘üretkenlik’ (özgünlük ve esneklik), ‘motivasyon’ (sebat ve dikkati sürdürebilme) becerilerinde belirli bir ileriliğe sahip olması gerekir. Doğru bir sınıflama, bu üç özelliğin objektif bir değerlendirmesi sonucunda belirlenebilir.

Bir bireyin üstün zekâya sahip olup olmadığını belirlemek için yapılması gereken ilk şey, objektif bir zekâ testi uygulamasıdır. Zekâ testleri, test eğitimini tamamlamış psikologlar ve psikolojik danışmanlar tarafından uygulanabilir. Bu testler ülkemizde Stanford Binet, WISC-R ve CAS isimleriyle bilinir.

Zekânın ölçümü çocuktan çocuğa değişir. Esas olarak zekâ düzeyinin 2 yaşından itibaren ölçülmesi mümkündür. Fakat bunu doğru anlayabilmek için zekânın ölçümünü ve yorumunu sağlayan ölçeklerin yapısına bakmakta fayda vardır.

Anneler ve babalar çocukları biraz hızlı yürümeye, konuşmaya başladığında ya da akıllı telefonun kilidini açtığında ‘galiba üstün zekâlı’ diyerek tepki veriyor. Aileleri, çocuklarının üstün zekâlı olduğunu düşündürtmesi konusunda en çok ne yanıltıyor? Mesela hiperaktivite ile üstün zekâlı olmak arasında belli özellikler var mı?

Çocukların telefon ve bilgisayar kullanımındaki, kavrayış hızları, astronomi, bilimsel deneyler ve dinozorlara olan ilgi ve merakları, fazla ve ilginç sorular sormaları, sözcük kullanımındaki fonksiyonaliteleri, aşırı hareketlilikleri; aileleri, çocuklarının üstün olabileceği konusunda şüphelenmeye sevk edebiliyor. Fakat doğru bir saptama, ancak objektif  bir zekâ testi ve eşliğinde, testöre verilecek doğru ve yansız bir anamnez (çocuğun ve ailenin geçmiş öyküsü) ile mümkün olur. Ancak bilinmelidir ki; yukarıdaki özelliklere sahip her çocuk üstündür anlamına gelmez. ‘Bizim çocuğumuz çok hareketli, yerinde durmuyor, sürekli araştırıyor.’ şeklinde ifadeye sahip ailelerin çocukları, bazen üstün tanısı da alabilir. Ancak burada ‘DEHB’ olarak bilinen, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğundan da şüphelenilmeli, test uygulamasının yanında, bir çocuk psikiyatristinin tetkiki de gerekli görülmelidir.

Üstün zekâlı çocukların eğitimi nasıl olmalı?

Üstünlerin eğitimlerindeki büyük farklılıklardan bir diğeri de müfredatın onların ihtiyaçlarınca zenginleştirilmesi gerekliliğidir. Normal gelişim düzeyi itibari ile hazırlanmış olan müfredatlar bu çocuklar için genel olarak yüzeysel ve yetersiz kalır, eğitimciler tarafından müfredatın içi detay ve ayrıntı bilgilerle, başka yaklaşımlarla zenginleştirilmelidir. Yine bununla beraber çocukların ilgi ve yeteneklerini geliştirmek adına eğitimi genel manada da zenginleştirebilmek gerekir ki bu çalışmalar günümüzde atölye çalışmaları ile anılmaya başlandı. Bu çalışmalarda çocuklar bilim-deney, astronomi ve uzay bilimi, sıra dışı düşünme, drama, görsel sanatlar, gastronomi, genetik, zekâ oyunları gibi farklı konularda çalışmalara devam ediyorlar.

ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUĞA UYGUN EĞİTİM VERİLMEZSE PROBLEM OLUR

Bu çocukların eğitimleri uygun okullarda yapılmazsa sonuçları neler olur?

Uygun okul ifadesi ile aynı anda uygun öğretmen ifadesini de düşünmek durumundayız. Çünkü uygun okul (imkanlarıyla yeterli) ama uygun olmayan öğretmen olursa ya da evet uygun öğretmen ama uygun olmayan okul olursa, her iki durumda da ne yazık ki ciddi olumsuzluklar yaşanabilir. Konu eğitim ve bireyin başarısı olunca birçok değişken bir arada değerlendirilmek durumundadır. Yani çocuğun ailesi, okulu ve sosyal çevresi ile onun hayatında etkili olan insanları beraber düşünmek gerekir. Ama diğer durumları makul kabul ederek konuyu okul üzerine odaklarsak, uygun bir okul ortamında eğitim verilmezse bu çocuklar devletinin başına bir problem olarak çıkabilir ya da yetenek ve beceri düzeyleri azalmış, özünde lider ruhlu olmasına rağmen özgüvenini yitirmiş, ürkek, kendisini toplumdan soyutlamış ya da soyutlatılmış bir birey olarak da karşımıza gelebilir. Tabi ki bu söylediklerimiz telaşa neden olmamalıdır. Her özel eğitim almayan çocuk bu duruma gelecek diye bir şey yok; ama bu şekilde sonuçlanması ya da sonuçlanmaması öncelikle anne babanın tutum ve yaklaşımlarıyla şekillenir.

Üstün zekâlı çocukların eğitiminde en büyük farklılıklar neler?

Akran zenginliği, zihinsel doygunluk ve beceri odaklı eğitim. Öncelikle akran zenginliğinin sağlanması, bunun bir iki ana nedeni; bireyin yetişmesi sadece zihinsel bir durum değil hatta daha birey sosyal bir varlık olduğundan duygusal ve sosyal gelişim yaşamda mutlu olmak için daha büyük bir mesele. Üstün zekâlı çocukların bazıları yaşadıkları deneyimler sonucu kendisini toplumdan üstte görüp zarar verici bir özgüvene sahip olabiliyorlar ya da toplumdan farklı olduklarını düşünüp kendilerinde kusur var zannediyorlar. Eğer doğru şekilde bu özel çocuklar bir araya getirilirse daha sağlıklı bir duygusal ve sosyal gelişim sağlanabilir. Zihinsel doygunluk ve beceri odaklı eğitim ise üstün zekâlılığın eğitime aktarımında en önemli faktördür.

ÜSTÜN ÇOCUKLARA ÖZEL İMTİYAZLAR TANIMAMALIYIZ

Bu çocukların okulda aldıkları eğitim yeterli mi yoksa ailelerin de dikkat etmesi gereken belli maddeler var mı?

Üstün çocuklara üstünlüklerinden dolayı özel imtiyazlar tanımamalıyız. Yeterli değildir ancak ilerleme kaydeden çalışmaları son zamanlarda görmekteyiz. Eğitim maalesef öğretimle karıştırıldığı için problemler peşi sıra gelir.

Anne babaların yapması gereken en önemli şey onların diğerlerinden farklı olmadığını sadece belirli özelliklerinin daha fazla geliştiğini kabul etmektir. Normal çocukların sergilemiş olduğu her davranışı üstün çocukların da gösterebileceğini asla unutmamalıyız. Onların ihtiyaçlarını karşılayabilecek ortamlar oluşturarak mutlaka profesyonel bir yardım almalıyız. Çocuğumuza dengeli bir yaşam alanı oluşturarak onu bütün yönlerden gelişebileceği etkinliklere dâhil etmeliyiz. Üstün çocukların en önemli özelliklerinden biri de meraktır. Bazen yetişkinler çocuklarının sorularını yanıtlamakta zorlanabilirler. Böyle durumlarda çocuğa karşı tepkisiz kalmak yerine, çocuklarının gereksinimini karşılayacak başka çözüm yolları bulmalıdırlar. Örneğin, kitaplardan, ansiklopedilerden ve uzman kişilerden faydalanmak gibi. Çocuklarımıza tutarlı bir disiplin uygulamalıyız.

Son Güncelleme: Perşembe, 18 Aralık 2014 10:57

Gösterim: 23349

Kökleri derinde bir eğitim çınarı: Vefa Lisesi

Adını bulunduğu Vefa semtinden alan, Mekteb-i Mülkiye'ye şimdiki adıyla Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne öğrenci yetiştirmek amacıyla 1872 yılında kurulan Vefa Lisesi, geçmişten günümüze öyle öğrenciler yetiştirdi ki o isimlerin her biri kendi alanında büyük başarılara imza attı. İşte Vefa Lisesi'nin vefalı öğrencileri....

Vefa Lisesi, 1872 yılında Mekteb-i Mülkiye’nin bünyesinde Cağaloğlu’ndaki bugün Eminönü Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılan binada “Der-saadet İdadi-i Mülkiye-i Şahane” adıyla öğretime başlıyor. Okulun kurulma amacı Mekteb-i Mülkiye'ye yani Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne öğrenci yetiştirmek. Daha sonra 1873 yılında ilk sivil lise olan Darül Maarif İdadisi ile 1877 yılında birleşerek Mekteb-i Mülkiye İdadisi adını alıyor. Bir müddet sonra idadiler, Osmanlı Devleti coğrafyasına yayılınca, her biri bulundukları ilin adıyla anılmaya başlıyor. Bunun üzerine, Mektebi Mülkiye İdadisi’nin adı, Dersaadet İdadi-i Mülki-i Şahanesi’ne dönüşüyor.  1894 tarihinde Maarif Nezaretince 4400 Osmanlı altınına satın alınarak, bugün eğitim-öğretim faaliyetini sürdürdüğü Vefa semtindeki Sadrazam Şirvenizade Mütercim Rüştü Paşa Konağı’na taşınan okul, buraya taşındıktan bir müddet sonra adı değişiyor ve Vefa İdadi-i Mülk-i Şahanesi oluyor. Okul 1911 yılında ise bazı idadilerle birlikte Vefa Mekteb-i Sultanisi adını alıyor.

Cumhuriyet’in ilanından sonra 1924’te bütün sultanilerin ve idadilerin adı liseye dönüştürülünce okulun adı, Vefa Erkek Lisesi oluyor. Bu arada uzun süren savaşlarda genç nüfusun azalması sonucu bazı liseler gibi Vefa Erkek Lisesi de 1925 yılında ortaokula dönüştürülmüş ve Kadırga’daki Eczacılık Okulu binasına taşınarak Vefa Orta Mektebi adını almış. Bu duruma üzülen Vefalılar, 1933 yılında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Vefa mezunu Kemal Gedeleç’in de katkılarıyla okullarının Vefa’daki eski mekanında Vefa Lisesi olarak öğretimine devamını sağlamışlar.

Anadolu Liselerinin yaygınlaşması üzerine Vefa Lisesi de, 1989-1990 öğretim yılında statü değişikliği yaparak Vefa Anadolu Lisesi adını almış. Okulun adı daha sonra mezunlarının, kuruluşlarının ve öğretmenler kurulunun isteğinin Bakanlıkça uygun görülmesi üzerine 2001-2002 öğretim yılında tarihi adı olan Vefa Lisesi’ne dönüştürülmüş.

2005-2006 öğretim yılında Anadolu liselerinin dört yıl süreli okullar haline gelmesi üzerine okulun yabancı dil ağırlıklı eğitiminin aksayacağı düşüncesiyle okul statüsünün (Hazırlık+4 yıl) toplam beş yıl öğretim süreli Anadolu Lisesi olma girişimi bakanlıkça kabul görmüş ve okul 2006-2007 öğretim yılından itibaren bu statüye kavuşmuş. Şu an da 1+4 sistemiyle eğitim yapan beş yıllık bir eğitim kurumu...

MARŞLAR SÖYLEYEREK BÜTÜN OKUL SAVAŞA GİDİYOR

1912’de Balkan Savaşı patlak vermiş, düşman Çatalca’ya kadar ilerlemiş, İstanbul’dan göçler başlamış ve başşehri kaybetmek dahi an meselesi olmuştu. Beliren bu vahim durum üzerine Vefa Sultanisi öğrencileri, bir toplantı düzenleyerek maarif yetkililerine gönüllü olarak vatan hizmetine katılmak istediklerini bildirmişler. Bu karara öğretmenlerde katılmış ve okulda eli silah tutan herkes gönüllü olarak cepheye gitmiş. 1915-1916 eğitim döneminde öğrenciler ve öğretmenler, asker üniforması giyerek ve okulun bahçesinde toplanıp marşlar söyleyerek Şehzadebaşı’na çıkmışlardı. Meydanda toplanan İstanbullular, henüz oyun çağında olan bu çocukların, cepheye koşma konusunda gözlerindeki azim ve kararlığı izliyorlardı. Vefalılar coşkun alkışlarla ve dualarla savaşa uğurlanmışlar ve tabii yine gidenlerin çoğunda görüldüğü üzere bunlar da geri dönememişlerdi.

VEFA’DA EĞİTİMİN TEMELİNİ BİLİM, SEVGİ VE HOŞGÖRÜ OLUŞTURUYOR

Vefalılar Derneği Başkanı İsmail Hakkı BaliçVefa Lisesi’nde yatılı öğrenci olarak okuduğunu, mezun olduktan sonra da okulla ilişkisini koparmadığını söyleyen Vefalılar Derneği Başkanı İsmail Hakkı Baliç, “Vefa Lisesi’nde öğrenciliğim bittikten sonra “etüt ağabeyliği” yaptım. Üniversiteyi bitirene kadar devam ettim etüt ağabeyliği yapmaya. Üniversite sonrası da liseyle bağım kopmadı, hizmetlerime devam ediyorum. Mezunlar Derneği ve Vefa Lisesi Eğitim Vakfı Olarak, eğitim seviyesinin yükselmesi amacıyla öğrencilerimize burs sağlıyoruz, okulun ekipman ihtiyacını gideriyoruz. Şu an da Vefa Lisesi, her anlamda eğitime hazır vaziyette… Özel okul seviyesine yakın fiziki imkanlara sahip. Tabii ki sadece fiziki imkanlar yeterli olmuyor. Eğitimin yükselmesi için kaliteli öğretmenleri de elde tutmak lazım” dedi.

Vefa Lisesi’nde kendi döneminde verilen eğitimle şimdiki eğitimi de kıyaslayan İsmail Hakkı Baliç, kendi okuduğu yıllarda tam gün eğitim yapıldığını ve dersler bittikten sonra da öğrencilerin etüt çalışmalarına katılabildiğini ifade etti. Ayrıca öğrencilerin sosyal faaliyetlere daha fazla zaman ayırabildiğini belirten Baliç, “Bizim zamanımızda yarış atı gibi sınav kazanmak için koşturmuyordu öğrenciler. Sinema, tiyatro gibi etkinliklere daha fazla gidiyorlardı. Mesela biz, öğrencilik dönemizde bando ve birtakım enstrümanlarımızı alır, Vefaspor’un maçını izlemeye giderdik” diye konuştu.

İsmail Hakkı Baliç, Vefa Lisesi’nde bilim, sevgi ve hoşgörünün hep beraber olduğu ve onların birlikte yoğrulduğu bir sistemle öğrencilerin yetiştirildiğini ifade ederek, lisenin eğitimde benimsediği temel ilkeleri şöyle sıralıyor: “İnsana ve öğrenciye öncelik vermek, yükseköğretimde gerekli temel becerileri kazandırmak, ulusun mutluluğunun bireysel mutluluğun üstünde olduğunu benimsetmek, Atatürkçü düşünce sistemini ve demokratik yaşamı özümsetmek, “bilim, sevgi ve hoşgörü” yü hayat felsefesi olarak öğretmek, katılımcı ve paylaşımcı takım ruhunu yerleştirmek, özgür ve bilimsel düşünceyi ön plana çıkartmak, öğrenmeyi öğretmek ve bilgiyi kullandırtmak, kalite ve verimliliği yaşamın amacı haline getirmek.”

VEFA MARŞI

Biz Vefa Lisesi öğrencileri

Bilgi ordusunun gönüllü eri

Kalbi sevgi dolu, fikri ileri

Aydınlatacağız yurtta her yeri

Senin için ilim, irfan, şeref, şan

Senin için her şey, ey güzel vatan

Kalbimizde bu hür, mukaddes toprak

Elimizde ecdat, ruhu al bayrak

Nesil nesil, alev alev yanarak

Vefalılar sana geliyorlar bak

Senin için ilim, irfan, şeref, şan

Senin için her şey, ey güzel vatan

Vefa Marşı, 1953 yılında okulun edebiyat öğretmeni merhume Behice Kaplan tarafından yazılmış, okulun müzik öğretmeni merhum Şahap Öktem tarafından bestelenmiştir.

VEFALI MEZUNLARDAN BİR DEMET

Ülkemizin en eski okullarından birisi olan ve Türkiye'de ilk Türkçe eğitim yapan lise olma özelliğini taşıyan Vefa Lisesi’nden pek çok ünlü ve önemli isim mezun oldu. İşte bu isimlerden bazıları:

AKADEMİSYENLER

Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal

Prof. Dr. Toktamış Ateş

Prof. Dr. Sabahattin Zaim

Ordinaryüs Prof. Dr. Süheyl Ünver

Ord. Prof. Naci Bengisu

Prof. Dr. Sezai Bedrettin Tümay

EĞİTİM VE FİKİR ADAMLARI

Hasan Ali Yücel

Dr. Abdülhak Adnan Adıvar

Dr.Rüstem Eyüboğlu

Nurullah Dal

İsmail Hakkı Baltacıoğlu

Prof. Dr. Oktar Türel

EDEBİYATÇILAR

Mehmet Akif Ersoy

Yahya Kemal Beyatlı

Peyami Safa

Yusuf Ziya Ortaç

Faruk Nafız Çamlıbel

Ahmet Şuayb

SANATÇILAR

Gazanfer Özcan

Kemal Sunal

Şener Şen

Müjdat Gezen

Erol Büyükburç

Elif Naci

BASIN-YAYIN MENSUPLARI

Uğur Dündar

Bülent Özveren

Ahmet Altan

Sadettin Teksoy

İslam Çupi

Orhan Ertanhan

POLİTİKACILAR

Şemseddin Günaltay

Mustafa Abdülhalik Renda

Ord. Prof. Abdülhak  Kemal Yörük

Hasan Basri Aktan

İŞ ADAMLARI

Vefa Küçük

Nejat Ekrem Basmacı

Dr. Vasıf Topçu

Yusuf Öztiryaki

HEKİMLER

Salim Ahmet Çalışkan

Mustafa Kemal Gavuzoğlu

Talha Yücel

Mehmet Ali Kavcar

Sedat Ongun

Necdet Ejder

“1876 yılından bu yana Vefa semtinde meşhur Vefa Bozası'nı üreten Vefa Bozacısı, Vefa Lisesi'nin oldukça yakınında bulunmaktadır. Vefa Lisesi mezunları da, öğrencilik dönemlerini anmak için okullarında toplanmak üzere belirledikleri geleneksel mezunlar gününe Boza Günü adını vermişlerdir. Boza Günü'nde ziyaretçilere Vefa Bozası ikram edilir. Boza Günü, her Mayıs ayının ilk pazar günü düzenlenir.”

> Bu okul öyle öğrenciler yetiştirdi ki…

Kökleri derinde bir eğitim çınarı: Vefa Lisesi

Adını bulunduğu Vefa semtinden alan, Mekteb-i Mülkiye'ye şimdiki adıyla Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne öğrenci yetiştirmek amacıyla 1872 yılında kurulan Vefa Lisesi, geçmişten günümüze öyle öğrenciler yetiştirdi ki o isimlerin her biri kendi alanında büyük başarılara imza attı. İşte Vefa Lisesi'nin vefalı öğrencileri....

Vefa Lisesi, 1872 yılında Mekteb-i Mülkiye’nin bünyesinde Cağaloğlu’ndaki bugün Eminönü Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılan binada “Der-saadet İdadi-i Mülkiye-i Şahane” adıyla öğretime başlıyor. Okulun kurulma amacı Mekteb-i Mülkiye'ye yani Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne öğrenci yetiştirmek. Daha sonra 1873 yılında ilk sivil lise olan Darül Maarif İdadisi ile 1877 yılında birleşerek Mekteb-i Mülkiye İdadisi adını alıyor. Bir müddet sonra idadiler, Osmanlı Devleti coğrafyasına yayılınca, her biri bulundukları ilin adıyla anılmaya başlıyor. Bunun üzerine, Mektebi Mülkiye İdadisi’nin adı, Dersaadet İdadi-i Mülki-i Şahanesi’ne dönüşüyor.  1894 tarihinde Maarif Nezaretince 4400 Osmanlı altınına satın alınarak, bugün eğitim-öğretim faaliyetini sürdürdüğü Vefa semtindeki Sadrazam Şirvenizade Mütercim Rüştü Paşa Konağı’na taşınan okul, buraya taşındıktan bir müddet sonra adı değişiyor ve Vefa İdadi-i Mülk-i Şahanesi oluyor. Okul 1911 yılında ise bazı idadilerle birlikte Vefa Mekteb-i Sultanisi adını alıyor.

Cumhuriyet’in ilanından sonra 1924’te bütün sultanilerin ve idadilerin adı liseye dönüştürülünce okulun adı, Vefa Erkek Lisesi oluyor. Bu arada uzun süren savaşlarda genç nüfusun azalması sonucu bazı liseler gibi Vefa Erkek Lisesi de 1925 yılında ortaokula dönüştürülmüş ve Kadırga’daki Eczacılık Okulu binasına taşınarak Vefa Orta Mektebi adını almış. Bu duruma üzülen Vefalılar, 1933 yılında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Vefa mezunu Kemal Gedeleç’in de katkılarıyla okullarının Vefa’daki eski mekanında Vefa Lisesi olarak öğretimine devamını sağlamışlar.

Anadolu Liselerinin yaygınlaşması üzerine Vefa Lisesi de, 1989-1990 öğretim yılında statü değişikliği yaparak Vefa Anadolu Lisesi adını almış. Okulun adı daha sonra mezunlarının, kuruluşlarının ve öğretmenler kurulunun isteğinin Bakanlıkça uygun görülmesi üzerine 2001-2002 öğretim yılında tarihi adı olan Vefa Lisesi’ne dönüştürülmüş.

2005-2006 öğretim yılında Anadolu liselerinin dört yıl süreli okullar haline gelmesi üzerine okulun yabancı dil ağırlıklı eğitiminin aksayacağı düşüncesiyle okul statüsünün (Hazırlık+4 yıl) toplam beş yıl öğretim süreli Anadolu Lisesi olma girişimi bakanlıkça kabul görmüş ve okul 2006-2007 öğretim yılından itibaren bu statüye kavuşmuş. Şu an da 1+4 sistemiyle eğitim yapan beş yıllık bir eğitim kurumu...

MARŞLAR SÖYLEYEREK BÜTÜN OKUL SAVAŞA GİDİYOR

1912’de Balkan Savaşı patlak vermiş, düşman Çatalca’ya kadar ilerlemiş, İstanbul’dan göçler başlamış ve başşehri kaybetmek dahi an meselesi olmuştu. Beliren bu vahim durum üzerine Vefa Sultanisi öğrencileri, bir toplantı düzenleyerek maarif yetkililerine gönüllü olarak vatan hizmetine katılmak istediklerini bildirmişler. Bu karara öğretmenlerde katılmış ve okulda eli silah tutan herkes gönüllü olarak cepheye gitmiş. 1915-1916 eğitim döneminde öğrenciler ve öğretmenler, asker üniforması giyerek ve okulun bahçesinde toplanıp marşlar söyleyerek Şehzadebaşı’na çıkmışlardı. Meydanda toplanan İstanbullular, henüz oyun çağında olan bu çocukların, cepheye koşma konusunda gözlerindeki azim ve kararlığı izliyorlardı. Vefalılar coşkun alkışlarla ve dualarla savaşa uğurlanmışlar ve tabii yine gidenlerin çoğunda görüldüğü üzere bunlar da geri dönememişlerdi.

VEFA’DA EĞİTİMİN TEMELİNİ BİLİM, SEVGİ VE HOŞGÖRÜ OLUŞTURUYOR

Vefalılar Derneği Başkanı İsmail Hakkı BaliçVefa Lisesi’nde yatılı öğrenci olarak okuduğunu, mezun olduktan sonra da okulla ilişkisini koparmadığını söyleyen Vefalılar Derneği Başkanı İsmail Hakkı Baliç, “Vefa Lisesi’nde öğrenciliğim bittikten sonra “etüt ağabeyliği” yaptım. Üniversiteyi bitirene kadar devam ettim etüt ağabeyliği yapmaya. Üniversite sonrası da liseyle bağım kopmadı, hizmetlerime devam ediyorum. Mezunlar Derneği ve Vefa Lisesi Eğitim Vakfı Olarak, eğitim seviyesinin yükselmesi amacıyla öğrencilerimize burs sağlıyoruz, okulun ekipman ihtiyacını gideriyoruz. Şu an da Vefa Lisesi, her anlamda eğitime hazır vaziyette… Özel okul seviyesine yakın fiziki imkanlara sahip. Tabii ki sadece fiziki imkanlar yeterli olmuyor. Eğitimin yükselmesi için kaliteli öğretmenleri de elde tutmak lazım” dedi.

Vefa Lisesi’nde kendi döneminde verilen eğitimle şimdiki eğitimi de kıyaslayan İsmail Hakkı Baliç, kendi okuduğu yıllarda tam gün eğitim yapıldığını ve dersler bittikten sonra da öğrencilerin etüt çalışmalarına katılabildiğini ifade etti. Ayrıca öğrencilerin sosyal faaliyetlere daha fazla zaman ayırabildiğini belirten Baliç, “Bizim zamanımızda yarış atı gibi sınav kazanmak için koşturmuyordu öğrenciler. Sinema, tiyatro gibi etkinliklere daha fazla gidiyorlardı. Mesela biz, öğrencilik dönemizde bando ve birtakım enstrümanlarımızı alır, Vefaspor’un maçını izlemeye giderdik” diye konuştu.

İsmail Hakkı Baliç, Vefa Lisesi’nde bilim, sevgi ve hoşgörünün hep beraber olduğu ve onların birlikte yoğrulduğu bir sistemle öğrencilerin yetiştirildiğini ifade ederek, lisenin eğitimde benimsediği temel ilkeleri şöyle sıralıyor: “İnsana ve öğrenciye öncelik vermek, yükseköğretimde gerekli temel becerileri kazandırmak, ulusun mutluluğunun bireysel mutluluğun üstünde olduğunu benimsetmek, Atatürkçü düşünce sistemini ve demokratik yaşamı özümsetmek, “bilim, sevgi ve hoşgörü” yü hayat felsefesi olarak öğretmek, katılımcı ve paylaşımcı takım ruhunu yerleştirmek, özgür ve bilimsel düşünceyi ön plana çıkartmak, öğrenmeyi öğretmek ve bilgiyi kullandırtmak, kalite ve verimliliği yaşamın amacı haline getirmek.”

VEFA MARŞI

Biz Vefa Lisesi öğrencileri

Bilgi ordusunun gönüllü eri

Kalbi sevgi dolu, fikri ileri

Aydınlatacağız yurtta her yeri

Senin için ilim, irfan, şeref, şan

Senin için her şey, ey güzel vatan

Kalbimizde bu hür, mukaddes toprak

Elimizde ecdat, ruhu al bayrak

Nesil nesil, alev alev yanarak

Vefalılar sana geliyorlar bak

Senin için ilim, irfan, şeref, şan

Senin için her şey, ey güzel vatan

Vefa Marşı, 1953 yılında okulun edebiyat öğretmeni merhume Behice Kaplan tarafından yazılmış, okulun müzik öğretmeni merhum Şahap Öktem tarafından bestelenmiştir.

VEFALI MEZUNLARDAN BİR DEMET

Ülkemizin en eski okullarından birisi olan ve Türkiye'de ilk Türkçe eğitim yapan lise olma özelliğini taşıyan Vefa Lisesi’nden pek çok ünlü ve önemli isim mezun oldu. İşte bu isimlerden bazıları:

AKADEMİSYENLER

Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal

Prof. Dr. Toktamış Ateş

Prof. Dr. Sabahattin Zaim

Ordinaryüs Prof. Dr. Süheyl Ünver

Ord. Prof. Naci Bengisu

Prof. Dr. Sezai Bedrettin Tümay

EĞİTİM VE FİKİR ADAMLARI

Hasan Ali Yücel

Dr. Abdülhak Adnan Adıvar

Dr.Rüstem Eyüboğlu

Nurullah Dal

İsmail Hakkı Baltacıoğlu

Prof. Dr. Oktar Türel

EDEBİYATÇILAR

Mehmet Akif Ersoy

Yahya Kemal Beyatlı

Peyami Safa

Yusuf Ziya Ortaç

Faruk Nafız Çamlıbel

Ahmet Şuayb

SANATÇILAR

Gazanfer Özcan

Kemal Sunal

Şener Şen

Müjdat Gezen

Erol Büyükburç

Elif Naci

BASIN-YAYIN MENSUPLARI

Uğur Dündar

Bülent Özveren

Ahmet Altan

Sadettin Teksoy

İslam Çupi

Orhan Ertanhan

POLİTİKACILAR

Şemseddin Günaltay

Mustafa Abdülhalik Renda

Ord. Prof. Abdülhak  Kemal Yörük

Hasan Basri Aktan

İŞ ADAMLARI

Vefa Küçük

Nejat Ekrem Basmacı

Dr. Vasıf Topçu

Yusuf Öztiryaki

HEKİMLER

Salim Ahmet Çalışkan

Mustafa Kemal Gavuzoğlu

Talha Yücel

Mehmet Ali Kavcar

Sedat Ongun

Necdet Ejder

“1876 yılından bu yana Vefa semtinde meşhur Vefa Bozası'nı üreten Vefa Bozacısı, Vefa Lisesi'nin oldukça yakınında bulunmaktadır. Vefa Lisesi mezunları da, öğrencilik dönemlerini anmak için okullarında toplanmak üzere belirledikleri geleneksel mezunlar gününe Boza Günü adını vermişlerdir. Boza Günü'nde ziyaretçilere Vefa Bozası ikram edilir. Boza Günü, her Mayıs ayının ilk pazar günü düzenlenir.”

Son Güncelleme: Cuma, 24 Ekim 2014 12:32

Gösterim: 8914

Cumhuriyetimizin ilanı ile birlikte, eğitim alanında da büyük değişimlerin gerçekleştirildiği bilinmektedir. Geçen 91 yıllık süre içinde çok sayıdaki sivil toplum kuruluşları (STK), alanlarıyla ilgili yapılanmaya gitmişlerdir. Gerçi toplumumuzda meslek sahiplerinin dayanışması tarihsel olarak yüzyıllar öncesine uzanmaktadır. Ancak eğitim alanında hizmet veren özel sektör kurumları dayanışmasının ilk örneği 1951 yılında özel okullar tarafından gerçekleştirilmiş ve kurulan Dernek günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

Cumhuriyetin ilanından önce, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan yabancılar tarafından açılışlarına izin verilmiş ve yasal adları "özel yabancı okullar" olan okullara, öğrenimlerini yabancı dil ile yapabilmesi, öğretim programlarında bazı esnekliklerin bulunması ve gelir vergisinden muaf olması gibi istisnalar tanınmıştır.

Yabancı kurucular tarafından açılan özel okullardaki eğitim uygulamaları ve özellikle etkin yabancı dil öğretimindeki başarıyı fark eden gençler bu okullara yönelmekteydi. Cumhuriyet’in ilanından iki yıl sonra 1925 yılından itibaren, bu amaçla sınırlı sayıda ve Türkiye'nin belli yerlerinde, yabancı okullara eş değer okullar açılma çalışmaları Milli Eğitim Bakanlığınca başlatılmış ve iki-üç yıl sonra kolej adındaki yeni okul türü eğitim sistemimize katılmıştır.

1950'li yılları imkan ve şartlarında, özel Türk okullarından hizmet satın alabilecek öğrenci sayısının az olması, özel okulların daha iyi kalitede eğitim vererek cazibelerini arttırma gereğini ortaya çıkarmıştır. Özel Türk okullarının yabancı okullarla aynı statüye kavuşma isteklerine ise Bakanlıkça olumlu yanıt verilmemiştir. Aynı hizmeti veren grubun içindekilerden bir bölümüne istisna tanınıp diğerlerinin mahrum bırakılması açık bir çelişki idi. Haklı taleplerinin birlik içinde sektör olarak savunulmasının daha etkili olacağı düşüncesi ile Cumhuriyet’in ilanından 28 yıl sonra kurulan Dernek, resmi makamlar nezdinde girişimlerini yoğunlaştırdı.

Yabancı okullara tanınmış olan hakların kendilerine de verilmesi ayrıca özel okulculuğun ülke genelinde yaygınlaşmasının sağlanması amacıyla özel Türk okulları tarafından, 1951 tarihinde Şişli’de “Türk Özel Okulları Derneği” kuruldu. Dernek tüzüğünün amaçlarına bakınca, bu isim altında kurulmasının sebebi kolayca anlaşılmaktadır.

Özel okullar, aynı mevzuat hükümleri kapsamında olmak üzere; Özel Türk okulları, özel azınlık okulları (T.C. vatandaşı azınlık çocuklarının devam ettiği okullar), özel yabancı okullar, özel eğitim okulları ve özel uluslararası okullar olarak hizmet vermektedirler.

1950’li yıllarda ise yine aynı mevzuata tabi olmak üzere özel yabancı okullar, özel azınlık okulları ve özel Türk okulları olmak üzere üç grup halinde faaliyet göstermekteydiler. Ancak uygulamada yabancı okullara tanınan ayrıcalıklardan dolayı Türk özel okulları kendilerini (mağduriyetlerini)  ifade etmek için Türk Özel Okulları Derneği ismi altında bir araya gelmişlerdir.

Derneğin kurucuları:

Yeni Kolej'in kurucusu Mehmet Ali Haşmet Kırca (Derneğin ilk başkanı), Boğaziçi Lisesi kurucusu Kudret Sandalcı ve Aydın ilkokulu kurucusu Münevver Aydın'dır. Bu kurucular aynı zamanda okullarında müdür olarak da görev yapmaktadırlar.

Derneğin amaçları arasında yer alan; yabancı okullara uygulanan yabancı dil öğretim programlarının özel Türk okullarında da uygulanması, yabancı okullarda uygulanan ders program ve metotlarındaki esnekliklerin kendi okullarına da sağlanması, yabancı okullar için uygulanan gelir vergisi muafiyetinin özel Türk okullarına da tanınarak bu okullar üzerindeki mali yükün hafifletilmesi,

Özel Türk okullarının ülke genelinde yaygınlaşmasını sağlayacak mevzuatın düzenlenmesi, hususlarının da bulunduğu dernek tüzüğü, dernek yönetimi tarafından o dönemin Milli Eğitim Bakanı Merhum Tevfik İleri'ye iletilmiştir. Ancak amaçların gerçekleşmesi için daha uzun yıllar beklenmesi gerekecektir.

Eğitim alanındaki ilk birlikteliği gerçekleştiren yönetim kurulu ve kendilerinden sonraki yönetim kurulları, saptanan amaçların sınırlarını taşırmamış, ticari gayeleri ilk sıraya çıkarmamış, siyasi veya sosyal eğilimlerini dernek sınırları içine taşımamış ve kamu hizmeti yapan bir kuruluş gibi faaliyette bulunmuşlardır. Dolayısıyla ülkemizde zaman zaman görülen olağan üstü dönemlerde bile çok kısa süreli geçici kapatmalar dışında hizmetinde hiçbir kesinti olmamıştır. Yapılan tüzük düzenlemeleri uyarınca Dernek adında değişiklikler yapılmasına rağmen kuruluşundaki amaçlar ve bu amaçların gerçekleştirilmesi hep temel hedef olarak kalmıştır.

Hizmetlerini bu inançla devam ettiren Dernek, hedefledikleri amaçlarının tamamını değilse de bir kısmını elli yıl sonra da olsa elde etmenin hazzını duyduğunu sanıyorum. Yönetim kademesinde bulunanlar bu sektörün yaşamasının kaliteli eğitim vermek, gelişen teknolojik imkanlardan azami derecede yararlanmak ve Dernek Genel Kurullarınca belirlenen ilkelerin titizlikle uygulanması gerektiğini her ortamda ifade etmişlerdir. Bu yaklaşım ve anlayış 63 yıl boyunca etkin kılınmaya çalışılmıştır.

Kuruluşunda asil ve fahri üye olarak toplam 59 üyesi vardı. Bu üyelerin hemen tamamı İstanbul'daki özel  okullar olduğundan, lokal bir Dernek konumunda idi. Bugün ise ülkemizin her yöresinde eğitim faaliyeti gösteren özel okulun üyesi olduğu büyük bir STK haline gelmiştir.

Beyoğlu - İstanbul adresinde, Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği adı altında hizmetlerini sürdüren Dernek; European Council of International Schools (ECIS) (Avrupa Uluslararası Okullar Birliği), European Council of National Association of Independent Schools (ECNAIS) (Avrupa Birliği Ulusal Özel Okullar Derneği) gibi STK’ların aktif üyesi olarak faaliyet göstermektedir. Gerçekleştirdiği yurtiçi ve yurtdışındaki eğitim, öğretim, yönetim, sosyal ve teknolojik alandaki gelişmelere ilişkin hizmet içi organizasyonları, eğitim ile ilgili yayınlar, sempozyum, panel ve konferanslarla üyesi olan ve olmayan bütün katılımcılara hizmet sunmaya devam etmektedir.

2000 yılından bu yana hiç aksatılmadan, bin kişiyi aşan katılımcı sayısıyla düzenlenen, yerli ve yabancı birçok akademisyenin sunumda bulunduğu "Geleneksel Eğitim Sempozyumları" genel eğitim sistemimize projektör tutmaktadır.

Bu sempozyumlarda maarif sistemimiz hakkında kapsamlı analizler yapılmakta eğitimimize farklı pencerelerden bakılarak eğitim alanındaki gelişmelerin sisteme kazandırılması yönünde bilgi havuzları oluşturulmaktadır. Cumhuriyetimiz var oldukça Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği’nin hizmetlerine devam etmesini yürekten dileriz.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2004 yılı istatistiklerinde genel örgün eğitim sistemimiz içerisindeki özel okul öğrenci sayısı 245.414 olarak belirtilmiştir. Bu sayı genel örgün eğitim içindeki öğrencilerin %1.7'sidir.

2014 yılı istatistiklerinde ise öğrenci sayısı 629.414 olarak belirtilmiştir https://canadianviagras.net. Oran da % 4.36 'ya ulaşmıştır. On yıllık süre sonunda, özel okullarda öğrenim gören öğrenci sayısında 2,5 kattan fazla artış gerçekleşmiştir.

5628 sayılı yasa gereğince özel dershanelerin yaklaşık % 10-15'inin özel okula dönüşme ihtimali ve Devletçe verilen eğitim öğretim desteğinin de etkisiyle özel okullarda öğrenim gören öğrenci sayısının 2014-2015 öğretim yılı sonunda tahminen 750.000 civarına ulaşacağını söyleyebiliriz.

2014-2015 öğretim yılının başından itibaren resmi okullarda okuyan öğrencilerden özel okullara geçmek isteyenlere Devlet bütçesinden eğitim desteği verilmektedir. Yine 2014-2015 öğretim yılında özel okullarda okuyan öğrencilere resmi okullarda olduğu gibi ücretsiz kitap verilmektedir. Özel okul öğrencilerine verilen bu mali destekler, tabii ki hükümetin verdiği karar üzerine yapılan yasal düzenlemeler sonucudur. Ancak ilk defa gerçekleşen bu olumlu gelişmelerden herkes kendisine bir mutluluk payı çıkarmaktadır.

Yukarıda birkaç kez vurguladığımız gibi ilk tüzüğünde amaç olarak belirlemiş ve 63 yıl boyunca özel okul sektörünü destekleyici uygulamaların hayata geçirilmesi, özel okulların ülke genelinde yaygınlaşması hatta % 20-30 oranlarına ulaşması için imkanları nispetinde, yönetimde bulunan her Milli Eğitim Bakanı'na ve bürokratına sabır ve inançla sesini duyurmaya çalışan Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği'nin de kendisine bir mutluluk payı çıkarma hakkı elbette vardır. Bu bağlamda gösterilen emek ve çabaların geç ve sınırlı da olsa karşılık bulması memnuniyet vericidir.

Önümüzdeki dönemlerde:

Özel okulların öğrencilerini hangi şekil ve şartlara göre alacaklarına kendilerinin karar verebilmesi, Milli Eğitim Temel Kanunu hükümleri çerçevesinde olmak koşulu ile daha dinamik ve farklılıkları ortaya çıkartabilecek program ve metotların okul yönetimlerince uygulanabilmesi, eğitimle ilgili mevzuat düzenlemelerinin ve kararlarının uygulayıcılarla birlikte hazırlanması gibi talepler için uzun yıllar beklenmemesi ümidiyle emeği geçen herkese, sektör adına samimiyetle teşekkür etmek gerekir.

Hasan EREN Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Yönetim Danışmanı

 

 

 

 

 

 

 

Hasan EREN

Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği

Yönetim Danışmanı

> 91 yıllık Cumhuriyetimizde özel okullar

Cumhuriyetimizin ilanı ile birlikte, eğitim alanında da büyük değişimlerin gerçekleştirildiği bilinmektedir. Geçen 91 yıllık süre içinde çok sayıdaki sivil toplum kuruluşları (STK), alanlarıyla ilgili yapılanmaya gitmişlerdir. Gerçi toplumumuzda meslek sahiplerinin dayanışması tarihsel olarak yüzyıllar öncesine uzanmaktadır. Ancak eğitim alanında hizmet veren özel sektör kurumları dayanışmasının ilk örneği 1951 yılında özel okullar tarafından gerçekleştirilmiş ve kurulan Dernek günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

Cumhuriyetin ilanından önce, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan yabancılar tarafından açılışlarına izin verilmiş ve yasal adları "özel yabancı okullar" olan okullara, öğrenimlerini yabancı dil ile yapabilmesi, öğretim programlarında bazı esnekliklerin bulunması ve gelir vergisinden muaf olması gibi istisnalar tanınmıştır.

Yabancı kurucular tarafından açılan özel okullardaki eğitim uygulamaları ve özellikle etkin yabancı dil öğretimindeki başarıyı fark eden gençler bu okullara yönelmekteydi. Cumhuriyet’in ilanından iki yıl sonra 1925 yılından itibaren, bu amaçla sınırlı sayıda ve Türkiye'nin belli yerlerinde, yabancı okullara eş değer okullar açılma çalışmaları Milli Eğitim Bakanlığınca başlatılmış ve iki-üç yıl sonra kolej adındaki yeni okul türü eğitim sistemimize katılmıştır.

1950'li yılları imkan ve şartlarında, özel Türk okullarından hizmet satın alabilecek öğrenci sayısının az olması, özel okulların daha iyi kalitede eğitim vererek cazibelerini arttırma gereğini ortaya çıkarmıştır. Özel Türk okullarının yabancı okullarla aynı statüye kavuşma isteklerine ise Bakanlıkça olumlu yanıt verilmemiştir. Aynı hizmeti veren grubun içindekilerden bir bölümüne istisna tanınıp diğerlerinin mahrum bırakılması açık bir çelişki idi. Haklı taleplerinin birlik içinde sektör olarak savunulmasının daha etkili olacağı düşüncesi ile Cumhuriyet’in ilanından 28 yıl sonra kurulan Dernek, resmi makamlar nezdinde girişimlerini yoğunlaştırdı.

Yabancı okullara tanınmış olan hakların kendilerine de verilmesi ayrıca özel okulculuğun ülke genelinde yaygınlaşmasının sağlanması amacıyla özel Türk okulları tarafından, 1951 tarihinde Şişli’de “Türk Özel Okulları Derneği” kuruldu. Dernek tüzüğünün amaçlarına bakınca, bu isim altında kurulmasının sebebi kolayca anlaşılmaktadır.

Özel okullar, aynı mevzuat hükümleri kapsamında olmak üzere; Özel Türk okulları, özel azınlık okulları (T.C. vatandaşı azınlık çocuklarının devam ettiği okullar), özel yabancı okullar, özel eğitim okulları ve özel uluslararası okullar olarak hizmet vermektedirler.

1950’li yıllarda ise yine aynı mevzuata tabi olmak üzere özel yabancı okullar, özel azınlık okulları ve özel Türk okulları olmak üzere üç grup halinde faaliyet göstermekteydiler. Ancak uygulamada yabancı okullara tanınan ayrıcalıklardan dolayı Türk özel okulları kendilerini (mağduriyetlerini)  ifade etmek için Türk Özel Okulları Derneği ismi altında bir araya gelmişlerdir.

Derneğin kurucuları:

Yeni Kolej'in kurucusu Mehmet Ali Haşmet Kırca (Derneğin ilk başkanı), Boğaziçi Lisesi kurucusu Kudret Sandalcı ve Aydın ilkokulu kurucusu Münevver Aydın'dır. Bu kurucular aynı zamanda okullarında müdür olarak da görev yapmaktadırlar.

Derneğin amaçları arasında yer alan; yabancı okullara uygulanan yabancı dil öğretim programlarının özel Türk okullarında da uygulanması, yabancı okullarda uygulanan ders program ve metotlarındaki esnekliklerin kendi okullarına da sağlanması, yabancı okullar için uygulanan gelir vergisi muafiyetinin özel Türk okullarına da tanınarak bu okullar üzerindeki mali yükün hafifletilmesi,

Özel Türk okullarının ülke genelinde yaygınlaşmasını sağlayacak mevzuatın düzenlenmesi, hususlarının da bulunduğu dernek tüzüğü, dernek yönetimi tarafından o dönemin Milli Eğitim Bakanı Merhum Tevfik İleri'ye iletilmiştir. Ancak amaçların gerçekleşmesi için daha uzun yıllar beklenmesi gerekecektir.

Eğitim alanındaki ilk birlikteliği gerçekleştiren yönetim kurulu ve kendilerinden sonraki yönetim kurulları, saptanan amaçların sınırlarını taşırmamış, ticari gayeleri ilk sıraya çıkarmamış, siyasi veya sosyal eğilimlerini dernek sınırları içine taşımamış ve kamu hizmeti yapan bir kuruluş gibi faaliyette bulunmuşlardır. Dolayısıyla ülkemizde zaman zaman görülen olağan üstü dönemlerde bile çok kısa süreli geçici kapatmalar dışında hizmetinde hiçbir kesinti olmamıştır. Yapılan tüzük düzenlemeleri uyarınca Dernek adında değişiklikler yapılmasına rağmen kuruluşundaki amaçlar ve bu amaçların gerçekleştirilmesi hep temel hedef olarak kalmıştır.

Hizmetlerini bu inançla devam ettiren Dernek, hedefledikleri amaçlarının tamamını değilse de bir kısmını elli yıl sonra da olsa elde etmenin hazzını duyduğunu sanıyorum. Yönetim kademesinde bulunanlar bu sektörün yaşamasının kaliteli eğitim vermek, gelişen teknolojik imkanlardan azami derecede yararlanmak ve Dernek Genel Kurullarınca belirlenen ilkelerin titizlikle uygulanması gerektiğini her ortamda ifade etmişlerdir. Bu yaklaşım ve anlayış 63 yıl boyunca etkin kılınmaya çalışılmıştır.

Kuruluşunda asil ve fahri üye olarak toplam 59 üyesi vardı. Bu üyelerin hemen tamamı İstanbul'daki özel  okullar olduğundan, lokal bir Dernek konumunda idi. Bugün ise ülkemizin her yöresinde eğitim faaliyeti gösteren özel okulun üyesi olduğu büyük bir STK haline gelmiştir.

Beyoğlu - İstanbul adresinde, Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği adı altında hizmetlerini sürdüren Dernek; European Council of International Schools (ECIS) (Avrupa Uluslararası Okullar Birliği), European Council of National Association of Independent Schools (ECNAIS) (Avrupa Birliği Ulusal Özel Okullar Derneği) gibi STK’ların aktif üyesi olarak faaliyet göstermektedir. Gerçekleştirdiği yurtiçi ve yurtdışındaki eğitim, öğretim, yönetim, sosyal ve teknolojik alandaki gelişmelere ilişkin hizmet içi organizasyonları, eğitim ile ilgili yayınlar, sempozyum, panel ve konferanslarla üyesi olan ve olmayan bütün katılımcılara hizmet sunmaya devam etmektedir.

2000 yılından bu yana hiç aksatılmadan, bin kişiyi aşan katılımcı sayısıyla düzenlenen, yerli ve yabancı birçok akademisyenin sunumda bulunduğu "Geleneksel Eğitim Sempozyumları" genel eğitim sistemimize projektör tutmaktadır.

Bu sempozyumlarda maarif sistemimiz hakkında kapsamlı analizler yapılmakta eğitimimize farklı pencerelerden bakılarak eğitim alanındaki gelişmelerin sisteme kazandırılması yönünde bilgi havuzları oluşturulmaktadır. Cumhuriyetimiz var oldukça Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği’nin hizmetlerine devam etmesini yürekten dileriz.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2004 yılı istatistiklerinde genel örgün eğitim sistemimiz içerisindeki özel okul öğrenci sayısı 245.414 olarak belirtilmiştir. Bu sayı genel örgün eğitim içindeki öğrencilerin %1.7'sidir.

2014 yılı istatistiklerinde ise öğrenci sayısı 629.414 olarak belirtilmiştir https://canadianviagras.net. Oran da % 4.36 'ya ulaşmıştır. On yıllık süre sonunda, özel okullarda öğrenim gören öğrenci sayısında 2,5 kattan fazla artış gerçekleşmiştir.

5628 sayılı yasa gereğince özel dershanelerin yaklaşık % 10-15'inin özel okula dönüşme ihtimali ve Devletçe verilen eğitim öğretim desteğinin de etkisiyle özel okullarda öğrenim gören öğrenci sayısının 2014-2015 öğretim yılı sonunda tahminen 750.000 civarına ulaşacağını söyleyebiliriz.

2014-2015 öğretim yılının başından itibaren resmi okullarda okuyan öğrencilerden özel okullara geçmek isteyenlere Devlet bütçesinden eğitim desteği verilmektedir. Yine 2014-2015 öğretim yılında özel okullarda okuyan öğrencilere resmi okullarda olduğu gibi ücretsiz kitap verilmektedir. Özel okul öğrencilerine verilen bu mali destekler, tabii ki hükümetin verdiği karar üzerine yapılan yasal düzenlemeler sonucudur. Ancak ilk defa gerçekleşen bu olumlu gelişmelerden herkes kendisine bir mutluluk payı çıkarmaktadır.

Yukarıda birkaç kez vurguladığımız gibi ilk tüzüğünde amaç olarak belirlemiş ve 63 yıl boyunca özel okul sektörünü destekleyici uygulamaların hayata geçirilmesi, özel okulların ülke genelinde yaygınlaşması hatta % 20-30 oranlarına ulaşması için imkanları nispetinde, yönetimde bulunan her Milli Eğitim Bakanı'na ve bürokratına sabır ve inançla sesini duyurmaya çalışan Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği'nin de kendisine bir mutluluk payı çıkarma hakkı elbette vardır. Bu bağlamda gösterilen emek ve çabaların geç ve sınırlı da olsa karşılık bulması memnuniyet vericidir.

Önümüzdeki dönemlerde:

Özel okulların öğrencilerini hangi şekil ve şartlara göre alacaklarına kendilerinin karar verebilmesi, Milli Eğitim Temel Kanunu hükümleri çerçevesinde olmak koşulu ile daha dinamik ve farklılıkları ortaya çıkartabilecek program ve metotların okul yönetimlerince uygulanabilmesi, eğitimle ilgili mevzuat düzenlemelerinin ve kararlarının uygulayıcılarla birlikte hazırlanması gibi talepler için uzun yıllar beklenmemesi ümidiyle emeği geçen herkese, sektör adına samimiyetle teşekkür etmek gerekir.

Hasan EREN Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Yönetim Danışmanı

 

 

 

 

 

 

 

Hasan EREN

Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği

Yönetim Danışmanı

Son Güncelleme: Perşembe, 16 Ekim 2014 09:38

Gösterim: 3699

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) raporuna göre, “1930 ve 2010 yılları arasındaki 80 yıllık dönemde öğrenci nüfusu 20 kattan fazla artış gösterirken, öğretmen nüfusunda da neredeyse 30 kat artış görüldüğü belirtildi.

Eğitim göstergeleri açısından OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer alan Türkiye’nin eğitim sisteminde pek çok farklı sorun alanı bulunuyor. Bunların başında okul öncesi eğitim, eğitimin niteliği, öğretmen niteliği ve yönetişim geliyor. Geçtiğimiz yıla baktığımızda, bu alanlarda sınırlı iyileşmeler görebildiğimizi söyleyen ERG Yayın Koordinatörü Alper Dinçer, Cumhuriyet’ten günümüze Türk eğitim sisteminde mevcut tabloyu, yaşanan sorunları ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerini paylaştı.

Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) yayınladığı, Türk eğitim sisteminde, 2013 yılında yaşanan gelişmeleri değerlendiren ve eğitim sisteminin dört ana bileşeni (öğrenci, öğretmenler, eğitimin içeriği, öğrenme ortamları) ile yönetişim ve finansmanı ayrıntılı bir biçimde izleyen Eğitim İzleme Raporu’nda, Türk eğitim sistemindeki sorunlara ve çözüm önerilerine yer veriliyor.

ERG Araştırma Koordinatörü Alper Dinçer, özellikle veri temelli, kanıta dayalı politika yapım süreçlerinin saydamlık ve katılımcılık ilkeleri temelinde yönetilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayarak, “Eğer bu alanlarda ilerleme kaydedersek diğer sorunlarımızı çözmek için de büyük bir adım atmış olacağız” diyor. Öncelikle, siyasi iradenin veri temelli kanıta dayalı politika süreçlerini, saydamlık ve katılımcılık ilkelerini sahiplenmesi gerektiğini söyleyen Dinçer, bu alanlarda ilerleme kaydedildiğinde, diğer sorunların çözülmesi konusunda büyük bir adımın atılacağını ifade ediyor.

Türk eğitim sisteminin Cumhuriyet döneminden günümüze kadar olan gelişim sürecindeki okullaşma oranı, öğrenci ve öğretmen sayıları hakkında şu bulguları aktarıyor:

“1930 ve 2010 yılları arasındaki 80 yılda ilköğretim düzeyinde öğrenci ve öğretmen sayılarında çok büyük artışlar görüyoruz. Öğrenci nüfusu 20 kattan fazla artış gösterirken, öğretmen nüfusunda da neredeyse 30 kat artış görülüyor.

Tablo 1: İlköğretim

Yıllar

Öğretmen Sayısı

Öğrenci Sayısı

Öğretmen Başına Düşen Öğrenci Sayısı

1930

17386

516392

30

1950

40399

1684813

42

1970

161173

5796879

36

1990

272472

9243232

34

2010

503328

10981100

22

Benzer bir tablo ortaöğretim için de geçerlidir. 1930’un Türkiye’sinde ortaöğretim düzeyinde sadece 1.452 öğretmen var. 2010’da, 80 yıl sonra bu sayının 220 bini aştığını görüyoruz. Öğrenci sayısı ise 80 yılda 14 bin 800’den 4.8 milyona vardı.”

Tablo 2: Ortaöğretim

Yıllar

Öğretmen Sayısı

Öğrenci Sayısı

Öğretmen Başına Düşen Öğrenci Sayısı

1930

1452

14800

10

1950

6442

75458

12

1970

25175

497886

20

1990

112775

1426632

12

2010

222705

4748610

21

Öğretmen başına düşen öğrenci sayısının girdi düzeyinde eğitimin niteliğinin önemli göstergelerinden biri olduğunu dile getiren Alper Dinçer konuşmasını şöyle sürdürüyor: “İlköğretim düzeyinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısının son seksen yılda gerilediğini görüyoruz. Ancak, ortaöğretim için bunu söylememiz mümkün değil. 1930’da Türkiye’de ortaöğretim düzeyinde bir öğretmene 10 öğrenci düşerken 2010’da 21 öğrenci düşüyor. Bu bize ortaöğretim düzeyinde eğitime erişim yaygınlaştıkça ve daha fazla öğrenci liseye devam etmeye başladıkça öğretmenlerin yükünün arttığını gösteriyor.”

4+4+4 OKUL ÖNCESİ OKULLAŞMA ORANINI OLUMSUZ ETKİLEDİ

ERG Yayın Koordinatörü Alper DinçerAlper Dinçer, son yayınlanan Eğitim İzleme Raporu’nun bulgularına dayanarak Türk eğitim sistemine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Eğitim sisteminde pek çok alanda ilerleme sağlanmasını bekliyoruz. Bunların başında, okulöncesi eğitim, eğitimin niteliği, öğretmen niteliği ve yönetişim geliyor. Geçtiğimiz yıla baktığımızda, bu alanlarda ancak sınırlı iyileşmeler görebiliyoruz.

Erken çocukluk eğitimi, Türkiye’deki en önemli eğitim politikası önceliklerinden birisidir. Son yıllarda bu alana odaklanan uygulamalara ve kaydedilen gelişmelere rağmen, henüz okul öncesi eğitime katılımda hedeflenen düzeye ulaşılamadı. ‘4+4+4’ sistemine geçişte okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamına alınmamış olması ve ilkokula başlama yaşındaki değişiklik de, okul öncesi okullulaşma oranlarını olumsuz biçimde etkiledi. 2013 itibarıyla Türkiye’de okul öncesi eğitimin halen zorunlu ve ücretsiz olmaması önemli bir eksiklik.

GRAFİK 1: OKULÖNCESİ EĞİTİMDE YILLARA GÖRE ÖĞRENCİ SAYILARI VE OKULLULAŞMA ORANLARI, 2003-04 VE 2013-14 YILLARI ARASI













 

Kaynak: MEB, Milli Eğitim İstatistikleri

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), eğitimin niteliğini izlemek için kullandığımız temel göstergelerden biridir. PISA çalışması dünyada üç senede bir 70’i aşkın ülkede gerçekleştiriliyor. PISA, 15 yaş öğrenci nüfusunun matematik, fen ve okuma becerilerini ölçüyor. Bu çalışmaya göre Türkiye’de öğrencilerin yüzde 42’si matematikte temel becerileri elde edememiş durumdadır. Ayrıca, malesef 2009’a kıyasla bir ilerlemeden söz etmek mümkün değil. Bu durum eğitimin niteliği ile ilişkili soru işaretleri yaratıyor.”

GRAFİK 2: 2003-2012 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE’DE ÖĞRENCİLERİN ALT DÜZEY (1. DÜZEY VE ALTI) YETERLİK EĞİLİMİ (%)











 

Kaynak: OECD, 2013

ÖĞRENCİ BAŞARISININ TEMELİ ÖĞRETMENİN NİTELİĞİDİR

Öğrenci başarısının temel belirleyicisinin öğretmenin niteliği olduğu ifade eden Alper Dinçer, bu yüzden Türkiye’de eğitimin niteliğini yükseltmemiz için öğretmenleri iyi biçimde yetiştirmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Dinçer, “2013’te uygulamaya konan Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi’nde (ÖABT) devlet okullarına atanmak için yarışan öğretmen adayları 50 soruda ortalama 22 doğru yanıt verdiler. Bir matematik öğretmeni adayının matematik öğretmenliği alanında sorulan 50 sorunun yarısına doğru yanıt verememiş olması düşündürücüdür” diyor.

GRAFİK 3: ORTALAMA NET DOĞRU SAYISI (ÖABT ALANLARINA GÖRE) (2013)


 










 

 

 

Kaynak: ÖSYM, 2013

Yönetişimde de önemli aksaklıklar görüldüğünü kaydeden Alper Dinçer, sözlerine şöyle devam ediyor: “Eğitim konusunda sıklıkla ve hızla yapılan köklü değişikliklerin tasarım ve uygulama yöntemleri eğitim yönetişiminde yaşanan bütüncül strateji eksiklikleri uzun vadeli planlama yapma sıkıntısını ortaya koyuyor. Aynı anda gerçekleştirilen, yeni ortaöğretime geçiş düzenlemesi, ‘4+4+4’ sonrası uygulamalar, dershanelerin kapatılması ve MEB merkez teşkilatında devam eden yapısal değişikliklerin her zaman birbiriyle uyumlu olmadığı; yukarıda sıralanan ve dikkat gerektiren önceliklerin geri plana atılmasına neden olduğu söylenebilir.” 

ÖĞRETMEN POLİTİKALARINI ATAMA DÖNEMLERİNDE TARTIŞIYORUZ

Eğitim politikasının tüm paydaşlarının öğretmen politikalarının merkezine “eğitimin niteliğini” yerleştirmesi ve sınıfta eğitim-öğretimi güçlendirmek için öğretmen politikasının tasarlanması gerektiğine dikkat çeken Alper Dinçer, “Son yirmi yılda eğitim fakültelerinin akredite edilmesinden, öğretmen niteliğinin ölçütlerinin tanımlanması, performans yönetimi sistemi geliştirilmesinden, okul temelli mesleki gelişim modelleri tasarlanmasına kadar geniş bir yelpazede Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu çeşitli çalışmalar yaptı. Buna karşın faydalı olma potansiyeli yüksek bu çalışmaların yaşama geçirilmediğini görüyoruz. Bu nedenle, öğretmen politikalarında anlamlı ilerlemeler kaydetmekte zorluk çekiyoruz ve öğretmen politikalarını neredeyse sadece öğretmenlerin atama dönemlerinde tartışıyoruz” diye konuşuyor.

> Türkiye’de 80 yılda öğretmen nüfusu 30 kat arttı

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) raporuna göre, “1930 ve 2010 yılları arasındaki 80 yıllık dönemde öğrenci nüfusu 20 kattan fazla artış gösterirken, öğretmen nüfusunda da neredeyse 30 kat artış görüldüğü belirtildi.

Eğitim göstergeleri açısından OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer alan Türkiye’nin eğitim sisteminde pek çok farklı sorun alanı bulunuyor. Bunların başında okul öncesi eğitim, eğitimin niteliği, öğretmen niteliği ve yönetişim geliyor. Geçtiğimiz yıla baktığımızda, bu alanlarda sınırlı iyileşmeler görebildiğimizi söyleyen ERG Yayın Koordinatörü Alper Dinçer, Cumhuriyet’ten günümüze Türk eğitim sisteminde mevcut tabloyu, yaşanan sorunları ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerini paylaştı.

Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) yayınladığı, Türk eğitim sisteminde, 2013 yılında yaşanan gelişmeleri değerlendiren ve eğitim sisteminin dört ana bileşeni (öğrenci, öğretmenler, eğitimin içeriği, öğrenme ortamları) ile yönetişim ve finansmanı ayrıntılı bir biçimde izleyen Eğitim İzleme Raporu’nda, Türk eğitim sistemindeki sorunlara ve çözüm önerilerine yer veriliyor.

ERG Araştırma Koordinatörü Alper Dinçer, özellikle veri temelli, kanıta dayalı politika yapım süreçlerinin saydamlık ve katılımcılık ilkeleri temelinde yönetilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayarak, “Eğer bu alanlarda ilerleme kaydedersek diğer sorunlarımızı çözmek için de büyük bir adım atmış olacağız” diyor. Öncelikle, siyasi iradenin veri temelli kanıta dayalı politika süreçlerini, saydamlık ve katılımcılık ilkelerini sahiplenmesi gerektiğini söyleyen Dinçer, bu alanlarda ilerleme kaydedildiğinde, diğer sorunların çözülmesi konusunda büyük bir adımın atılacağını ifade ediyor.

Türk eğitim sisteminin Cumhuriyet döneminden günümüze kadar olan gelişim sürecindeki okullaşma oranı, öğrenci ve öğretmen sayıları hakkında şu bulguları aktarıyor:

“1930 ve 2010 yılları arasındaki 80 yılda ilköğretim düzeyinde öğrenci ve öğretmen sayılarında çok büyük artışlar görüyoruz. Öğrenci nüfusu 20 kattan fazla artış gösterirken, öğretmen nüfusunda da neredeyse 30 kat artış görülüyor.

Tablo 1: İlköğretim

Yıllar

Öğretmen Sayısı

Öğrenci Sayısı

Öğretmen Başına Düşen Öğrenci Sayısı

1930

17386

516392

30

1950

40399

1684813

42

1970

161173

5796879

36

1990

272472

9243232

34

2010

503328

10981100

22

Benzer bir tablo ortaöğretim için de geçerlidir. 1930’un Türkiye’sinde ortaöğretim düzeyinde sadece 1.452 öğretmen var. 2010’da, 80 yıl sonra bu sayının 220 bini aştığını görüyoruz. Öğrenci sayısı ise 80 yılda 14 bin 800’den 4.8 milyona vardı.”

Tablo 2: Ortaöğretim

Yıllar

Öğretmen Sayısı

Öğrenci Sayısı

Öğretmen Başına Düşen Öğrenci Sayısı

1930

1452

14800

10

1950

6442

75458

12

1970

25175

497886

20

1990

112775

1426632

12

2010

222705

4748610

21

Öğretmen başına düşen öğrenci sayısının girdi düzeyinde eğitimin niteliğinin önemli göstergelerinden biri olduğunu dile getiren Alper Dinçer konuşmasını şöyle sürdürüyor: “İlköğretim düzeyinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısının son seksen yılda gerilediğini görüyoruz. Ancak, ortaöğretim için bunu söylememiz mümkün değil. 1930’da Türkiye’de ortaöğretim düzeyinde bir öğretmene 10 öğrenci düşerken 2010’da 21 öğrenci düşüyor. Bu bize ortaöğretim düzeyinde eğitime erişim yaygınlaştıkça ve daha fazla öğrenci liseye devam etmeye başladıkça öğretmenlerin yükünün arttığını gösteriyor.”

4+4+4 OKUL ÖNCESİ OKULLAŞMA ORANINI OLUMSUZ ETKİLEDİ

ERG Yayın Koordinatörü Alper DinçerAlper Dinçer, son yayınlanan Eğitim İzleme Raporu’nun bulgularına dayanarak Türk eğitim sistemine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Eğitim sisteminde pek çok alanda ilerleme sağlanmasını bekliyoruz. Bunların başında, okulöncesi eğitim, eğitimin niteliği, öğretmen niteliği ve yönetişim geliyor. Geçtiğimiz yıla baktığımızda, bu alanlarda ancak sınırlı iyileşmeler görebiliyoruz.

Erken çocukluk eğitimi, Türkiye’deki en önemli eğitim politikası önceliklerinden birisidir. Son yıllarda bu alana odaklanan uygulamalara ve kaydedilen gelişmelere rağmen, henüz okul öncesi eğitime katılımda hedeflenen düzeye ulaşılamadı. ‘4+4+4’ sistemine geçişte okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamına alınmamış olması ve ilkokula başlama yaşındaki değişiklik de, okul öncesi okullulaşma oranlarını olumsuz biçimde etkiledi. 2013 itibarıyla Türkiye’de okul öncesi eğitimin halen zorunlu ve ücretsiz olmaması önemli bir eksiklik.

GRAFİK 1: OKULÖNCESİ EĞİTİMDE YILLARA GÖRE ÖĞRENCİ SAYILARI VE OKULLULAŞMA ORANLARI, 2003-04 VE 2013-14 YILLARI ARASI













 

Kaynak: MEB, Milli Eğitim İstatistikleri

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), eğitimin niteliğini izlemek için kullandığımız temel göstergelerden biridir. PISA çalışması dünyada üç senede bir 70’i aşkın ülkede gerçekleştiriliyor. PISA, 15 yaş öğrenci nüfusunun matematik, fen ve okuma becerilerini ölçüyor. Bu çalışmaya göre Türkiye’de öğrencilerin yüzde 42’si matematikte temel becerileri elde edememiş durumdadır. Ayrıca, malesef 2009’a kıyasla bir ilerlemeden söz etmek mümkün değil. Bu durum eğitimin niteliği ile ilişkili soru işaretleri yaratıyor.”

GRAFİK 2: 2003-2012 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE’DE ÖĞRENCİLERİN ALT DÜZEY (1. DÜZEY VE ALTI) YETERLİK EĞİLİMİ (%)











 

Kaynak: OECD, 2013

ÖĞRENCİ BAŞARISININ TEMELİ ÖĞRETMENİN NİTELİĞİDİR

Öğrenci başarısının temel belirleyicisinin öğretmenin niteliği olduğu ifade eden Alper Dinçer, bu yüzden Türkiye’de eğitimin niteliğini yükseltmemiz için öğretmenleri iyi biçimde yetiştirmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Dinçer, “2013’te uygulamaya konan Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi’nde (ÖABT) devlet okullarına atanmak için yarışan öğretmen adayları 50 soruda ortalama 22 doğru yanıt verdiler. Bir matematik öğretmeni adayının matematik öğretmenliği alanında sorulan 50 sorunun yarısına doğru yanıt verememiş olması düşündürücüdür” diyor.

GRAFİK 3: ORTALAMA NET DOĞRU SAYISI (ÖABT ALANLARINA GÖRE) (2013)


 










 

 

 

Kaynak: ÖSYM, 2013

Yönetişimde de önemli aksaklıklar görüldüğünü kaydeden Alper Dinçer, sözlerine şöyle devam ediyor: “Eğitim konusunda sıklıkla ve hızla yapılan köklü değişikliklerin tasarım ve uygulama yöntemleri eğitim yönetişiminde yaşanan bütüncül strateji eksiklikleri uzun vadeli planlama yapma sıkıntısını ortaya koyuyor. Aynı anda gerçekleştirilen, yeni ortaöğretime geçiş düzenlemesi, ‘4+4+4’ sonrası uygulamalar, dershanelerin kapatılması ve MEB merkez teşkilatında devam eden yapısal değişikliklerin her zaman birbiriyle uyumlu olmadığı; yukarıda sıralanan ve dikkat gerektiren önceliklerin geri plana atılmasına neden olduğu söylenebilir.” 

ÖĞRETMEN POLİTİKALARINI ATAMA DÖNEMLERİNDE TARTIŞIYORUZ

Eğitim politikasının tüm paydaşlarının öğretmen politikalarının merkezine “eğitimin niteliğini” yerleştirmesi ve sınıfta eğitim-öğretimi güçlendirmek için öğretmen politikasının tasarlanması gerektiğine dikkat çeken Alper Dinçer, “Son yirmi yılda eğitim fakültelerinin akredite edilmesinden, öğretmen niteliğinin ölçütlerinin tanımlanması, performans yönetimi sistemi geliştirilmesinden, okul temelli mesleki gelişim modelleri tasarlanmasına kadar geniş bir yelpazede Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu çeşitli çalışmalar yaptı. Buna karşın faydalı olma potansiyeli yüksek bu çalışmaların yaşama geçirilmediğini görüyoruz. Bu nedenle, öğretmen politikalarında anlamlı ilerlemeler kaydetmekte zorluk çekiyoruz ve öğretmen politikalarını neredeyse sadece öğretmenlerin atama dönemlerinde tartışıyoruz” diye konuşuyor.

Son Güncelleme: Pazartesi, 20 Ekim 2014 09:48

Gösterim: 8154

Ebeveynler okul seçerken nelere dikkat etmeli? Uzmanlar bu sorunun cevabını şöyle veriyor...

Okul, çocuğun gelişiminde önemli adımlardan biridir. Okula başlamak çocuk için; yeni ve karmaşık bir sosyal çevreye girmek, birey olarak toplumda yer almak, dış dünyaya açılmaktır. Okul hayatının başlangıcı, çocuğun yaşamının dönüm noktalarından biridir. Çocukluk dönemi uzmanları, çocukların okula mutlu gelip gidebilmelerinin, onların okula hazır bulunuşluk seviyeleri ile doğru orantılı olduğu konusunda hem fikirdir.

Okula Hazır Bulunurluk

Çocuğun okula başlama döneminde yaşı ile birlikte belirli bir olgunluğa sahip olması beklenir. Belirli becerileri kazanmış olmak, çocuğun okula uyumunu ve adaptasyonunu kolaylaştıracaktır. Ailelerin bu bağlamda takip edeceği gelişim basamakları şu şekilde sıralanabilir;

Özbakım Becerileri: Yemek yeme, el yüz yıkama, tuvalet ihtiyacı gibi ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabiliyor olması önemlidir.

Bağımsızlık: Çocuğun ebeveynle kurduğu ilişkinin bağlılık-bağımlılık sınırını sağlıklı belirleyebilmek önemlidir. Bağımlılıktan uzak, anne babadan ayrılarak akranlarıyla bir arada olabilen çocuk, okula başlarken sınıfına da çok kolay adapte olabilecektir.

Sosyal Beceriler – İletişim:  Çocukların kendilerini ifade edebilmeleri, çevreleri ile olumlu ilişkiler kurabilmeleri, iletişimi başlatamasalar da sürdürebiliyor olmaları okul olgunluğu açısından önemli bir kriterdir.

Okul seçimi sürecinde velilere yol gösterecek değişkenler:

Sevgili anne-babalar okul seçerken tercihlerinizde, bireysel farklılıkların önemsendiği ve bu farklılıkların köreltilmeden geliştirilmesi için öğrenci merkezli bir yönetim anlayışının hâkim olduğu okulu seçtiğinize emin olun. Bu seçimi yaparken çocuğunuzun kişiliğine en uygun okulu gözlemlemeye ve belirlemeye dikkat edin.

Okulun Vizyonu: Eğitim kurumunun, öğrencilerini akademik ve sosyal yönden gerçek anlamda ulusal ve uluslararası toplumların bireyleri olarak yetiştirmesi büyük önem taşır. Okulun, bütünlük taşıyan ve bireysel farklılıkları gözeten eğitim anlayışı ile yüksek etik ve akademik standartlara sahip, yenilikçi, sürekli etkin öğrenme ortamı oluşturan bir kurum öğesi yansıtması önemlidir.

Uluslararası Eğitim İşbirlikleri: Eğitim programlarında sahip olduğu ulusal ve uluslararası eğitim yaklaşımları; IB PYP (Uluslararası Bakalorya İlk Yıllar Programı), IB MYP (Uluslararası Bakalorya Orta Yıllar Programı), IB DP (Uluslararası Bakalorya Diploma Programı) vb. modeller, o okulun öğrencisine kazandırmayı hedeflediği evrensel bakış açısını yansıtması açısından önemlidir.

Yabancı Dil Eğitimi: Bir eğitim kurumunun öğrencisine kazandırmayı hedeflediği en önemli özelliklerden birisi de yabancı dil becerisidir. Okulda kaç yabancı dil okutulduğu, yabancı dillerin hangi yöntemlerle öğretildiği, yabancı öğretmenlerinin olup olmadığı bilgisi, size kurumun bu noktadaki eğitim anlayışını yansıtacaktır.

Kütüphane: Okulun kitap, dergi, süreli yayınlarının sayısı ve yayınların ulaştığı kitle, eğitime bakışının bir ifadesidir. Okul kütüphanesini ziyaret etmeniz size fikir edinme konusunda önemli bir fırsat yaratacaktır.

Teknolojiyi Kullanma: Teknolojik sınıf donanımları, akıllı tahta gibi pek çok araç gereç, eğitim ortamında öğrenme ve öğretme sürecini olumlu etkilemektedir.

Sosyal Etkinlikler: Okul, öğrenciyi akademik yönden geliştirmeyi hedeflerken spordan sanata her alanda da geliştirmelidir. Öğrenci gelişiminde sosyal ve sportif faaliyetlere yeterince zaman ayrılması önemlidir.

Sosyal Sorumluluk Projeleri: Kurumun destek vereceği sosyal sorumluluk projeleri öğrencilerin kültürel değerlerini ve sorumluluk bilincini geliştirecektir.

Rehberlik Hizmeti: Okul yönetimi ve rehberlik servisi tarafından aileleri bilgilendirecek seminerler, çocukların durumuyla ilgili düzenli bilgilendirme toplantılarının yapılıp yapılmadığına çok dikkat edilmelidir.

Fiziki Ortam: Sınıflarda hijyen ve temizlik önemli konulardan biridir. Bu konuda kurumun yeterli olup olmadığını kurum ziyaretinde tespit edebilirsiniz. Okulda sağlık sorunları ile karşılaşıldığında ne yapılıyor? Okulda düzenli olarak doktor, hemşire ya da sağlık uzmanı bulunuyor mu?

Okulda, çocukların teneffüslerde ve gün içinde koşup, oynayabilecekleri bir bahçenin olması da fiziksel gelişimleri için önemlidir. Bu nedenle okulun bahçesinin olmasına özen gösterin.

Yemek listeleri beslenme uzmanı tarafından mı hazırlanıyor? Ailelere duyuruluyor mu? Bunu mutlaka öğrenin.

Okulda, her yaş gurubuna göre eğitim materyallerinin bulunup bulunmadığına dikkat edin.

Güvenlik: Bu yaş grubundaki çocuklar tehlikelere açık olduğundan okulda ciddi güvenlik önemleri alınıp alınmadığını sorgulayın.

Sevgili anne-babalar unutmayınız ki, okul seçimi ile ilgili dikkate alınması gereken tüm bu kriterler, çocuğunuzun her yönüyle doğru bir eğitim alması için son derece önemlidir.

Kaynakça:

•             Haluk Yavuzer; Okul Çağı Çocuğu

•             Ümran Korkmazlar; Ana Baba Okulu

•             Lütfü İlgar; Yaşadıkça Eğitim Dergisi

•             Uzm. Psk. Ömer Akgül, Kim Psikoloji

•             http://www.aylinildenkockar.com/cocugum_okula_hazirmi.html

Eyüboğlu Eğitim Kurumları

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi

> Ebeveynler okul seçerken nelere dikkat etmeli?

Ebeveynler okul seçerken nelere dikkat etmeli? Uzmanlar bu sorunun cevabını şöyle veriyor...

Okul, çocuğun gelişiminde önemli adımlardan biridir. Okula başlamak çocuk için; yeni ve karmaşık bir sosyal çevreye girmek, birey olarak toplumda yer almak, dış dünyaya açılmaktır. Okul hayatının başlangıcı, çocuğun yaşamının dönüm noktalarından biridir. Çocukluk dönemi uzmanları, çocukların okula mutlu gelip gidebilmelerinin, onların okula hazır bulunuşluk seviyeleri ile doğru orantılı olduğu konusunda hem fikirdir.

Okula Hazır Bulunurluk

Çocuğun okula başlama döneminde yaşı ile birlikte belirli bir olgunluğa sahip olması beklenir. Belirli becerileri kazanmış olmak, çocuğun okula uyumunu ve adaptasyonunu kolaylaştıracaktır. Ailelerin bu bağlamda takip edeceği gelişim basamakları şu şekilde sıralanabilir;

Özbakım Becerileri: Yemek yeme, el yüz yıkama, tuvalet ihtiyacı gibi ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabiliyor olması önemlidir.

Bağımsızlık: Çocuğun ebeveynle kurduğu ilişkinin bağlılık-bağımlılık sınırını sağlıklı belirleyebilmek önemlidir. Bağımlılıktan uzak, anne babadan ayrılarak akranlarıyla bir arada olabilen çocuk, okula başlarken sınıfına da çok kolay adapte olabilecektir.

Sosyal Beceriler – İletişim:  Çocukların kendilerini ifade edebilmeleri, çevreleri ile olumlu ilişkiler kurabilmeleri, iletişimi başlatamasalar da sürdürebiliyor olmaları okul olgunluğu açısından önemli bir kriterdir.

Okul seçimi sürecinde velilere yol gösterecek değişkenler:

Sevgili anne-babalar okul seçerken tercihlerinizde, bireysel farklılıkların önemsendiği ve bu farklılıkların köreltilmeden geliştirilmesi için öğrenci merkezli bir yönetim anlayışının hâkim olduğu okulu seçtiğinize emin olun. Bu seçimi yaparken çocuğunuzun kişiliğine en uygun okulu gözlemlemeye ve belirlemeye dikkat edin.

Okulun Vizyonu: Eğitim kurumunun, öğrencilerini akademik ve sosyal yönden gerçek anlamda ulusal ve uluslararası toplumların bireyleri olarak yetiştirmesi büyük önem taşır. Okulun, bütünlük taşıyan ve bireysel farklılıkları gözeten eğitim anlayışı ile yüksek etik ve akademik standartlara sahip, yenilikçi, sürekli etkin öğrenme ortamı oluşturan bir kurum öğesi yansıtması önemlidir.

Uluslararası Eğitim İşbirlikleri: Eğitim programlarında sahip olduğu ulusal ve uluslararası eğitim yaklaşımları; IB PYP (Uluslararası Bakalorya İlk Yıllar Programı), IB MYP (Uluslararası Bakalorya Orta Yıllar Programı), IB DP (Uluslararası Bakalorya Diploma Programı) vb. modeller, o okulun öğrencisine kazandırmayı hedeflediği evrensel bakış açısını yansıtması açısından önemlidir.

Yabancı Dil Eğitimi: Bir eğitim kurumunun öğrencisine kazandırmayı hedeflediği en önemli özelliklerden birisi de yabancı dil becerisidir. Okulda kaç yabancı dil okutulduğu, yabancı dillerin hangi yöntemlerle öğretildiği, yabancı öğretmenlerinin olup olmadığı bilgisi, size kurumun bu noktadaki eğitim anlayışını yansıtacaktır.

Kütüphane: Okulun kitap, dergi, süreli yayınlarının sayısı ve yayınların ulaştığı kitle, eğitime bakışının bir ifadesidir. Okul kütüphanesini ziyaret etmeniz size fikir edinme konusunda önemli bir fırsat yaratacaktır.

Teknolojiyi Kullanma: Teknolojik sınıf donanımları, akıllı tahta gibi pek çok araç gereç, eğitim ortamında öğrenme ve öğretme sürecini olumlu etkilemektedir.

Sosyal Etkinlikler: Okul, öğrenciyi akademik yönden geliştirmeyi hedeflerken spordan sanata her alanda da geliştirmelidir. Öğrenci gelişiminde sosyal ve sportif faaliyetlere yeterince zaman ayrılması önemlidir.

Sosyal Sorumluluk Projeleri: Kurumun destek vereceği sosyal sorumluluk projeleri öğrencilerin kültürel değerlerini ve sorumluluk bilincini geliştirecektir.

Rehberlik Hizmeti: Okul yönetimi ve rehberlik servisi tarafından aileleri bilgilendirecek seminerler, çocukların durumuyla ilgili düzenli bilgilendirme toplantılarının yapılıp yapılmadığına çok dikkat edilmelidir.

Fiziki Ortam: Sınıflarda hijyen ve temizlik önemli konulardan biridir. Bu konuda kurumun yeterli olup olmadığını kurum ziyaretinde tespit edebilirsiniz. Okulda sağlık sorunları ile karşılaşıldığında ne yapılıyor? Okulda düzenli olarak doktor, hemşire ya da sağlık uzmanı bulunuyor mu?

Okulda, çocukların teneffüslerde ve gün içinde koşup, oynayabilecekleri bir bahçenin olması da fiziksel gelişimleri için önemlidir. Bu nedenle okulun bahçesinin olmasına özen gösterin.

Yemek listeleri beslenme uzmanı tarafından mı hazırlanıyor? Ailelere duyuruluyor mu? Bunu mutlaka öğrenin.

Okulda, her yaş gurubuna göre eğitim materyallerinin bulunup bulunmadığına dikkat edin.

Güvenlik: Bu yaş grubundaki çocuklar tehlikelere açık olduğundan okulda ciddi güvenlik önemleri alınıp alınmadığını sorgulayın.

Sevgili anne-babalar unutmayınız ki, okul seçimi ile ilgili dikkate alınması gereken tüm bu kriterler, çocuğunuzun her yönüyle doğru bir eğitim alması için son derece önemlidir.

Kaynakça:

•             Haluk Yavuzer; Okul Çağı Çocuğu

•             Ümran Korkmazlar; Ana Baba Okulu

•             Lütfü İlgar; Yaşadıkça Eğitim Dergisi

•             Uzm. Psk. Ömer Akgül, Kim Psikoloji

•             http://www.aylinildenkockar.com/cocugum_okula_hazirmi.html

Eyüboğlu Eğitim Kurumları

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi

Son Güncelleme: Cuma, 16 May 2014 12:20

Gösterim: 3359


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.