Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Eğitim-Söz-Sen, MEB İnsan Kaynakları Genel Müdürü Hikmet Çolak'tan öğretmen atamaları hakkında bilgi aldı. Çolak, öğretmen açığını 4 yıl içinde gidereceklerini belirtti.

MEB İnsan Kaynakları Genel Müdürü Hikmet Çolak, Atama bekleyen öğretmenler için; şu an maksimum 111 bin öğretmen açığının olduğunu bu açığın 4 yıl gibi bir süreye yayılarak giderileceğini, 4 yılın sonunda da öğretmen açığının sadece emekli olan öğretmenlerin miktarı kadar (8-10 bin) olacağını ifade etti. Çolak atama tarihi ve atanacak öğretmen miktarı hakkında Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in açıklama yapacağını söyleyerek bilgi vermedi.

(personelmeb)

> ‘Öğretmen açığı 4 yılda giderilecek’

Eğitim-Söz-Sen, MEB İnsan Kaynakları Genel Müdürü Hikmet Çolak'tan öğretmen atamaları hakkında bilgi aldı. Çolak, öğretmen açığını 4 yıl içinde gidereceklerini belirtti.

MEB İnsan Kaynakları Genel Müdürü Hikmet Çolak, Atama bekleyen öğretmenler için; şu an maksimum 111 bin öğretmen açığının olduğunu bu açığın 4 yıl gibi bir süreye yayılarak giderileceğini, 4 yılın sonunda da öğretmen açığının sadece emekli olan öğretmenlerin miktarı kadar (8-10 bin) olacağını ifade etti. Çolak atama tarihi ve atanacak öğretmen miktarı hakkında Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in açıklama yapacağını söyleyerek bilgi vermedi.

(personelmeb)

Son Güncelleme: Pazar, 06 May 2012 15:16

Gösterim: 2447

Bursa'da şehir merkezine 15 kilometre uzakta bulunan bir köy 100 yıldır elektrikle tanışmadı. Televizyon ile dahi tanışmadan 70 yaşını deviren köylülerin hikayesi, ünlü komedyen Yılmaz Erdoğan'ın yıllar önce çektiği 'vizontele' filmini aratmıyor.

vizontele filmiBursa'nın Osmangazi ilçesine bağlı ve şehir merkezine 15 kilometre uzaktaki Avdancık Köyü'nün Karaağaç Pınar mevkiinde bulunan 9 hane yaklaşık 100 yıldır elektriksiz ve susuz yaşıyor. 70 yaşını deviren köylüler, bu yaşlarına kadar elektrikli alet kullanmazken, olup biten her şeyden habersizler. Ünlü komedyen Yılmaz Erdoğan'ın Vizontele filmindeki hikayenin bir benzerini Büyükşehir Belediye sınırları içerisinde yaşayan köylüler için hava karardığında gün de bitiyor. Köylü kadınlar tulumbadan çektiklerisuyla çamaşırlarını leğende yıkarken, köyde doğup ve büyüyen çocuklar televizyonla bile tanışmadan yaşamlarını sürdürüyor. Demirtaş barajının kıyısında ve elektriği olan en yakın yerleşim yerinde 2 kilometre uzakta olan köylüler, Türkiye'de ve dünyada neler olup bittiğini ancak şehir merkezine gittiklerinde öğrenebiliyor. Akşam kitap okumak istediklerinde ve işleri olduğunda mum ve gaz lambası devreye giriyor. Pilli radyoyla vakit geçirip, sabahın ilk ışıklarıyla köy işlerine koyuluyorlar.

Köylü vatandaşlar, 100 yıla yakın süredir elektriklerinin olmadığını dile getirirken, "Elektriksiz ve susuz doğduk herhalde bu şekilde öleceğiz. Büyükşehir sınırları içerisindeyiz. Şehir merkezine 15 kilometre uzaktayız. Hatta 2 kilometre uzağımızda elektriği olan bir köy daha var fakat biz varlık içinde yokluk çekiyoruz. Bu memleketin en ücra köşelerinde tek evi olan yerlere elektrik götürüldüğünü biliyoruz. Biz burada 9 haneyiz. Bizimle ilgilenen muhatap bulamıyoruz. Çocuklarımız burada doğdu veyaşıtları internetle, dünya ile tanışmışken, bizim çocuklarımız televizyon ile bile tanışmadı. Şehir merkezine misafirliğe gittiğimizde çocuğum televizyon görüyor ve 'baba bu ne?' diye soruyor.

Mahcup oluyorum. Ayrıca köyümüzde içme suyunu da kuyulardan sağlıyoruz. Yollarımız deseniz berbat durumda, araba ile gelip gitmek oldukça güç" şeklinde konuştu.

Köylü kadınlar ise, "Çoğumuz buraya gelin geldik. Yıllardır buradayız. Ne elektrik gördük ne doğru dürüst su. Çamaşırlarımızı elde yıkamaktan kemik erimesi olduk. Elektriğimiz olsa ütü de almak istiyoruz, çamaşır makinesi de. İşlerimiz hava karardıktan sonra da devam ediyorsa gaz lambası ve mum ışığında yapmak zorunda kalıyoruz" diye konuştu.

> 'Vizontele' filmi gerçek oldu!

Bursa'da şehir merkezine 15 kilometre uzakta bulunan bir köy 100 yıldır elektrikle tanışmadı. Televizyon ile dahi tanışmadan 70 yaşını deviren köylülerin hikayesi, ünlü komedyen Yılmaz Erdoğan'ın yıllar önce çektiği 'vizontele' filmini aratmıyor.

vizontele filmiBursa'nın Osmangazi ilçesine bağlı ve şehir merkezine 15 kilometre uzaktaki Avdancık Köyü'nün Karaağaç Pınar mevkiinde bulunan 9 hane yaklaşık 100 yıldır elektriksiz ve susuz yaşıyor. 70 yaşını deviren köylüler, bu yaşlarına kadar elektrikli alet kullanmazken, olup biten her şeyden habersizler. Ünlü komedyen Yılmaz Erdoğan'ın Vizontele filmindeki hikayenin bir benzerini Büyükşehir Belediye sınırları içerisinde yaşayan köylüler için hava karardığında gün de bitiyor. Köylü kadınlar tulumbadan çektiklerisuyla çamaşırlarını leğende yıkarken, köyde doğup ve büyüyen çocuklar televizyonla bile tanışmadan yaşamlarını sürdürüyor. Demirtaş barajının kıyısında ve elektriği olan en yakın yerleşim yerinde 2 kilometre uzakta olan köylüler, Türkiye'de ve dünyada neler olup bittiğini ancak şehir merkezine gittiklerinde öğrenebiliyor. Akşam kitap okumak istediklerinde ve işleri olduğunda mum ve gaz lambası devreye giriyor. Pilli radyoyla vakit geçirip, sabahın ilk ışıklarıyla köy işlerine koyuluyorlar.

Köylü vatandaşlar, 100 yıla yakın süredir elektriklerinin olmadığını dile getirirken, "Elektriksiz ve susuz doğduk herhalde bu şekilde öleceğiz. Büyükşehir sınırları içerisindeyiz. Şehir merkezine 15 kilometre uzaktayız. Hatta 2 kilometre uzağımızda elektriği olan bir köy daha var fakat biz varlık içinde yokluk çekiyoruz. Bu memleketin en ücra köşelerinde tek evi olan yerlere elektrik götürüldüğünü biliyoruz. Biz burada 9 haneyiz. Bizimle ilgilenen muhatap bulamıyoruz. Çocuklarımız burada doğdu veyaşıtları internetle, dünya ile tanışmışken, bizim çocuklarımız televizyon ile bile tanışmadı. Şehir merkezine misafirliğe gittiğimizde çocuğum televizyon görüyor ve 'baba bu ne?' diye soruyor.

Mahcup oluyorum. Ayrıca köyümüzde içme suyunu da kuyulardan sağlıyoruz. Yollarımız deseniz berbat durumda, araba ile gelip gitmek oldukça güç" şeklinde konuştu.

Köylü kadınlar ise, "Çoğumuz buraya gelin geldik. Yıllardır buradayız. Ne elektrik gördük ne doğru dürüst su. Çamaşırlarımızı elde yıkamaktan kemik erimesi olduk. Elektriğimiz olsa ütü de almak istiyoruz, çamaşır makinesi de. İşlerimiz hava karardıktan sonra da devam ediyorsa gaz lambası ve mum ışığında yapmak zorunda kalıyoruz" diye konuştu.

Son Güncelleme: Pazar, 06 May 2012 14:49

Gösterim: 2666

Toplu sözleşme görüşmelerinde bu yıl ilk kez hükümetle masaya oturan sendikalar, hizmet kollarındaki sorunların çözümü için taleplerini komisyona sundu. Talapler arasında ilginç olanlar da vardı.

toplu sözleşmeSendikaların talepleri hizmet kollarının özelliklerine göre çeşitlilik gösterdiği gibi birçok ortak talep de bulunuyor. Toplu sözleşme görüşmelerde ''yetkili sendika'' olarak hükümete taleplerini ileten bazı sendikalar ve hizmet kollarına ilişkin beklentilerinden bazıları şöyle:

''Masör kadrosu ihdas edilsin''

Kültür Sanat-Sen (KESK):

-Sanat kurumlarında misafir sanatçı istihdam edilen ve aralıksız 2 yıl sözleşmeleri yenilenen personel, istekleri halinde, sınavsız görev yaptığı pozisyonun sözleşme görev unvanına atansın.

-Baletlerin ve Devlet Halk Dansları Topluluğu erkek dansçıları, 38 yaşını doldurdukları yılın sonuna kadar, askere celp ve sevkleri tehir edilsin.

-Devlet Halk Dansları Topluluğu'nda masör kadrosu ihdas edilsin. 

''İtfaiye çalışanları şehit sayılsın''

Bem-Bir-Sen (Memur-Sen):

-Eşine şiddet uygulayan çalışanlar, sosyal denge tazminatı sözleşmesinden faydalanmasın.

-Yangın başta olmak üzere, görev başında vefat eden itfaiye çalışanları şehit sayılsın. 

''Saat sınırlamaları kaldırılsın''

Sağlık-Sen (Memur-Sen):

-Tüm kurumlarda çalışanların 0-6 yaş grubuna giren çocukları için kreş açılsın. Günün 24 saati hizmet devamlılığı olan kurumlardaki kreşler 24 saat hizmet versin.

-Nöbet ve icap nöbeti ücretlerinde saat sınırlamaları kaldırılsın.

-Şiddete maruz kalan sağlık çalışanının talebi üzerine, çalıştığı kurum amiri tarafından Cumhuriyet Savcılığı'ndan, şiddeti uygulayanlar hakkında kamu davası açılması istensin. 

''Fikirlerini özgürce dile getirebilsin''

Eğitim Bir-Sen (Memur-Sen):

-Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarında bulunan tüm kamu görevlilerine, 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde ek gösterge dahil en yüksek devlet memuru aylığının yüzde 250'si oranında ikramiye ödensin. 

-Eş durumu ve öğrenim durumu nedeniyle özür grubu yer değiştirmeleri, şubat ve ağustos aylarında olmak üzere yılda en az 2 kez gerçekleştirilsin. Sağlık durumu, genel ve özel hayatı etkileyen sebepler nedeniyle özür grubu yer değiştirmeleriyse süre şartına bağlanmaksızın yapılsın.

-Öğretim elemanları hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın her ortamda fikir ve görüşlerini özgürce dile getirebilsin.  

''Performans/puanlama sistemi tamamen kaldırılsın''

Toç-Bir-Sen (Memur-Sen):

-4/B'li personelin ücretlerini etkileyen performans/puanlama sistemi tamamen kaldırılsın.

-Gıda denetim hizmetlerini ifa eden bakanlık personelinin güvenliğinin sağlanabilmesi için ''Gıda Polisi'' uygulamasına geçilsin.  

''Müftülere de resmi nikah kıyma yetkisi verilsin''

Diyanet-Sen (Memur-Sen):

-Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki imam-hatip ve müezzin kayyımlar, diğer memurlar gibi haftada 2 gün tatil yapsın.

-Öğrenci sayısı 30 ve üzeri Kur'an kurslarına aşçı, hizmetli ve kaloriferci gibi personel verilsin.

-Hastanelerde yatarak tedavi gören hastalara, huzurevi, cezaevi, sığınma evi ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nda kalanlara dini ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara moral vermek amacıyla din görevlisi kadrosu tahsis edilsin.

-Müftülere de resmi nikah kıyma yetkisi verilsin. 

''Kalorifercilere yoğurt, süt verilsin''

Türk Büro-Sen (Türkiye Kamu-Sen):

-Kaloriferci, arşiv memuru, ambar memuru gibi görevde çalışanlara, kimyasal atıkla yüz yüze olmaları nedeniyle yoğurt, süt verilsin.

-Kaptan, gemici ve makinistlere, görevleri esnasında can güvenliğini sağlayabilmeleri amacıyla silah verilsin.

> Memurlar da ‘SÜT’ istedi

Toplu sözleşme görüşmelerinde bu yıl ilk kez hükümetle masaya oturan sendikalar, hizmet kollarındaki sorunların çözümü için taleplerini komisyona sundu. Talapler arasında ilginç olanlar da vardı.

toplu sözleşmeSendikaların talepleri hizmet kollarının özelliklerine göre çeşitlilik gösterdiği gibi birçok ortak talep de bulunuyor. Toplu sözleşme görüşmelerde ''yetkili sendika'' olarak hükümete taleplerini ileten bazı sendikalar ve hizmet kollarına ilişkin beklentilerinden bazıları şöyle:

''Masör kadrosu ihdas edilsin''

Kültür Sanat-Sen (KESK):

-Sanat kurumlarında misafir sanatçı istihdam edilen ve aralıksız 2 yıl sözleşmeleri yenilenen personel, istekleri halinde, sınavsız görev yaptığı pozisyonun sözleşme görev unvanına atansın.

-Baletlerin ve Devlet Halk Dansları Topluluğu erkek dansçıları, 38 yaşını doldurdukları yılın sonuna kadar, askere celp ve sevkleri tehir edilsin.

-Devlet Halk Dansları Topluluğu'nda masör kadrosu ihdas edilsin. 

''İtfaiye çalışanları şehit sayılsın''

Bem-Bir-Sen (Memur-Sen):

-Eşine şiddet uygulayan çalışanlar, sosyal denge tazminatı sözleşmesinden faydalanmasın.

-Yangın başta olmak üzere, görev başında vefat eden itfaiye çalışanları şehit sayılsın. 

''Saat sınırlamaları kaldırılsın''

Sağlık-Sen (Memur-Sen):

-Tüm kurumlarda çalışanların 0-6 yaş grubuna giren çocukları için kreş açılsın. Günün 24 saati hizmet devamlılığı olan kurumlardaki kreşler 24 saat hizmet versin.

-Nöbet ve icap nöbeti ücretlerinde saat sınırlamaları kaldırılsın.

-Şiddete maruz kalan sağlık çalışanının talebi üzerine, çalıştığı kurum amiri tarafından Cumhuriyet Savcılığı'ndan, şiddeti uygulayanlar hakkında kamu davası açılması istensin. 

''Fikirlerini özgürce dile getirebilsin''

Eğitim Bir-Sen (Memur-Sen):

-Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarında bulunan tüm kamu görevlilerine, 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde ek gösterge dahil en yüksek devlet memuru aylığının yüzde 250'si oranında ikramiye ödensin. 

-Eş durumu ve öğrenim durumu nedeniyle özür grubu yer değiştirmeleri, şubat ve ağustos aylarında olmak üzere yılda en az 2 kez gerçekleştirilsin. Sağlık durumu, genel ve özel hayatı etkileyen sebepler nedeniyle özür grubu yer değiştirmeleriyse süre şartına bağlanmaksızın yapılsın.

-Öğretim elemanları hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın her ortamda fikir ve görüşlerini özgürce dile getirebilsin.  

''Performans/puanlama sistemi tamamen kaldırılsın''

Toç-Bir-Sen (Memur-Sen):

-4/B'li personelin ücretlerini etkileyen performans/puanlama sistemi tamamen kaldırılsın.

-Gıda denetim hizmetlerini ifa eden bakanlık personelinin güvenliğinin sağlanabilmesi için ''Gıda Polisi'' uygulamasına geçilsin.  

''Müftülere de resmi nikah kıyma yetkisi verilsin''

Diyanet-Sen (Memur-Sen):

-Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki imam-hatip ve müezzin kayyımlar, diğer memurlar gibi haftada 2 gün tatil yapsın.

-Öğrenci sayısı 30 ve üzeri Kur'an kurslarına aşçı, hizmetli ve kaloriferci gibi personel verilsin.

-Hastanelerde yatarak tedavi gören hastalara, huzurevi, cezaevi, sığınma evi ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nda kalanlara dini ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara moral vermek amacıyla din görevlisi kadrosu tahsis edilsin.

-Müftülere de resmi nikah kıyma yetkisi verilsin. 

''Kalorifercilere yoğurt, süt verilsin''

Türk Büro-Sen (Türkiye Kamu-Sen):

-Kaloriferci, arşiv memuru, ambar memuru gibi görevde çalışanlara, kimyasal atıkla yüz yüze olmaları nedeniyle yoğurt, süt verilsin.

-Kaptan, gemici ve makinistlere, görevleri esnasında can güvenliğini sağlayabilmeleri amacıyla silah verilsin.

Son Güncelleme: Pazar, 06 May 2012 13:04

Gösterim: 1897

Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu, okul sütünden zehirlenme iddiaları ve ardından yaşanan gelişmeler dolayısıyla yazılı açıklama yaptı.

Ulusal Süt Konseyi, Okul Sütü Programı ile çocuklarda meydana gelen çeşitli rahatsızlıklar arasında bir bağlantı kurma yönünde doğal bir eğilim gözlemlendiğini, adı konmadan, doktor raporuna bağlanmadan vakaların gıda zehirlenmesi olarak ilan edilmesinin doğru olmadığını belirtti.

''Okul Sütü Programı'nın, çocukların üzerinde süt tüketimi konusunda korku oluşturarak onlar üzerinden haber rantı peşinde koşan sorumsuz yayınlara ve siyasi rant peşinde koşan politikacılara kurban edilemeyeceği'' ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Büyük gayret ve titizlikle her bir aşaması sorumlu üç bakanlıkça planlanarak uygulamaya başlayan Okul Sütü Programı'nın başlatıldığı gün, tüm eğitici faaliyetler başarıyla yapılmışken görsel ve yazılı basınımızın bir kısmı, bazı öğrencilerin rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmaları haberlerini sunuş ve anlatışları elde hiçbir bilgi, veri olmadan, hastane sonuçları görülmeden, anında sanki önceden kurgulanmış bir şekilde sansasyon ölçeğinde haberlere yer vermiştir. Bakanlıkların ve uzmanların açıklamaları görmezden gelinerek bir panik havası yaratılmıştır.

Oysaki programa başlangıçta gösterilen ilgiye teşekkür edilmiş ve kamuoyunun da basın sayesinde desteği alınmıştı. Bu ortamı fırsatçılık olarak gören, ülke ve millet hayrına bir proje üretemeyen ve bilgi sahibi olmadan beyanat peşinde koşan bazı siyasiler ise rant peşine düşerek yanlış ve eksik bilgilerle kamuoyunu yanıltmaya çalışmışlardır.''

Bakanlıkların yaptığı çalışmalar ve tüm sürecin kamuoyu ile paylaşıldığı belirtilen açıklamada, bunun yanında konseyin görsel ve yazılı basını 11 ve 12 Nisan 20102 tarihinde yapılan eğitim ve uygulama programına davet ettiği, Anadolu Ajansı aracılığıyla da tüm basına duyurulduğu, buna rağmen bu toplantıya basının ilgi göstermeyerek, katılmadığı ifade edildi. 

Okul sütü ‘Türk Gıda Kodeksi’ne göre üretildi

Uygulamanın ülke genelinde ilk kez gerçekleştirildiği, sütün tam yağlı olduğu, süt tozu ve peynir altı suyu tozundan tam yağlı sütün teknik olarak kullanılamayacağı, ilave katkı içermediği, sade süt olduğu, dağıtılan sütlerin dünyada kullanılmakta olan en ileri teknoloji ile üretilen ve ambalajlanan, sağlık açısından tümüyle güvenli olan uzun ömürlü süt olduğu, UHT tekniğine göre üretildiği, üretiminin Bakanlıkça izin verilmiş ruhsatlı işletmelerde yapıldığı bildirilen açıklamada, üretimin tüm aşamalarının Türk Gıda Kodeksi'nin öngördüğü kurallara göre yapıldığı, okullara dağıtılan her parti sütten; üretim yerinde, okul sütü komisyonunda ve okullarda üçer adet numune alındığı, denetim, kontrol, analiz iş ve işlemlerinin Türk Gıda Mevzuatı'na göre yapıldığı, üretim aşamalarında bir sorunla karşılaşıldığında o partinin dağıtımının durdurulduğu, dağıtılmış ise geri toplandığı ifade edildi.

7 milyon 200 bin el broşürü dağıtıldı

Süt alerjisine karşı velilerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin uyarıldığı, bu amaçla veli onayı istendiği, bu durumda olan çocukların program dışında kalmasının tebliğ ile öngörüldüğüne işaret edilen açıklamada, ayrıca 7 milyon 200 bin el broşürünün dağıtıldığı da aktarıldı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

''Süt teknik şartnamesinde yer alan hususlar için eğiticilere 70 bin eğitim CD'si hazırlanarak dağıtılmıştır. Bazı yerel (İzmir) uygulamalar ile bu program büyüklük, maliyet, süt saklama, taşıma ve dağıtım bakımından karşılaştırılamaz. Aynı şey değildir. Yerel olarak dağıtılan süt polietilen bardak içinde dağıtılmıştır. Kutu içinde dağıtılmış olsa idi maliyeti program çerçevesinde dağıtılan sütten 2 kuruş daha pahalı olacaktı. Sütün üretimi, kutulara doldurulması, paketlenmesi, depolanması, okullara dağıtılması aşamalarında meydana gelebilecek bir sorunda üretimi yapan firma sorumlu olup haklarında yürürlükteki mevzuata göre işlem yapılacağı İhale Teknik Şartnamesi, İdari Şartname ve İhale Sözleşmesi'nde bu duruma yer verilmiştir.

Bütün bu gerçeklerin ışığında çok önemli bir konuya dikkat çekmek istiyoruz. Başladığından bu yana kamuoyu ve medyanın ilgi ve dikkatini üzerinde toplayan Okul Sütü Programı ile çocuklarda meydana gelen çeşitli rahatsızlıklar arasında bir bağlantı kurma yönünde doğal bir eğilim gözlemlenmektedir. Adı konmadan, doktor raporuna bağlanmadan vakaların gıda zehirlenmesi olarak ilan edilmesi doğru değildir.

Programın sahibi olan bakanlıklardan, üretimi yapan sanayicilerimizden, sütü üreten üreticilerimizden ve alanında ihtisas kuruluşu olan konseyimizden bilgi alınmadan yapılan yayınlar ve siyasilerin demeçleri umarız sona erer.

Yaşamımızın kaynağı olan süt ve ürünlerinin sağlıklı üretimine, tüketimine destek ve hatta öncülük etmesi gereken basınımızın, sektördeki tüm kazanımları bir çırpıda yok edecek yayınlardan uzak durması etik değerler yanında kamu güvenliği açısından da önemlidir.''

> Ulusal Süt Konseyi’nden ‘okul sütü’ açıklaması

Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu, okul sütünden zehirlenme iddiaları ve ardından yaşanan gelişmeler dolayısıyla yazılı açıklama yaptı.

Ulusal Süt Konseyi, Okul Sütü Programı ile çocuklarda meydana gelen çeşitli rahatsızlıklar arasında bir bağlantı kurma yönünde doğal bir eğilim gözlemlendiğini, adı konmadan, doktor raporuna bağlanmadan vakaların gıda zehirlenmesi olarak ilan edilmesinin doğru olmadığını belirtti.

''Okul Sütü Programı'nın, çocukların üzerinde süt tüketimi konusunda korku oluşturarak onlar üzerinden haber rantı peşinde koşan sorumsuz yayınlara ve siyasi rant peşinde koşan politikacılara kurban edilemeyeceği'' ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Büyük gayret ve titizlikle her bir aşaması sorumlu üç bakanlıkça planlanarak uygulamaya başlayan Okul Sütü Programı'nın başlatıldığı gün, tüm eğitici faaliyetler başarıyla yapılmışken görsel ve yazılı basınımızın bir kısmı, bazı öğrencilerin rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmaları haberlerini sunuş ve anlatışları elde hiçbir bilgi, veri olmadan, hastane sonuçları görülmeden, anında sanki önceden kurgulanmış bir şekilde sansasyon ölçeğinde haberlere yer vermiştir. Bakanlıkların ve uzmanların açıklamaları görmezden gelinerek bir panik havası yaratılmıştır.

Oysaki programa başlangıçta gösterilen ilgiye teşekkür edilmiş ve kamuoyunun da basın sayesinde desteği alınmıştı. Bu ortamı fırsatçılık olarak gören, ülke ve millet hayrına bir proje üretemeyen ve bilgi sahibi olmadan beyanat peşinde koşan bazı siyasiler ise rant peşine düşerek yanlış ve eksik bilgilerle kamuoyunu yanıltmaya çalışmışlardır.''

Bakanlıkların yaptığı çalışmalar ve tüm sürecin kamuoyu ile paylaşıldığı belirtilen açıklamada, bunun yanında konseyin görsel ve yazılı basını 11 ve 12 Nisan 20102 tarihinde yapılan eğitim ve uygulama programına davet ettiği, Anadolu Ajansı aracılığıyla da tüm basına duyurulduğu, buna rağmen bu toplantıya basının ilgi göstermeyerek, katılmadığı ifade edildi. 

Okul sütü ‘Türk Gıda Kodeksi’ne göre üretildi

Uygulamanın ülke genelinde ilk kez gerçekleştirildiği, sütün tam yağlı olduğu, süt tozu ve peynir altı suyu tozundan tam yağlı sütün teknik olarak kullanılamayacağı, ilave katkı içermediği, sade süt olduğu, dağıtılan sütlerin dünyada kullanılmakta olan en ileri teknoloji ile üretilen ve ambalajlanan, sağlık açısından tümüyle güvenli olan uzun ömürlü süt olduğu, UHT tekniğine göre üretildiği, üretiminin Bakanlıkça izin verilmiş ruhsatlı işletmelerde yapıldığı bildirilen açıklamada, üretimin tüm aşamalarının Türk Gıda Kodeksi'nin öngördüğü kurallara göre yapıldığı, okullara dağıtılan her parti sütten; üretim yerinde, okul sütü komisyonunda ve okullarda üçer adet numune alındığı, denetim, kontrol, analiz iş ve işlemlerinin Türk Gıda Mevzuatı'na göre yapıldığı, üretim aşamalarında bir sorunla karşılaşıldığında o partinin dağıtımının durdurulduğu, dağıtılmış ise geri toplandığı ifade edildi.

7 milyon 200 bin el broşürü dağıtıldı

Süt alerjisine karşı velilerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin uyarıldığı, bu amaçla veli onayı istendiği, bu durumda olan çocukların program dışında kalmasının tebliğ ile öngörüldüğüne işaret edilen açıklamada, ayrıca 7 milyon 200 bin el broşürünün dağıtıldığı da aktarıldı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

''Süt teknik şartnamesinde yer alan hususlar için eğiticilere 70 bin eğitim CD'si hazırlanarak dağıtılmıştır. Bazı yerel (İzmir) uygulamalar ile bu program büyüklük, maliyet, süt saklama, taşıma ve dağıtım bakımından karşılaştırılamaz. Aynı şey değildir. Yerel olarak dağıtılan süt polietilen bardak içinde dağıtılmıştır. Kutu içinde dağıtılmış olsa idi maliyeti program çerçevesinde dağıtılan sütten 2 kuruş daha pahalı olacaktı. Sütün üretimi, kutulara doldurulması, paketlenmesi, depolanması, okullara dağıtılması aşamalarında meydana gelebilecek bir sorunda üretimi yapan firma sorumlu olup haklarında yürürlükteki mevzuata göre işlem yapılacağı İhale Teknik Şartnamesi, İdari Şartname ve İhale Sözleşmesi'nde bu duruma yer verilmiştir.

Bütün bu gerçeklerin ışığında çok önemli bir konuya dikkat çekmek istiyoruz. Başladığından bu yana kamuoyu ve medyanın ilgi ve dikkatini üzerinde toplayan Okul Sütü Programı ile çocuklarda meydana gelen çeşitli rahatsızlıklar arasında bir bağlantı kurma yönünde doğal bir eğilim gözlemlenmektedir. Adı konmadan, doktor raporuna bağlanmadan vakaların gıda zehirlenmesi olarak ilan edilmesi doğru değildir.

Programın sahibi olan bakanlıklardan, üretimi yapan sanayicilerimizden, sütü üreten üreticilerimizden ve alanında ihtisas kuruluşu olan konseyimizden bilgi alınmadan yapılan yayınlar ve siyasilerin demeçleri umarız sona erer.

Yaşamımızın kaynağı olan süt ve ürünlerinin sağlıklı üretimine, tüketimine destek ve hatta öncülük etmesi gereken basınımızın, sektördeki tüm kazanımları bir çırpıda yok edecek yayınlardan uzak durması etik değerler yanında kamu güvenliği açısından da önemlidir.''

Son Güncelleme: Pazar, 06 May 2012 14:27

Gösterim: 2591

Kırklareli’nin Vize İlçesi’ne bağlı Küçükyayla Köyü İlköğretim Okulu öğretmeni Ş.Ç., ilkokul 2. sınıf öğrencisi olan D.K.’yla E.M.’nin boynuna, okuyamadıkları kelimeleri yazıp astığı iddiasıyla şikâyet edilmişti. Başlatılan soruşturma kapsamında Kırklareli Milli Eğitim Müdürü İbrahim Korkmaz tarafından o öğretmenin görevine son verildiği bildirildi.

Vize'deki öğretmen hakkındaki iddia Korkmaz, yaptığı açıklamada, Vize ilçesine bağlı Küçükyayla Köyü İlköğretim Okulu'nda, öğrencilerinin boynuna ders notu astığı iddia edilen öğretmen ile ilgili başlattıkları incelemenin sonuçlandığını söyledi. Korkmaz, öğretmenin görevine son verildiğini belirtti.

Olay nasıl olmuştu

Öğretmen, ilköğretim 2’nci sınıfa giden ve okuma güçlüğü çeken iki öğrencisinin boynuna okuyamadığı “ş” harfli kelimeleri yazıp asmıştı.

Öğretmen hakkında şikâyetçi olan aileler, Ş.Ç.’nin öğrencilerden E.M.’nin kulağını çekerek darp ettiğini, diğer öğrenci D.K.’ya da hakaretlerde bulunduğunu öne sürdü. Olay ile ilgili soruşturma başlatılırken öğrenci E.M.’yle ilgili Vize Devlet Hastanesi’nden darp raporu alındığı öğrenildi.

Vize'deki öğretmen hakkındaki iddia Kırklareli Milli Eğitim Müdürü İbrahim Korkmaz, Vize'de öğrencilerinin boynuna ders notu astığı iddia edilen sözleşmeli öğretmenin görevine son verildiğini bildirdi. 

> O öğretmenin görevine son verildi

Kırklareli’nin Vize İlçesi’ne bağlı Küçükyayla Köyü İlköğretim Okulu öğretmeni Ş.Ç., ilkokul 2. sınıf öğrencisi olan D.K.’yla E.M.’nin boynuna, okuyamadıkları kelimeleri yazıp astığı iddiasıyla şikâyet edilmişti. Başlatılan soruşturma kapsamında Kırklareli Milli Eğitim Müdürü İbrahim Korkmaz tarafından o öğretmenin görevine son verildiği bildirildi.

Vize'deki öğretmen hakkındaki iddia Korkmaz, yaptığı açıklamada, Vize ilçesine bağlı Küçükyayla Köyü İlköğretim Okulu'nda, öğrencilerinin boynuna ders notu astığı iddia edilen öğretmen ile ilgili başlattıkları incelemenin sonuçlandığını söyledi. Korkmaz, öğretmenin görevine son verildiğini belirtti.

Olay nasıl olmuştu

Öğretmen, ilköğretim 2’nci sınıfa giden ve okuma güçlüğü çeken iki öğrencisinin boynuna okuyamadığı “ş” harfli kelimeleri yazıp asmıştı.

Öğretmen hakkında şikâyetçi olan aileler, Ş.Ç.’nin öğrencilerden E.M.’nin kulağını çekerek darp ettiğini, diğer öğrenci D.K.’ya da hakaretlerde bulunduğunu öne sürdü. Olay ile ilgili soruşturma başlatılırken öğrenci E.M.’yle ilgili Vize Devlet Hastanesi’nden darp raporu alındığı öğrenildi.

Vize'deki öğretmen hakkındaki iddia Kırklareli Milli Eğitim Müdürü İbrahim Korkmaz, Vize'de öğrencilerinin boynuna ders notu astığı iddia edilen sözleşmeli öğretmenin görevine son verildiğini bildirdi. 

Son Güncelleme: Pazar, 06 May 2012 12:54

Gösterim: 3074


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.