Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
İtalya’da bulunan Foedus Vakfı, Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel’e eğitime olan katkılarından dolayı “Foedus Özel Ödülü” verdi.
Kültür, gelişim ve dayanışma sektörlerine yardım edebilmek misyonu ile 2003 yılından beri hizmet vermekte olan Foedus Vakfı’nın bu yılki Ödül Töreni Roma’da düzenlendi. Foedus Vakfı Başkanı Mario Baccini ile eşi Diana Baccini ve yakın tarihte İtalyan - Amerikan Sinema Festivali Başkanlığı’na seçilen gazeteci Ludavica Rossi Purini’nin ev sahipliği yaptığı törene, medya temsilcilerinin yanı sıra iş ve politika dünyasından 500 davetli katıldı.
Roma Hilton Oteli’nde gerçekleşen ödül töreninde çeşitli kategorideki birçok ödül sahiplerine takdim verilirken, yeni kuşakların eğitimine katkılarından dolayı Bahçeşehir Üniversitesi Kurucusu ve Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel’e de Foedus Özel Ödülü layık görüldü.
Ödülü Foedus Vakfı Başkanı Mario Baccini’nin elinden alan Enver Yücel yaptığı konuşmada kültürlerarası çatışmanın önlenmesine vurgu yaptı. Yücel; “Hayatımın her anı bugüne kadar; ülkem Türkiye’nin ve bütün dünyanın eğitim sistemleri üzerinde araştırmalar yapmak, düşünmek ve bu alanda girişimlerde bulunmak uğraşıyla geçti ve geçmeye de devam ediyor. Foedus Vakfı’nın bu çabalarımızın ve eğitime katkılarımızın farkında olup bana Foedus özel ödülünü layık görmüş olması benim için gurur verici olduğu kadar Foedus’un eğitime ve kültüre katkılarını göstermesi açısından da önemli ve ayırd edicidir. İnsanlığın geldiği noktada uygarlığımızın devamını sağlayacak yegâne unsurlar kültürel aktarım ve eğitimdir. Tarihe baktığımızda da yazının kaybolduğu ve unutulduğu dönemler dâhil uygarlıkların yeniden inşası ve gelişimi hep kültürel aktarım ve eğitim yoluyla olmuştur. Rönesansın doğduğu ve aydınlanmanın başladığı bu topraklarda bugün Foedus’un üstlendiği misyon ve gösterdiği çabalar bu nedenle paha biçilemez değerdedir. Foedus olarak bu çabalarınızdan ve uygarlığımızın temeli olan iki alana yönelmiş olmanızdan dolayı sizleri bir kez daha kutluyorum” dedi.
Kültürlararası barışın kalıcı olmasının yegane adresi eğitimdir
Konuşmasında geçtiğimiz Kasım ayında Paris’te yaşanan saldırıda yaşamını kaybedenler için tüm Fransız halkı ve yakınlarına başsağlığı dileyen Enver Yücel; “Ülkem Türkiye de maalesef insanlık dışı bu terör eylemlerine maruz kalmakta ve birçok masum vatandaşımızı kaybetmekteyiz. Hatırlayacağınız gibi yakın dönemde meydana gelen Ankara saldırısında da 102 masum vatandaşımızı kaybettik ve halen onların acısını taşımaktayız. Kaybettiğimiz vatandaşlarımızın yakınlarına da tekrar başsağlığı diliyorum. Terörizmi en güçlü şekilde tekrar kınıyorum ve bir kez daha altını çiziyorum ki terörist saldırıların hiçbir gerekçesi yoktur ve olamaz. Bu barbarca saldırılar sadece o ülkelerin halkına değil tüm insanlığa ve inandığımız değerlere yapılmıştır. Medeniyetlerin ittifakı ve din, dil ve ırk ayırımı olmadan göstereceğimiz birliktelik bu saldırılara en güçlü cevap olacaktır” ifadesini kullandı.
Yücel konuşmasını “Kültürler arası çatışmaların önlenebilmesini sağlayacak yegâne çözümün de kültürler arası barışın kalıcı olmasının yegâne şartının da adresi, eğitimdir” sözleriyle tamamladı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
İtalya’da bulunan Foedus Vakfı, Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel’e eğitime olan katkılarından dolayı “Foedus Özel Ödülü” verdi.
Kültür, gelişim ve dayanışma sektörlerine yardım edebilmek misyonu ile 2003 yılından beri hizmet vermekte olan Foedus Vakfı’nın bu yılki Ödül Töreni Roma’da düzenlendi. Foedus Vakfı Başkanı Mario Baccini ile eşi Diana Baccini ve yakın tarihte İtalyan - Amerikan Sinema Festivali Başkanlığı’na seçilen gazeteci Ludavica Rossi Purini’nin ev sahipliği yaptığı törene, medya temsilcilerinin yanı sıra iş ve politika dünyasından 500 davetli katıldı.
Roma Hilton Oteli’nde gerçekleşen ödül töreninde çeşitli kategorideki birçok ödül sahiplerine takdim verilirken, yeni kuşakların eğitimine katkılarından dolayı Bahçeşehir Üniversitesi Kurucusu ve Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel’e de Foedus Özel Ödülü layık görüldü.
Ödülü Foedus Vakfı Başkanı Mario Baccini’nin elinden alan Enver Yücel yaptığı konuşmada kültürlerarası çatışmanın önlenmesine vurgu yaptı. Yücel; “Hayatımın her anı bugüne kadar; ülkem Türkiye’nin ve bütün dünyanın eğitim sistemleri üzerinde araştırmalar yapmak, düşünmek ve bu alanda girişimlerde bulunmak uğraşıyla geçti ve geçmeye de devam ediyor. Foedus Vakfı’nın bu çabalarımızın ve eğitime katkılarımızın farkında olup bana Foedus özel ödülünü layık görmüş olması benim için gurur verici olduğu kadar Foedus’un eğitime ve kültüre katkılarını göstermesi açısından da önemli ve ayırd edicidir. İnsanlığın geldiği noktada uygarlığımızın devamını sağlayacak yegâne unsurlar kültürel aktarım ve eğitimdir. Tarihe baktığımızda da yazının kaybolduğu ve unutulduğu dönemler dâhil uygarlıkların yeniden inşası ve gelişimi hep kültürel aktarım ve eğitim yoluyla olmuştur. Rönesansın doğduğu ve aydınlanmanın başladığı bu topraklarda bugün Foedus’un üstlendiği misyon ve gösterdiği çabalar bu nedenle paha biçilemez değerdedir. Foedus olarak bu çabalarınızdan ve uygarlığımızın temeli olan iki alana yönelmiş olmanızdan dolayı sizleri bir kez daha kutluyorum” dedi.
Kültürlararası barışın kalıcı olmasının yegane adresi eğitimdir
Konuşmasında geçtiğimiz Kasım ayında Paris’te yaşanan saldırıda yaşamını kaybedenler için tüm Fransız halkı ve yakınlarına başsağlığı dileyen Enver Yücel; “Ülkem Türkiye de maalesef insanlık dışı bu terör eylemlerine maruz kalmakta ve birçok masum vatandaşımızı kaybetmekteyiz. Hatırlayacağınız gibi yakın dönemde meydana gelen Ankara saldırısında da 102 masum vatandaşımızı kaybettik ve halen onların acısını taşımaktayız. Kaybettiğimiz vatandaşlarımızın yakınlarına da tekrar başsağlığı diliyorum. Terörizmi en güçlü şekilde tekrar kınıyorum ve bir kez daha altını çiziyorum ki terörist saldırıların hiçbir gerekçesi yoktur ve olamaz. Bu barbarca saldırılar sadece o ülkelerin halkına değil tüm insanlığa ve inandığımız değerlere yapılmıştır. Medeniyetlerin ittifakı ve din, dil ve ırk ayırımı olmadan göstereceğimiz birliktelik bu saldırılara en güçlü cevap olacaktır” ifadesini kullandı.
Yücel konuşmasını “Kültürler arası çatışmaların önlenebilmesini sağlayacak yegâne çözümün de kültürler arası barışın kalıcı olmasının yegâne şartının da adresi, eğitimdir” sözleriyle tamamladı.
Son Güncelleme: Salı, 01 Aralık 2015 11:25
Gösterim: 2733
İstanbul Bilgi Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, eğitim alanındaki başarılı çalışmaları ve liderliği nedeniyle Uluslararası Kadınlar Forumu (IWF) tarafından Fark Yaratan Kadın Ödülü’ne layık görüldü.
İstanbul Bilgi Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, dünya çapında saygın bir yeri olan “Fark Yaratan Kadın Ödülü”nü (2015 Women Who Make a Difference Award) aldı. 2015 yılında ödüle layık görülen 12 lider kadın arasında yer alan Şerifoğlu, Türkiye’den bu ödülü almaya hak kazanan ilk ve tek kadın oldu.
Uluslararası Kadınlar Forumu (IWF) tarafından Boston’da düzenlenen Dünya Liderlik Konferansı’nda ödülünü alan Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, akademik başarılarının yanı sıra Türkiye’deki kadınların liderlik eğitimi ve gelişimi konusunda çalışmaları ve başarılarıyla tüm dünyaya örnek olacak lider kadınlardan biri olarak gösterildi. IWF Türkiye’nin kurucuları arasında yer alan Prof. Dr. Şerifoğlu, aynı zamanda Düzce Üniversitesi Kurucu Rektörüdür.
Dünyanın 33 ülkesinde 6 binden fazla üyeye sahip bir sivil toplum kuruluşu IWF tarafından verilen Fark Yaratan Kadın Ödülleri; geleceğin kadın liderlerine rol model olan, seçkin başarılara imza atmış, mesleki alanda büyük saygı gören ve topluma katkıları kamuoyunca takdir edilen kadınlara sunuluyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
İstanbul Bilgi Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, eğitim alanındaki başarılı çalışmaları ve liderliği nedeniyle Uluslararası Kadınlar Forumu (IWF) tarafından Fark Yaratan Kadın Ödülü’ne layık görüldü.
İstanbul Bilgi Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, dünya çapında saygın bir yeri olan “Fark Yaratan Kadın Ödülü”nü (2015 Women Who Make a Difference Award) aldı. 2015 yılında ödüle layık görülen 12 lider kadın arasında yer alan Şerifoğlu, Türkiye’den bu ödülü almaya hak kazanan ilk ve tek kadın oldu.
Uluslararası Kadınlar Forumu (IWF) tarafından Boston’da düzenlenen Dünya Liderlik Konferansı’nda ödülünü alan Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, akademik başarılarının yanı sıra Türkiye’deki kadınların liderlik eğitimi ve gelişimi konusunda çalışmaları ve başarılarıyla tüm dünyaya örnek olacak lider kadınlardan biri olarak gösterildi. IWF Türkiye’nin kurucuları arasında yer alan Prof. Dr. Şerifoğlu, aynı zamanda Düzce Üniversitesi Kurucu Rektörüdür.
Dünyanın 33 ülkesinde 6 binden fazla üyeye sahip bir sivil toplum kuruluşu IWF tarafından verilen Fark Yaratan Kadın Ödülleri; geleceğin kadın liderlerine rol model olan, seçkin başarılara imza atmış, mesleki alanda büyük saygı gören ve topluma katkıları kamuoyunca takdir edilen kadınlara sunuluyor.
Son Güncelleme: Cuma, 27 Kasım 2015 10:47
Gösterim: 2857
MEB bursuyla ABD'de doktora yapan Mustafa Ünal, kemik kırılganlığıyla ilgili yaptığı yeni çalışmayla Baxter Genç Araştırmacı Ödülü'ne layık görüldü.
Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) sağladığı burs programıyla ABD'de doktora eğitimini sürdüren Mustafa Ünal, kemik kırılganlığının sebepleri ve sağlamlığının ölçülmesi konusunda yaptığı çalışmayla, ABD genelinde sağlık alanında çığır açıcı nitelikte araştırmalar yapan ve metotlar geliştiren genç bilim adamlarına verilen Baxter Genç Araştırmacı Ödülü'nün sahibi oldu.
Ünal, 2006 yılında uygulanmaya başlanan “5 Yılda 5 Bin Öğrenci Projesi” kapsamında yurt dışına gönderilen binlerce Türk öğrenciden biri.
Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nde tamamlayan Ünal, bu proje kapsamında "biyomekanik" alanında master ve doktora eğitimi almak için 2009 yılında resmi burslu statüsünde ABD'ye gitti.
2010-2012 arasında San Antonio’daki Teksas Üniversitesi'nde kemik biyomekaniği ve kemik kırılganlığının sebepleri üzerine çalışmalar yapan Ünal, 2012'nin eylül ayında Ohio eyaletine bağlı Cleveland kentindeki Case Western Reserve Üniversitesi’nde doktora programına kabul edildi.
Ünal, burada biyomekanik alanının uzman isimlerinden Prof. Dr. Ozan Akkuş gözetiminde geliştirdiği yeni bir yöntem sayesinde, ABD genelinde sağlık alanında çığır açıcı nitelikte araştırmalar yapan ve metotlar geliştiren genç bilim adamlarına verilen "Baxter Genç Araştırmacı Ödülü"nün (Baxter Young Investigator Award) sahibi oldu.
Mustafa Ünal, yeni geliştirdikleri yöntem ile kemikteki su miktarının "Raman spektroskopisi"ni kullanarak ölçülebileceğini ve kemikteki suyun kemik sağlamlığıyla olan ilişkisini bilim dünyasına gösterdiklerini anlattı ve şunları kaydetti:
"Raman spektroskopisi, değişik dalga boylarındaki lazerleri kullanarak, malzemelerin kimyasal yapısını kimyasal bağlarına göre ortaya çıkarabilen bir metot. Fakat dünyada bugüne kadar hiç kimse kemikteki su miktarını Raman spektroskopisi ile ölçmeyi düşünmemişti çünkü mevcut Raman spektroskopilerinin çoğu kemikteki suyu ölçebilecek hassasiyete sahip değil. Laboratuvarımızda özellikle kemikteki su miktarını ölçebilecek hassasiyette bir Raman spektroskopisi dizayn ettik ve bunu kullanarak dünyada ilk kez Raman spektroskopisi ile kemikteki minerale ve kolajene kimyasal yollar ile bağlı olan su miktarını ölçtük ve bunların kemik kalitesi ve sağlamlığıyla olan ilişkisini ortaya çıkardık."
Kemik erimesinin önlenmesinde yeni dönem
Yeni yöntemin kemik erimelerinin önlenmesi ve tedavi edilmesinde yeni bir dönemi başlatabileceğini ifade eden Ünal, şeker hastalığı, kronik böbrek yetmezliği ve benzeri hastalıklarla birlikte yaşa bağlı olarak gerçekleşen kemik kırılmalarının yılda 6 milyondan fazla kişiyi etkilediğini belirtti.
Mevcut kemik sağlamlığını ölçen metotların yeterince hassas olmadığını aktaran Ünal, kemik kalitesinin hassas bir şekilde ölçülmesinin hem kemik kırılmadan önce risk tespitinde hem de yapılan tedavinin yararlı olup olmadığının tespitinde önemli bir adım olduğunu anlattı.
Ünal, "Kemikteki su miktarının kemik sağlamlığına etkisi, kuru bir ağaç dalının kırılması ile yaş ve taze bir ağaç dalının kırılmasına benzetilebilir. Yaş ağaç dalını kuru ağaç dalına nazaran daha zor kırarız. İşte kemikteki su miktarı da benzer bir şekilde kemiğin kuru bir dal gibi kolay mı kırılacağını, yoksa yaş bir ağaç dalı gibi zor mu kırılacağını belirliyor" diye konuştu.
Prof. Dr. Akkuş'la birlikte geliştirdikleri yöntemin kemikte bulunan farklı yapıdaki su miktarlarını ölçebildiğini dile getiren Ünal, "Yaptığımız araştırma sonucunda kemikte mineral ve kolajene kimyasal yollarla bağlı olan su miktarının artmasının kemiğin kalitesi ve sağlamlığıyla direkt olarak ilişkili olduğunu bulduk. Böylelikle yeni geliştirdiğimiz metotla kemikteki su miktarı ölçümünün kemik sağlığının ve sağlamlığının bir ölçüsü olabileceğini tüm dünyaya göstermiş olduk. Gelecekte kemik sağlığının klinik olarak ölçümünde bu metodun kullanılabilme potansiyeli çok yüksek" dedi.
Devletimizin sağladığı imkanla buraya geldim
1985 yılında Gaziantep'in Nizip ilçesinde dört çocuklu bir ailenin 3'üncü çocuğu olarak dünyaya gelen Mustafa Ünal, fen bilgisi öğretmeni olan babasının "doğu görevi" nedeniyle 5 yaşına kadar Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde yaşadı.
"Ailem her zaman eğitimime çok önem verdi. Fen bilimlerine, özellikle de biyolojiye olan ilgi ve sevgim babamdan dolayı" diyen Ünal, ilk ve orta öğretimini yine babasının tayini nedeniyle gittiği İskenderun'da tamamladı.
Konya'da Selçuk Üniversitesi'nin Makine Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra master eğitimine Türkiye'de devam etmek için TÜBİTAK-Münir Birsel Lisansüstü Bursları Vakfı'nın bursuna başvuran Ünal, bu bursu ilk sırada kazandı.
Ünal, "Fakat gerçekte hayalim bu değildi. Çocukluğumdan beri biyolojiye olan ilgim çok büyüktü. Bu yüzden yurt dışına çıkıp bir şekilde makine mühendisliği ve biyolojiyi birleştiren bir alanda çalışmalarıma devam etmek istiyordum ve bu hayalimi gerçekleştirebilecek yolları arıyordum" diye konuştu.
Tam bu sırada Milli Eğitim Bakanlığı'nın “5 Yılda 5 Bin Öğrenci Projesi”ni duyduğunu anlatan Ünal, projenin sağladığı imkanlar sayesinde hayallerini gerçekleştirdiğini belirterek, şunları söyledi:
"Bu noktada bakanlığımıza çok teşekkür etmek istiyorum. Ben sonuçta bir emekli öğretmenin oğluyum. Eğer bu burs olmasaydı cesaret edip Amerika’ya gelemezdim ve belki de ancak rüyalarımda Amerika'da eğitim görebilirdim. Üniversite yıllarımdan beri hep aklımın bir köşesinde Amerika'ya gitmek vardı ama o zamanlar maddi açıdan benim için hiçbir şekilde bunun imkanı yoktu. Bu projeyi duymam hayatımda çok önemli bir andı. Büyük bir hevesle başvurdum. Benim için o zamanlarda Amerika'ya gelebilmenin tek yolu bu burstu. Devletimizin sağladığı bu imkanla buraya geldim. Burada master eğitimimi yaptım. Şu anda doktora eğitimimin son yılındayım. Allah kısmet ederse bir yıl da doktora sonrası eğitimimi tamamladıktan sonra ülkeme dönüp Amerika’daki çalışmalarıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum."
Türk öğrenciler kendilerine güvenmeli
Türkiye'de alınan eğitimin ABD'de master ve doktora yapmak için teorik anlamda yeterli bir eğitim olduğunu ifade eden Ünal, eğitimlerine ABD'de devam etmek isteyen Türk öğrencilere seslenerek "Öncelikle şunu bilmeleri gerekiyor. Ülkemizde gerçekten teorik olarak iyi bir eğitim veriliyor. Belki tek eksiğimiz, teorik olarak öğrendiğimiz bilgileri pratiğe geçirmekte zorluk çekmemiz ve üniversite eğitimi boyunca öğrendiğimiz şeylerin hep teoride kalması. Bu herhalde yeteri kadar laboratuvar imkanımızın olmayışı ve laboratuvarda yeteri kadar vakit geçiremememizden kaynaklanıyor. Ama ABD'de sağlanan imkanlar ve laboratuvar ortamları sayesinde, öğrenmiş olduğumuz bilgileri pratiğe dökme şansımız var" diye konuştu.
Türk öğrencilere kendilerine güvenmeleri çağrısı yapan Ünal, eğitim alanında her türlü fırsatı değerlendirmelerini, kendilerini geliştirmelerini, hayallerini ertelememelerini ve fırsat verildiği takdirde ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını, böylelikle önlerine birçok kapının açılabileceğini dile getirdi.
Milli hazinemiz
Türkiye'nin New York Eğitim Ataşesi Yurdagül Aydoğan da şu an ABD'de bin 500 civarında Türk öğrencinin Milli Eğitim Bakanlığının burslarından faydalandığını anlattı.
Bu öğrencilerin çoğunluğunun "5 Yılda 5 Bin Öğrenci" projesi kapsamında eğitim için ABD'ye geldiğini belirten Aydoğan, bu yolla dünyanın birçok yerine öğrenci gönderildiğini, fakat öğrencilerin ABD'ye olan ilgisinin daha yoğun olduğunu gözlemlediklerini ifade etti.
Devletin öğrencilere en üst düzey eğitim koşullarını sağlamayı amaçladığını vurgulayan Aydoğan, "Buraya gelen Mustafa Ünal gibi çocuklar, Türkiye'nin gerçekten çok başarılı öğrencileri arasından seçiliyor. Bu öğrenciler, belli bir sınav ve akademik sıralamanın sonuçlarına göre geliyor" dedi.
Bu öğrenciler için "milli hazinemiz" ifadesini kullanan Aydoğan, öğrencilerin eğitimlerini tamamlamasının ardından Türkiye'ye dönmelerinin önemine değindi.
Aydoğan, son dönemde yapılan araştırmalara göre eğitim sonrasında Türkiye'ye dönüşlerde ciddi bir artış tespit edildiğini dile getirerek, "Öğrencilerimiz, yüzde 80 oranında Türkiye'ye geri dönüyor. Bu çok ciddi bir rakam ve kritik bir eşik" diye konuştu.
Dönüşlerdeki artışta en önemli faktörlerden birinin son iki yılda yapılan kanuni düzenlemeler olduğunu kaydeden Aydoğan, özlük haklarıyla ilgili yapılan değişikliklerin öğrencilerin Türkiye'ye dönüş oranınındaki yükselişi desteklediğini ifade etti.
Aydoğan, "Bizim en büyük ödülümüz Mustafa Ünal'ınki gibi başarı öyküleri duymak. Bu öğrencilerin Türkiye'de araştırmayı sürdürebileceği, bunları yapabileceği ortamı sağlamak gerekiyor. Bu konuda çocukların gideceği üniversitelere ve bu üniversitelerin rektörlerine büyük iş düşüyor" dedi.
Yurt dışında Milli Eğitim Bakanlığı burslarıyla eğitim almak isteyen öğrencilere tavsiyelerde bulunan Aydoğan, akademik kariyer yapmak isteyen öğrencilerin lisans eğitimi süresince ortalamalarına dikkat edip 2,70’in altına düşürmemelerini ve Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı'na (ALES) iyi hazırlanmalarını öğüt verdi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
MEB bursuyla ABD'de doktora yapan Mustafa Ünal, kemik kırılganlığıyla ilgili yaptığı yeni çalışmayla Baxter Genç Araştırmacı Ödülü'ne layık görüldü.
Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) sağladığı burs programıyla ABD'de doktora eğitimini sürdüren Mustafa Ünal, kemik kırılganlığının sebepleri ve sağlamlığının ölçülmesi konusunda yaptığı çalışmayla, ABD genelinde sağlık alanında çığır açıcı nitelikte araştırmalar yapan ve metotlar geliştiren genç bilim adamlarına verilen Baxter Genç Araştırmacı Ödülü'nün sahibi oldu.
Ünal, 2006 yılında uygulanmaya başlanan “5 Yılda 5 Bin Öğrenci Projesi” kapsamında yurt dışına gönderilen binlerce Türk öğrenciden biri.
Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nde tamamlayan Ünal, bu proje kapsamında "biyomekanik" alanında master ve doktora eğitimi almak için 2009 yılında resmi burslu statüsünde ABD'ye gitti.
2010-2012 arasında San Antonio’daki Teksas Üniversitesi'nde kemik biyomekaniği ve kemik kırılganlığının sebepleri üzerine çalışmalar yapan Ünal, 2012'nin eylül ayında Ohio eyaletine bağlı Cleveland kentindeki Case Western Reserve Üniversitesi’nde doktora programına kabul edildi.
Ünal, burada biyomekanik alanının uzman isimlerinden Prof. Dr. Ozan Akkuş gözetiminde geliştirdiği yeni bir yöntem sayesinde, ABD genelinde sağlık alanında çığır açıcı nitelikte araştırmalar yapan ve metotlar geliştiren genç bilim adamlarına verilen "Baxter Genç Araştırmacı Ödülü"nün (Baxter Young Investigator Award) sahibi oldu.
Mustafa Ünal, yeni geliştirdikleri yöntem ile kemikteki su miktarının "Raman spektroskopisi"ni kullanarak ölçülebileceğini ve kemikteki suyun kemik sağlamlığıyla olan ilişkisini bilim dünyasına gösterdiklerini anlattı ve şunları kaydetti:
"Raman spektroskopisi, değişik dalga boylarındaki lazerleri kullanarak, malzemelerin kimyasal yapısını kimyasal bağlarına göre ortaya çıkarabilen bir metot. Fakat dünyada bugüne kadar hiç kimse kemikteki su miktarını Raman spektroskopisi ile ölçmeyi düşünmemişti çünkü mevcut Raman spektroskopilerinin çoğu kemikteki suyu ölçebilecek hassasiyete sahip değil. Laboratuvarımızda özellikle kemikteki su miktarını ölçebilecek hassasiyette bir Raman spektroskopisi dizayn ettik ve bunu kullanarak dünyada ilk kez Raman spektroskopisi ile kemikteki minerale ve kolajene kimyasal yollar ile bağlı olan su miktarını ölçtük ve bunların kemik kalitesi ve sağlamlığıyla olan ilişkisini ortaya çıkardık."
Kemik erimesinin önlenmesinde yeni dönem
Yeni yöntemin kemik erimelerinin önlenmesi ve tedavi edilmesinde yeni bir dönemi başlatabileceğini ifade eden Ünal, şeker hastalığı, kronik böbrek yetmezliği ve benzeri hastalıklarla birlikte yaşa bağlı olarak gerçekleşen kemik kırılmalarının yılda 6 milyondan fazla kişiyi etkilediğini belirtti.
Mevcut kemik sağlamlığını ölçen metotların yeterince hassas olmadığını aktaran Ünal, kemik kalitesinin hassas bir şekilde ölçülmesinin hem kemik kırılmadan önce risk tespitinde hem de yapılan tedavinin yararlı olup olmadığının tespitinde önemli bir adım olduğunu anlattı.
Ünal, "Kemikteki su miktarının kemik sağlamlığına etkisi, kuru bir ağaç dalının kırılması ile yaş ve taze bir ağaç dalının kırılmasına benzetilebilir. Yaş ağaç dalını kuru ağaç dalına nazaran daha zor kırarız. İşte kemikteki su miktarı da benzer bir şekilde kemiğin kuru bir dal gibi kolay mı kırılacağını, yoksa yaş bir ağaç dalı gibi zor mu kırılacağını belirliyor" diye konuştu.
Prof. Dr. Akkuş'la birlikte geliştirdikleri yöntemin kemikte bulunan farklı yapıdaki su miktarlarını ölçebildiğini dile getiren Ünal, "Yaptığımız araştırma sonucunda kemikte mineral ve kolajene kimyasal yollarla bağlı olan su miktarının artmasının kemiğin kalitesi ve sağlamlığıyla direkt olarak ilişkili olduğunu bulduk. Böylelikle yeni geliştirdiğimiz metotla kemikteki su miktarı ölçümünün kemik sağlığının ve sağlamlığının bir ölçüsü olabileceğini tüm dünyaya göstermiş olduk. Gelecekte kemik sağlığının klinik olarak ölçümünde bu metodun kullanılabilme potansiyeli çok yüksek" dedi.
Devletimizin sağladığı imkanla buraya geldim
1985 yılında Gaziantep'in Nizip ilçesinde dört çocuklu bir ailenin 3'üncü çocuğu olarak dünyaya gelen Mustafa Ünal, fen bilgisi öğretmeni olan babasının "doğu görevi" nedeniyle 5 yaşına kadar Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde yaşadı.
"Ailem her zaman eğitimime çok önem verdi. Fen bilimlerine, özellikle de biyolojiye olan ilgi ve sevgim babamdan dolayı" diyen Ünal, ilk ve orta öğretimini yine babasının tayini nedeniyle gittiği İskenderun'da tamamladı.
Konya'da Selçuk Üniversitesi'nin Makine Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra master eğitimine Türkiye'de devam etmek için TÜBİTAK-Münir Birsel Lisansüstü Bursları Vakfı'nın bursuna başvuran Ünal, bu bursu ilk sırada kazandı.
Ünal, "Fakat gerçekte hayalim bu değildi. Çocukluğumdan beri biyolojiye olan ilgim çok büyüktü. Bu yüzden yurt dışına çıkıp bir şekilde makine mühendisliği ve biyolojiyi birleştiren bir alanda çalışmalarıma devam etmek istiyordum ve bu hayalimi gerçekleştirebilecek yolları arıyordum" diye konuştu.
Tam bu sırada Milli Eğitim Bakanlığı'nın “5 Yılda 5 Bin Öğrenci Projesi”ni duyduğunu anlatan Ünal, projenin sağladığı imkanlar sayesinde hayallerini gerçekleştirdiğini belirterek, şunları söyledi:
"Bu noktada bakanlığımıza çok teşekkür etmek istiyorum. Ben sonuçta bir emekli öğretmenin oğluyum. Eğer bu burs olmasaydı cesaret edip Amerika’ya gelemezdim ve belki de ancak rüyalarımda Amerika'da eğitim görebilirdim. Üniversite yıllarımdan beri hep aklımın bir köşesinde Amerika'ya gitmek vardı ama o zamanlar maddi açıdan benim için hiçbir şekilde bunun imkanı yoktu. Bu projeyi duymam hayatımda çok önemli bir andı. Büyük bir hevesle başvurdum. Benim için o zamanlarda Amerika'ya gelebilmenin tek yolu bu burstu. Devletimizin sağladığı bu imkanla buraya geldim. Burada master eğitimimi yaptım. Şu anda doktora eğitimimin son yılındayım. Allah kısmet ederse bir yıl da doktora sonrası eğitimimi tamamladıktan sonra ülkeme dönüp Amerika’daki çalışmalarıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum."
Türk öğrenciler kendilerine güvenmeli
Türkiye'de alınan eğitimin ABD'de master ve doktora yapmak için teorik anlamda yeterli bir eğitim olduğunu ifade eden Ünal, eğitimlerine ABD'de devam etmek isteyen Türk öğrencilere seslenerek "Öncelikle şunu bilmeleri gerekiyor. Ülkemizde gerçekten teorik olarak iyi bir eğitim veriliyor. Belki tek eksiğimiz, teorik olarak öğrendiğimiz bilgileri pratiğe geçirmekte zorluk çekmemiz ve üniversite eğitimi boyunca öğrendiğimiz şeylerin hep teoride kalması. Bu herhalde yeteri kadar laboratuvar imkanımızın olmayışı ve laboratuvarda yeteri kadar vakit geçiremememizden kaynaklanıyor. Ama ABD'de sağlanan imkanlar ve laboratuvar ortamları sayesinde, öğrenmiş olduğumuz bilgileri pratiğe dökme şansımız var" diye konuştu.
Türk öğrencilere kendilerine güvenmeleri çağrısı yapan Ünal, eğitim alanında her türlü fırsatı değerlendirmelerini, kendilerini geliştirmelerini, hayallerini ertelememelerini ve fırsat verildiği takdirde ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını, böylelikle önlerine birçok kapının açılabileceğini dile getirdi.
Milli hazinemiz
Türkiye'nin New York Eğitim Ataşesi Yurdagül Aydoğan da şu an ABD'de bin 500 civarında Türk öğrencinin Milli Eğitim Bakanlığının burslarından faydalandığını anlattı.
Bu öğrencilerin çoğunluğunun "5 Yılda 5 Bin Öğrenci" projesi kapsamında eğitim için ABD'ye geldiğini belirten Aydoğan, bu yolla dünyanın birçok yerine öğrenci gönderildiğini, fakat öğrencilerin ABD'ye olan ilgisinin daha yoğun olduğunu gözlemlediklerini ifade etti.
Devletin öğrencilere en üst düzey eğitim koşullarını sağlamayı amaçladığını vurgulayan Aydoğan, "Buraya gelen Mustafa Ünal gibi çocuklar, Türkiye'nin gerçekten çok başarılı öğrencileri arasından seçiliyor. Bu öğrenciler, belli bir sınav ve akademik sıralamanın sonuçlarına göre geliyor" dedi.
Bu öğrenciler için "milli hazinemiz" ifadesini kullanan Aydoğan, öğrencilerin eğitimlerini tamamlamasının ardından Türkiye'ye dönmelerinin önemine değindi.
Aydoğan, son dönemde yapılan araştırmalara göre eğitim sonrasında Türkiye'ye dönüşlerde ciddi bir artış tespit edildiğini dile getirerek, "Öğrencilerimiz, yüzde 80 oranında Türkiye'ye geri dönüyor. Bu çok ciddi bir rakam ve kritik bir eşik" diye konuştu.
Dönüşlerdeki artışta en önemli faktörlerden birinin son iki yılda yapılan kanuni düzenlemeler olduğunu kaydeden Aydoğan, özlük haklarıyla ilgili yapılan değişikliklerin öğrencilerin Türkiye'ye dönüş oranınındaki yükselişi desteklediğini ifade etti.
Aydoğan, "Bizim en büyük ödülümüz Mustafa Ünal'ınki gibi başarı öyküleri duymak. Bu öğrencilerin Türkiye'de araştırmayı sürdürebileceği, bunları yapabileceği ortamı sağlamak gerekiyor. Bu konuda çocukların gideceği üniversitelere ve bu üniversitelerin rektörlerine büyük iş düşüyor" dedi.
Yurt dışında Milli Eğitim Bakanlığı burslarıyla eğitim almak isteyen öğrencilere tavsiyelerde bulunan Aydoğan, akademik kariyer yapmak isteyen öğrencilerin lisans eğitimi süresince ortalamalarına dikkat edip 2,70’in altına düşürmemelerini ve Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı'na (ALES) iyi hazırlanmalarını öğüt verdi.
Son Güncelleme: Çarşamba, 02 Eylül 2015 11:39
Gösterim: 2456
2015 Nobel Kimya Ödülü'ne aynı zamanda ABD vatandaşı olan Türk asıllı Aziz Sancar, ABD'li Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl layık görüldü.
Sancar, Lindahl ve Modrich; 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü, hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde kazandı. Söz konusu çalışmalardan, yeni kanser tedavilerinin geliştirilmesinde faydalanıldı.
Mardin’de doğdu
Kuzey Carolina Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Sancar, Mardin'in Savur İlçesinde, okuma yazma bilmeyen ancak eğitime önem veren sekiz çocuklu bir anne-babanın çocuğu olarak doğdu.
İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitiren Sancar, yurt dışında yaptığı çalışmalarla Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'ne kabul edilen üç Türk'ten biri olmuştu.
Ödülünü 10 Aralık'ta alacak
Bu yılın başarılı isimleri Nobel Ödülü'nü Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta teslim alacak. Ödül, 3 milyon İsveç kronu (Yaklaşık 2.8 milyon TL) tutarında.
2014 yılı Nobel Kimya Ödülü ‘nano dünyaya kapı aralayan’, ‘süper çözünürlüklü floresan mikroskobu’ geliştiren çalışmaları nedeniyle ABD'li kimyagerler Eric Betzig ve William E Moerner ile Alman kimyager Stefan W. Hell'e verilmişti.
2006 yılında da ünlü yazar Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
2015 Nobel Kimya Ödülü'ne aynı zamanda ABD vatandaşı olan Türk asıllı Aziz Sancar, ABD'li Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl layık görüldü.
Sancar, Lindahl ve Modrich; 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü, hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde kazandı. Söz konusu çalışmalardan, yeni kanser tedavilerinin geliştirilmesinde faydalanıldı.
Mardin’de doğdu
Kuzey Carolina Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Sancar, Mardin'in Savur İlçesinde, okuma yazma bilmeyen ancak eğitime önem veren sekiz çocuklu bir anne-babanın çocuğu olarak doğdu.
İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitiren Sancar, yurt dışında yaptığı çalışmalarla Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'ne kabul edilen üç Türk'ten biri olmuştu.
Ödülünü 10 Aralık'ta alacak
Bu yılın başarılı isimleri Nobel Ödülü'nü Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta teslim alacak. Ödül, 3 milyon İsveç kronu (Yaklaşık 2.8 milyon TL) tutarında.
2014 yılı Nobel Kimya Ödülü ‘nano dünyaya kapı aralayan’, ‘süper çözünürlüklü floresan mikroskobu’ geliştiren çalışmaları nedeniyle ABD'li kimyagerler Eric Betzig ve William E Moerner ile Alman kimyager Stefan W. Hell'e verilmişti.
2006 yılında da ünlü yazar Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştı.
Son Güncelleme: Çarşamba, 07 Ekim 2015 14:02
Gösterim: 2445
ABD'li lise öğrencisi Noa Mintz henüz 15 yaşında ama kendi şirketini kurdu, çalışanları oldu ve şimdi yıllık kazancı 500 bin dolar civarında...
Lise öğrencisi Mintz, 2012’de kendine ait bir bebek bakıcılığı web sitesi kurdu. Adını da ‘Nannies by Noa’ (Noa’nın dadıları) koydu. Başladığında 50 müşterisi olan Mintz’in şimdi 200’e yakın müşterisi var.
Mintz, dadılarına ortalama olarak saatine 5 dolar veriyor, başarılı olan dadıların ise ilk maaşlarını %15 primle veriyor.
İşe ayıracak vakti yok
Yaklaşık Haftada ortalama 40 saat çalışan 25 tam zamanlı dadı ve 50 de bebek bakıcısını çalıştıran küçük kız, işe ilk giriştiğinde ortalama 100 dolar kazanıyordu. Bugün ise kazandığı para yılda 500 bin dolara çıktı. Yeterince para kazandığında ise şirketini yönetmesi için bir CEO’yu işe aldı ve Manhattan’da bir ofis tuttu çünkü onun okula gitmesi gerekiyordu.

Noa Mintz dadılarıyla birlikte
Mintz, CNN’e verdiği röportajında okulda başarılı bir öğrenci olmadığını söylüyor: ‘Okulla başım dertte, zorlanıyorum. Ama sanırım derslerde başarılı olmakla girişimci olarak başarılı olmak farklı şeyler’ diyor. Gelecek planları içinde de şunlar var: ‘Önce liseyi bitireceğim. Sonra da belki bir şirket daha kurarım.’
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
ABD'li lise öğrencisi Noa Mintz henüz 15 yaşında ama kendi şirketini kurdu, çalışanları oldu ve şimdi yıllık kazancı 500 bin dolar civarında...
Lise öğrencisi Mintz, 2012’de kendine ait bir bebek bakıcılığı web sitesi kurdu. Adını da ‘Nannies by Noa’ (Noa’nın dadıları) koydu. Başladığında 50 müşterisi olan Mintz’in şimdi 200’e yakın müşterisi var.
Mintz, dadılarına ortalama olarak saatine 5 dolar veriyor, başarılı olan dadıların ise ilk maaşlarını %15 primle veriyor.
İşe ayıracak vakti yok
Yaklaşık Haftada ortalama 40 saat çalışan 25 tam zamanlı dadı ve 50 de bebek bakıcısını çalıştıran küçük kız, işe ilk giriştiğinde ortalama 100 dolar kazanıyordu. Bugün ise kazandığı para yılda 500 bin dolara çıktı. Yeterince para kazandığında ise şirketini yönetmesi için bir CEO’yu işe aldı ve Manhattan’da bir ofis tuttu çünkü onun okula gitmesi gerekiyordu.

Noa Mintz dadılarıyla birlikte
Mintz, CNN’e verdiği röportajında okulda başarılı bir öğrenci olmadığını söylüyor: ‘Okulla başım dertte, zorlanıyorum. Ama sanırım derslerde başarılı olmakla girişimci olarak başarılı olmak farklı şeyler’ diyor. Gelecek planları içinde de şunlar var: ‘Önce liseyi bitireceğim. Sonra da belki bir şirket daha kurarım.’
Son Güncelleme: Perşembe, 26 Şubat 2015 15:47
Gösterim: 3216

