banner
banner
banner

Okul ortamı toplumsal cinsiyet eşitliğinin üretilmesine katkı sunmalı




Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele için okul ortamlarının önemine vurgu yapan İELEV Okullarının Kadın Yöneticileri İELEV Özel Lisesi Okul Müdürü Dr. Gülseren Aslan, İELEV Özel 125. Yıl İlkokulu/ Ortaokulu Müdürü- Çekmeköy Burcu Aybat, İELEV Özel 125. Yıl Anaokulu Müdürü Çiğdem Yıldız, İELEV Özel İlkokulu/Ortaokulu Müdürü- Cağaloğlu Özlem Katran Akarsu ve İELEV Okulları Eğitim Teknolojileri Yöneticisi Yonca Özgün, eğitim dünyasında kadın olarak yer almanın kolay ve zor yanlarını, kadın yönetici sayısının artması için yapılması gerekenleri artı eğitim'e anlattılar.

ielevKADIN YÖNETİCİLER KURUM KÜLTÜRÜNÜ GELİŞTİRİYOR

Burcu Hanım, eğitim dünyasında farklı kademelerde yönetici olarak görev yaptınız ve yapmaya devam ediyorsunuz. Eğitimde kadın yönetici olmanın avantaj ve dezavantajları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Burcu Aybat:
20 yıl boyunca Türkiye’nin önde gelen eğitim kurumlarında farklı pozisyonlarda çalışma fırsatı yakaladım. Gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki çalıştığım okullarda yöneticiler genel olarak kadındı. Ancak Türkiye’de bu durumun genele baktığımızda farklılık gösterdiğini biliyoruz. TALIS (Teaching and Learning International Survey) 2018 sonuçlarına göre; Türkiye’de, ortaokul kademesinde 3.951 öğretmenin %56’sı; 196 okul müdürünün ise yalnızca %7’si kadındır. Bu oranlar OECD ortalamasında ise sırasıyla %68 ve %47’dir. Toplumsal Cinsiyet Uçurumu 2017 raporu ise kadın üst düzey yönetici sayısında Türkiye’nin, 145 ülke arasında 107. sırada olduğunu gösteriyor.

Kadınların üst düzey yönetim görevlerine gelmelerini engelleyen görünmez ve yapay bariyerleri tanımlamak için “cam tavan” metaforu kullanılıyor. Kadınların yönetim alanında seyrek olarak yer almasını toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması olarak kabul edebiliriz. Ne yazık ki eğitim alanında da toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yansımalarını yaşadığımızı düşünüyorum. Erkek egemen yönetim dünyasında, daha fazla lider kadının yer almasının, bulundukları kurum kültürüne olumlu katkıları olacaktır hiç şüphesiz. Beraberinde de kurum içindeki cinsiyet eşitliğine, davranış ve şartlar anlamında, etkisi bulunacaktır.

Kadınların ve erkeklerin liderlik stillerinin farklılık gösterdiğine dair söylemler var. Ancak bunun toplumun beklentileri ile paralellik gösterdiğini düşünüyorum. Halbuki 21. yüzyılda tüm liderlerin, kadın ya da erkek farketmez, güçlü iletişim, iş birliği ve planlama becerilerine sahip olması, özellikle yeni nesil öğretmenlerle çalıştığınız bu ortamda elzem. Esnek ve yatay yönetim anlayışına sahip liderlerin özellikle hibrit eğitim dönemine girdiğimiz bu süreçte başarılı olacağına inanıyorum. 

ÖNCE ÖĞRETMEN SONRA YÖNETİCİYİM

Gülseren Hanım, siz de hem bir akademisyen hem de bir yönetici olarak sektörü yakından tanıyorsunuz. Eğitim sektörünü tercih etme nedenleriniz neler?
Dr. Gülseren Aslan:
Şu anda çalıştığım İELEV Okulları bir IB okulu. International Bakalorya Organizasyonunun tarihçesine bakarsanız, ilk tohumları Binci Dünya Savaşından sonra 1920lerde atılıyor. Bir grup idealist, kültürlerarası anlayışı destekleyen ve eleştirel düşünmeye teşvik eden bir müfredat oluşturmaya girişiyor. Birleşmiş Milletler çatısı altında bu şekilde başlayan hikaye, yine idealist bir eğitimci kadının “Barışı öğretmek mümkün mü?” diye sorgulamasıyla devam ederek, bugün dünyanın her yerinde aynı müfredatı uygulamaya çalışan ve özünde daha iyi bir dünyaya ulaşmanın yolunu eğitimde arayan uzun bir yolculuk. Bu yolculuk hala devam ediyor.

Benim bu okulda olmamın tesadüf olmadığını düşünüyorum. Diyalog kurmaya, iletişimin gücüne, sözün gücüne çok inanıyorum. Bunların öğretilebilir olduğuna da inanıyorum. Müfredatlara “Barış dersi” adında bir ders eklemek şekilcilikten ibaret kalabilir. Ancak yine de “barışçıl olmayı” öğretebilir; diyalog kurarak neler başarabileceğimizi, meselelere çok yönlü bakmayı yaşayarak gösterebiliriz.

Ben akademisyen kökenliyim ve yıllarca eğitim fakültesinde öğretmen yetiştirdim. Bugün pandemi koşullarından dolayı bilgi herkes için ulaşılabilir olduğundan, eğitimlerde, derslerde başka değerleri kazandırmak çok daha fazla ön plana çıktı. Ama her idealist öğretmen gibi, ben de esas bu değerleri eğitimlerimin ve derslerimin merkezinde tutmaya çalışıyorum her zaman.

Çocuklara, gençlere öğrettiğimizi sandığımız pek çok bilgi için bize ihtiyaçları yok aslında. “İyi insan olmayı” öğretebilirsek onları geleceğe, geleceği de onlara ve bize kazandırabiliriz.

İşte bu bakış açım ve hayalim için bu sektördeyim. Ve her zaman önce öğretmenim, sonra yönetici… 

KADINLAR ROL MODEL BELİRLEMELİ

Özlem Hanım, eğitimde kadın öğretmen sayısıyla yönetici kadın sayısı arasında oransal olarak bir uçurum gözlemliyoruz. Eğitim sektöründe kadın yönetici sayısının azlığını nelere bağlıyorsunuz ve artması için neler önerirsiniz? 
Özlem Katran Akarsu:
Bugün dünya nüfusunun neredeyse yarısını oluştursalar da maalesef kadınların ekonomik hayata katılımları bununla doğru orantılı değil.  Yapılan birçok araştırmaya göre cinsiyet ayrımcılığı, tüm dünyada, kadınların işe alınmasından terfilerine kadar, özellikle de daha fazla sorumluluk gerektiren üst yönetim kademelerine yükselmelerinde belirgin olarak kendini göstermekte.

Her ne kadar eğitim sektöründe diğer sektörlere göre kadın yönetici sayılarının oranı daha yüksek olsa da bu oranın her geçen gün artması en büyük temennimiz.

Eğitim sektöründe kadın yönetici sayısının artması için öğretmenliğe ilk başladığı yıllardan itibaren tüm öğretmen arkadaşlarımıza kendilerine bir kariyer planı çizmelerini, alan becerilerinin yanı sıra iletişim, organizasyon, rehberlik etme gibi liderlik becerilerini geliştirme konusunda da çaba göstermelerini, sorumluluk almaktan kaçmamalarını, kendilerine verilen görevlerin onlara duyulan güven ile paralel olduğunu; bu yüzden “Bu görev neden bana verildi? Benden başka yapacak kimse yok mu?" yerine “ Ben bu görevi en iyi nasıl yerine getirebilirim?" diye düşünerek çalışmaları gerektiğini, hem kendi alanlarında hem de başka alanlarda değişim ve gelişimi takip etmelerini, iyi bir gözlemci olmalarını ve kendilerine bir rol model belirleyip bu kişilerden feyz almalarını, öneri ve eleştirilere açık olmalarını ve bunları değerlendirmelerini, kendileri ile ilgili alacakları kararlarda cesur olmalarını, ev ve aile sorumluluğu gibi konuların onları kariyer planlarından alıkoymasına izin vermemelerini tavsiye ediyorum.

Tabii bu yalnızca yönetici olacak olan öğretmenin sorumluluğu da olmamalı diye düşünüyorum. Yönetim kademesinde çalışan tüm kadınların kendilerinden sonra ya da kendileri ile beraber çalışacakları yeni yöneticilerin yetiştirilmesi konusunda destek vermesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Ben bu konuyu şahsen çok önemsiyor ve mümkün olduğunca göreve yeni başlamış olan meslektaşlarıma bu konuda mentorluk yapmaya ve yönlendirmeye gayret ediyorum. Onların üst kademelerde görev aldıklarını gördükçe her biriyle büyük gurur duyuyorum. 

KADINLAR TEKNOLOJİYE DAHA FAZLA UYUM GÖSTERİYOR

Yonca Hanım, size gore teknlojinin yarattığı imkanlar kadınların iş yaşamını nasıl etkiliyor?
Yonca Özgün:
Toplumumuzda her ne kadar kadın ve teknoloji kavramlarının bağdaştırılmasında zorlanılsa da teknoloji sektöründeki rol model olan kadınların yaptıkları çalışmaların görünürlüğü her zamankinden daha fazla. “Bilim adamı” yerine “Bilim insanı” ifadesinin dilimize yerleşmiş olması da kadınların sektördeki artan varlığının bir göstergesi. Bu durum teknoloji sektöründe girişimci olmak isteyen ancak buna cesaret edemeyen kadınlar için de bir motivasyon kaynağı. Teknolojinin dinamik, değişen ve gelişen yapısına kadınların daha fazla uyum gösterebildiği aşikâr. Öğrenme kaynaklarının herkese eşit mesafede olması kadınların teknoloji konusunda kendini geliştirmesine olanak sağlıyor. Teknoloji sektöründeki cinsiyet eşitsizliğin aşılması, kadınların teknoloji ile üretebilme yetkinliklerini arttırılabilmeleri ile sağlanabilir. Bunun yolu da eğitimden geçer. Teknoloji ile üretme becerisinin kazandırılması okullardan başlayarak üzerinde önemle durulması gereken bir konu. 

EĞİTİMDE KADIN BAKIŞ AÇISI FARKLILIK YARATIYOR

Çiğdem Hanım, diğer sektörlerle karşılaştırıldığında eğitim sektöründe yönetici olmanın zor ve kolay yanları neler?
Çiğdem Yıldız:
Kadın çalışanların her sektörde katma değerlerinin yüksek olduğu görüşündeyim ama eğitim sektörü özelinde düşünüldüğünde söz konusu çocuk ruh sağlığı, gelişimi, takibi ve eğitimi ile çocuğun yararına sunulacak hizmette kadın bakış açısının kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bir ekipte ayrım yapmadan kadın ve erkek çalışanların fikirleriyle ortaya çıkan ürünlerin o sektördeki son kullanıcıya katkılarına her gün şahit oluyorum. İşyerinize gittiğinizde başka hiçbir sektörde sizi kapıda gülen yüzlerle karşılayıp size sarılmak isteyen insanları bulamazsınız. Bence eğitim sektöründe yönetici veya öğretmen olun en büyük kolaylığınız ve motivasyon kaynağınız çocukların size olan bu yaklaşımıdır. Üstelik onlardaki katkınızı ve gelişimlerine şahit olduğunuzu görmek kadar başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir ödülü de içinde barındırır. Bu durumun beraberinde getirdiği en büyük zorluk da başka hiçbir sektörde bu denli sorumluluğu omuzlarınızda hissetmemenizdir. 

Z KUŞAĞI TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİ ÖNEMSİYOR

Türkiye'de kadınların öncelikli sorunları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu kapsamda neler yapılması gerekiyor?
Dr. Gülseren Aslan:
Kadınlara yönelik şiddet ve her türlü ayrımcılığın önlenmesi; eğitime erişim öncelikli sorunlarımız arasında. Toplumsal cinsiyet eşitliği, küresel politikaların ilgi odağı haline gelse de bu alandaki uygulamaların pratiğe geçirilmesi sosyal ve kamusal alanda bütüncül bir yaklaşımın sergilenmesini gerektiriyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, okullarda, kurumlarda ve aile içinde yeniden üretilmemeli.

Toplumsal cinsiyet eşitliği sadece bir temel insan hakkı değildir; aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmayı ve gelişmeyi beraberinde getirir. Kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesi toplumsal gelişmenin temel yapıtaşlarındandır. Bu alanda doğru politikaların geliştirilmesi, eğitim ve işe eşit erişim imkanlarının sunulması, aile içindeki işlerin eşit bölüşümü gibi yasal ve kültürel değişimler; bu konudaki kalıp yargıların kırılmasına hizmet eder. Toplumun tüm kurumları bu konuda eşit sorumluluğa sahip olsa da özellikle eğitim ve medyaya dikkat çekmek isterim. Medya, kullandığı dil ve içerik ile ayrımcılığı yeniden üretmekten kaçınmalıdır. Biz eğitimcilerin de bu konuda üzerine büyük sorumluluk düştüğüne inanıyorum. Müfredattan, okul yaşantısına, kitaplarda yer alan örneklere kadar birçok konuda öğrencilerimize sunduğumuz içerikleri ve ilettiğimiz mesajları özenle seçmeliyiz. Okul ortamı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin üretilmesine katkı sunmalı.

Bu konuda öğrencilerimden çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Gençlerimiz müthiş duyarlı. Z kuşağı ile ilgili en umutlu olduğum alanlardan birisi bu. Ve bunun en heyecan ve mutluluk verici yanı, kız veya erkek fark etmiyor, hepsi toplumsal cinsiyet eşitliğini anlıyor, önemsiyor ve bu konuda yanlış sözcük seçimimde beni de uyardıkları olmuştur. Onlarla gurur duyuyorum. 

Burcu Aybat
“Elbette ki bir liderlik ekibinde kadın-erkek dengesini toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında çok kıymetli buluyorum. Bunun yanında her liderin kadın ve erkek cinsiyet rolleri dışında entelektüel kimlikleriyle ve deneyimleriyle var olduğunu asla unutmamak gerekir. Kadın ya da erkek olmaktan öte bir liderin daha çok eylemleri ile bulunduğu kuruma avantaj ya da dezavantaj getirdiğine inanıyorum.” 

Özlem Katran Akarsu

“Yönetim kademesinde çalışan tüm kadınların kendilerinden sonra ya da kendileri ile beraber çalışacakları yeni yöneticilerin yetiştirilmesi konusunda destek vermesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Ben bu konuyu şahsen çok önemsiyor ve mümkün olduğunca göreve yeni başlamış olan meslektaşlarıma bu konuda mentorluk yapmaya ve yönlendirmeye gayret ediyorum. Onların üst kademelerde görev aldıklarını gördükçe her biriyle büyük gurur duyuyorum.”

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.