Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Geçen eğitim ve öğretim yılında korunma ve bakım altında bulunan çocuklardan LYS'ye 415 çocuk girdi, 293'ü üniversiteyi kazandı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar kapsamında, korunmaya muhtaç çocuklar için koğuş tipi kuruluş bakımından ev odaklı bakıma geçilmesi, bu çocukların akademik ve sportif başarılarını arttırdı.
2011-2012 eğitim ve öğretim yılında 157 olan özel okula giden koruma ve bakım altındaki çocuk sayısı, 2012-2013 yılında 359, geçen yıl 367, bu yıl ise 372'ye yükseldi.
2013-2014 eğitim ve öğretim yılında korunma ve bakım altında bulunan çocuklardan 415'i LYS'ye girdi, bunlardan 293'ü yüksek öğrenime girmeye hak kazandı.
Bu gençlerden 81'i 4 yıllık ve üzeri fakültelere, 212'si 2 yıllık meslek yüksek okullarına yerleştirildi.
Bin 134 çocuk ortaöğretim kurumuna yerleşti
Koruyucu aile yanındaki gençlerin başarı oranı yüzde 86,5, çocuk evlerinde bulunanların başarı oranı yüzde 76,4, SED ile desteklenenlerin başarı oranı yüzde 70,3 oldu.
Koruyucu Aile Hizmetinden yararlanan çocukların okul başarı not ortalaması 2013-2014 eğitim ve öğretim yılında 3,79 oldu. Sosyal ve ekonomik destek hizmetinden yararlananların Okul Başarı Not Ortalaması 2013-2014 Eğitim ve Öğretim Yılında 3,4 oldu.
Sevgi evleri, çocuk yuvası, yetiştirme yurdunda bulunan gençlerin başarı oranının yüzde 65,4, genel başarı oranının ise yüzde 71 olduğu görüldü.
Bin 211 çocuk, Temel Eğitimden Orta Öğretime Geçiş (TEOG) kapsamındaki yazılı sınavalara girdi. Yüzde 94 başarı oranı ile bin 134 çocuk, bir ortaöğretim kurumuna yerleştirildi.
Kuruluşlarda fiilen kalan çocukların okul başarı not ortalaması, 2011-2012 eğitim ve öğretim yılında 3,13 iken, 2012-2013 eğitim ve öğretim yılında 3,33'e, 2013-2014 eğitim ve öğretim yılında ise 3,36'ya yükseldi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Geçen eğitim ve öğretim yılında korunma ve bakım altında bulunan çocuklardan LYS'ye 415 çocuk girdi, 293'ü üniversiteyi kazandı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar kapsamında, korunmaya muhtaç çocuklar için koğuş tipi kuruluş bakımından ev odaklı bakıma geçilmesi, bu çocukların akademik ve sportif başarılarını arttırdı.
2011-2012 eğitim ve öğretim yılında 157 olan özel okula giden koruma ve bakım altındaki çocuk sayısı, 2012-2013 yılında 359, geçen yıl 367, bu yıl ise 372'ye yükseldi.
2013-2014 eğitim ve öğretim yılında korunma ve bakım altında bulunan çocuklardan 415'i LYS'ye girdi, bunlardan 293'ü yüksek öğrenime girmeye hak kazandı.
Bu gençlerden 81'i 4 yıllık ve üzeri fakültelere, 212'si 2 yıllık meslek yüksek okullarına yerleştirildi.
Bin 134 çocuk ortaöğretim kurumuna yerleşti
Koruyucu aile yanındaki gençlerin başarı oranı yüzde 86,5, çocuk evlerinde bulunanların başarı oranı yüzde 76,4, SED ile desteklenenlerin başarı oranı yüzde 70,3 oldu.
Koruyucu Aile Hizmetinden yararlanan çocukların okul başarı not ortalaması 2013-2014 eğitim ve öğretim yılında 3,79 oldu. Sosyal ve ekonomik destek hizmetinden yararlananların Okul Başarı Not Ortalaması 2013-2014 Eğitim ve Öğretim Yılında 3,4 oldu.
Sevgi evleri, çocuk yuvası, yetiştirme yurdunda bulunan gençlerin başarı oranının yüzde 65,4, genel başarı oranının ise yüzde 71 olduğu görüldü.
Bin 211 çocuk, Temel Eğitimden Orta Öğretime Geçiş (TEOG) kapsamındaki yazılı sınavalara girdi. Yüzde 94 başarı oranı ile bin 134 çocuk, bir ortaöğretim kurumuna yerleştirildi.
Kuruluşlarda fiilen kalan çocukların okul başarı not ortalaması, 2011-2012 eğitim ve öğretim yılında 3,13 iken, 2012-2013 eğitim ve öğretim yılında 3,33'e, 2013-2014 eğitim ve öğretim yılında ise 3,36'ya yükseldi.
Son Güncelleme: Cuma, 12 Aralık 2014 15:22
Gösterim: 1683
Liselerde seçmeli Osmanlı Türkçe'si dersi alan öğrencilerin, üniversitede seçecekleri edebiyat ya da Türk dili edebiyatı bölümlerinde daha rahat okuyacağı bildirildi.
Trakya Üniversitesi (TÜ) Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali İhsan Öbek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlıca Türkçe'sinin siyasi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Osmanlıca'nın Türklerin Müslümanlaşma sürecinden sonra Arap alfabesiyle kullandıkları ve 1928'e kadar devam eden yazılı bir dil olduğunu ifade eden Öbek, şöyle konuştu:
"Türkler Müslüman olduktan sonra Arap alfabesini aldılar ve metinlerini Arap harfleriyle yazmaya başladılar. Bir Arap gelip bizim metinlerimizi okuyamaz. Bir Türk de Osmanlıca bilse dahi Arapça bilemez. Şu anki tartışma liselerde ve dengi okullarda bu dil öğretilsin mi öğretilmesin mi. Bu dil seçmeli olduktan sonra okutulabilir, öğretilmelidir. Yararları şu şekilde olabilir, üniversitelerin edebiyat ya da Türk dili edebiyatı bölümlerine gelenler Osmanlıca'yı daha kolay öğrenebilir."
Meseleyi mezar taşında düğümlemek doğru değildir
Öbek, seçmeli dersle ilgili tartışmaların mezar taşına düğümlenmesinin doğru olmadığını, mezar taşı okumanın profesyonel bir Osmanlıca gerektirdiğini söyledi.
Mezar taşlarını okumanın psikolojik bir yararı olacağını ifade eden Öbek, şöyle devam etti:
"Lisede Osmanlıca harfleri öğrenmiş olsanız ben eminim yarın öbür gün edebiyat fakültesindeyseniz bu anlamda size kelime bazında katkısı olacaktır fakat bundan beklenen yararı çok da abartmamak lazım. Osmanlıca öğrenecek kişi Türkiye'nin önde gelen bir aydını olmak iddiasındaysa bu gazeteci olabilir, hukukçu olabilir, tıpçı olabilir fark etmez. Osmanlı dönemindeki kültür çok büyük bir kültürdür. Dolayısıyla Osmanlıca'yı profesyonel şekilde bilmesinin yararı vardır. Tabii normal ve sıradan bir vatandaşın bilmesine gerek yoktur."
TÜ Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümü 1. Sınıf Öğrencisi Betül Korhan ise Osmanlıca'nın bir kültür dili olmasına rağmen şu anda hiçbir yerde kullanılmadığını kaydetti.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Liselerde seçmeli Osmanlı Türkçe'si dersi alan öğrencilerin, üniversitede seçecekleri edebiyat ya da Türk dili edebiyatı bölümlerinde daha rahat okuyacağı bildirildi.
Trakya Üniversitesi (TÜ) Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali İhsan Öbek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlıca Türkçe'sinin siyasi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Osmanlıca'nın Türklerin Müslümanlaşma sürecinden sonra Arap alfabesiyle kullandıkları ve 1928'e kadar devam eden yazılı bir dil olduğunu ifade eden Öbek, şöyle konuştu:
"Türkler Müslüman olduktan sonra Arap alfabesini aldılar ve metinlerini Arap harfleriyle yazmaya başladılar. Bir Arap gelip bizim metinlerimizi okuyamaz. Bir Türk de Osmanlıca bilse dahi Arapça bilemez. Şu anki tartışma liselerde ve dengi okullarda bu dil öğretilsin mi öğretilmesin mi. Bu dil seçmeli olduktan sonra okutulabilir, öğretilmelidir. Yararları şu şekilde olabilir, üniversitelerin edebiyat ya da Türk dili edebiyatı bölümlerine gelenler Osmanlıca'yı daha kolay öğrenebilir."
Meseleyi mezar taşında düğümlemek doğru değildir
Öbek, seçmeli dersle ilgili tartışmaların mezar taşına düğümlenmesinin doğru olmadığını, mezar taşı okumanın profesyonel bir Osmanlıca gerektirdiğini söyledi.
Mezar taşlarını okumanın psikolojik bir yararı olacağını ifade eden Öbek, şöyle devam etti:
"Lisede Osmanlıca harfleri öğrenmiş olsanız ben eminim yarın öbür gün edebiyat fakültesindeyseniz bu anlamda size kelime bazında katkısı olacaktır fakat bundan beklenen yararı çok da abartmamak lazım. Osmanlıca öğrenecek kişi Türkiye'nin önde gelen bir aydını olmak iddiasındaysa bu gazeteci olabilir, hukukçu olabilir, tıpçı olabilir fark etmez. Osmanlı dönemindeki kültür çok büyük bir kültürdür. Dolayısıyla Osmanlıca'yı profesyonel şekilde bilmesinin yararı vardır. Tabii normal ve sıradan bir vatandaşın bilmesine gerek yoktur."
TÜ Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümü 1. Sınıf Öğrencisi Betül Korhan ise Osmanlıca'nın bir kültür dili olmasına rağmen şu anda hiçbir yerde kullanılmadığını kaydetti.
Son Güncelleme: Perşembe, 11 Aralık 2014 13:34
Gösterim: 1497
TÜRGEV avukatları, vakıf hakkında hakaret ve iftira içeren sözler sarf ettikleri iddiasıyla CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Bahçeli'den 100 biner lira tazminat istemiyle dava açtı.
TÜRGEV'in avukatlarından Selma Yıldız, Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na gelerek, dava dilekçesini nöbetçi İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne sundu.
Dava dilekçesinde, Kılıçdaroğlu'nun, partisi tarafından Ankara Yenimahalle'deki Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde düzenlenen programda basın mensuplarının soruları üzerine, vakıf hakkında gerçeklikle ilgisi olmayan, hakaret ve iftira içeren, vakfın manevi olarak yıpranmasına sebebiyet veren sözler sarf ettiği belirtilerek, bunların da 7 Aralık gazetelerinde yer aldığı kaydedildi.
"Kılıçdaroğlu'nun bu çirkin sözleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın vakfın yönetim kurulunda olması nedeniyle sarf ettiği" öne sürülen dilekçede, "Asıl görevi kamuoyunu aydınlatmak ve bilgilendirmek olan davalı Kılıçdaroğlu, TÜRGEV'i rüşvetçi bir vakıf gibi göstermiş, vakfın toplumdaki onur ve saygınlığının zedelenmesine sebebiyet vermiş ve zan altında bırakmıştır" denildi.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun vakfın itibarı, onur, şeref ve saygınlığına zedeleyecek ifadeler kullandığı, açıklamalarının gerçeklikten uzak, asılsız ve dayanaksız olduğu iddia edilen dilekçede, bu nedenlerle Kılıçdaroğlu'nun TÜRGEV'e 100 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkum edilmesi istendi.
Bahçeli'ye de tazminat davası
Öte yandan TÜRGEV avukatlarınca, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında da manevi tazminat davası açıldı. Dava dilekçesinde, Bahçeli'nin, Ankara Spor Salonu'nda Ramazan Bayramı dolayısıyla düzenlenen parti bayramlaşmasında, vakıfla ilgili kullandığı sözlerin gerçeklikten uzak, asılsız ve dayanaksız ifadeler barındırdığı kaydedildi.
Dilekçede, Bahçeli'nin davacı vakfa 100 bin lira manevi tazminat ödemesine karar verilmesi talep edildi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
TÜRGEV avukatları, vakıf hakkında hakaret ve iftira içeren sözler sarf ettikleri iddiasıyla CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Bahçeli'den 100 biner lira tazminat istemiyle dava açtı.
TÜRGEV'in avukatlarından Selma Yıldız, Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na gelerek, dava dilekçesini nöbetçi İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne sundu.
Dava dilekçesinde, Kılıçdaroğlu'nun, partisi tarafından Ankara Yenimahalle'deki Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde düzenlenen programda basın mensuplarının soruları üzerine, vakıf hakkında gerçeklikle ilgisi olmayan, hakaret ve iftira içeren, vakfın manevi olarak yıpranmasına sebebiyet veren sözler sarf ettiği belirtilerek, bunların da 7 Aralık gazetelerinde yer aldığı kaydedildi.
"Kılıçdaroğlu'nun bu çirkin sözleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın vakfın yönetim kurulunda olması nedeniyle sarf ettiği" öne sürülen dilekçede, "Asıl görevi kamuoyunu aydınlatmak ve bilgilendirmek olan davalı Kılıçdaroğlu, TÜRGEV'i rüşvetçi bir vakıf gibi göstermiş, vakfın toplumdaki onur ve saygınlığının zedelenmesine sebebiyet vermiş ve zan altında bırakmıştır" denildi.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun vakfın itibarı, onur, şeref ve saygınlığına zedeleyecek ifadeler kullandığı, açıklamalarının gerçeklikten uzak, asılsız ve dayanaksız olduğu iddia edilen dilekçede, bu nedenlerle Kılıçdaroğlu'nun TÜRGEV'e 100 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkum edilmesi istendi.
Bahçeli'ye de tazminat davası
Öte yandan TÜRGEV avukatlarınca, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında da manevi tazminat davası açıldı. Dava dilekçesinde, Bahçeli'nin, Ankara Spor Salonu'nda Ramazan Bayramı dolayısıyla düzenlenen parti bayramlaşmasında, vakıfla ilgili kullandığı sözlerin gerçeklikten uzak, asılsız ve dayanaksız ifadeler barındırdığı kaydedildi.
Dilekçede, Bahçeli'nin davacı vakfa 100 bin lira manevi tazminat ödemesine karar verilmesi talep edildi.
Son Güncelleme: Perşembe, 11 Aralık 2014 12:00
Gösterim: 1255
Milli Eğitim Bakanlığı, Memur-Sen ile İHH işbirliğiyle gerçekleştirilen "Her sınıfın bir yetim kardeşi var" kampanyası çerçevesinde yetim çocukların eğitim, sağlık, gıda, giyecek, barınma gibi ihtiyaçları karşılanacak.
Milli Eğitim Bakanlığı, Memur-Sen ile İHH işbirliğiyle gerçekleştirilen "Her sınıfın bir yetim kardeşi var" kampanyası çerçevesinde yetim çocukların eğitim, sağlık, gıda, giyecek, barınma gibi ihtiyaçları karşılanacak.
Abidinpaşa Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi'nden 52 sınıfın, kampanya çerçevesinde 52 yetim çocuğun eğitim, sağlık, gıda, giyecek, barınma gibi ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olması dolayısıyla tören düzenlendi.
Memur-Sen Ankara İl Başkanı Mustafa Kır, törende yaptığı konuşmada, "Her sınıfın bir yetim kardeşi var" kampanyasını, dünyanın farklı bölgelerinde yetim ve öksüz çocukların maddi, manevi ve sosyal ihtiyaçlarını gidermek amacıyla başlattıklarını söyledi.
Kır, dünyada çeşitli sebeplerle her gün 2 saniyede bir çocuğun, anne veya babasını kaybederek yetim kaldığını ve bu sayının yılda 3 buçuk milyona kadar ulaştığını bildirdi.
Dünyadaki yetim çocuk sayısının 300 ile 400 milyon arasında olduğunun tahmin edildiğini kaydeden Kır, yetim ve kimsesiz çocukların, kriz ortamlarının suistimale açık savunmasız bireyleri olduğunu dile getirdi.
Projenin sadece MEB, Memur-Sen, İHH ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kalmaması gerektiğine işaret eden Kır, tüm okullara yayılmasını temenni ettiklerini kaydetti.
İHH Yetim Birimi Sorumlusu Orhan Demirel de projeyle maddi durumu iyi olan ile yokluk çeken tarafı buluşturduklarını söyledi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanlığı, Memur-Sen ile İHH işbirliğiyle gerçekleştirilen "Her sınıfın bir yetim kardeşi var" kampanyası çerçevesinde yetim çocukların eğitim, sağlık, gıda, giyecek, barınma gibi ihtiyaçları karşılanacak.
Milli Eğitim Bakanlığı, Memur-Sen ile İHH işbirliğiyle gerçekleştirilen "Her sınıfın bir yetim kardeşi var" kampanyası çerçevesinde yetim çocukların eğitim, sağlık, gıda, giyecek, barınma gibi ihtiyaçları karşılanacak.
Abidinpaşa Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi'nden 52 sınıfın, kampanya çerçevesinde 52 yetim çocuğun eğitim, sağlık, gıda, giyecek, barınma gibi ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olması dolayısıyla tören düzenlendi.
Memur-Sen Ankara İl Başkanı Mustafa Kır, törende yaptığı konuşmada, "Her sınıfın bir yetim kardeşi var" kampanyasını, dünyanın farklı bölgelerinde yetim ve öksüz çocukların maddi, manevi ve sosyal ihtiyaçlarını gidermek amacıyla başlattıklarını söyledi.
Kır, dünyada çeşitli sebeplerle her gün 2 saniyede bir çocuğun, anne veya babasını kaybederek yetim kaldığını ve bu sayının yılda 3 buçuk milyona kadar ulaştığını bildirdi.
Dünyadaki yetim çocuk sayısının 300 ile 400 milyon arasında olduğunun tahmin edildiğini kaydeden Kır, yetim ve kimsesiz çocukların, kriz ortamlarının suistimale açık savunmasız bireyleri olduğunu dile getirdi.
Projenin sadece MEB, Memur-Sen, İHH ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kalmaması gerektiğine işaret eden Kır, tüm okullara yayılmasını temenni ettiklerini kaydetti.
İHH Yetim Birimi Sorumlusu Orhan Demirel de projeyle maddi durumu iyi olan ile yokluk çeken tarafı buluşturduklarını söyledi.
Son Güncelleme: Perşembe, 11 Aralık 2014 13:22
Gösterim: 1344
Milli Eğitim Bakanı Avcı, "Ben özellikle 'eğitim mahallesi' kelimesini kullanıyorum, 'eğitim kampüsü' sözünü biraz yadırgıyoruz. Kampüs kamptan geliyor. Kamp da Almanca'da savaş demek" dedi.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, eğitim kampüsleri yerine özellikle eğitim mahallesi kelimesini kullandığını belirterek, "Eğitim kampüsü sözünü biraz yadırgıyoruz. Kampüs kamptan geliyor. Kamp da Almanca'da savaş demek, kavga demek. Dolayısıyla kamp kelimesi aslında ordugah anlamına geliyor" dedi.
Çeşitli açılış törenlerine katılmak üzere Ardahan'ın Göle ilçesine gelen Avcı, kendisini karşılayanlarla tek tek tokalaştı. Bu sırada elini öpmek isteyen bir vatandaşa izin vermeyen Avcı'ya, yöresel kıyafetli çocuklar tarafından çiçek takdim edildi.
Bedirhan Bey Anadolu İmam Hatip Lisesi Spor Salonu'nda düzenlenen açılış töreninde, öğrenciler tarafından ilahi dinletisi ve semazen gösterisi yapıldı.
Gösteriyi izleyen Bakan Avcı, burada yaptığı konuşmada, birçok programa katılarak hem eğitim camiasını yakından takip ettiklerini hem de yurdun dört bir köşesinden öğretmen, öğrenci ve vatandaşlarla bir araya gelerek, sohbet etme fırsatı yakaladıklarını ifade etti.
Bazen toplantıların yorucu da olabildiğini anlatan Avcı, "Ne zaman bir okul açılışına, bir eğitim kurumu açılışına, bir pansiyon açılışına, bir spor salonu açılışına gitsek gerçekten dinleniyoruz" diye konuştu.
"Eğitim kampüsü sözünü biraz yadırgıyoruz"
Brüksel'de eğitimle ilgili uluslararası bir programa katılacağını ve onun için programı sıkıştırmak zorunda kaldıklarını belirten Avcı, şunları kaydetti:
"Ben özellikle eğitim mahallesi kelimesini kullanıyorum. Eğitim kampüsü sözünü biraz yadırgıyoruz. Kampüs kamptan geliyor. Kamp da Almanca'da savaş demek, kavga demek. Dolayısıyla kamp kelimesi aslında ordugah anlamına geliyor. Yani savaşa hazırlanan ordunun konakladığı yer, kamp. Savaş ve çatışma çatısında olan bir kelime. Ben doğrusu bilmiyordum, yakın zamanda öğrendim. Mahalle kelimesinin kökünde de şöyle bir anlam varmış, onu yeni öğrendim. Kervan bir yerden bir yere göç ederken, tabii arada konaklıyor veya bir süre kalacakları yaylakta, denkleri çözüyorlar. Denklerin bağlarını çözüp açıyorlar."
Avcı, "Yani denkleri hallediyorlar, halletmek çözmek manasına geliyor. Denklerin halledildiği yer mahalle. Denklerin açılıp, çözülüp halledildiği yer. Eğitim de hep çözümlerle problemlerin çözümüyle bilginin açılımıyla alakalı olduğu için bilhassa bu tür toplu eğitim alanlarına 'eğitim mahallesi' demek bana daha sevimli geliyor" şeklinde konuştu.
İlahi dinletisinde selam veren öğrencinin sesinin kendisini Hisarlı Ahmet'i hatırlattığını dile getiren Avcı, "Hisarlı Ahmet Afyonkarahisarlı. Onun için adı Hisarlı Ahmet çok güzel sala okuyan, ağıt sanatçısıdır. Allah onu da rahmet eylesin. Öğrencimizin salası da beni çok duygulandırdı, hem öğrencimize hem onu yetiştiren öğretmenine teşekkür ediyorum" ifadesini kullandı.
Kız ve erkek öğrenciler ayrı ayrı olmak üzere 500 öğrencinin pansiyonda kaldığını vurgulayan Avcı, imam hatip lisesine ismi verilen Bedirhan Bey'in kim olduğunu bütün öğrencilerin iyi öğrenmesini istedi.
Avcı, şehit üsteğmen olarak bilinen Bedirhan Bey'in aynı zamanda öğretmen, muallim kökenli olduğunu, Ermeni Taşnak Çeteleri'nin zulmüne karşı çok genç yaşta direnişi örgütleyen ve pek çok köyü katliamdan kurtaran yiğit bir öğretmen ve asker olduğunu vurguladı.
Bir dahaki gelişinde sosyal bilimler lisesinin açılışını yapmak istediğini vurgulayan Avcı, "Orhan Atalay Bey, kadirşinaslık gösterdi. 'Nabi Avcı Sosyal Bilimler Lisesi yapılacak' dedi. Biz prensip olarak görevdeki bakanlarımızın adlarını, bilhassa kendi bakanlıklarına bağlı kurumlara verilmesini çok doğru bulmuyoruz onun için çok ünlü uluslararası sosyal bilimci Prof. Dr. Nilifer Göle'nin isminin verilmesi çok yakışır. Vefa borcumuzu yerine getirmiş oluruz" diye konuştu.
Konuşmasının ardından öğretmen ve öğrencilerle tek tek sohbet eden Avcı, içerisinde Bedirhan Bey Anadolu İmam Hatip Lisesi, 300 öğrenci kapasiteli kız öğrenci yurdu, 200 öğrenci kapasiteli erkek öğrenci yurdu, spor salonu ile iş adamı Nurettin Yılmaz tarafından yaptırılan Nurettin Yılmaz Anadolu Meslek Lisesi'nin bulunduğu eğitim kampüsünün açılışını yaptı.
Okulun toplantı salonunda öğretmenlerle bir araya gelen ve basına kapalı gerçekleştirilen toplantının ardından Avcı, bir sınıfı ziyaret ederek, öğrencilerle fotoğraf çektirdi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanı Avcı, "Ben özellikle 'eğitim mahallesi' kelimesini kullanıyorum, 'eğitim kampüsü' sözünü biraz yadırgıyoruz. Kampüs kamptan geliyor. Kamp da Almanca'da savaş demek" dedi.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, eğitim kampüsleri yerine özellikle eğitim mahallesi kelimesini kullandığını belirterek, "Eğitim kampüsü sözünü biraz yadırgıyoruz. Kampüs kamptan geliyor. Kamp da Almanca'da savaş demek, kavga demek. Dolayısıyla kamp kelimesi aslında ordugah anlamına geliyor" dedi.
Çeşitli açılış törenlerine katılmak üzere Ardahan'ın Göle ilçesine gelen Avcı, kendisini karşılayanlarla tek tek tokalaştı. Bu sırada elini öpmek isteyen bir vatandaşa izin vermeyen Avcı'ya, yöresel kıyafetli çocuklar tarafından çiçek takdim edildi.
Bedirhan Bey Anadolu İmam Hatip Lisesi Spor Salonu'nda düzenlenen açılış töreninde, öğrenciler tarafından ilahi dinletisi ve semazen gösterisi yapıldı.
Gösteriyi izleyen Bakan Avcı, burada yaptığı konuşmada, birçok programa katılarak hem eğitim camiasını yakından takip ettiklerini hem de yurdun dört bir köşesinden öğretmen, öğrenci ve vatandaşlarla bir araya gelerek, sohbet etme fırsatı yakaladıklarını ifade etti.
Bazen toplantıların yorucu da olabildiğini anlatan Avcı, "Ne zaman bir okul açılışına, bir eğitim kurumu açılışına, bir pansiyon açılışına, bir spor salonu açılışına gitsek gerçekten dinleniyoruz" diye konuştu.
"Eğitim kampüsü sözünü biraz yadırgıyoruz"
Brüksel'de eğitimle ilgili uluslararası bir programa katılacağını ve onun için programı sıkıştırmak zorunda kaldıklarını belirten Avcı, şunları kaydetti:
"Ben özellikle eğitim mahallesi kelimesini kullanıyorum. Eğitim kampüsü sözünü biraz yadırgıyoruz. Kampüs kamptan geliyor. Kamp da Almanca'da savaş demek, kavga demek. Dolayısıyla kamp kelimesi aslında ordugah anlamına geliyor. Yani savaşa hazırlanan ordunun konakladığı yer, kamp. Savaş ve çatışma çatısında olan bir kelime. Ben doğrusu bilmiyordum, yakın zamanda öğrendim. Mahalle kelimesinin kökünde de şöyle bir anlam varmış, onu yeni öğrendim. Kervan bir yerden bir yere göç ederken, tabii arada konaklıyor veya bir süre kalacakları yaylakta, denkleri çözüyorlar. Denklerin bağlarını çözüp açıyorlar."
Avcı, "Yani denkleri hallediyorlar, halletmek çözmek manasına geliyor. Denklerin halledildiği yer mahalle. Denklerin açılıp, çözülüp halledildiği yer. Eğitim de hep çözümlerle problemlerin çözümüyle bilginin açılımıyla alakalı olduğu için bilhassa bu tür toplu eğitim alanlarına 'eğitim mahallesi' demek bana daha sevimli geliyor" şeklinde konuştu.
İlahi dinletisinde selam veren öğrencinin sesinin kendisini Hisarlı Ahmet'i hatırlattığını dile getiren Avcı, "Hisarlı Ahmet Afyonkarahisarlı. Onun için adı Hisarlı Ahmet çok güzel sala okuyan, ağıt sanatçısıdır. Allah onu da rahmet eylesin. Öğrencimizin salası da beni çok duygulandırdı, hem öğrencimize hem onu yetiştiren öğretmenine teşekkür ediyorum" ifadesini kullandı.
Kız ve erkek öğrenciler ayrı ayrı olmak üzere 500 öğrencinin pansiyonda kaldığını vurgulayan Avcı, imam hatip lisesine ismi verilen Bedirhan Bey'in kim olduğunu bütün öğrencilerin iyi öğrenmesini istedi.
Avcı, şehit üsteğmen olarak bilinen Bedirhan Bey'in aynı zamanda öğretmen, muallim kökenli olduğunu, Ermeni Taşnak Çeteleri'nin zulmüne karşı çok genç yaşta direnişi örgütleyen ve pek çok köyü katliamdan kurtaran yiğit bir öğretmen ve asker olduğunu vurguladı.
Bir dahaki gelişinde sosyal bilimler lisesinin açılışını yapmak istediğini vurgulayan Avcı, "Orhan Atalay Bey, kadirşinaslık gösterdi. 'Nabi Avcı Sosyal Bilimler Lisesi yapılacak' dedi. Biz prensip olarak görevdeki bakanlarımızın adlarını, bilhassa kendi bakanlıklarına bağlı kurumlara verilmesini çok doğru bulmuyoruz onun için çok ünlü uluslararası sosyal bilimci Prof. Dr. Nilifer Göle'nin isminin verilmesi çok yakışır. Vefa borcumuzu yerine getirmiş oluruz" diye konuştu.
Konuşmasının ardından öğretmen ve öğrencilerle tek tek sohbet eden Avcı, içerisinde Bedirhan Bey Anadolu İmam Hatip Lisesi, 300 öğrenci kapasiteli kız öğrenci yurdu, 200 öğrenci kapasiteli erkek öğrenci yurdu, spor salonu ile iş adamı Nurettin Yılmaz tarafından yaptırılan Nurettin Yılmaz Anadolu Meslek Lisesi'nin bulunduğu eğitim kampüsünün açılışını yaptı.
Okulun toplantı salonunda öğretmenlerle bir araya gelen ve basına kapalı gerçekleştirilen toplantının ardından Avcı, bir sınıfı ziyaret ederek, öğrencilerle fotoğraf çektirdi.
Son Güncelleme: Çarşamba, 10 Aralık 2014 17:53
Gösterim: 1236

