Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Suriye’de devam eden iç savaş binlerce Suriyeli’nin ülkesini terk etmesine neden oldu. Mültecilerin büyük bir kısmı Türkiye’ye sığındı. Mülteci çadırlarında yaşayan Suriyeli ailelerin çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını Türk öğretmenler karşılıyor onlara çadırlarda okulsuzluğu hissettirmemeye çalışıyorlar.
Suriye halkı rejim karşıtı gösterilerle başlayan çatışma ve katliamların gölgesinde bir yılı geride bıraktı. Beşar Esad yanlısı güçlerin sivillere yönelik saldırılarından kaçan binlerce Suriyeli komşu ülkelere sığındı. Zor günler geçiren komşularına kucak açan ülkelerin başında yaklaşık 15 bin Suriyeliyi misafir eden Türkiye geliyor. Euronews muhabiri Bora Bayraktar, şiddetin masum kurbanları çocukların dünyasına ışık tutmak için Antakya Boynuyoğun mülteci kampını ziyaret etti. 1950 Suriyeli mültecinin ağırlandığı bu kampta hastane ve caminin yanı sıra bir de okul bulunuyor. Öğretmenler, hayatta kalabilmek için evlerini ve oyuncaklarını terk etmek zorunda kalan çocuklara geleceğe dair umut vermek istiyor: “ Burada gösterdiğimiz ilgi ve sevgi çocukların çizdiği resimlere çok iyi yansıyor. Sadece savaşı değil, buradaki etkinlikleri de çiziyorlar. Onlara güzel şeyler öğretmeye çalışıyoruz. Oyunları biraz farklı ama biz elimizden geldiğince en güzel oyunları oynatıyoruz.” Türk öğretmenleri eşliğinde eğitimlerine devam etmeye çalışan mülteci çocukların çizdikleri resimler yaşadıkları travmanın boyutlarını gözler önüne seriyor. Yaşları küçük olanlar beyaz kağıtlara hayal dünyalarını resmederken, yaşça daha büyük olanların resimlerinde yaşanılan şiddetin izlerini görmek mümkün.
(Euronews-Bora Bayraktar)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Suriye’de devam eden iç savaş binlerce Suriyeli’nin ülkesini terk etmesine neden oldu. Mültecilerin büyük bir kısmı Türkiye’ye sığındı. Mülteci çadırlarında yaşayan Suriyeli ailelerin çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını Türk öğretmenler karşılıyor onlara çadırlarda okulsuzluğu hissettirmemeye çalışıyorlar.
Suriye halkı rejim karşıtı gösterilerle başlayan çatışma ve katliamların gölgesinde bir yılı geride bıraktı. Beşar Esad yanlısı güçlerin sivillere yönelik saldırılarından kaçan binlerce Suriyeli komşu ülkelere sığındı. Zor günler geçiren komşularına kucak açan ülkelerin başında yaklaşık 15 bin Suriyeliyi misafir eden Türkiye geliyor. Euronews muhabiri Bora Bayraktar, şiddetin masum kurbanları çocukların dünyasına ışık tutmak için Antakya Boynuyoğun mülteci kampını ziyaret etti. 1950 Suriyeli mültecinin ağırlandığı bu kampta hastane ve caminin yanı sıra bir de okul bulunuyor. Öğretmenler, hayatta kalabilmek için evlerini ve oyuncaklarını terk etmek zorunda kalan çocuklara geleceğe dair umut vermek istiyor: “ Burada gösterdiğimiz ilgi ve sevgi çocukların çizdiği resimlere çok iyi yansıyor. Sadece savaşı değil, buradaki etkinlikleri de çiziyorlar. Onlara güzel şeyler öğretmeye çalışıyoruz. Oyunları biraz farklı ama biz elimizden geldiğince en güzel oyunları oynatıyoruz.” Türk öğretmenleri eşliğinde eğitimlerine devam etmeye çalışan mülteci çocukların çizdikleri resimler yaşadıkları travmanın boyutlarını gözler önüne seriyor. Yaşları küçük olanlar beyaz kağıtlara hayal dünyalarını resmederken, yaşça daha büyük olanların resimlerinde yaşanılan şiddetin izlerini görmek mümkün.
(Euronews-Bora Bayraktar)
Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Mart 2012 12:15
Gösterim: 1761
Fransa’da Yahudilerin okuduğu okula yapılan silahlı saldırıda 3 lişi hayatını kaybetti.
Fransa'nın güneybatısındaki Toulouse şehrinde bir Yahudi okuluna yapılan saldırıda en az 3 kişi hayatını kaybetti.
Tanıklar, kasklı bir adamın Yahudi okulunun önündeki toplanma noktasında bekleyen öğrencilere ateş açtığını ve daha sonra da bir motosiklete atlayarak olay mahallinden uzaklaştığını belirtti. En az 3 kişinin hayatını kaybettiği saldırıda, ölenlerden 2'sinin çocuk olduğu bildiriliyor.
Saldırganın olay yerinden motosikletle kaçması, geçen hafta motosikletli biri tarafından silahla vurularak öldürülen 3 paraşütçü askeri akıllara getirdi. 15 Mart'ta 3 Fransız askeri Toulouse'un
11 Mart'ta da 30 yaşındaki bir asker yine bir motosiklet sürücüsü tarafından Toulouse'un yerleşim bölgelerinden birinde öldürülmüştü.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Fransa’da Yahudilerin okuduğu okula yapılan silahlı saldırıda 3 lişi hayatını kaybetti.
Fransa'nın güneybatısındaki Toulouse şehrinde bir Yahudi okuluna yapılan saldırıda en az 3 kişi hayatını kaybetti.
Tanıklar, kasklı bir adamın Yahudi okulunun önündeki toplanma noktasında bekleyen öğrencilere ateş açtığını ve daha sonra da bir motosiklete atlayarak olay mahallinden uzaklaştığını belirtti. En az 3 kişinin hayatını kaybettiği saldırıda, ölenlerden 2'sinin çocuk olduğu bildiriliyor.
Saldırganın olay yerinden motosikletle kaçması, geçen hafta motosikletli biri tarafından silahla vurularak öldürülen 3 paraşütçü askeri akıllara getirdi. 15 Mart'ta 3 Fransız askeri Toulouse'un
11 Mart'ta da 30 yaşındaki bir asker yine bir motosiklet sürücüsü tarafından Toulouse'un yerleşim bölgelerinden birinde öldürülmüştü.
Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Mart 2012 11:53
Gösterim: 1780
Giresun Üniversitesi'nde, YÖK Genel Kurulu, en fazla oy alanları liste dışı bırakıp 1 oy alan adayı Cumhurbaşkanı'na sunulacak listeye koydu. Prof. Dr. Murat Teker, 'Oy önemli değil. Demek ki kariyerim etkili oldu' dedi
Giresun Üniversitesi'nde rektörlük seçimi yılan hikayesine döndü. 2007'de kurulan üniversitede rektör Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, 1 Haziran 2010'da emekliye ayrıldıktan sonra koltuk bir türlü dolmadı. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Prof. Halil İbrahim Bahar'ı Rektör Vekili olarak görevlendirdi, 18 Haziran 2010'da da rektörlük seçimi kararı aldı. Seçimde Bahar 31, Prof. Dr. Mustafa Türkmen 29, Prof. Dr. Aygün Attar 21, Prof. Dr. Ayhan Bölük 4, Prof. Dr. Yılmaz Can 2, Prof. Dr. Murat Teker ise 1 oy aldı.
1 Temmuz 2010'da toplanan YÖK Genel Kurulu, seçimde en fazla oyu alan Bahar ile ikinci olan Türkmen'i eledi, seçimde üçüncü olan Attar'ı listebaşı yaptı. Bölük ikinci ve Can ise üçüncü sıraya yerleştirildi ancak hazırlanan liste, Can'ın istifası nedeniyle Cumhurbaşkanlığı'na sunulamadı.
1 OY ALAN LİSTEYE ALINDI
Bu gelişmelerin ardından Rektör Vekili Bahar görevinden alındı, yerine atanan Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektör Başdanışmanı Prof. Dr. Ersan Bocutoğlu da aynı akıbete uğradı. Onun yerine de Cumhurbaşkanlığı'na sunulacak listeden istifa eden Prof. Dr. Can, 6'şar aylık görevlendirme ile 3 kez Rektör Vekili olarak atandı. Seçimin yenilenmesi isteği, 'Her çekilmenin ardından seçimin yenilenmesi, rektör seçimi işlemini uzun süreçlere yayar' gerekçesiyle Ankara 4. İdare Mahkemesi'nden döndü. Mahkeme ilk 6 aday arasından yeni bir adayın listeye konulmasını istedi. YÖK Genel Kurulu, son aldığı kararla Cumhurbaşkanlığı'na sunulacak listeden istifa eden Can'ın yerine seçimlerde sadece 1 oy alarak son sırada yer alan Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Teker'in üçüncü aday olarak Cumhurbaşkanlığı'na sunmaya karar verdi.
NORMAL ÇÜNKÜ BENİ TANIMIYORLAR
YÖK'ün 1 oylu adayı, Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Fizikokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Teker, şöyle konuştu: 'Üniversitenin bu kadar yıpranması doğru değil. Kim seçilirse seçilsin, önemli olan hizmettir. Memleketime hizmet etmek istiyorum. 1 oy almam doğal çünkü orada beni tanımıyorlar, akademisyenler tabii tanıdıklarına oy verecekler. Ben seçim çalışması yapamazdım, onların avantajı vardı. Seçim sonuçlarını bu şartlarda değerlendirmek gerekir. 1 oyla 100 oyun farkı yok.' Cumhurbaşkanlığı'na sunulacak olan listeye alınmasına çok sevindiğini kaydeden 55 yaşındaki Teker, 'Benim öğretim hayatım, kariyerim, projelerimdir önemli olan. Cumhurbaşkanı kimi layık görürse, ona destek olmak gerekir. Bundan sonrası için tabii her aday kadar umudum var. Görev verilirse faydalı olacağıma inanıyorum. İyi hizmet yapıp, ayrılırken herkesin hayır duasını almak çok önemli' ifadelerini kullandı.
(radikal)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Giresun Üniversitesi'nde, YÖK Genel Kurulu, en fazla oy alanları liste dışı bırakıp 1 oy alan adayı Cumhurbaşkanı'na sunulacak listeye koydu. Prof. Dr. Murat Teker, 'Oy önemli değil. Demek ki kariyerim etkili oldu' dedi
Giresun Üniversitesi'nde rektörlük seçimi yılan hikayesine döndü. 2007'de kurulan üniversitede rektör Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, 1 Haziran 2010'da emekliye ayrıldıktan sonra koltuk bir türlü dolmadı. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Prof. Halil İbrahim Bahar'ı Rektör Vekili olarak görevlendirdi, 18 Haziran 2010'da da rektörlük seçimi kararı aldı. Seçimde Bahar 31, Prof. Dr. Mustafa Türkmen 29, Prof. Dr. Aygün Attar 21, Prof. Dr. Ayhan Bölük 4, Prof. Dr. Yılmaz Can 2, Prof. Dr. Murat Teker ise 1 oy aldı.
1 Temmuz 2010'da toplanan YÖK Genel Kurulu, seçimde en fazla oyu alan Bahar ile ikinci olan Türkmen'i eledi, seçimde üçüncü olan Attar'ı listebaşı yaptı. Bölük ikinci ve Can ise üçüncü sıraya yerleştirildi ancak hazırlanan liste, Can'ın istifası nedeniyle Cumhurbaşkanlığı'na sunulamadı.
1 OY ALAN LİSTEYE ALINDI
Bu gelişmelerin ardından Rektör Vekili Bahar görevinden alındı, yerine atanan Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektör Başdanışmanı Prof. Dr. Ersan Bocutoğlu da aynı akıbete uğradı. Onun yerine de Cumhurbaşkanlığı'na sunulacak listeden istifa eden Prof. Dr. Can, 6'şar aylık görevlendirme ile 3 kez Rektör Vekili olarak atandı. Seçimin yenilenmesi isteği, 'Her çekilmenin ardından seçimin yenilenmesi, rektör seçimi işlemini uzun süreçlere yayar' gerekçesiyle Ankara 4. İdare Mahkemesi'nden döndü. Mahkeme ilk 6 aday arasından yeni bir adayın listeye konulmasını istedi. YÖK Genel Kurulu, son aldığı kararla Cumhurbaşkanlığı'na sunulacak listeden istifa eden Can'ın yerine seçimlerde sadece 1 oy alarak son sırada yer alan Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Teker'in üçüncü aday olarak Cumhurbaşkanlığı'na sunmaya karar verdi.
NORMAL ÇÜNKÜ BENİ TANIMIYORLAR
YÖK'ün 1 oylu adayı, Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Fizikokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Teker, şöyle konuştu: 'Üniversitenin bu kadar yıpranması doğru değil. Kim seçilirse seçilsin, önemli olan hizmettir. Memleketime hizmet etmek istiyorum. 1 oy almam doğal çünkü orada beni tanımıyorlar, akademisyenler tabii tanıdıklarına oy verecekler. Ben seçim çalışması yapamazdım, onların avantajı vardı. Seçim sonuçlarını bu şartlarda değerlendirmek gerekir. 1 oyla 100 oyun farkı yok.' Cumhurbaşkanlığı'na sunulacak olan listeye alınmasına çok sevindiğini kaydeden 55 yaşındaki Teker, 'Benim öğretim hayatım, kariyerim, projelerimdir önemli olan. Cumhurbaşkanı kimi layık görürse, ona destek olmak gerekir. Bundan sonrası için tabii her aday kadar umudum var. Görev verilirse faydalı olacağıma inanıyorum. İyi hizmet yapıp, ayrılırken herkesin hayır duasını almak çok önemli' ifadelerini kullandı.
(radikal)
Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Mart 2012 11:07
Gösterim: 3785
TBMM, kadın-erkek eşitliğinin ilköğretimden itibaren müfredata konulmasına karar verdi.
TBMM'de kabul edilen Kadına yönelik Şiddetin Önlenmesini Amaçlayan Yasa'da 'kadın-erkek eşitliğinin', ilköğretimden itibaren müfredata konulması kararı çıktı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 'Yasa çıktı, şimdi zihinsel dönüşüm zamanı' yorumunu yaptı. Şahin, Talim ve Terbiye Kurulu'nda bu konuda yürüyen bir çalışma olduğunu, hatta ders kitaplarında erkeklerin ütü yaparken göründüğü resimlerin konacağını aktardı.
Bakan Şahin, şöyle bilgi verdi: 'Eğer kadın-erkek eşitliğini müfredatın parçası yaparsanız, zihinsel dönüşümü gerçekleştirirsiniz. Böylece yetişkin erkeklerle uğraşmanıza, şiddeti önlemek için yasal tedbirler almanıza gerek kalmaz. Çünkü bu işi temelden çözmüş olursunuz.'
Kadın-erkek eşitliğinin davranış moduna dönüştürülüp içselleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, 'Milli Eğitim Bakanımız Sayın Dinçer ile bir araya gelip, detaylarını yönetmelikle belirleyeceğiz. Biz bu konunun ayrıca bir ders olarak kabul edilmesini istiyoruz ama tüm müfredatın içine yayılması şeklinde de olabilir' diye konuştu.
KADIN MUTFAKTAN ÇIKACAK
Şahin, şu örnekleri verdi: 'Talim ve Terbiye Kurulu'nda bu konuda zaten bir çalışma var. Kadın-erkek eşitliği ile ilgili müfredat taranıyor. Buna aykırı örnek ve hikayeler çıkarılıyor. Kadını sadece mutfakta gösteren resimler eleniyor. Hatta, ütü yapan erkeği gösteren bir resim konacakmış. Bu yönde duyum aldık. Güzel gelişmeler var.'
(haber7)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
TBMM, kadın-erkek eşitliğinin ilköğretimden itibaren müfredata konulmasına karar verdi.
TBMM'de kabul edilen Kadına yönelik Şiddetin Önlenmesini Amaçlayan Yasa'da 'kadın-erkek eşitliğinin', ilköğretimden itibaren müfredata konulması kararı çıktı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 'Yasa çıktı, şimdi zihinsel dönüşüm zamanı' yorumunu yaptı. Şahin, Talim ve Terbiye Kurulu'nda bu konuda yürüyen bir çalışma olduğunu, hatta ders kitaplarında erkeklerin ütü yaparken göründüğü resimlerin konacağını aktardı.
Bakan Şahin, şöyle bilgi verdi: 'Eğer kadın-erkek eşitliğini müfredatın parçası yaparsanız, zihinsel dönüşümü gerçekleştirirsiniz. Böylece yetişkin erkeklerle uğraşmanıza, şiddeti önlemek için yasal tedbirler almanıza gerek kalmaz. Çünkü bu işi temelden çözmüş olursunuz.'
Kadın-erkek eşitliğinin davranış moduna dönüştürülüp içselleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, 'Milli Eğitim Bakanımız Sayın Dinçer ile bir araya gelip, detaylarını yönetmelikle belirleyeceğiz. Biz bu konunun ayrıca bir ders olarak kabul edilmesini istiyoruz ama tüm müfredatın içine yayılması şeklinde de olabilir' diye konuştu.
KADIN MUTFAKTAN ÇIKACAK
Şahin, şu örnekleri verdi: 'Talim ve Terbiye Kurulu'nda bu konuda zaten bir çalışma var. Kadın-erkek eşitliği ile ilgili müfredat taranıyor. Buna aykırı örnek ve hikayeler çıkarılıyor. Kadını sadece mutfakta gösteren resimler eleniyor. Hatta, ütü yapan erkeği gösteren bir resim konacakmış. Bu yönde duyum aldık. Güzel gelişmeler var.'
(haber7)
Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Mart 2012 11:37
Gösterim: 3403
Dünya Gazetesi Yazarı İlter Turan’ın bugünkü eğitim yazısı.
İlköğretim sistemimizde değişiklik getiren teklif kavgalı bir oturumdan sonra Milli Eğitim Komisyonu’ndan geçti. Şimdi genel kurula gelecek. Muhalefetimiz, komisyondan olağanüstü yöntemlerle geçen metnin geçersiz kılınmasını istedi, ancak kabul edilmiş bir metni geçersiz ilan imkanı bulunmuyor.
Buna karşılık, parlamentodaki partiler bir anlaşmaya varabilirlerse, komisyon teklifini geri alabilir. Maalesef, dışında kalabilecekken, Başbakanımız da tartışmaya müdahil oldu, ve geçmişte yapılanlara cevaben kanunun mutlaka çıkacağını ilan ederek, muhalefete meydan okudu.
Başından itibaren olayda tuhaflıklar var. Bildiğiniz gibi, yasa tasarıları genellikle bakanlık bürokratları tarafından hazırlanır, bakanlar kurulunda incelenip hükümet tasarısına dönüşerek Meclis’e gönderilir. Milletvekilleri kanun teklifi verebilirler ama milli eğitim gibi uzmanlık gerektiren önemli bir alanda hükümetin öncülük etmesi tabiidir. Zaten Meclis’in görüşme gündemine öncelikle hükümetten gelen tasarılar girer. Bu defa inisyatifi bir kısım milletvekilinin alması biraz şaşırtıcıdır. Olayın hükümetin bir taktiği olma ihtimali de zayıftır.
Söylentilere göre, Milli Eğitim Bakanı kendisinin ve bakanlığının dışında gelişen olaya pek memnun olmamış ama isteksizce de olsa, teklifi ahiplenmek mecburiyetinde kalmıştır.
Teklif açıklanır açıklanmaz muhalefetin büyük tepkisiyle karşılaşmıştır. Bu tepkide teklifin içeriği kadar, iktidar partisinin attığı her adımın laikliğe karşı olduğu şüphesi ve Sayın Başbakanımızın kısa süre önce dile getirdiği “dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz” hedefinin yarattığı rahatsızlık vardır.
Aslında teklifin iyi düşünülmeden hazırlandığı anlaşılınca, komisyonda bazı değişiklikler kabul edilmiştir. Bunun en canlı örneği ikinci dört yılın mecburi örgün öğretim çerçevesine dahil edilmesidir.
Ancak, tartışmalar teklifte yer alan maddelerden yola çıkarak ideolojik temelli bir tartışmaya dönüşmüştür. Anlaşılabilir nedenlerle, muhalefet bu teklife karşıdır. Muhalefetini parlamenter usullerin müsaade ettiği kanallardan yürütmeğe çalışmıştır. Bu noktada iktidar partisi hiç gereği olmayan bir tahammülsüzlük sergilemeye yönelmiş, maddeler üzerinde yapılacak tartışmalarda muhalefetin konuşma süresini beş dakika ile sınırlamış, komisyon salonuna çok sayıda muhalefet milletvekilinin gelmesi ve işleri yavaşlatmasına cevaben salonu kendi milletvekilleriyle doldurmuş, onlarca maddeyi birkaç dakika içinde geçirterek komisyon aşamasını sonuçlandırmıştır.
Maalesef, Başbakanımız siyasette tabi olan uzlaşmazlıkları kolayca inatlaşma olarak kavramsallaştırdığından, yasanın kısa sürede çıkartılacağını, çoğunluğun engellenemeyeceğini ifade etmiştir.
Karşımızdaki olay iki açıdan vahamet arz etmektedir. İlkin, uzmanlık isteyen ve ancak araştırma sonuçlarına bakılarak geliştirilecek bir kanun değişikliği, iktidar partisi mensubu parlamenterlerin sağlam bilgilere dayanmadan kendi “akıllarına” ve bilhassa “fikirlerine” göre hazırladıkları bir teklif olarak parlamentoya sunulmuş, geçmişten intikam almak güdüsüyle yasalaşma yoluna girmiştir.
İkinci olarak, hükümet kanadı muhalefete demokrasilere yakışmayan sertlikte tahammülsüzlük sergilemiştir. Sonuç ne demokrasimizin ne de eğitimimizin hayrına olacaktır. İktidarıyla muhalefetiyle bir durum muhasebesi yapmak, konuyu daha sakin kafayla ele almamız gerekmektedir. Eğitim, siyasilerimizin heyecanlarına teslim edilemeyecek kadar önemlidir.
(İlter Turan-dünya gazetesi)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Dünya Gazetesi Yazarı İlter Turan’ın bugünkü eğitim yazısı.
İlköğretim sistemimizde değişiklik getiren teklif kavgalı bir oturumdan sonra Milli Eğitim Komisyonu’ndan geçti. Şimdi genel kurula gelecek. Muhalefetimiz, komisyondan olağanüstü yöntemlerle geçen metnin geçersiz kılınmasını istedi, ancak kabul edilmiş bir metni geçersiz ilan imkanı bulunmuyor.
Buna karşılık, parlamentodaki partiler bir anlaşmaya varabilirlerse, komisyon teklifini geri alabilir. Maalesef, dışında kalabilecekken, Başbakanımız da tartışmaya müdahil oldu, ve geçmişte yapılanlara cevaben kanunun mutlaka çıkacağını ilan ederek, muhalefete meydan okudu.
Başından itibaren olayda tuhaflıklar var. Bildiğiniz gibi, yasa tasarıları genellikle bakanlık bürokratları tarafından hazırlanır, bakanlar kurulunda incelenip hükümet tasarısına dönüşerek Meclis’e gönderilir. Milletvekilleri kanun teklifi verebilirler ama milli eğitim gibi uzmanlık gerektiren önemli bir alanda hükümetin öncülük etmesi tabiidir. Zaten Meclis’in görüşme gündemine öncelikle hükümetten gelen tasarılar girer. Bu defa inisyatifi bir kısım milletvekilinin alması biraz şaşırtıcıdır. Olayın hükümetin bir taktiği olma ihtimali de zayıftır.
Söylentilere göre, Milli Eğitim Bakanı kendisinin ve bakanlığının dışında gelişen olaya pek memnun olmamış ama isteksizce de olsa, teklifi ahiplenmek mecburiyetinde kalmıştır.
Teklif açıklanır açıklanmaz muhalefetin büyük tepkisiyle karşılaşmıştır. Bu tepkide teklifin içeriği kadar, iktidar partisinin attığı her adımın laikliğe karşı olduğu şüphesi ve Sayın Başbakanımızın kısa süre önce dile getirdiği “dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz” hedefinin yarattığı rahatsızlık vardır.
Aslında teklifin iyi düşünülmeden hazırlandığı anlaşılınca, komisyonda bazı değişiklikler kabul edilmiştir. Bunun en canlı örneği ikinci dört yılın mecburi örgün öğretim çerçevesine dahil edilmesidir.
Ancak, tartışmalar teklifte yer alan maddelerden yola çıkarak ideolojik temelli bir tartışmaya dönüşmüştür. Anlaşılabilir nedenlerle, muhalefet bu teklife karşıdır. Muhalefetini parlamenter usullerin müsaade ettiği kanallardan yürütmeğe çalışmıştır. Bu noktada iktidar partisi hiç gereği olmayan bir tahammülsüzlük sergilemeye yönelmiş, maddeler üzerinde yapılacak tartışmalarda muhalefetin konuşma süresini beş dakika ile sınırlamış, komisyon salonuna çok sayıda muhalefet milletvekilinin gelmesi ve işleri yavaşlatmasına cevaben salonu kendi milletvekilleriyle doldurmuş, onlarca maddeyi birkaç dakika içinde geçirterek komisyon aşamasını sonuçlandırmıştır.
Maalesef, Başbakanımız siyasette tabi olan uzlaşmazlıkları kolayca inatlaşma olarak kavramsallaştırdığından, yasanın kısa sürede çıkartılacağını, çoğunluğun engellenemeyeceğini ifade etmiştir.
Karşımızdaki olay iki açıdan vahamet arz etmektedir. İlkin, uzmanlık isteyen ve ancak araştırma sonuçlarına bakılarak geliştirilecek bir kanun değişikliği, iktidar partisi mensubu parlamenterlerin sağlam bilgilere dayanmadan kendi “akıllarına” ve bilhassa “fikirlerine” göre hazırladıkları bir teklif olarak parlamentoya sunulmuş, geçmişten intikam almak güdüsüyle yasalaşma yoluna girmiştir.
İkinci olarak, hükümet kanadı muhalefete demokrasilere yakışmayan sertlikte tahammülsüzlük sergilemiştir. Sonuç ne demokrasimizin ne de eğitimimizin hayrına olacaktır. İktidarıyla muhalefetiyle bir durum muhasebesi yapmak, konuyu daha sakin kafayla ele almamız gerekmektedir. Eğitim, siyasilerimizin heyecanlarına teslim edilemeyecek kadar önemlidir.
(İlter Turan-dünya gazetesi)
Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Mart 2012 09:32
Gösterim: 1929

