Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Milli Eğitim Bakanlığı, Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezî sınav ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) gibi sınavların kapsamında bir değişiklik söz konusu olmayacağını, öğrencilerin tüm müfredattan sorumlu tutulacağını açıkladı.
Merkezî sınavların kapsamında bir değişiklik söz konusu olmayacak, öğrenciler tüm müfredattan sorumlu olacaklar. Süreçle ilgili önümüzdeki aylarda önemli bir değişiklik olması durumunda konu tekrar değerlendirilebilecek. Öğrencilere sınava hazırlık sürecinde destek kaynaklar sunulacak ve bu alandaki bütün ihtiyaçları karşılanmaya devam edilecek.
Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü, kaynak desteklerini artıracak. Daha önce de olduğu gibi her ay örnek soru kitapçıkları yayımlanmaya devam edecek. Ayrıca bu sene her ay 8. sınıf öğrencilerine yönelik çalışma fasikülleri yayımlanacak.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanlığı, Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezî sınav ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) gibi sınavların kapsamında bir değişiklik söz konusu olmayacağını, öğrencilerin tüm müfredattan sorumlu tutulacağını açıkladı.
Merkezî sınavların kapsamında bir değişiklik söz konusu olmayacak, öğrenciler tüm müfredattan sorumlu olacaklar. Süreçle ilgili önümüzdeki aylarda önemli bir değişiklik olması durumunda konu tekrar değerlendirilebilecek. Öğrencilere sınava hazırlık sürecinde destek kaynaklar sunulacak ve bu alandaki bütün ihtiyaçları karşılanmaya devam edilecek.
Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü, kaynak desteklerini artıracak. Daha önce de olduğu gibi her ay örnek soru kitapçıkları yayımlanmaya devam edecek. Ayrıca bu sene her ay 8. sınıf öğrencilerine yönelik çalışma fasikülleri yayımlanacak.
Son Güncelleme: Çarşamba, 02 Aralık 2020 13:33
Gösterim: 2020
Oyuncu Kadir Doğulu, TikTok'un, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları konusunda farkındalık oluşturduğu konulardan biri olan "Nitelikli Eğitim" için 17 dakika 17 saniye koştu.
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları konusunda farkındalık oluşturmak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü ve İBB İştirak Şirketi Spor İstanbul ile bir araya gelerek 17 amaca dikkat çekmek amaçlı yapılan koşunun ilki 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde gerçekleştirildi. Oyuncu Kadir Doğulu, paralimpik sporcu Burak Abacıoğlu ve milli atlet Büşra Nur Koku ile “Nitelikli Eğitim” için 17 dakika 17 saniye koşarak farkındalığa katkı sağladı.
“Amacımız İhtiyacı Olanların da Sesi Olabilmek”
Koşuya başlamadan önce projeye dair görüşlerini paylaşan Kadir Doğulu, farkındalık yaratmak için koşmanın yanı sıra ihtiyacı olanların sesi olabilmek için de bu koşuda yer almayı kabul ettiğini söyledi. İnsani temel haklardan birinin eğitim olduğuna vurgu yapan ve eğitimde eşitlik ile nitelikli eğitimin herkesin hakkı olduğunu belirten oyuncu, “Bugün burada bunun hareketi olsun diye koşacağız” dedi ve bir amaçlarının da insanları harekete geçirmek olduğunu ifade etti.
“Gelecek Kuşaklara Bırakılacak En Önemli Hazine Bilgidir”
Koşu sırasında yapılan sohbette eğitim konusuna dair görüşlerini de paylaşan Doğulu, günümüzde Türkiye de dahil olmak üzere herkesin eğitime eşit olarak ulaşamadığına degindi ve ekledi: “Eğitim demek gelecek demek. Gelecek de çocukların ta kendisi. Çocukları iyi bir içerik ve doğru bir müfredatla eğitmezsek her gelen global ve yerel krizde zor anlar yaşarız. Bunun önüne geçebilmenin de en önemli basamaklarından bir tanesi çocukları ve gençleri doğru eğitmek”. Eğitimde içeriğin ve niteliğin önemine de vurgu yapan oyuncu, gelecek kuşaklara bırakılacak en önemli mirasın bilgi olduğunun altını çizdi.
Kullanıcılar bu kampanya kapsamında #DeğişimİçinHareketeGeç etiketi ve kampanyaya özel interaktif çıkartmalarla sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda destek verebilecek.
Kullanıcılar bu kampanya kapsamında #DeğişimİçinHareketeGeç etiketi ve kampanyaya özel interaktif çıkartmalarla sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda destek verebilecek.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Oyuncu Kadir Doğulu, TikTok'un, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları konusunda farkındalık oluşturduğu konulardan biri olan "Nitelikli Eğitim" için 17 dakika 17 saniye koştu.
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları konusunda farkındalık oluşturmak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü ve İBB İştirak Şirketi Spor İstanbul ile bir araya gelerek 17 amaca dikkat çekmek amaçlı yapılan koşunun ilki 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde gerçekleştirildi. Oyuncu Kadir Doğulu, paralimpik sporcu Burak Abacıoğlu ve milli atlet Büşra Nur Koku ile “Nitelikli Eğitim” için 17 dakika 17 saniye koşarak farkındalığa katkı sağladı.
“Amacımız İhtiyacı Olanların da Sesi Olabilmek”
Koşuya başlamadan önce projeye dair görüşlerini paylaşan Kadir Doğulu, farkındalık yaratmak için koşmanın yanı sıra ihtiyacı olanların sesi olabilmek için de bu koşuda yer almayı kabul ettiğini söyledi. İnsani temel haklardan birinin eğitim olduğuna vurgu yapan ve eğitimde eşitlik ile nitelikli eğitimin herkesin hakkı olduğunu belirten oyuncu, “Bugün burada bunun hareketi olsun diye koşacağız” dedi ve bir amaçlarının da insanları harekete geçirmek olduğunu ifade etti.
“Gelecek Kuşaklara Bırakılacak En Önemli Hazine Bilgidir”
Koşu sırasında yapılan sohbette eğitim konusuna dair görüşlerini de paylaşan Doğulu, günümüzde Türkiye de dahil olmak üzere herkesin eğitime eşit olarak ulaşamadığına degindi ve ekledi: “Eğitim demek gelecek demek. Gelecek de çocukların ta kendisi. Çocukları iyi bir içerik ve doğru bir müfredatla eğitmezsek her gelen global ve yerel krizde zor anlar yaşarız. Bunun önüne geçebilmenin de en önemli basamaklarından bir tanesi çocukları ve gençleri doğru eğitmek”. Eğitimde içeriğin ve niteliğin önemine de vurgu yapan oyuncu, gelecek kuşaklara bırakılacak en önemli mirasın bilgi olduğunun altını çizdi.
Kullanıcılar bu kampanya kapsamında #DeğişimİçinHareketeGeç etiketi ve kampanyaya özel interaktif çıkartmalarla sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda destek verebilecek.
Kullanıcılar bu kampanya kapsamında #DeğişimİçinHareketeGeç etiketi ve kampanyaya özel interaktif çıkartmalarla sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda destek verebilecek.
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Kasım 2020 13:21
Gösterim: 783
TEDMEM olarak salgın dolayısıyla Türkiye’de okulların kapatılmasının ilk gününden itibaren ülke gündeminin yanı sıra diğer ülkelerdeki gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. UNESCO tarafından açıklanan verileri düzenli olarak kontrol ediyor, ülkelerin eğitim bakanlıkları tarafından yapılan açıklamaları ve alınan kararları derliyoruz.
Grafikte 21 Eylül, 12 Ekim ve 2 Kasım’a ait veriler özellikle belirtilmiştir. Bu tarihler Türkiye’de yüz yüze eğitime kademeli ve kısmî olarak geçiş aşamalarını göstermektedir.
16 Kasım itibarıyla:
- Tamamen açık 125 ülke arasında
- Kısmen açık 59 ülke arasında
- COVID-19 nedeniyle okulları kapalı olan ülkeler arasında
Vaka artışlarına karşın yüz yüze eğitimi devam ettiren ülkeler:
Dünyanın pek çok yerinde özellikle de Avrupa kıtasında salgın kontrol altına alınabilmiş değil. Okulların açılmaya başladığı Eylül ayından bugüne de dünyada vaka sayıları artmaya devam ediyor. Buna karşın, beklenenin ve sanılanın aksine okullarını kısmen veya tamamen açan ülke sayısı da artıyor. Türkiye’de yüz yüze eğitime geçişin ilk aşaması olan 21 Eylül’de toplamda 143 ülkede okullar açıkken, 9 Kasım’da bu sayı 182 ülkeye yükselmiş durumda.
Vaka artışları sebebiyle Ekim ortası itibarıyla bazı ülkelerde çeşitli toplumsal kısıtlamalara gidildi. Örneğin; eğlence merkezleri, restoranlar, spor salonları ve sanat galerileri kapatıldı, seyahatler yasaklandı, belirli saatlerde sokağa çıkma yasağı getirildi. Buna karşın Almanya, Danimarka, Fransa ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerde okulların toplumsal öncelik olarak bu kısıtlamaların dışında tutulduğu ve yüz yüze eğitime devam edileceği açıklandı. Okullar açık olsa da okullardaki önlemler sıkılaştırıldı. Aşağıda yüz yüze eğitimi devam ettiren ülke örnekleri verilmiştir:
Almanya
- 2020-2021 eğitim öğretim yılı 10 Ağustos 2020 itibarıyla başladı.
- Öğrencilerin okula dönmesi için alınan önlemler arasında, öğrencilerin gruplara bölünmesi, her gruba okul bahçesinde, tuvaletlerde ve yemekhanede kendi alanının verilmesi böylece grup dışındakilerle temasın azaltılması veya kesilmesi yer alıyor.
- Enfeksiyon durumunda okul değil yerel sağlık yetkililerinin karar vermesi gerekiyor.
- Pozitif vaka görülen okullarda öğrenci grupları ve okul bazlı karantinalar sebebiyle eğitime ara verilse de ülke çapına yansıyan bir kapatma söz konusu olmadı.
- 30 Kasım’a kadar uygulanacak kısıtlamalar kapsamında sinemalar, tiyatrolar, spor salonları, havuzlar, restoranlar (paket servis hariç) ve barlar kapatıldı. Ancak okullar ve kreşlerin tümü bu kısıtlamaların dışında tutuldu.
Danimarka
- Avrupa’da okullarını yeniden açan ilk ülke Danimarka’dır. 15 Nisan’dan itibaren kademeli olarak okullar açıldı. Önce bebek ve çocuk bakım evleri, okul öncesi eğitim kurumları ve 1. sınıftan 5. sınıfa kadar olan okullar, ardından ortaokullar, en son ise liseler açıldı.
- 2020-2021 eğitim öğretim yılı 1 Eylül 2020 itibarıyla başladı.
- Öğrencilerin siperlik takması zorunlu tutuldu. Sadece 4 yaş okul öncesi için zorunlu değildir.
İngiltere
- 2020-2021 eğitim öğretim yılı 1 Eylül 2020 itibarıyla başladı.
- Çocukların farklı öğrencilerle temaslarının önlenmesi için yaş gruplarına (year bubbles ) göre zamanlamalar belirlendi.
- Teneffüs saatleri ve giriş çıkışlar yaş gruplarına göre farklılaştırıldı.
- Çocuğunu geçerli bir sebebi olmaksızın okula göndermeyen ailelere para cezası uygulanıyor.
- Lise öğrencileri ve öğretmenler için sınıf dışındaki alanlarda maske zorunluluğu getirildi.
- İlkokullarda maske takmak zorunlu olmasa da okullar sosyal mesafenin güvenli bir şekilde yönetilemediği kapalı ortak alanlarda öğrencilerden maske takmalarını isteme hakkına sahiptir.
Fransa
- 2020-2021 eğitim öğretim yılı 1 Eylül 2020 itibarıyla başladı.
- Sınıfların düzenli olarak havalandırılması zorunlu tutuldu.
- Başlangıçta 11 yaş üstü çocuklar için geçerli olan maske takma zorunluluğu, daha sonra tüm öğrenciler için getirildi.
- Fransa 1 Aralık’ a kadar ulusal tecrit altında bulunuyor. Bu kapsamda, insanlar sadece haklı sebeplerle (işe gitmek, temel malzeme satın almak, tıbbi yardım almak ve günde 1 saat egzersiz yapmak) evden dışarı çıkabiliyor. Gerekli olmayan tüm mağazalar ile restoranlar ve barlar kapatıldı. Okullar ve kreşler açık durumda.
Vaka artışı nedeniyle okullarını (kısa süreli) tekrar kapatan ülkeler/bölgeler:
Okullarda vaka tespit edilmesi pek çok ülkede sadece okul ve/veya bölge bazlı kapatılmalara sebep olurken, bazı ülkelerde sadece öğrencinin/personelin veya sınıfın karantinaya alınması ile de yönetilebilmiştir. Ancak Ekim ortası itibarıyla bazı ülkelerde vaka sayılarının artması ve risk seviyesinin yükselmesine bağlı olarak il/eyalet bazında kapatmalar gibi daha geniş kapsamlı kapatmalar da olmuştur. Aşağıda yüz yüze eğitime kısa süreli de olsa ara veren ülke örnekleri verilmiştir:
Avusturya
- 17 Kasım – 6 Aralık tarihleri arasında yeni kısıtlamalar getirildi. Bu kısıtlamalarda ilk ve orta dereceli okulların da kapanması ve uzaktan eğitimin sürdürülmesi kararı verildi. Ayrıca, eczaneler, gıda mağazaları, bankalar ve postaneler dışında kalan ve gerekli olmayan tüm dükkânlar kapatıldı.
Yunanistan
- 16 Kasım itibarıyla ilkokullar, anaokulları ve gündüz bakım evleri iki hafta süreyle kapatıldı.
İtalya
- Vaka oranları dikkate alınarak bölgeler yeşil, sarı ve kırmızı bölge olarak tanımlanıyor.
- En fazla vaka oranının görüldüğü kırmızı bölgelerde kuaför ve güzellik salonları, barlar, restoranlar kapatıldı. Yalnızca eczaneler, süpermarketler, fabrikalar ve temel hizmetler açık durumda. Kırmızı bölgelerde lise ve üniversitelerde uzaktan eğitim yapılıyor.
Çek Cumhuriyeti
- 1 Eylül’de tüm seviyelerde okullar tamamen açıldı. Ancak ülke genelinde alınan kısıtlamalardan okullar da etkilendi.
- 12 Ekim’de ortaöğretim kurumlarında ve üniversitelerde uzaktan eğitime geçildi. Pratik ve klinik eğitimler bu uygulamanın dışında tutuldu. İlkokul üst kademelerindeki öğrencilerin iki gruba ayrılarak farklı zamanlarda okula gideceği açıklandı.
- 14 Ekim’de ilkokulların alt kademelerinin de kapanması kararı verildi.
- 2 Kasım itibarıyla ilköğretim ve ortaöğretimdeki tüm okullarda uzaktan eğitime geçildi. Anaokulu, kreş ve bebek bakım evleri kapatılmadı.
- 18 Kasım’da ilkokul 1. ve 2. sınıfların yüz yüze eğitime yeniden başlayacağı ve yüz korumalarının takılmasının zorunlu olduğu açıklandı.
ABD – Boston
- 1 Ekim’de yüz yüze eğitim başladı.
- Vaka sayısının artması sebebiyle 22 Ekim itibarıyla tüm okullar kapatıldı, uzaktan eğitime geçildi.
Kuzey İrlanda
- 14 Ekim’de ülke genelinde yeme içme sektörü başta olmak üzere pek çok sektörde yeni kısıtlamalar uygulamaya konuldu. Kısıtlamaların dört hafta süreceği açıklandı.
- Ara tatil zamanında yapılan düzenleme ile 19 Ekim itibarıyla okullar iki hafta kapatıldı. Bu süre tatil olduğu için uzaktan eğitim yapılmayacağı ifade edildi.
- Üniversitelere de uzaktan eğitime geçmeleri tavsiye edildi.
- 2 Kasım’da okullar yeniden açıldı.
Romanya
- 18 Ekim’de yapılan açıklamaya göre Başkent Bükreş’te son 14 gün içinde 1000 kişi başına düşen vaka sayısı üçü geçtiği için sarı senaryodan kırmızı senaryoya geçildi.
- Kırmızı senaryo gereği tüm dış mekânlarda maske kullanmak zorunlu hale getirildi; tiyatro, sinema, restoran ve okullar kapatıldı.
- Eğitimin yalnızca çevrimiçi olarak devam edeceği açıklandı.
- 12 yaşından küçük çocukların ebeveynlerinden birinin evde kalması için maaşının %75’inin devlet tarafından karşılanacağı açıklandı.
Rusya
- Başkent Moskova’da vaka sayısının artmasına bağlı olarak 5-18 Ekim arasında okullar tatil edildi.
- 19 Ekim itibarıyla tüm okulların açılması bekleniyordu. Ancak yapılan açıklama ile yalnızca 1. sınıftan 5. sınıfa kadar olan öğrenciler için okulların açılacağı belirtildi. 6. sınıftan 11. sınıfa kadar olan öğrencilerin 22 Kasım’a kadar çevrimiçi derslere devam edeceği açıklandı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
TEDMEM olarak salgın dolayısıyla Türkiye’de okulların kapatılmasının ilk gününden itibaren ülke gündeminin yanı sıra diğer ülkelerdeki gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. UNESCO tarafından açıklanan verileri düzenli olarak kontrol ediyor, ülkelerin eğitim bakanlıkları tarafından yapılan açıklamaları ve alınan kararları derliyoruz.
Grafikte 21 Eylül, 12 Ekim ve 2 Kasım’a ait veriler özellikle belirtilmiştir. Bu tarihler Türkiye’de yüz yüze eğitime kademeli ve kısmî olarak geçiş aşamalarını göstermektedir.
16 Kasım itibarıyla:
- Tamamen açık 125 ülke arasında
- Kısmen açık 59 ülke arasında
- COVID-19 nedeniyle okulları kapalı olan ülkeler arasında
Vaka artışlarına karşın yüz yüze eğitimi devam ettiren ülkeler:
Dünyanın pek çok yerinde özellikle de Avrupa kıtasında salgın kontrol altına alınabilmiş değil. Okulların açılmaya başladığı Eylül ayından bugüne de dünyada vaka sayıları artmaya devam ediyor. Buna karşın, beklenenin ve sanılanın aksine okullarını kısmen veya tamamen açan ülke sayısı da artıyor. Türkiye’de yüz yüze eğitime geçişin ilk aşaması olan 21 Eylül’de toplamda 143 ülkede okullar açıkken, 9 Kasım’da bu sayı 182 ülkeye yükselmiş durumda.
Vaka artışları sebebiyle Ekim ortası itibarıyla bazı ülkelerde çeşitli toplumsal kısıtlamalara gidildi. Örneğin; eğlence merkezleri, restoranlar, spor salonları ve sanat galerileri kapatıldı, seyahatler yasaklandı, belirli saatlerde sokağa çıkma yasağı getirildi. Buna karşın Almanya, Danimarka, Fransa ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerde okulların toplumsal öncelik olarak bu kısıtlamaların dışında tutulduğu ve yüz yüze eğitime devam edileceği açıklandı. Okullar açık olsa da okullardaki önlemler sıkılaştırıldı. Aşağıda yüz yüze eğitimi devam ettiren ülke örnekleri verilmiştir:
Almanya
- 2020-2021 eğitim öğretim yılı 10 Ağustos 2020 itibarıyla başladı.
- Öğrencilerin okula dönmesi için alınan önlemler arasında, öğrencilerin gruplara bölünmesi, her gruba okul bahçesinde, tuvaletlerde ve yemekhanede kendi alanının verilmesi böylece grup dışındakilerle temasın azaltılması veya kesilmesi yer alıyor.
- Enfeksiyon durumunda okul değil yerel sağlık yetkililerinin karar vermesi gerekiyor.
- Pozitif vaka görülen okullarda öğrenci grupları ve okul bazlı karantinalar sebebiyle eğitime ara verilse de ülke çapına yansıyan bir kapatma söz konusu olmadı.
- 30 Kasım’a kadar uygulanacak kısıtlamalar kapsamında sinemalar, tiyatrolar, spor salonları, havuzlar, restoranlar (paket servis hariç) ve barlar kapatıldı. Ancak okullar ve kreşlerin tümü bu kısıtlamaların dışında tutuldu.
Danimarka
- Avrupa’da okullarını yeniden açan ilk ülke Danimarka’dır. 15 Nisan’dan itibaren kademeli olarak okullar açıldı. Önce bebek ve çocuk bakım evleri, okul öncesi eğitim kurumları ve 1. sınıftan 5. sınıfa kadar olan okullar, ardından ortaokullar, en son ise liseler açıldı.
- 2020-2021 eğitim öğretim yılı 1 Eylül 2020 itibarıyla başladı.
- Öğrencilerin siperlik takması zorunlu tutuldu. Sadece 4 yaş okul öncesi için zorunlu değildir.
İngiltere
- 2020-2021 eğitim öğretim yılı 1 Eylül 2020 itibarıyla başladı.
- Çocukların farklı öğrencilerle temaslarının önlenmesi için yaş gruplarına (year bubbles ) göre zamanlamalar belirlendi.
- Teneffüs saatleri ve giriş çıkışlar yaş gruplarına göre farklılaştırıldı.
- Çocuğunu geçerli bir sebebi olmaksızın okula göndermeyen ailelere para cezası uygulanıyor.
- Lise öğrencileri ve öğretmenler için sınıf dışındaki alanlarda maske zorunluluğu getirildi.
- İlkokullarda maske takmak zorunlu olmasa da okullar sosyal mesafenin güvenli bir şekilde yönetilemediği kapalı ortak alanlarda öğrencilerden maske takmalarını isteme hakkına sahiptir.
Fransa
- 2020-2021 eğitim öğretim yılı 1 Eylül 2020 itibarıyla başladı.
- Sınıfların düzenli olarak havalandırılması zorunlu tutuldu.
- Başlangıçta 11 yaş üstü çocuklar için geçerli olan maske takma zorunluluğu, daha sonra tüm öğrenciler için getirildi.
- Fransa 1 Aralık’ a kadar ulusal tecrit altında bulunuyor. Bu kapsamda, insanlar sadece haklı sebeplerle (işe gitmek, temel malzeme satın almak, tıbbi yardım almak ve günde 1 saat egzersiz yapmak) evden dışarı çıkabiliyor. Gerekli olmayan tüm mağazalar ile restoranlar ve barlar kapatıldı. Okullar ve kreşler açık durumda.
Vaka artışı nedeniyle okullarını (kısa süreli) tekrar kapatan ülkeler/bölgeler:
Okullarda vaka tespit edilmesi pek çok ülkede sadece okul ve/veya bölge bazlı kapatılmalara sebep olurken, bazı ülkelerde sadece öğrencinin/personelin veya sınıfın karantinaya alınması ile de yönetilebilmiştir. Ancak Ekim ortası itibarıyla bazı ülkelerde vaka sayılarının artması ve risk seviyesinin yükselmesine bağlı olarak il/eyalet bazında kapatmalar gibi daha geniş kapsamlı kapatmalar da olmuştur. Aşağıda yüz yüze eğitime kısa süreli de olsa ara veren ülke örnekleri verilmiştir:
Avusturya
- 17 Kasım – 6 Aralık tarihleri arasında yeni kısıtlamalar getirildi. Bu kısıtlamalarda ilk ve orta dereceli okulların da kapanması ve uzaktan eğitimin sürdürülmesi kararı verildi. Ayrıca, eczaneler, gıda mağazaları, bankalar ve postaneler dışında kalan ve gerekli olmayan tüm dükkânlar kapatıldı.
Yunanistan
- 16 Kasım itibarıyla ilkokullar, anaokulları ve gündüz bakım evleri iki hafta süreyle kapatıldı.
İtalya
- Vaka oranları dikkate alınarak bölgeler yeşil, sarı ve kırmızı bölge olarak tanımlanıyor.
- En fazla vaka oranının görüldüğü kırmızı bölgelerde kuaför ve güzellik salonları, barlar, restoranlar kapatıldı. Yalnızca eczaneler, süpermarketler, fabrikalar ve temel hizmetler açık durumda. Kırmızı bölgelerde lise ve üniversitelerde uzaktan eğitim yapılıyor.
Çek Cumhuriyeti
- 1 Eylül’de tüm seviyelerde okullar tamamen açıldı. Ancak ülke genelinde alınan kısıtlamalardan okullar da etkilendi.
- 12 Ekim’de ortaöğretim kurumlarında ve üniversitelerde uzaktan eğitime geçildi. Pratik ve klinik eğitimler bu uygulamanın dışında tutuldu. İlkokul üst kademelerindeki öğrencilerin iki gruba ayrılarak farklı zamanlarda okula gideceği açıklandı.
- 14 Ekim’de ilkokulların alt kademelerinin de kapanması kararı verildi.
- 2 Kasım itibarıyla ilköğretim ve ortaöğretimdeki tüm okullarda uzaktan eğitime geçildi. Anaokulu, kreş ve bebek bakım evleri kapatılmadı.
- 18 Kasım’da ilkokul 1. ve 2. sınıfların yüz yüze eğitime yeniden başlayacağı ve yüz korumalarının takılmasının zorunlu olduğu açıklandı.
ABD – Boston
- 1 Ekim’de yüz yüze eğitim başladı.
- Vaka sayısının artması sebebiyle 22 Ekim itibarıyla tüm okullar kapatıldı, uzaktan eğitime geçildi.
Kuzey İrlanda
- 14 Ekim’de ülke genelinde yeme içme sektörü başta olmak üzere pek çok sektörde yeni kısıtlamalar uygulamaya konuldu. Kısıtlamaların dört hafta süreceği açıklandı.
- Ara tatil zamanında yapılan düzenleme ile 19 Ekim itibarıyla okullar iki hafta kapatıldı. Bu süre tatil olduğu için uzaktan eğitim yapılmayacağı ifade edildi.
- Üniversitelere de uzaktan eğitime geçmeleri tavsiye edildi.
- 2 Kasım’da okullar yeniden açıldı.
Romanya
- 18 Ekim’de yapılan açıklamaya göre Başkent Bükreş’te son 14 gün içinde 1000 kişi başına düşen vaka sayısı üçü geçtiği için sarı senaryodan kırmızı senaryoya geçildi.
- Kırmızı senaryo gereği tüm dış mekânlarda maske kullanmak zorunlu hale getirildi; tiyatro, sinema, restoran ve okullar kapatıldı.
- Eğitimin yalnızca çevrimiçi olarak devam edeceği açıklandı.
- 12 yaşından küçük çocukların ebeveynlerinden birinin evde kalması için maaşının %75’inin devlet tarafından karşılanacağı açıklandı.
Rusya
- Başkent Moskova’da vaka sayısının artmasına bağlı olarak 5-18 Ekim arasında okullar tatil edildi.
- 19 Ekim itibarıyla tüm okulların açılması bekleniyordu. Ancak yapılan açıklama ile yalnızca 1. sınıftan 5. sınıfa kadar olan öğrenciler için okulların açılacağı belirtildi. 6. sınıftan 11. sınıfa kadar olan öğrencilerin 22 Kasım’a kadar çevrimiçi derslere devam edeceği açıklandı.
Son Güncelleme: Çarşamba, 25 Kasım 2020 15:27
Gösterim: 983
Hami Koç / Eğitimci - Sosyolog / ÖZKURBİR Yönetim Kurulu Başkanı
Bir anne düşünün. İki tane çocuğu var. Bu çocuklardan bir tanesi şeker hastası. Bu anne çocukları arasında eşitlik sağlamak için sağlıklı olan çocuğuna tatlı yedirmese olur mu?
Elbette olmaz! Çünkü sosyal eşitlik, matematikte olduğu gibi değerleri birbirine eşitlemekten çok daha geniş bir kavram. Hele konu eğitimse, eşitlikten bahsederken çok daha dikkatli olunmalı!
Daha önce de birçok defalar farklı platformlarda söyledim. Eğitim almamada eşitlik olmaz! Ülkede bazı çocukların imkanı yok diye tüm çocuklar eğitimden mahrum bırakılamaz!
Veya şöyle söyleyelim. Herkes eşit eğitim almalı düşüncesi ile bir kısım gençler eğitim alabileceklerken, eğitim alamayanlar var diye onları da eğitim alamayanlara eşitlemek, eşitlik olamaz!
Farkındayım, konuya biraz hızlı ve ajitasyonla girdim. Maksadım dikkat çekmek! Çünkü bu konuyu çok önemsiyorum ve merkezi yönetime rağmen eğitimle ilgili yerel bir refleks gösterebileceğimizi biliyorum. Bakanlık teşkilatımızın yapısı buna müsait. Zihniyetimiz de müsait duruma gelirse hiçbir engel kalmayacaktır.
Öğrencilerimiz okula gitsinler diye bu kadar çok uğraşmamızın sebebi elbette geleceğimiz. Çünkü ben ülkemizin aydınlık, güzel ve parlak geleceğinden eminim. Bir ülkenin en önemli meselesi eğitimdir. Böyle görülüp algılanmıyorsa, hatta bir toplum veya millet bu gerçeğin farkında değilse, vah o toplumun insanlarının karanlık geleceğine.
Bıktık yalan yanlış masallarla, mesnetsiz, kaynaksız ifade ve metinlerle aldatılmaktan ve yalanları gerçek gibi gösterip avutulmaktan...
İMTİHANIN SONUCU BİZE BAĞLI
Dünya benzeri olmayan bir salgınla imtihanda. Bunun farkındayız dk-apotek.com. Ama bu imtihandan iyi not almak da bizim elimizde. Sorulara isyan ederek bir sonuç alamayacağımızın farkındayız. Yapmamız gereken süreyi iyi kullanmak, bilmediğimiz veya yapamadığımız soruları boş bırakmak ve mümkün olan en az yanlışla bu imtihanı tamamlamaktır. Belki de ''krizler fırsatı doğurur'' gerçeğinden hareketle iyi çalışırsak, ucu karanlık tünelin sonu bizim için aydınlık olur.
Salgın ha bitti ha bitecek derken daha da güçlendi ve bütün hızı ile bölgemizde devam ediyor. En az etkilenen ülkelerden biri biziz çok şükür. Ülkemiz vatandaşına sağladığı bedelsiz hizmetle bütün dünyaya örnek olmaya devam ediyor.
Bu vahşi salgın daha birkaç yıl devam edebilir veya bir anda da bitebilir. Ki geçtiğimiz asırlarda örnekleri var. Her nasıl olacaksa, devam eden hayatımızı daha verimli geçirmek için felaket masallarıyla meşgul olarak gevşemek yerine doğru olan adımları atıp, sabırla-güvenle lazım olanları hayata geçirme iradesinde olmalıyız.
Sosyal hayattaki alışkanlıkların bireylerde ve toplumdaki ani değişiklikleri, mevsimlerin ve hava şartlarının ani değişikliklerindeki tesiri ile insanları çarpan nezle grip ve daha ileri seviyedeki biyolojik hastalıklardan daha riskli hatta kalıcı ruhi hastalıklara, travmalara sebep olacağı unutulmamalıdır. Türk toplumunun son bir asırdaki en büyük kaybı ani ve hazırlıksız değişimle travmaya dönüşen kültür alanında olmuştur.
Diğer sektörlerde kalite kontrol birimleri defolu ürünü henüz banttan çıkmadan tespit edebilir. Ama eğitimde ürünün kalitesinde bir problem olup olmadığını anlamak için yıllarca beklemek gerekir. Bu yüzden adımlarımızı atarken çok daha temkinli olmalıyız ve telafisi mümkün olmayan hataları yapmaktan kaçınmalıyız. Gündelik hesaplarla ve kısa vadeli çözümler ancak bugünümüzü kurtarabilir. Ama eğitimi gelecek nesilleri yetiştirmek ve bir medeniyet inşa etmek olarak görenler, herhangi bir konuda karar verirken en az on yıllık bir bakış açısına sahip olmalıdır. Ve bugün okulların açılıp açılmamasıyla ilgili verilen kararlar, inanın önümüzdeki on yılları etkileyecektir.
Sayın Milli Eğitim Bakanımızın okulların bütün kademelerde güvenle açılması konusundaki irade ve gayretleri desteklenmelidir. Gelişmiş Avrupa ülkelerinin tamamına yakını daha vahim durumda iken, bazı haftalarda ara verilmesine rağmen yüz yüze eğitim nisandan beri kademeli de olsa uygulanmaktadır. Doğrusu da budur. Bu arada ülkemizi diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslarken, sınıflardaki öğrenci sayıları, servis kullanım alışkanlıkları gerçeği (Avrupa ülkelerinde servis çok az kullanılıyor) ve yemekhanelerdeki bazı şartları göz ardı edemeyiz. Çünkü bizim ülkemizle Avrupa ülkeleri arasında bariz farklar var ve bu farklar salgına karşı alınan tedbirleri de doğrudan etkiliyor.
Ülkemizin her açıdan menfaati için, daha da önemlisi gençlerimizin menfaati için net teklifimiz şudur:
1- İl, ilçe, belde bazında gerekirse komisyonlar kurarak eğitim kurumlarının açılması iradesi ile çalışmalar yapılmalıdır. Gerektiği zamanlarda hibrit eğitim ve bazı kademelerde yüz yüze eğitimi uygulamak, riskler azalınca topyekûn o bölgedeki kurumların tam zamanlı eğitime devam etme kararı verilmelidir. Yani ülke geneli uygulamadan vaz geçilmelidir.
2- Özel öğretim kurumlarına, beyan ettikleri gerekçelerle tam gün veya hibrit eğitimle yüz yüze eğitim vermelerine izin verilmelidir.
3- Özel öğretim kurumlarındaki 1.5 milyondan fazla boş kontenjanı öğrencilerimizin lehine olarak devlet mutlaka değerlendirmelidir. On binlerce derslik hazır ve boş durmaktadır. Bu boş kontenjan miktarı, 15-20 yıldır dilimizden düşürmediğimiz başarılı bilinen Finlandiya'nın toplam öğrenci sayısının iki katı fazladır! Düşünebiliyor musunuz, sadece bu boş kontenjanlara yerleşecek iyi organize edilmiş bir çalışma ile ne harika başarılar yaşanır! Ve kazanan, iyi yetişmiş asgari 1.5 milyon gözbebeğimiz, en büyük sermayemiz çocuklarımız olacaktır.
Tabiatıyla bunları isterken temizlik-fiziki mesafe-maske üçlüsüne doğru uygulamalarla azami derecede dikkat etmeye devam edeceğiz.
YILIN EĞİTİM PROFESYONELİ
Bu yazımı okuduğunuz artı eğitim dergisinin geleneksel olarak düzenlediği ödül gecesinde, ''YILIN EĞİTİM PROFESYONELİ ÖDÜLÜ'' bana verildi. Aşağıya aldığım metinde ödül gerekçesi okundu. Gün boyu devam eden seminer, konferans ve sunumların organizasyonunda başarılı bir programı gerçekleştiren Cem Kaçmaz ve ekibini tebrik ediyorum. Bütün konuşmacılara da düşünce fikir ve sunumları sebebi ile teşekkür ediyorum.
Yılın Eğitim Profesyoneli ödülü
Eğitimci-Sosyolog Hami Koç
Lisans eğitimlerinden sonra yüksek lisansını “Eğitim Yönetimi ve Denetimi” üzerine tamamlayan Koç, özel sektörde yurt içi ve yurt dışında uzun yıllar üst düzey yöneticilik yaptı.
Okullarda uzun yıllar; öğretmen, okul müdürü, kurucu temsilciliği ve genel müdürlük görevlerinde bulundu.
Hâlen çeşitli STK’larda üyelik ve yöneticilik görevleri devam eden Koç, eğitim amaçlı ve yönetici olarak gittiği birçok ülkede çalışmalar ve araştırmalar yapmıştır. Ulusal bir gazetede eğitim üzerine köşe yazıları yayınlandı. Koç, ayrıca yurt içi ve yurt dışında birçok eğitim etkinliğine konuşmacı olarak katıldı. Halen bazı eğitim dergilerinde makaleleri yayınlanmaktadır.
Sayın Koç, geçtiğimiz 13 yılda eğitim yöneticiliği sırasında ekibi ile; akademik, sosyal ve sportif alanlarda Türkiye birincilikleri ve yurtdışı birincilikleri dâhil, çok önemli başarılara ve derecelere imza attı. Eğitim alanında bir çok ilkleri gerçekleştirdi. Uzaktan eğitim çalışmalarını bilimsel ve pedagojik yaklaşımla üniversitesi önce kurumlarda ilk uygulayanlardan oldu. Eğitim teknolojilerini başarı ile yıllarca önce uygulamaya koydu. EBA ya ders çekimlerini en başarılı şekilde gerçekleştiren ekibi yönetti. Tabletli eğitimi ve içerik yazılımını ilk gerçekleştiren ekibin başkanlığını yaptı.
Bütün bunları “ insanların hayırlısı insanlara hizmet edendir “, “ eğitim gönüllere dokunmaktır “ düsturu ile sevgi odaklı empatik yaklaşımla gerçekleştirdi...
Özkurbir başkanı olan ve halen Türkiye’nin ilk büyük kurs markası olan, Okulları ile de, Edirne’den Van a, Samsun’dan Antalya ya kadar ülkemizin bir çok şehrinde şubeleri olan doğru cevap eğitim kurumları CEO su olarak görev yapmaktadır.
Eğitimci Sosyolog Hami Koç, 21. yy da ülkemizin başarılı ve etkili bir eğitim üssü olacağına inanmaktadır.
Yeni yazılarda buluşmak üzere siz değerli okuyucularıma sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Hami Koç / Eğitimci - Sosyolog / ÖZKURBİR Yönetim Kurulu Başkanı
Bir anne düşünün. İki tane çocuğu var. Bu çocuklardan bir tanesi şeker hastası. Bu anne çocukları arasında eşitlik sağlamak için sağlıklı olan çocuğuna tatlı yedirmese olur mu?
Elbette olmaz! Çünkü sosyal eşitlik, matematikte olduğu gibi değerleri birbirine eşitlemekten çok daha geniş bir kavram. Hele konu eğitimse, eşitlikten bahsederken çok daha dikkatli olunmalı!
Daha önce de birçok defalar farklı platformlarda söyledim. Eğitim almamada eşitlik olmaz! Ülkede bazı çocukların imkanı yok diye tüm çocuklar eğitimden mahrum bırakılamaz!
Veya şöyle söyleyelim. Herkes eşit eğitim almalı düşüncesi ile bir kısım gençler eğitim alabileceklerken, eğitim alamayanlar var diye onları da eğitim alamayanlara eşitlemek, eşitlik olamaz!
Farkındayım, konuya biraz hızlı ve ajitasyonla girdim. Maksadım dikkat çekmek! Çünkü bu konuyu çok önemsiyorum ve merkezi yönetime rağmen eğitimle ilgili yerel bir refleks gösterebileceğimizi biliyorum. Bakanlık teşkilatımızın yapısı buna müsait. Zihniyetimiz de müsait duruma gelirse hiçbir engel kalmayacaktır.
Öğrencilerimiz okula gitsinler diye bu kadar çok uğraşmamızın sebebi elbette geleceğimiz. Çünkü ben ülkemizin aydınlık, güzel ve parlak geleceğinden eminim. Bir ülkenin en önemli meselesi eğitimdir. Böyle görülüp algılanmıyorsa, hatta bir toplum veya millet bu gerçeğin farkında değilse, vah o toplumun insanlarının karanlık geleceğine.
Bıktık yalan yanlış masallarla, mesnetsiz, kaynaksız ifade ve metinlerle aldatılmaktan ve yalanları gerçek gibi gösterip avutulmaktan...
İMTİHANIN SONUCU BİZE BAĞLI
Dünya benzeri olmayan bir salgınla imtihanda. Bunun farkındayız dk-apotek.com. Ama bu imtihandan iyi not almak da bizim elimizde. Sorulara isyan ederek bir sonuç alamayacağımızın farkındayız. Yapmamız gereken süreyi iyi kullanmak, bilmediğimiz veya yapamadığımız soruları boş bırakmak ve mümkün olan en az yanlışla bu imtihanı tamamlamaktır. Belki de ''krizler fırsatı doğurur'' gerçeğinden hareketle iyi çalışırsak, ucu karanlık tünelin sonu bizim için aydınlık olur.
Salgın ha bitti ha bitecek derken daha da güçlendi ve bütün hızı ile bölgemizde devam ediyor. En az etkilenen ülkelerden biri biziz çok şükür. Ülkemiz vatandaşına sağladığı bedelsiz hizmetle bütün dünyaya örnek olmaya devam ediyor.
Bu vahşi salgın daha birkaç yıl devam edebilir veya bir anda da bitebilir. Ki geçtiğimiz asırlarda örnekleri var. Her nasıl olacaksa, devam eden hayatımızı daha verimli geçirmek için felaket masallarıyla meşgul olarak gevşemek yerine doğru olan adımları atıp, sabırla-güvenle lazım olanları hayata geçirme iradesinde olmalıyız.
Sosyal hayattaki alışkanlıkların bireylerde ve toplumdaki ani değişiklikleri, mevsimlerin ve hava şartlarının ani değişikliklerindeki tesiri ile insanları çarpan nezle grip ve daha ileri seviyedeki biyolojik hastalıklardan daha riskli hatta kalıcı ruhi hastalıklara, travmalara sebep olacağı unutulmamalıdır. Türk toplumunun son bir asırdaki en büyük kaybı ani ve hazırlıksız değişimle travmaya dönüşen kültür alanında olmuştur.
Diğer sektörlerde kalite kontrol birimleri defolu ürünü henüz banttan çıkmadan tespit edebilir. Ama eğitimde ürünün kalitesinde bir problem olup olmadığını anlamak için yıllarca beklemek gerekir. Bu yüzden adımlarımızı atarken çok daha temkinli olmalıyız ve telafisi mümkün olmayan hataları yapmaktan kaçınmalıyız. Gündelik hesaplarla ve kısa vadeli çözümler ancak bugünümüzü kurtarabilir. Ama eğitimi gelecek nesilleri yetiştirmek ve bir medeniyet inşa etmek olarak görenler, herhangi bir konuda karar verirken en az on yıllık bir bakış açısına sahip olmalıdır. Ve bugün okulların açılıp açılmamasıyla ilgili verilen kararlar, inanın önümüzdeki on yılları etkileyecektir.
Sayın Milli Eğitim Bakanımızın okulların bütün kademelerde güvenle açılması konusundaki irade ve gayretleri desteklenmelidir. Gelişmiş Avrupa ülkelerinin tamamına yakını daha vahim durumda iken, bazı haftalarda ara verilmesine rağmen yüz yüze eğitim nisandan beri kademeli de olsa uygulanmaktadır. Doğrusu da budur. Bu arada ülkemizi diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslarken, sınıflardaki öğrenci sayıları, servis kullanım alışkanlıkları gerçeği (Avrupa ülkelerinde servis çok az kullanılıyor) ve yemekhanelerdeki bazı şartları göz ardı edemeyiz. Çünkü bizim ülkemizle Avrupa ülkeleri arasında bariz farklar var ve bu farklar salgına karşı alınan tedbirleri de doğrudan etkiliyor.
Ülkemizin her açıdan menfaati için, daha da önemlisi gençlerimizin menfaati için net teklifimiz şudur:
1- İl, ilçe, belde bazında gerekirse komisyonlar kurarak eğitim kurumlarının açılması iradesi ile çalışmalar yapılmalıdır. Gerektiği zamanlarda hibrit eğitim ve bazı kademelerde yüz yüze eğitimi uygulamak, riskler azalınca topyekûn o bölgedeki kurumların tam zamanlı eğitime devam etme kararı verilmelidir. Yani ülke geneli uygulamadan vaz geçilmelidir.
2- Özel öğretim kurumlarına, beyan ettikleri gerekçelerle tam gün veya hibrit eğitimle yüz yüze eğitim vermelerine izin verilmelidir.
3- Özel öğretim kurumlarındaki 1.5 milyondan fazla boş kontenjanı öğrencilerimizin lehine olarak devlet mutlaka değerlendirmelidir. On binlerce derslik hazır ve boş durmaktadır. Bu boş kontenjan miktarı, 15-20 yıldır dilimizden düşürmediğimiz başarılı bilinen Finlandiya'nın toplam öğrenci sayısının iki katı fazladır! Düşünebiliyor musunuz, sadece bu boş kontenjanlara yerleşecek iyi organize edilmiş bir çalışma ile ne harika başarılar yaşanır! Ve kazanan, iyi yetişmiş asgari 1.5 milyon gözbebeğimiz, en büyük sermayemiz çocuklarımız olacaktır.
Tabiatıyla bunları isterken temizlik-fiziki mesafe-maske üçlüsüne doğru uygulamalarla azami derecede dikkat etmeye devam edeceğiz.
YILIN EĞİTİM PROFESYONELİ
Bu yazımı okuduğunuz artı eğitim dergisinin geleneksel olarak düzenlediği ödül gecesinde, ''YILIN EĞİTİM PROFESYONELİ ÖDÜLÜ'' bana verildi. Aşağıya aldığım metinde ödül gerekçesi okundu. Gün boyu devam eden seminer, konferans ve sunumların organizasyonunda başarılı bir programı gerçekleştiren Cem Kaçmaz ve ekibini tebrik ediyorum. Bütün konuşmacılara da düşünce fikir ve sunumları sebebi ile teşekkür ediyorum.
Yılın Eğitim Profesyoneli ödülü
Eğitimci-Sosyolog Hami Koç
Lisans eğitimlerinden sonra yüksek lisansını “Eğitim Yönetimi ve Denetimi” üzerine tamamlayan Koç, özel sektörde yurt içi ve yurt dışında uzun yıllar üst düzey yöneticilik yaptı.
Okullarda uzun yıllar; öğretmen, okul müdürü, kurucu temsilciliği ve genel müdürlük görevlerinde bulundu.
Hâlen çeşitli STK’larda üyelik ve yöneticilik görevleri devam eden Koç, eğitim amaçlı ve yönetici olarak gittiği birçok ülkede çalışmalar ve araştırmalar yapmıştır. Ulusal bir gazetede eğitim üzerine köşe yazıları yayınlandı. Koç, ayrıca yurt içi ve yurt dışında birçok eğitim etkinliğine konuşmacı olarak katıldı. Halen bazı eğitim dergilerinde makaleleri yayınlanmaktadır.
Sayın Koç, geçtiğimiz 13 yılda eğitim yöneticiliği sırasında ekibi ile; akademik, sosyal ve sportif alanlarda Türkiye birincilikleri ve yurtdışı birincilikleri dâhil, çok önemli başarılara ve derecelere imza attı. Eğitim alanında bir çok ilkleri gerçekleştirdi. Uzaktan eğitim çalışmalarını bilimsel ve pedagojik yaklaşımla üniversitesi önce kurumlarda ilk uygulayanlardan oldu. Eğitim teknolojilerini başarı ile yıllarca önce uygulamaya koydu. EBA ya ders çekimlerini en başarılı şekilde gerçekleştiren ekibi yönetti. Tabletli eğitimi ve içerik yazılımını ilk gerçekleştiren ekibin başkanlığını yaptı.
Bütün bunları “ insanların hayırlısı insanlara hizmet edendir “, “ eğitim gönüllere dokunmaktır “ düsturu ile sevgi odaklı empatik yaklaşımla gerçekleştirdi...
Özkurbir başkanı olan ve halen Türkiye’nin ilk büyük kurs markası olan, Okulları ile de, Edirne’den Van a, Samsun’dan Antalya ya kadar ülkemizin bir çok şehrinde şubeleri olan doğru cevap eğitim kurumları CEO su olarak görev yapmaktadır.
Eğitimci Sosyolog Hami Koç, 21. yy da ülkemizin başarılı ve etkili bir eğitim üssü olacağına inanmaktadır.
Yeni yazılarda buluşmak üzere siz değerli okuyucularıma sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Son Güncelleme: Cuma, 27 Kasım 2020 14:47
Gösterim: 812
İstanbul Eğitim Zirvesi'nde TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ali Akdoğan moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Uzaktan eğitim özel okulları nasıl dönüştürecek? Kurumlar bu süreçte hangi uygulamaları geliştirdiler? Eğitimde yeni paradigma nasıl şekillenecek?” oturumunda Eğitim Girişimcisi Ümit Kalko, Oğuzkaan Okulları Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Koordinatörü Hatice Yılmaz, İELEV Genel Müdürü Burak Kılanç ve Bil Eğitim Kurumları Genel Müdürü Ayfer Batı yeni dönemin parametrelerini anlattılar.
Oturumun açılış konuşmasını yapan Dr. Ali Akdoğan COVID 19 yüzünden belirsizliğin çok yoğun olduğu bir dönemden geçildiğini, Türk toplumunun belirsizliğe olan toleransının çok düşük olduğunu belirterek, “Ben bu dönemi ‘Eğer ile meğeri evlendirmişler. Keşke adında çocukları olmuş’ şeklindeki İran atasözüne benzetiyorum. Eğerlerimiz ve meğerlerimiz oldukça fazla. Bu bağlamda bakalım nasıl bir sonuca doğru evrileceğiz? Başlığından da anlaşılacağı üzere oturumumuzda eğitimin geleceği nasıl şekilleneceği, okulların nasıl dönüşeceği, uygulamalara bu değişim ve dönüşümün nasıl yansıyacağı konularında konuşmacılarımızın değerli görüşlerini dinleyeceğiz” dedi.
ÜMİT KALKO
EĞİTİM TEKNOLOJİLERİ İHTİYAÇ HALİNE DÖNÜŞTÜ
Oturumda ilk sözü alan Eğitim Girişimcisi Ümit Kalko yaptığı konuşmada, değişimlerin ihtiyaçlardan kaynaklandığını, öğretmenlerin okullarda kritik bir rolünün olduğunu ve formasyonlarına eğitim teknolojisinin de eklenmesi gerektiğinin altını çizdi. Dünyanın ve Türkiye’nin daha önce deneyimlemediği bir dönemden geçtiğini ifade eden Kalko, eğitim sektörünün de doğal olarak pandemiye hazırlıksız yakalandığını söyledi. Bu tarz sıkıntılı dönemlerin aynı zamanda yeni fırsatlar sunduğuna işaret eden Kalko, “Dünya tarihine baktığımızda her icatın bir ihtiyaç yüzünden ortaya çıktığını görebiliriz. Uzaktan eğitim ve eğitim teknolojilerinin ya da yapay zeka dediğimiz konuların hiçbir zaman olmadığı kadar bu denli ihtiyaç haline geldiği bir döneme girdik. Dolayısıyla daha derinlemesine çalışmalar yapıyoruz. Örneğin ben 9 yıl önce sahip olduğum kurumda Turkcell ile bir anlaşma yapmış ve onların pilot okulu olmuştum. Bu okulda akıllı eğitim uygulaması yapmıştık. Özel bir yazılım programı ile öğrencinin evinden öğretmeniyle tabletleri aracılığıyla iletişim kurabilmesi söz konusuydu. Ama bu proje bir türlü yürümüyordu, çünkü öğretmenlerimizden bir direnç vardı. Velilere bu uygulamaların gerekli olmadığını anlatıyorlardı. Bunun üzerine bir araştırma yaptık ve öğretmenlerin büyük çoğunluğunun bilgisayar okur-yazarlığının olmadığını farkettik. Öğretmenlerimizi bu konuda eğitmek istedik ama belirli yaştaki öğretmenleri eğitmenin dünyanın en zor işlerinden biri olduğunu gördük. 3 yıl uğraşmamıza rağmen bu önemli projeyi layıkıyla hayata geçiremedik. Eğitimde yapılacak bütün değişikliklerin öğretmenin ikna olmasından geçtiğini anladık” diye konuştu.
FAKÜLTELERDE EĞİTİM TEKNOLOĞU YETİŞTİRMELİYİZ
Milyarlarca lira para harcanan FATİH Projesi’nin uygulamasını yapacak öğretmenlerin bu projenin arkasında durmasıyla ilgili hizmet içi eğitimlerine, yatkınlıklarının artırılmasına yönelik projenin yüzde 10’u kadar kaynak aktarılmadığı anlatan Kalko, “Bu sebeple FATİH Projesi ilk baştaki amacına yüzde 100 ulaşamadı. Artık 2020 yılındayız ve uzaktan eğitim ana gündemimizi oluşturuyor. Ancak gerek kamu okullarında gerek özel okullarda gerçek manada uzaktan eğitimin alt yapısını yapabilmemiz için öğretmenlerimizle ilgili çalışmalar yapmamız, bunun için de eğitim fakültelerine girmemiz lazım. Dolayısıyla bizlerin eğitim fakültelerinde hangi branştan mezun olursa olsun tüm öğretmenlerimizin birer eğitim teknoloğu olarak da mezun olmalarını sağlamamız gerekmektedir. Daha önce öğrencileri geliştirebilirsek dünyayı da değiştireceğimize inanıyorduk, artık yeni dönemde öğrencileri yetiştiren öğretmenlerimizi de geliştirmeli ve bakış açılarını değiştirmeliyiz” diye konuştu.
Uzaktan eğitimin sadece okulların kapalı olduğu dönemlerde değil, önümüzdeki süreçte yüz yüze eğitimle birlikte eğitim sisteminin önemli bir parçası olacağını kaydeden Ümit Kalko, “Yarın aşı bulunsa ve pandemi sona erse emin olun öğrenciler akşamları ders tekrarını uzaktan eğitimle almak isteyecekler. Yani sistem kalıcı bir model olarak varlığını sürdürecek. Belki bizim yaş grubumuz bu durumu tam olarak anlamakta zorlanabilir ama özellikle Z kuşağı dediğimiz çocuklar farklı bir nesil. Her şeylerini dijital olarak yaşıyorlar. Dolayısıyla bakış açılarımızı değiştirerek bu neslin yatkınlıklarına uygun çözümler üzerinde çalışmamız önem teşkil ediyor” ifadelerini kullandı.
AYFER BATI
HİPER KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİMİ KONUŞACAĞIZ
Bil Eğitim Kurumları Genel Müdürü Ayfer Batı ise konuşmasında, küçük yaşlarda yaşanan öğrenme kayıplarının ileri yaşlarda büyük bir boşluk yarattığına dikkat çekerek okurların dijital ortamda eşitlendiğini anlattı. Yapılan bir araştırmaya göre, pandemi döneminde eksik eğitim gören bir 3. sınıf öğrencisi 10. sınıfa geldiğinde yüzde 72 oranında eğitim kaybı riskiyle karşı karşıya olabileceğini ortaya koyduğunu açıklayan Batı, öğrenme kaybının tedbirinin alınmaması durumunda bunun ülkelerin ekonomilerini, toplumsal yapılarını hatta gıda israflarını artırabileceğini vurguladı.
Pandemi günlerinde okulların kapandığını ve öğrencilerin dijital ortamda eğitimlerini sürdürdüğünü belirten Batı, “En lüks okullarla daha mütevazı okullar arasında bir fark kalmadı, aynı seviyeye geldiler. Biz aynı zamanda şunu net net anladık ki dünyada ne değişirse değişsin öğretmen inovasyondur. Yani öğrenci bir bilgisayar ekranından öğretmenini izliyordu. Bundan dolayı öğretmenlerin inovasyon olduğunu unutmadan bundan sonraki süreçlere devam etmemiz gerekiyor. Peki ekranın karşısındaki öğretmen kimdi? Özel okulların yaptığı çalışmalara baktığımızda, öğretmen kendi duygusal iyi olma halini önemsemeden ekranın karşısına geçti ve velilerin ve öğrencilerin iyi olma halinden başlayarak eğitim ve öğretime başladı. Online çevrimiçi eğitim bir tasarım gerektiriyordu. Öğretmenler bunu yüz yüze eğitimde bir şekilde çözebiliyorlar ama çevrimiçi eğitimde bir tasarım ihtiyacı ortaya çıktı. Çünkü bir öğretmen ve onu izleyen 20 öğrencinin dikkatini 30-35 dakika boyunca canlı tutmak zorunda. İşte pandemi dünya genelinde yüksek öğretimde ve yüksek lisans programlarında kullanılan çevrimiçi online eğitimin hepimizin hayatına girmesine yol açtı” diye konuştu.
Günümüz eğitim sektöründe 21. yüzyılın öğrenme dinamiği olan merak ve hiper kişiselleştirilmiş eğitim kavramlarının daha fazla gündeme geleceğini ifade eden Ayfer Batı, “Biz okullarımızda son 20 yıldır kişiselleştirilmiş çocuğa özel eğitim vadediyoruz. Ne var ki yüz yüze eğitimle bunun mümkün olmadığını çok iyi biliyoruz. Kişiselleştirilmiş eğitim okulun dışında ekstra birlikteliğe, kendini tamamlamaya, iyi olduğu alanı çok daha fazla geliştirmeye yönelik bireysel programlara ihtiyaç duyuyor. Önümüzdeki süreçte hibrit bir eğitim yani yüz yüze ve çevrimiçi bir eğitimin dengede verildiği bir model bizlerin öğrencilere vadettiği kişiselleştirilmiş eğitimde hedeflere ulaşılmasına vesile olabilecek. Bunun yanı sıra yeni jenerasyonun özelliklerine uygun olarak 7/24 eğitimleri konuşacağız. Bizler sadece çevrimiçi dersleri ve bunların tasarımlarını değil, aynı zamanda çevrimdışı derslerde asenkron taraftaki içeriklerin kalitesini ve çocuğu tamamlayıcı olup olmadığını konuşacağız” değerlendirmesinde bulundu.
BURAK KILAÇ
SÜRECİ VELİLERİ KATARAK YÖNETTİK
İELEV Genel Müdürü Burak Kılanç ise, eğitim kurumu olarak pandemi sürecindeki tecrübelerini ve tespitlerini paylaştı. Geçmiş yıllarda yaptıkları çalışmalar sonucunda online eğitime nispeten yatkın öğretmenler ve öğrencilerinin olduğunu anlatan Kılanç, bu sebeple ilk başlarda büyük bir sıkıntı yaşamadıklarını söyledi. Özel eğitim kurumlarından velilerin büyük beklentileri olduğuna atıfta bulunan Kılanç, “Çünkü veliler ciddi miktarda para ödeyerek çocuklarının özel eğitim kurumlarında okumalarını sağlıyorlar. Örneğin bizim okullarımızda okuyan öğrencilerin velileri genellikle akademik eğitim almış beyaz yakalılardan oluşuyor. Dolayısıyla bizlerin almış olduğu her türlü tedbiri sorgulama hakkını kendilerinde görüyorlar. Bu yüzden sürece velileri de katmaya çalıştık. Onlarla yaptığımız bütün toplantılarımızda, pandemi döneminden geçtiğimiz için verilen eğitimlerin kalitesinde mutlaka kayıplar olacağını ama bunu en aza indirebilmek için elimizden ne geliyorsa önlemlerini alacağımızı anlattık. Açıkçası son 10 aydır İELEV Okuları’nda olmadığı kadar velilerimizle iletişim halindeyiz. Bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. İyi de bir denge tutturduğumuza inanıyorum. Birinci COVID döneminde yani online eğitime geçtiğimiz 13 Mart tarihinden sonra velilere yönelik 2 haftada bir anketler yaptık ve düşüncelerini aldık ve gelen bütün geri bildirimlere göre aksiyon almaya çalıştık ” dedi.
Birinci COVID dönemiyle ikinci COVID dönemi arasında çok büyük farklılıklar olduğunu anlatan Burak Kılanç şöyle devam etti: “Birinci COVID döneminde elimizdeki tüm imkanları online olarak seferber edebiliyorduk. Şu anda hibrit bir modele geçtik. Öğretmenlerimizi hem online hem de yüz yüze eğitimde kullanabiliyoruz. Doğal olarak bu durum öğretmenlerimiz üzerindeki ders yükünü ve sorumlulukları fazlasıyla artırdı. Bu anlamda öğretmenlerin iyi bulunulmuşluk durumları çok önemli hale geldi. Şu anda insan kaynakları departmanımız öğretmenlerimizin durumlarıyla ilgili özel olarak çalışıyor. Çünkü günümüzde ve bundan sonraki dönemde öğretmenlerin sadece eğitim teknolojilerini öğrenmeleri tek başına yeterli olmayacak, ruh durumlarının da sağlıklı olması gerekiyor” diye konuştu.
Eğitim teknolojileri alanında velilerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin yeterliliklerini artırmak amacıyla kurum olarak Eğitim Teknolojileri ve Materyalleri adında bir ofis kurduklarını açıklayan Kılanç, çalışmalarını bu alana da kaydırdıklarını sözlerine ekledi.
HATİCE YILMAZ
EN BÜYÜK KIRILMAYI EĞİTİM SETÖRÜ YAŞADI
Oğuzkaan Okulları Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Koordinatörü Hatice Yılmaz ise yaptığı konuşmada, Covid-19 salgınının dijital çağı 5-10 yıl öne çektiğini ve pek çok değişimin yaşandığını belirtti. Bu dönemde e-ticaretin büyük bir hızla yaygınlaştığını hatırlatan Yılmaz, online gıda alışverişlerinin yüzde 400 oranında arttığını dile getirdi. Sadece gıda alanında değil pek çok sektörde iş yapış biçiminin değişmeye başladığını kaydeden Yılmaz, insanların fiziksel ve psikolojik özelliklerinin etkilendiğini ve obezitenin arttığına dikkat çekti. Pandemide en büyük kırılmanın eğitim sektöründe yaşandığının altını çizen Yılmaz, “Normal koşullarda eğitim döneminde ancak 10-15 yılda geleceğimizi düşündüğümüz süreçlere sadece 3 ayda ulaşmış olduk. Pek çok değişiklik oldu, bazı programları bu dönemde tanımaya ve kullanmaya başladık. Daha önce bazı üniversitelerin kullandığı uzaktan eğitim anaokulundan itibaren K12’nin tüm düzeylerinde kullanılmaya başladı. Kısa bir süre önce çocuklarımızı bilgisayarlardan uzaklaştırmayı düşünürken şu anda bilgisayar ekranlarının içine düştüler” şeklinde konuştu.
Uzaktan eğitimin ilk günlerinde özel okulların farklı dijital platformları araştırdığını ve ilerleyen süreçle birlikte her okulun kendisine uygun bir sistem bulduğunu anlatan Hatice Yılmaz, “Öğretmenlerimiz gündüz kendileri eğitim yaptılar, akşama doğru ise kendileri öğrenci oldu. Eğitim teknolojilerini öğrenmeye başladılar. Öğretmen yüz yüze eğitimde kendi donanımıyla verdiği eğitimde başarılı olabiliyordu ama web 2.0 araçları kullanmayı bilmiyorsa uzaktan eğitimde başarılı olması mümkün değil” şeklinde açıklamalarda bulundu. Pandemiyle birlikte hayatımıza giren uzaktan öğretimin zaman ve mekan kavramlarını ortadan kaldırdığına işaret eden Yılmaz, “Uzaktan eğitim eğitim sistemimizin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bunun yanı sıra öğretmenlerin kendi aralarında ve okul yöneticileriyle toplanarak görüş alışverişinde bulunmalarına vesile oldu. Öğrenci-öğretmen – veli ilişkileri arttı ve öğrencilere verilen özel destek hizmetleri çok kolaylaştı. Kısacası bizler toplum olarak başka bir öğrenme biçiminin var olduğunu görmüş olduk” diye konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
İstanbul Eğitim Zirvesi'nde TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ali Akdoğan moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Uzaktan eğitim özel okulları nasıl dönüştürecek? Kurumlar bu süreçte hangi uygulamaları geliştirdiler? Eğitimde yeni paradigma nasıl şekillenecek?” oturumunda Eğitim Girişimcisi Ümit Kalko, Oğuzkaan Okulları Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Koordinatörü Hatice Yılmaz, İELEV Genel Müdürü Burak Kılanç ve Bil Eğitim Kurumları Genel Müdürü Ayfer Batı yeni dönemin parametrelerini anlattılar.
Oturumun açılış konuşmasını yapan Dr. Ali Akdoğan COVID 19 yüzünden belirsizliğin çok yoğun olduğu bir dönemden geçildiğini, Türk toplumunun belirsizliğe olan toleransının çok düşük olduğunu belirterek, “Ben bu dönemi ‘Eğer ile meğeri evlendirmişler. Keşke adında çocukları olmuş’ şeklindeki İran atasözüne benzetiyorum. Eğerlerimiz ve meğerlerimiz oldukça fazla. Bu bağlamda bakalım nasıl bir sonuca doğru evrileceğiz? Başlığından da anlaşılacağı üzere oturumumuzda eğitimin geleceği nasıl şekilleneceği, okulların nasıl dönüşeceği, uygulamalara bu değişim ve dönüşümün nasıl yansıyacağı konularında konuşmacılarımızın değerli görüşlerini dinleyeceğiz” dedi.
ÜMİT KALKO
EĞİTİM TEKNOLOJİLERİ İHTİYAÇ HALİNE DÖNÜŞTÜ
Oturumda ilk sözü alan Eğitim Girişimcisi Ümit Kalko yaptığı konuşmada, değişimlerin ihtiyaçlardan kaynaklandığını, öğretmenlerin okullarda kritik bir rolünün olduğunu ve formasyonlarına eğitim teknolojisinin de eklenmesi gerektiğinin altını çizdi. Dünyanın ve Türkiye’nin daha önce deneyimlemediği bir dönemden geçtiğini ifade eden Kalko, eğitim sektörünün de doğal olarak pandemiye hazırlıksız yakalandığını söyledi. Bu tarz sıkıntılı dönemlerin aynı zamanda yeni fırsatlar sunduğuna işaret eden Kalko, “Dünya tarihine baktığımızda her icatın bir ihtiyaç yüzünden ortaya çıktığını görebiliriz. Uzaktan eğitim ve eğitim teknolojilerinin ya da yapay zeka dediğimiz konuların hiçbir zaman olmadığı kadar bu denli ihtiyaç haline geldiği bir döneme girdik. Dolayısıyla daha derinlemesine çalışmalar yapıyoruz. Örneğin ben 9 yıl önce sahip olduğum kurumda Turkcell ile bir anlaşma yapmış ve onların pilot okulu olmuştum. Bu okulda akıllı eğitim uygulaması yapmıştık. Özel bir yazılım programı ile öğrencinin evinden öğretmeniyle tabletleri aracılığıyla iletişim kurabilmesi söz konusuydu. Ama bu proje bir türlü yürümüyordu, çünkü öğretmenlerimizden bir direnç vardı. Velilere bu uygulamaların gerekli olmadığını anlatıyorlardı. Bunun üzerine bir araştırma yaptık ve öğretmenlerin büyük çoğunluğunun bilgisayar okur-yazarlığının olmadığını farkettik. Öğretmenlerimizi bu konuda eğitmek istedik ama belirli yaştaki öğretmenleri eğitmenin dünyanın en zor işlerinden biri olduğunu gördük. 3 yıl uğraşmamıza rağmen bu önemli projeyi layıkıyla hayata geçiremedik. Eğitimde yapılacak bütün değişikliklerin öğretmenin ikna olmasından geçtiğini anladık” diye konuştu.
FAKÜLTELERDE EĞİTİM TEKNOLOĞU YETİŞTİRMELİYİZ
Milyarlarca lira para harcanan FATİH Projesi’nin uygulamasını yapacak öğretmenlerin bu projenin arkasında durmasıyla ilgili hizmet içi eğitimlerine, yatkınlıklarının artırılmasına yönelik projenin yüzde 10’u kadar kaynak aktarılmadığı anlatan Kalko, “Bu sebeple FATİH Projesi ilk baştaki amacına yüzde 100 ulaşamadı. Artık 2020 yılındayız ve uzaktan eğitim ana gündemimizi oluşturuyor. Ancak gerek kamu okullarında gerek özel okullarda gerçek manada uzaktan eğitimin alt yapısını yapabilmemiz için öğretmenlerimizle ilgili çalışmalar yapmamız, bunun için de eğitim fakültelerine girmemiz lazım. Dolayısıyla bizlerin eğitim fakültelerinde hangi branştan mezun olursa olsun tüm öğretmenlerimizin birer eğitim teknoloğu olarak da mezun olmalarını sağlamamız gerekmektedir. Daha önce öğrencileri geliştirebilirsek dünyayı da değiştireceğimize inanıyorduk, artık yeni dönemde öğrencileri yetiştiren öğretmenlerimizi de geliştirmeli ve bakış açılarını değiştirmeliyiz” diye konuştu.
Uzaktan eğitimin sadece okulların kapalı olduğu dönemlerde değil, önümüzdeki süreçte yüz yüze eğitimle birlikte eğitim sisteminin önemli bir parçası olacağını kaydeden Ümit Kalko, “Yarın aşı bulunsa ve pandemi sona erse emin olun öğrenciler akşamları ders tekrarını uzaktan eğitimle almak isteyecekler. Yani sistem kalıcı bir model olarak varlığını sürdürecek. Belki bizim yaş grubumuz bu durumu tam olarak anlamakta zorlanabilir ama özellikle Z kuşağı dediğimiz çocuklar farklı bir nesil. Her şeylerini dijital olarak yaşıyorlar. Dolayısıyla bakış açılarımızı değiştirerek bu neslin yatkınlıklarına uygun çözümler üzerinde çalışmamız önem teşkil ediyor” ifadelerini kullandı.
AYFER BATI
HİPER KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİMİ KONUŞACAĞIZ
Bil Eğitim Kurumları Genel Müdürü Ayfer Batı ise konuşmasında, küçük yaşlarda yaşanan öğrenme kayıplarının ileri yaşlarda büyük bir boşluk yarattığına dikkat çekerek okurların dijital ortamda eşitlendiğini anlattı. Yapılan bir araştırmaya göre, pandemi döneminde eksik eğitim gören bir 3. sınıf öğrencisi 10. sınıfa geldiğinde yüzde 72 oranında eğitim kaybı riskiyle karşı karşıya olabileceğini ortaya koyduğunu açıklayan Batı, öğrenme kaybının tedbirinin alınmaması durumunda bunun ülkelerin ekonomilerini, toplumsal yapılarını hatta gıda israflarını artırabileceğini vurguladı.
Pandemi günlerinde okulların kapandığını ve öğrencilerin dijital ortamda eğitimlerini sürdürdüğünü belirten Batı, “En lüks okullarla daha mütevazı okullar arasında bir fark kalmadı, aynı seviyeye geldiler. Biz aynı zamanda şunu net net anladık ki dünyada ne değişirse değişsin öğretmen inovasyondur. Yani öğrenci bir bilgisayar ekranından öğretmenini izliyordu. Bundan dolayı öğretmenlerin inovasyon olduğunu unutmadan bundan sonraki süreçlere devam etmemiz gerekiyor. Peki ekranın karşısındaki öğretmen kimdi? Özel okulların yaptığı çalışmalara baktığımızda, öğretmen kendi duygusal iyi olma halini önemsemeden ekranın karşısına geçti ve velilerin ve öğrencilerin iyi olma halinden başlayarak eğitim ve öğretime başladı. Online çevrimiçi eğitim bir tasarım gerektiriyordu. Öğretmenler bunu yüz yüze eğitimde bir şekilde çözebiliyorlar ama çevrimiçi eğitimde bir tasarım ihtiyacı ortaya çıktı. Çünkü bir öğretmen ve onu izleyen 20 öğrencinin dikkatini 30-35 dakika boyunca canlı tutmak zorunda. İşte pandemi dünya genelinde yüksek öğretimde ve yüksek lisans programlarında kullanılan çevrimiçi online eğitimin hepimizin hayatına girmesine yol açtı” diye konuştu.
Günümüz eğitim sektöründe 21. yüzyılın öğrenme dinamiği olan merak ve hiper kişiselleştirilmiş eğitim kavramlarının daha fazla gündeme geleceğini ifade eden Ayfer Batı, “Biz okullarımızda son 20 yıldır kişiselleştirilmiş çocuğa özel eğitim vadediyoruz. Ne var ki yüz yüze eğitimle bunun mümkün olmadığını çok iyi biliyoruz. Kişiselleştirilmiş eğitim okulun dışında ekstra birlikteliğe, kendini tamamlamaya, iyi olduğu alanı çok daha fazla geliştirmeye yönelik bireysel programlara ihtiyaç duyuyor. Önümüzdeki süreçte hibrit bir eğitim yani yüz yüze ve çevrimiçi bir eğitimin dengede verildiği bir model bizlerin öğrencilere vadettiği kişiselleştirilmiş eğitimde hedeflere ulaşılmasına vesile olabilecek. Bunun yanı sıra yeni jenerasyonun özelliklerine uygun olarak 7/24 eğitimleri konuşacağız. Bizler sadece çevrimiçi dersleri ve bunların tasarımlarını değil, aynı zamanda çevrimdışı derslerde asenkron taraftaki içeriklerin kalitesini ve çocuğu tamamlayıcı olup olmadığını konuşacağız” değerlendirmesinde bulundu.
BURAK KILAÇ
SÜRECİ VELİLERİ KATARAK YÖNETTİK
İELEV Genel Müdürü Burak Kılanç ise, eğitim kurumu olarak pandemi sürecindeki tecrübelerini ve tespitlerini paylaştı. Geçmiş yıllarda yaptıkları çalışmalar sonucunda online eğitime nispeten yatkın öğretmenler ve öğrencilerinin olduğunu anlatan Kılanç, bu sebeple ilk başlarda büyük bir sıkıntı yaşamadıklarını söyledi. Özel eğitim kurumlarından velilerin büyük beklentileri olduğuna atıfta bulunan Kılanç, “Çünkü veliler ciddi miktarda para ödeyerek çocuklarının özel eğitim kurumlarında okumalarını sağlıyorlar. Örneğin bizim okullarımızda okuyan öğrencilerin velileri genellikle akademik eğitim almış beyaz yakalılardan oluşuyor. Dolayısıyla bizlerin almış olduğu her türlü tedbiri sorgulama hakkını kendilerinde görüyorlar. Bu yüzden sürece velileri de katmaya çalıştık. Onlarla yaptığımız bütün toplantılarımızda, pandemi döneminden geçtiğimiz için verilen eğitimlerin kalitesinde mutlaka kayıplar olacağını ama bunu en aza indirebilmek için elimizden ne geliyorsa önlemlerini alacağımızı anlattık. Açıkçası son 10 aydır İELEV Okuları’nda olmadığı kadar velilerimizle iletişim halindeyiz. Bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. İyi de bir denge tutturduğumuza inanıyorum. Birinci COVID döneminde yani online eğitime geçtiğimiz 13 Mart tarihinden sonra velilere yönelik 2 haftada bir anketler yaptık ve düşüncelerini aldık ve gelen bütün geri bildirimlere göre aksiyon almaya çalıştık ” dedi.
Birinci COVID dönemiyle ikinci COVID dönemi arasında çok büyük farklılıklar olduğunu anlatan Burak Kılanç şöyle devam etti: “Birinci COVID döneminde elimizdeki tüm imkanları online olarak seferber edebiliyorduk. Şu anda hibrit bir modele geçtik. Öğretmenlerimizi hem online hem de yüz yüze eğitimde kullanabiliyoruz. Doğal olarak bu durum öğretmenlerimiz üzerindeki ders yükünü ve sorumlulukları fazlasıyla artırdı. Bu anlamda öğretmenlerin iyi bulunulmuşluk durumları çok önemli hale geldi. Şu anda insan kaynakları departmanımız öğretmenlerimizin durumlarıyla ilgili özel olarak çalışıyor. Çünkü günümüzde ve bundan sonraki dönemde öğretmenlerin sadece eğitim teknolojilerini öğrenmeleri tek başına yeterli olmayacak, ruh durumlarının da sağlıklı olması gerekiyor” diye konuştu.
Eğitim teknolojileri alanında velilerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin yeterliliklerini artırmak amacıyla kurum olarak Eğitim Teknolojileri ve Materyalleri adında bir ofis kurduklarını açıklayan Kılanç, çalışmalarını bu alana da kaydırdıklarını sözlerine ekledi.
HATİCE YILMAZ
EN BÜYÜK KIRILMAYI EĞİTİM SETÖRÜ YAŞADI
Oğuzkaan Okulları Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Koordinatörü Hatice Yılmaz ise yaptığı konuşmada, Covid-19 salgınının dijital çağı 5-10 yıl öne çektiğini ve pek çok değişimin yaşandığını belirtti. Bu dönemde e-ticaretin büyük bir hızla yaygınlaştığını hatırlatan Yılmaz, online gıda alışverişlerinin yüzde 400 oranında arttığını dile getirdi. Sadece gıda alanında değil pek çok sektörde iş yapış biçiminin değişmeye başladığını kaydeden Yılmaz, insanların fiziksel ve psikolojik özelliklerinin etkilendiğini ve obezitenin arttığına dikkat çekti. Pandemide en büyük kırılmanın eğitim sektöründe yaşandığının altını çizen Yılmaz, “Normal koşullarda eğitim döneminde ancak 10-15 yılda geleceğimizi düşündüğümüz süreçlere sadece 3 ayda ulaşmış olduk. Pek çok değişiklik oldu, bazı programları bu dönemde tanımaya ve kullanmaya başladık. Daha önce bazı üniversitelerin kullandığı uzaktan eğitim anaokulundan itibaren K12’nin tüm düzeylerinde kullanılmaya başladı. Kısa bir süre önce çocuklarımızı bilgisayarlardan uzaklaştırmayı düşünürken şu anda bilgisayar ekranlarının içine düştüler” şeklinde konuştu.
Uzaktan eğitimin ilk günlerinde özel okulların farklı dijital platformları araştırdığını ve ilerleyen süreçle birlikte her okulun kendisine uygun bir sistem bulduğunu anlatan Hatice Yılmaz, “Öğretmenlerimiz gündüz kendileri eğitim yaptılar, akşama doğru ise kendileri öğrenci oldu. Eğitim teknolojilerini öğrenmeye başladılar. Öğretmen yüz yüze eğitimde kendi donanımıyla verdiği eğitimde başarılı olabiliyordu ama web 2.0 araçları kullanmayı bilmiyorsa uzaktan eğitimde başarılı olması mümkün değil” şeklinde açıklamalarda bulundu. Pandemiyle birlikte hayatımıza giren uzaktan öğretimin zaman ve mekan kavramlarını ortadan kaldırdığına işaret eden Yılmaz, “Uzaktan eğitim eğitim sistemimizin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bunun yanı sıra öğretmenlerin kendi aralarında ve okul yöneticileriyle toplanarak görüş alışverişinde bulunmalarına vesile oldu. Öğrenci-öğretmen – veli ilişkileri arttı ve öğrencilere verilen özel destek hizmetleri çok kolaylaştı. Kısacası bizler toplum olarak başka bir öğrenme biçiminin var olduğunu görmüş olduk” diye konuştu.
Son Güncelleme: Cuma, 20 Kasım 2020 11:33
Gösterim: 1301

